Lale Devri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lale Devri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Osmanlı'da Lale Devri...(2)

        Lale Devri’ni anlatmaya devam ediyoruz. Lale Devri’nde hiç iyi bir şeyler olmadı mı onları anlatıyorduk en son. Matbaadan bahsetmiştik. En son Nedim’de kalmıştık. Nedim, Osmanlı edebiyatına yaptığı çevirilerle katkıda bulundu. Bu işi kendinin başkanı olduğu bir kurul vasıtasıyla yaptı. Yaptıkları çeviriler batı ve doğu dillerindendi.

        Kitap demek kağıt demek. Bir kağıt fabrikası gerekiyordu. Hemen İzmit’te fabrika çalışmalarına başlandı. Lale Devri’nde yangınlardan İstanbul başını alamazdı. Artık buna bir tedbir alınmalıydı. Bunun için o zamanlarda itfaiyeciler diyebileceğimiz tulumbacılık diye bir teşkilat kuruldu. Lale Devri’nde olan İstanbul’a olmuştu. Eğlenceye dalıp gitmişlerdi. Bu durum sadece İstanbul ile sınırlı kaldı. Anadolu ve Rumeli’yi etkilemedi. Oralardaki yaşam Lale Devri’ndekinden öncesi gibi aynen devam etti.

         3.Ahmet yaptığı bazı uygulamalar halkın yaşamını daha da zorlaştırdı. Bunlardan biri paranın değerini düşürmesiydi. Bir başkası da iltizam usulü(vergileri aracılar eliyle toplama)vergileri genelleştirmesiydi. Sadece bu vergiyi genelleştirmekle kalmadı. İstanbul’daki esnaf zanaatçılar da bu vergilendirmeden nasibini aldı. Onlar da artık vergi vereceklerdi. Bu doğal olarak kentte huzursuzluk yarattı.

Lale Devri
foto kaynak: unsplash.com

         3.Ahmet ile ilgili bu huzursuzluk yaşanırken bir yanda da bu sefer memurlar Damat İbrahim Paşa’dan yakınıyorlardı. Yükselmeyi bekleyen bir çok memur hala aynı yerlerinde sayıyorlardı. Bu durum homurdanmalara neden oldu. Memurlar sadece bundan şikayetçi değillerdi. Şikayetçi oldukları bir başka konu da Damat İbrahim Paşa’nın kendilerini, kendi adamlarına memur etmesiydi.

         Kazan artık giderek kaynıyordu. Bardağı taşıracak son damlanın gelmesi de yakındı. Tarihler 1723’ü gösteriyordu. Osmanlı için savaş vaktiydi. Bu sefer ki rakip İran’dı. İran’la yapılan bu savaşın bir özelliği vardı. Bu savaş devamlı, sürekli devam eden bir savaş değildi. Aralıklarla devam eden bir yapısı vardı. Bu savaş nedeniyle koyulan vergiler bardağı taşıran son damla olmuştu. 

         Halk isyan noktasına geldi.28 Eylül 1730’da bu isyan somut hale gelmiş ve ayaklanma başlamıştı. Damat İbrahim Paşa’ya karşı olanlar için bundan iyi fırsat olamazdı. Damat İbrahim Paşa karşıtlarının lideri Kaptanı-ı Derya Mustafa Paşa, eski bir denizci olan Patrona Halil’i söylemleriyle argo bir deyimle gaza getirdi. Patrona Halil bunun üzerine İstanbul’da ayaklanma çıkardı.

         Ve üç günün sonunda artık İstanbul isyancıların elindeydi. İsyan Damat İbrahim Paşa karşıtı olarak çıkmıştı. Ve doğal olarak isyancılar Damat İbrahim Paşa’nın idamını istediler. Yakın adamları da bu isteklerinin içindeydi. Onların da idamını istiyorlardı.3.Ahmet şimdi ne yapacaktı?3.Ahmet olayın ciddiyetini anlamıştı. Atacağı adımlar tahtta kalıp kalmayacağını belirleyecekti. Ve beklenildiği istenilenleri yaptı.

         Ama buna rağmen tahtta yine de kalamadı. Patrona Halil’i maşa olarak kullanan devlet adamları için sahneye çıkma sırası gelmişti. Onların isteğiyle artık padişahlık koltuğunda 1.Mahmut oturacaktı. Ayaklanma sırasında isyancılar Lale Devri’nde yapılan binaları hedef aldılar. O binaların her yerini ateşler içinde bıraktılar. Yanan bu ateşler artık Lale Devri’nin de bittiğinin göstergesiydi.

Lale devri...(1)

         Bugünkü konumuz Lale Devri. Bu devir 1718 ile 1730 yılları arasındaki dönemdir. 12 yıl gibi kısa bir süre olmasına rağmen Osmanlı dönemine damga vurmuştur. Batıya benzemeye çalışmanın ilk adımları bu dönemde atıldı. İlk batılılaşma hareketidir. Zevk ve sefa bu dönemi tanımlamak için kullanılan kelimelerdir. İsim lale çiçeğinden gelir. O zamanda lale çiçekleri her yeri sarmış. Ve gün gelmiş. Bu çiçeklerin ünü dünyayı sarmış.

         Lale Devri’nin ana karakteri Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. 1718’de Sadrazamlığa getirilmiştir. Padişah koltuğunda 3.Selim oturmaktadır. Yaptığı ilk iş Pasarofça antlaşmasını imzalamak oldu. Bu anlaşma 1714’ten beri Avusturya ve Venedik ile yapılan savaşın bittiğinin resmiyet kazanmış bir belgesiydi. Avrupa ülkelerinin büyük devlet olma yolunda adımlar attığını İbrahim Paşa görmüştü. Ve bir çıkış yolu arıyordu. Bu çıkış yolunu Avrupa'da ne yapılıyor onu öğrenmek ve kendi ülkesinde aynısını tatbik etmekte görmüştü.

         Avrupa'yı yakından tanıması gerekiyordu. İşe ilk olarak İstanbul’daki elçilerle sıcak ilişkiler kurarak başladı. Daha sonra bunu Avrupa'yı gidip yakından görmelerini istediği elçiler takip etti. Gönderdiği elçiler Avrupa'da ne olup bittiğini öğrenecekler ve İbrahim Paşa ile bunları paylaşacaklardı. En çok merak ettiği şey Avrupa'nın toplumsal ve ekonomik yaşamıydı.

Lale Devri
foto kaynak: unsplash.com

          Bu elçilerden Yirmisekiz Mehmet Çelebi, İbrahim Paşa’nın tam da istediği şekilde raporlarla 1720’de gittiği Paris’ten 1721’de dönmüştü. Belgeleri inceleyen İbrahim Paşa’da, kurtuluşun Avrupalı gibi yaşamakta olduğu kanaati daha da güçlendi. Artık duracak zaman yoktu. Bir an önce Avrupalı gibi yaşanmalıydı.

          İşe bina yapılarak başlandı. Yapılan bu yeni binalarda alınan örnek Avrupa'daki binalardı. Yalılar, köşkler, kasırlar peşi sıra gelmeye başladı. Boğaziçi ve Haliç kıyıları sanki Avrupa kentine ait bir hal almıştı. Yapılan bu yalılar, köşkler ve kasırlar artık zevk ve safanın yaşanacağı mekanlar halini alacaktı. Bu mekanları yüksek devlet memurları ve halkın zengin kısmı doldurdu.

           Osmanlı Devleti’nde halk içe kapanık bir yaşam tarzı sürdürüyordu. Böyle bir yaşam tarzı sürdüren halkı yapılan eğlenceler çok etkiledi. Artık herkes böyle eğlenceler yapmak istiyordu. Gün geçtikçe eğlence kültürü aldı başını gitti. Artık en güzel laleyi yetiştirmek halkın bir numaralı gündem konusuydu. Bu olayı o kadar çok önemsediler ki. Dışarıdan lale soğanı ithal edilmeye başlandı. Güzel lale yetiştireceğiz diye Hollanda’ya ve İran’a para kazandırmaya başladık. Çünkü lale soğanlarını oralardan alıyorduk.

            Lale soğanı peşinde koşmanın elbette ki bir faturası olacaktı. Lale yetiştireceğim derken halk aç kalmakla karşı karşıyaydı. Çünkü yapılan bu harcamalar yüzünden yiyecek fiyatları alıp başını gitmişti.

             Lale Devri’nde hiç iyi şeyler de olmadı değil. Matbaa Osmanlı Devleti’ne bu dönemde girebildi. Matbaa geldiğine göre okunacak da kitap basılmalıydı. Bu konuda şair Nedim’in katkısı olacaktı. DEVAM EDECEĞİZ