Kişisel Blog Yazıları #138

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için son çağrı. Başlıyor, başlıyor.

Yazıyor, yazıyor gibi oldu bu da. Hani zamanında küçük çocuklar gazeteleri, sokaklarda satarlarmış ya.

Gazeteyi satarlarken de, “Yazıyor, yazıyor” diye bağırırlarmış. Nostalji olarak böyle satışlar hala yapılsın isterim ben.

GAZETE SATIŞI SOSYAL DENEYİ…

Sokakta gazete satana denk gelsem, “Hazır yanıma kadar gelmiş alayım bari” derim. Ama başkası alır mı?

Bunu sosyal bir deney olarak bir denemek lazım. Milletin tepkisi nasıl olurdu acaba?

Bir de satan çocuk, elindeki tüm gazeteleri bitiriyormuş. Olur mu olur. Denemek lazım işte.

Artık bu sloganın yerini son dakikalar aldı. Yeni bir gelişme olduğunda yer gök son dakika ile yankılanıyor.

Yer gök demişken. Bir zamanlar Yer Gök Aşk diye bir dizi vardı. Aklıma geldi şimdi. Kimler oynuyordu tam hatırlamıyorum.

AKLINA GELENİ YAZMAK…

Ama izlemediğimi hatırlıyorum. Beğendiğim bir dizi değildi yani. Ya zaten bir insan çıkan her diziyi de sevemez ya.

Ben ne anlatıyorum ya. Biriniz de kardeşim sen ne anlatıyorsun ya demiyorsunuz. Belki de çoktan dediniz de ben duymadım.

Akışına geldiği gibi işte. Aklımdakileri dökmeye çalışıyorum. Kişisel blog yazıları demek de bu değil mi zaten?

Aklından geçenleri bir kağıda dökmek. Tabi bu lafın gelişi. Aklımdan geçenleri bilgisayara dökmek.

BİLGİSAYAR DA YAZMAK, DAKTİLO DA YAZMAK…

Bilgisayarda yazmak, daktilo ile yazmaktan daha kolay olsa gerek. Siz ne dersiniz?

Daha önce hiç daktilo kullanmadım. Ama imkanım olsa bir kereliğine olsun kullanmak isterdim. Bakalım nasıl bir şeymiş.

O deneyimi yaşamak isterdim. Ondan sonra bilgisayarla arasındaki farkı çok iyi anlamış olurdum. O farkı da yine burada sizlere anlatırdım.

HAYALİNDEKİ İŞİ YAPMAK DÜŞÜNCESİ BALON MU?

Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu. Hayalinizdeki şeyi oldunuz mu? Yoksa başka başka işlerde mi çalışıyorsunuz?

Bir de bu hayalindeki işi yapmak olayı büyük bir balon mu yoksa?

Bu çağın insanı hayatı boyunca huzursuz olsun diye içimize, kalplerimize atılmış olan bir karıştırıcı mı? Yoksa saçmalıyor muyum? Sen de bir iki kelam etmek ister misin bu konuda?

Dizilerde çok olur. Bir karaktere soru sorulur. Karakter cevap vermez ve öylece bekler. O anda televizyonun karşısında ben, “Konuşsana lan, bir şey desene. İyi ya da kötü, bir şey de” diye söylenir dururum.

KISA BLOG YAZILARI…

Hep bunlar reels videoları yüzünden. Her şey bir an içinde olsun bitsin istiyoruz. Kısa kısa video izlemeye alıştık çünkü. Beklemeye, bekletilmeye tahammülüz yok.

Reels videoları dışında kısa blog yazılarını da severim. Hatta o kadar kısa ki, bir cümlecik olanlarını bile.

Bazı bloglar var öyle. Bir cümlecik yazmış bırakmış. Ama benim için değerli. İçinden o geçmiş ve onu yazmış.

Ne seo beklentisi, ne okunma beklentisi. Hiçbir beklentisi olmadan yazıp, bırakmış işte.

BAŞARI, BEKLENTİSİZ OLUNCA MI GELİR?

Belki de hayatta başarılı olmanın yolu beklentisiz olmaktan geçiyor.

Ama beklentisiz olmadan yaşanır mı? Benim için çok zor.

Beklentisiz yaşamak için kırk fırın ekmek yemek gerekiyor herhalde.

Manevi olarak bazı aşamaları geçmiş olmak. Olgunlaşmak. O da ha deyince olacak bir şey değil.

Belki de ömrün boyunca hiç olgunlaşamayacaksın. Şu kadar yaşarsan veya şunları yaşarsan, kesin olgunlaşırsın diye de bir garantisi yok bu işin.

ESKİLER NE SÖYLERSE DOĞRU SÖYLERLER…

Oğuzhan Koç, Dünya Gazetesi’nin YouTube kanalına konuk oldu. 20 dakikalık bir video. İzlemenizi öneririm.

Nasıl ünlü olduğundan, paranın Oğuzhan’ı bozup bozmadığına, parasını nasıl değerlendirdiğine kadar her şeyi konuştular.

Programın sonunda da Oğuzhan, babaannesinin söylediği bir sözle programa noktayı koydu.

Babaannesi, “Akarken doldurun evladım” dermiş. Programın sunucusu Hande de, “Eskiler ne söylerse doğru söylerler zaten” dedi.

Bunu duyduğuma sevindim. Artık eskiler değer görüyor, kıymet görüyor. En azından söyledikleri şeyler.

Eski insanlar, atalarımız, babaannelerimiz, anneannelerimiz bir şey söyledilerse doğrudur.

Büyükler sizi uyarıyorsa, bir şeyi yapma diyorsa, size öğüt veriyorsa, hemen kulak arkası edilmemeli.

Ya bu kadın, bu adam bana bir şey söyledi ama gerçekten doğru mu söylüyor? Geçin odanıza bir düşünün. Ama objektif bir şekilde.

Sonra nasıl istiyorsanız öyle davranın yine. Ama önce dikkate alın size söylenenleri.

KARGODAN GELEN GİZEMLİ DEFTER…

Evde otururken kapı çaldı. Baktım, kargo gelmiş. Defter ya da kitap gibi bir şey gelmiş dışından belli oluyor.

Evet, tam tahmin ettiğim gibi bir defter. Tam günlük yapılacak bir defter ama. Güzel mi güzel yani.

İlk sayfasını açtım. Bir şey yazıyordu. “Bu defterin kimden geldiğini merak ediyorsun değil mi? Sonraki sayfayı aç” yazıyordu.

Hemen diğer sayfayı açtım. Kimdi bu? Açtığım bir sonraki sayfada ise, “Kişisel blog yazıları serisi devam edecek” yazıyordu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #137

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder