Kayıtlar

Temmuz, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mustafa Kutlu...

      Arkadaşıma kütüphaneden Mustafa Kutlu’nun kitabını aldığımı söylediğimde, “O AKP’nin yazarı” demişti. Arkadaşım bunu söyleyene kadar iktidara yakın bir yazar olduğunu bilmiyordum. Daha sonrasında da iktidarla çok sıkı fıkı olduğunu gösteren hiçbir habere de denk gelmedim. Denk gelmiş olsam bile, bu benim Mustafa Kutlu hakkındaki düşüncemi değiştirmezdi. HALA HAYRAN OLDUĞUM YAZARLARDAN…      Bana göre hala çok iyi bir yazar. Ve hala bir kitap yazmak istesem, onun gibi yazmak isterdim. Yazarları hükümet yanlısı ya da muhalif diye ayırmam. Kitabını alır, okurum. Kararımı, kitabına göre veririm. Yakın olduğu siyasi partiye göre değil. Burada arkadaşımı da eleştirdiğim düşünülmesin. O öyle düşünüyor. Saygı duyuyorum. Her insan hayata farklı bakıyor sonuçta.

Tekbirle yangın söner mi?

      Yangın tabi ki tekbirle sönmez. Sen yangına su tutmazsan söner mi? Böyle bir şey olabilir mi? Muhalif biri bunu ağzına dolamış. Aklı sıra prim yapacak. Güzel kardeşim. Sen de bal gibi biliyorsun. Okumuş yazmış insansın. Allah böyle bir şey ister mi kulundan? Sen söndürmek için çaba göstereceksin. Elinden geleni yapacaksın. Üzerine düşen her şeyi yaptıktan sonra tekbir getireceksin. İşte o zaman tekbirin anlamı olur. Böyle boş boş yorumlar yapıp insanları dinden bir de sizler soğutmayın. BU YANGINLARDAKİ HAYIR…      Her şerde bir hayır vardır derler ya. Bu yangınların hayır tarafı da, yangın söndürecek uçaklarımızın olmamasını öğrenmiş olmamızdı. Bu konuda çok tepki geldi doğal olarak. Bu tepkiler neticesinde umarım uçaklar alınır.

Dört bir yanımız yangın...

      17 ilimizde ormanlarımız yanıyor. Hadi birkaç yerde orman yangını çıksa dersin ki, “Şundan, bundan oldu” diye. Ama 17 tane yerde, peşi sıra yangın çıkıyorsa bunun altında sabotaj vardır. Sosyal medyada, can kaybı olmadığına dair haberlere tepki gösterenler vardı. Hayvanların candan sayılmamasınaydı bu tepkiler. HAYVANLAR HİÇ OLMASAYMIŞ…      Orası burası yanmış hayvanları görünce kahroldum. Bazen düşünüyorum da, “Keşke hayvanlar hiç var olmasaymış” Böyle acılar çekmezlerdi hiç olmazsa. İnsanlık olarak elimizden çekmedikleri kalmadı hayvancıkların. BU KADARINA YÜREKLERİ YETMEZ…      Yangınların çıkarılmasının nedeni olarak, oralara evler yapılmak istenmesi gösteriliyor. En azından bazıları buna inanıyor. Yok kardeşim yok. Hadi birkaç orman neyse de Türkiye çapında böyle bir şeye bunların yüreği yetmez.

Hepimizi birleştiren Twitter paylaşımı...

      Twitter’da gördüğüm bir paylaşım çok hoşuma gitti. Voleybolcu Eda ile başörtülü bir sporcu kızımızın fotoğraflarını yan yana koymuş ve “İkisi de bizim, ikisi de biziz” demiş. Tartışmalar başladığından beri gördüğüm en moral düzeltici ve umut verici paylaşımdı bu. BÖYLE İNSANLAR HEPİMİZDEN UZAK OLSUN…      Baht Oyunu dizisinde Ada’nın yazdığı yazıyı kendi yazışıymış gibi gösterip, prim yapıyor Tuğçe. Sonuç olarak tabi ki bu bir dizi. Ama gerçek hayatta da böyle şeyler yaşanıyor. Ve benim böyle şeylere tahammülüm yok. Ne diyeyim: Böyle insanlar kendi kötülüklerinde boğulsunlar. FİLM SAHNELERİ GERÇEK OLUYOR…      Çin’de kum fırtınası olmuş. Görüntüler bana Mumya filmini hatırlattı. Orada da mumya kumlardan fırtına çıkarıyordu. Tayvan’da ise sokakları maymunlar sarmış. Açlıktan dolayı her yeri istila etmişler. Alın size de bu da Maymunlar Cehennemi filminden bir sahne gibi. Filmlerdeki sahneler bir bir gerçek oluyor.

Sosyal medya yasası lazım ama...

      Sosyal medya yasası lazım. Herkes kafasına göre takılıyor çünkü. Ama bunun da hazırlanırken sansür gibi algılanabilecek yasaklardan da kaçmak lazım. ARTIK ZAPLAMIYORUM…        İzlediğimiz şey reklam arasına girdiğinde muhakkak zaplardım. Hatta izlediğimiz şey reklamdan çıkasıya kadar da zapladığım kanallardan birisi kalırdı. Ama son günlerde bu zaplama huyumdan vazgeçtim. Öyle reklamları izliyoruz bilmem kaç dakika. YOUTUBE’DAN BİLE SIKILDIM…      “Evde olsam 24 saat YouTube’da takılırdım” derdim. Ondan bile sıkıldım şimdilerde. GÜZEL DÜŞÜNMÜŞLER…      Tarihçi Halil İnalcık’ın mezarını eski Osmanlı mezarları gibi yaptırmışlar. Kim düşündüyse iyi düşünmüş. AŞI KARŞITLARINA BAŞKA İKNA YÖNTEMİ LAZIM…      Sanatçıların, “Aşı olun” demesiyle bu kadar insan aşı olmaz. Aşı karşıtlığı var burada. Başka bir şeyler yapılmalı. Onların argümanlarına cevap verilmeli belki de.           

Bunca tatilden sonra çalışmak...

      Uzun tatillerden sonra işe başlamak her zaman zordur. Şimdi bunca tatilden sonra yine koşturmanın, hengamenin içerisine girmeye çekiniyorum. Ürkek bir halde oluyorum böyle zamanlarda. Öğlene kadar geçer ama.    İŞTE BU TÜR YAZILARIYLA SEVMİŞTİM…      25 Temmuz 2021 tarihli, Haşmet Babaoğlu’nun, “Kanlıca’da bir gün” başlıklı yazısı çok güzeldi. Bir romandan bir kesitti sanki. Bu yazıları nedeniyle sevmiştim kendisini. Artık siyaset yazıyor. Ama arada hala bu tip yazılar karalıyor. ANLAMSIZ RÜYA…      Dün gece, anlamsız, saçma sapan bir rüya gördüm. Hiçbir mantığa oturan tarafı yok. Niye böyle rüyalar görürüz ki? SOSYAL MEDYANIN FAYDASINI GÖRMEDİM…      Yazdığım blog yazılarını sosyal medyada paylaşmanın bir yararını görmedim. O kadar emek veriyordum bir de. O yüzden ben de uzun süredir artık yazılarımı sosyal medyada paylaşmıyorum.

İkinci aşımı oldum, "Üçüncü aşımı da Sinovac olabilecek miyim?" diye sordum...

      İkinci aşımı da bugün oldum. Ben Sinovac’ı tercih edenlerdenim. “Üçüncü aşımı da Sinovac olma şansım var mı?” diye sorduğumda, onu da Sinovac olabileceğimi söylediler. Bunun sormamın nedeni: Aşı tedariğinde sıkıntı olduğuna dair duyduğum haberlerdi. Neyse ki problem yokmuş. PİP, BİR MUSİBET İLE DERSİNİ ALDI…          Büyük Umutlar kitabını bitirdim. Kitabın sonunda iki kere ters köşe oldum. Ve kitabın kahramanı Pip için çok üzüldüm ilk ters köşe oluşumda. Ama ikinci ters köşe oluşumda Pip için sevindim. İnsanlar olarak bazı şeyleri illaki yaşayacağız, tecrübe edeceğiz. Sonradan anlıyoruz elimizdekilerin kıymetini. Yine bir musibet, bin nasihatten iyidir durumu. DAHA NELERE ALIŞMAK ZORUNDA KALACAĞIZ?      Bir uzman, “Artık sellere alışmalıyız” dedi. Her yağmurda sel olmasına alıştık galiba. Artık bu seller sadece bizde de olmuyor. Almanya gibi gelişmiş dediğimiz ülkeler de selle uğraşıyorlar. İklim değişikliğinin sonuçları bunlar. Bakalım bu iklim değişikliği nedeni ile da

Benden bir şey olmaz...

      Arkadaşlarımdan biri son dönemlerde hep, “Benden bir şey olmaz” deyip duruyor. Böyle söylediğinde hep, “Böyle söyleyip moralini bozma. Senden niye bir şey olmasın ki?” diyorum. Onu, o moral bozukluğundan çekip çıkarmak istiyorum. Aslında bu cümleyi kendim için de kullanırım zaman zaman. Bilmiyorum siz de kendiniz için kullanıyor musunuz? Kendime söz verdiğim bir konuda, sözümü tutamadığım zaman, “Senden bir şey olmaz be oğlum” diyorum kendime. FİNALİ İÇİN FARKLI SENARYOLAR ÜRETTİĞİM BİR KİTAP DAHA…      Eğer bir kitabın sonunun nasıl biteceğini merak ediyorsam, bu benim için çok güzel bir şeydir. O kitabın finali hakkında kendimce farklı farklı senaryolar üretirim. İşte şimdi bu senaryoları, Büyük Umutlar kitabı için üretiyorum. Kitabın son 100 sayfasındayım artık. Kafamda finale dair birkaç senaryo var. Bir yanım, “Kitabı bu akşam bitir” derken, diğer yanım da, “Boşver, yarın sindire sindire, tadını çıkara çıkara okursun” diyor. Şu an bir ikilem içindeyim. Akışına bıraktım.

Gerçek dindar, dinini her zaman sorgulamalıdır diyen felsefe...

      Portal diye yeni bir YouTube kanalı keşfettim. Felsefi videolar yayınlıyorlar. Herkesin anlayacağı bir dilde, bilgilendirici. İşte o kanalda bugün Kierkegaard felsefesini anlatan bölümünü izledim. Bu filozof ile ilk defa tanıştım ve felsefesi de çok ilgimi çekti. Kierkegaard felsefesine göre, insan inanmalı ama yine de dinini sorgulamaya devam etmeli.      Hatta bu felsefeye göre esas dindar, dinini sorgulayan kişidir. Anksiyete hakkında da ilgi çekici bir görüşü var bu felsefenin. Mesela yüksekten korkmamızın nedeni, düşüp ölecek olmamızdan dolayı değil, bir yanımızın atlamayı istemesinden dolayıdır. Bu anksiyeteye neden olmaktadır. LEYLA İLE MECNUN FRAGMANI NELER HİSSETTİRDİ?      Leyla ile Mecnun’un tekrardan başlayacak olan yeni bölümlerinin fragmanını izledim. Şu anda trend videolarda 3.sırada YouTube’da. Tüm kadro toplanmış. Fragmana bakarak, eski Leyla ile Mecnun’un aynı tadının olduğunu söyleyebilirim. Şok bir not ise: Erdal Bakkal kağıt toplayıcısı olmuş ya da evsi

70'ler belgeseli izlendi, 80'ler belgeseli önerilir...

      Cnn Türk’te dün, Bir Zamanlar 70’ler belgeselini izledim. Çok güzel yapmışlar. O dönemleri merak eden benim gibiler için çok iyi bir kaynak olmuş diyebilirim. Bugün akşam 18:00’de de 80’ler belgeseli yayında olacakmış. Kaçırmayın derim. ÖNÜNDEKİ ETİ YEMEYEN KÖPEK…      Kardeşimle Düzce’de dolaşırken bir dükkanın önünde bir köpeğe denk geldik. Ve hemen köpeğin önünde de et vardı. Kurbandan payına düşen kısmıydı galiba. Ama köpek o eti yemek için hiçbir hamlede bulunmuyordu. “Bugün çok yemiş. Yoksa o et öyle kalmazdı” dedik biz de. DONDURMA YENMEZ, YALANIR…      Bir tane halk sağlığı uzmanıydı galiba. Televizyonda konuşuyordu. “Millet dondurmayı yemeye başlamış. Bu sağlık için zararlı. Dondurma bizim çocukluğumuzdaki gibi yalanmalı” dedi. Dondurma yemenin bile ne ayrıntıları var ya. YAVRULAR İÇİN GÜZEL HABER…      Üç tane ufak kedimizin anneciği kayıplarda. Muhtemelen başına bir şey geldi. Bugün baktık o yavrular başka bir kedinin memesinden emiyorlar. Çok sevindim yavr

Medium'a değil de duvara yazıyorum sanki...

      Medium’da da yazıyorum buranın dışında. Ama orada yazdığım son yazılarda hiç okunmadı yazılarım. Bir kere bile olsun. Gerçi diğer yazılarımın da çok okunduğu yoktu. Ama hiç olmazsa okunuyordu yine de. Bu son yazdıklarımda ise bir kere bile okunmadı. Hani, “Sanki duvara konuşuyorum” derler ya. Ben de sanki duvara karşı yazıyorum. Hiç tık yok istatistiklerde. NEREDE BU DÜZCE?          Bayramın birinci günü yani dün Düzce sokaklarındaydık kardeşimle. Ama Düzce’de kalabalık yoktu. “İnsan yok gibi Düzce’de” dedim kardeşime. “Hepsi Akçakoca’da denizdedirler ya da kurban kesme ve dağıtma telaşındadırlar” dedi. “Ben de kavurma yapma telaşındadırlar” dedim. 7/24 HAMBURGER YEMEK…      Burger King’e gidip hamburger yedik. Sanki 7 gün 24 saat hamburger yiyebilirmişim gibi hissettim o an. Hep bu zararlı şeyler niye bu kadar güzel olmak zorundalar. Patates kızartması ve buz gibi kolası. İnsanı kendinden geçiriyor. GARSON GİBİ GARSON…      Çay içmek için gittiğimiz kafeden kalkarken

Kimseyi iplemezsek makbul bir insan mı oluyoruz?

      Kimseyi iplemezsen, burnun büyük olursa sanki insanların gözünde daha bir değerli oluyorsun.    BU AKŞAM FOX İZLEDİK…        Bu akşam Fox TV izledik. Bizim evde genelde Fox izlenmez. Dizileri bize hitap etmiyor. Bu akşam Türk sineması gecesi yapmış, o yüzden bu akşamı Fox’a ayırdık. Önce Kemal Sunal’ın, Doktor Civanım filmi, sonra da Hababam Sınıfı Merhaba filmi vardı. Hatırlıyorum da. İlk yayın hayatına başladığında da devamlı Türk filmleri yayınlardı. Sonradan oda dizi furyasına kendisini kaptırdı. TAHAMMÜLÜM YOK BU ARALAR…       Yine birkaç gündür müşterilerin vızıltılarını, bağırmalarını çekemez oldum. Bir gram bile tahammülüm yok. KAVGADAN GEÇİLMEYEN HABERLER…      Kanal D haberleri de bıçaklama, öldürme ve kavga haberlerinden geçilmiyor. Akşam akşam içimi kararttı. Şu haber bültenlerini kana bulamayın artık.     

Bayram temizliğinde ben...

      Bayram temizliği yapıldı bugün evde. Halıların kaldırılması ve temiz halıların serilmesinde her zaman ki gibi koltukları kaldırma görevi bana düştü. Ha bir de perdeleri asma. KURBAN BAYRAMINDA SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI OLUR MU?      Bayramda korona nedeniyle sokağa çıkma yasağı olabileceğine dair bir Blogger arkadaşım bir şey söyledi. Ama ben buna hiç mi hiç ihtimal vermiyorum. Ama sonbaharda yasaklar olabilir bak. BÜYÜKŞEN CİNAYETİ SONUNDA ÇÖZÜLDÜ…      Büyükşen’ler cinayeti çözülmüş. Karı-kocayı hedefini şaşıran bir kiralık katil öldürmüş. Başkalarını öldürmesi gerekirken yanlışlıkla bu çifti öldürmüş. Müge Anlı bu cinayeti çözmeden sezon finaline girmek istemiyordu ama sanırım kanalı buna ikna edemedi. Müge Anlı’sız çözülmüş oldu bu cinayet.     

Hafta içini dünya için, hafta sonunu ise kendi için yaşayan şef...

      Şef Arda Türkmen, hafta içini dünya için, hafta sonunu ise kendi için yaşadığını söyledi. Yani onu kesinlikle yemem, bunu kesinlikle yemem gibi bir durumu olmadığını, bir hafta sonu eğer canı çikolata çektiyse yediğini ama abartmamak koşuluyla yediğini söyledi. Her gün, her gün değil. Haftada bir kere. Dengenin çok önemli olduğunu dile getirdi. “Hayat bir dengedir” dedi. YETENEK Mİ, ÇALIŞMAK MI ÜZERİNE BİR VİDEO…      Hikmet Anıl Öztekin, YouTube kanalında, bugünkü videosunda yetenek mi yoksa çalışmak mı sorusunun cevabını aramış. Kendisinin bu tür videolarını çok seviyorum. O nedenle zevkle izledim videoyu. Video genelde olduğu gibi çalışmanın, yetenekten daha çok öne çıktığını savunuyor. Bir de bunun gerekçelerini kendisinden dinleyin ve kararınızı ona göre verin.

Bayramda el falan öpmem ben...

      Sanki bayramda rahat rahat bayramlaşacağız gibi bir hava var. Daha hiçbir şey bitmedi. O yüzden ben bayramlaşmam. Kimsenin elini de öpmem, kimseyle de kucaklaşmam, kimseyle de kafa tokuşturmam. Umarım bu söylediklerimi bana yedirecek durumlarla karşılaşmam bayramda. BAYRAMDA SEVDİĞİM HABERLER…            Bayram yaklaşırken en sevdiğim haberlerdir. Bayram alışverişi haberleri. Otogarların yoğunluğu haberleri. Ek seferlerin düzenlenmesi haberleri. Her bayram, hele bir kahvecinin önünde kuyruk olmuyorlar mı. Sırada bekleyenlerden biri de, “İçimi çok güzel, herkes almalı” demez mi. Sırf o kuyruğa girip kahve almak için İstanbul’a gidesim geldi. PEPSİ, OKEY Mİ?      Pepsi’nin okey mi reklamları güzel olmuş. Özellikle, hafta üç gün olsa ve üç günde cuma, cumartesi ve pazar olsa okey mi sorusu çok iyi. Hala şu tadım testi muhabbetinden vazgeçmemelerini de anlayamıyorum. Hala bu yanlış politikada ısrar ediyorlar.

Boğaziçi Rektörü Melih Bulu'nun görevinden alınması...

      Boğaziçi Rektörü Melih Bulu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile görevinden alındı. Benim hiç beklemediğim bir karardı. Üniversitedekiler eylem yapmaya devam edecekti. Bulu da görevinde kalmaya devam edecekti. Bu devran böyle gidecekti. Ama gitmedi. Neden görevden alındığı ise bilinmiyor. Yeni yapılacak atama, belki bize neden görevden alındığına dair bir fikir verir. O AKŞAMA DAİR TARTIŞILMAYACAK TEK ŞEY…      15 Temmuz darbe girişimin 5’inci yılı bugün. Bu kadar yıl sonra bile hala darbe girişimi hakkında konuşuluyor. “Tiyatro” diyenler var. “Bal gibi darbe” diyenler var. Anlaşılan o ki, bu tartışmalar yıllarca devam edecek. Ama tartışılmayacak tek konu var: O akşam şehit ve gazi olan insanımızın vatanı için canından olduğu, canını ortaya koyduğu. Bu ülkeyi canlarından çok sevdikleri gerçeği.

Hayvandan, insana ibretlik cevap...

      İnstagram’da bir tane karikatür gördüm. Karikatür’de bir insan, hayvana, “Bu dünyayı talan etmeye mi geldiniz?” diye soruyordu. Hayvan ise, “Bize gerek kalmamış. Siz zaten talan etmişsiniz” diye cevap veriyordu. Günümüzü o kadar güzel anlatan bir karikatür olmuş ki. Bu karikatürü görünce şunu da düşündüm: “Acaba insanlık var olmaya başladığından beri hep dünyaya zarar mı verdi? Hiç bazı yıllarda bile olsun doğayı gözeterek yaşamadı mı?” G ELECEK MERAKI…            Yine İnstagram’da denk geldiğim bir gönderi ile devam edeyim. Taşlarla ilgilenen bir arkadaşımız var. Bu akşam herkes ona soru soruyordu geleceğiyle ilgili. Yoğun bir soru akışı vardı kendisine. Ben de sordum kendisine. Ama sorular o kadar çok ki, bana sıra gelmedi. Kimisi aşkı sormuş, kimisi işini. İnsanlar olarak niye bu kadar çok geleceği merak ediyoruz? Niye böyle şeyler çok hoşumuza gidiyor?

Kahve içme yolculuğumda son durum...

      İlk önce sütlü köpüklü ile başladı kahve yolculuğum. Sonra gerçek kahve ve kahve kreması. Ve şimdi de sadece gerçek kahve. Kahve içmeye devam ettikçe vücudum şekerli olan kısmından tat almamaya başladı.   Ve beni sadece kahve içmeye yönlendirdi. Şaka maka sadece kahve içmeye başladım. SAHAFÇI VİDEOSU…      Her gün kitap okumaya çalışıyorum. Ama sıkılmaya başladım birkaç gündür. Elimdeki kitap bittikten sonra bir hafta ara vermeyi düşünüyordum. Ama bugün izlediğim, yıllarını kitaba vermiş olan bir sahafçının videosu, okumayı bırakmak bir yana daha da fazla okumam için teşvik etti beni. Ama bu gerçekçi bir hissediş değil. Galeyana gelmek diyebiliriz. M AĞARA SENDROMU…            Kapanma döneminde devamlı evde kaldığımız için mağara sendromuna yakalanmış olabilirmişiz. Bu sendromdan kurtulmak için önce yakın arkadaşlar ile dışarıları çıkmaya başlayıp kendimizi alıştırmamız gerekiyormuş.

Yağmur Tanrısevsin bu rol için zayıf mı kalıyor?

      Kalp Yarası dizisinde Yağmur Tanrısevsin, karakterinin ağırlığının altında kalıyor gibi. Daha yazlık dizilerde gördüğüm için kendisini, böyle konaklı monaklı dizilere uygun değilmiş gibime geliyor. Benim ki sadece gözlem tabi ki. 11 GÜN BEKLENTİSİ HÜSRANA UĞRADI…      Kurban Bayramı tatili 9 gün olarak açıklandı. Ama beklenti 11 gün olması yönündeymiş. 15 Temmuz’dan başlayarak cumayı da kapsayan bir tatil düşünmüş olabilirler dedi kardeşim. Tatillere doyamıyoruz kardeşim. İTALYA’NIN ŞAMPİYONLUĞU SÜRPRİZ OLMADI…      Dün akşam ki 2020 Avrupa Şampiyonasındaki final maçında 1-1 biten maçta İtalya, İngiltere’yi penaltılarla yendi ve Avrupa Şampiyonu oldu. Ama bizimle oynadıkları grubun ilk maçında böyle olacağı belliydi. Ama harika top oynuyorlardı. Yani işin özü: Bu şampiyonluk sürpriz olmadı.

Bu nedenle mi parayı bulamıyorum acaba?

      Okuduğum kitaptaki genç delikanlı, kendisine miras kalınca ailesini beğenmez oluyor. Ben de kendime soruyorum: “Acaba parayı bulunca ben de böyle sapıtacağım da o nedenle mi Allah bana parayı vermiyor?” diye. BOŞ ŞEYLERLE UĞRAŞIYORLAR DÜŞÜNCESİ…      Romantik dizileri izlerken düşünüyorum da, “Ne boş şeylerle uğraşıyorlar. Dünyada bu kadar açlıktan, susuzluktan ölen insanlar varken, bunların uğraştıkları şeylere bak” diyorum. Belki yanlış düşünüyorum ama hissiyatım böyle. AŞK, ŞANSLI KİŞİLER İÇİN GALİBA…      Twitter’da ünlülerden biri aşkı hiç tatmadığı için memnuniyetsizliğini dile getiriyordu. Aşk, gerçekten herkese nasip olan bir duygu değil. Şanslı kişiler yaşayabiliyor bu duyguyu galiba. VERİMLİ ÇALIŞMIYORUM BEN DE…      Çok çalışmak değil, verimli çalışmak diye bir şey var. Ben de hayatımı gözden geçirdim. Ben de çok çalışmayı değerli görüp, verimli çalışmayı pas geçenlerdenim. Bunun üzerine biraz düşünmem lazım. Hatta hayatımı buna göre planlamam.

Aşı manyağı olacağız...

      Koronavirüsten korunmak için aşı olmamız gerektiğimizi öğrendiğimde bir aşı olacağız ve bu iş bitecek diye düşünmüştüm. Ama bir tane yetmiyormuş. En az iki tane aşı olmamız gerekiyormuş. Sonra bu iki aşının da yetmediğini öğrendik. Üçüncü bir aşı daha olmamız gerekiyormuş. Ona da hatırlatma aşısı diyorlar. Bununla da bitmedi. Bir de her yıl aşı olmamız gerekiyormuş. Virüs bitene kadar. Şimdi aşı manyağı olacağız demekte haksız mıyım? AŞI DEĞİL, BİLDİĞİN TUZLU SU…      Bundan birkaç gün önce arkadaşım ile aramda geçen bir diyaloğu yazmıştım. “Aşı yerine tuzlu su enjekte ederler” diye söylemişti kendisi. İşte bu olay gerçek olmuş. Arkadaşım bu haberi gördükten sonra mı benle konuştu bilemiyorum. Hindistan’da sahte bir aşılama merkezinde insanlara tuzlu su enjekte etmişler. İnsanlık, kayda geçirilmemiş bir kötülük bırakmamak için canla başla uğraşıyor resmen.

Best Model yarışması mı, köle pazarı mı?

      Best Model Türkiye’nin final elemelerinin fotoğrafını gördünüz mü? Tam bir köle pazarı gibi. Filmlerdeki köle pazarı sahneleri geliyor insanın aklına fotoğrafı gördüğünüzde. Erkekler dizleri üstlerine çökmüşler. En arkada kadınlar. Erkekleri böyle köleler gibi yerde çöktürmeye ne ihtiyaç vardı ki? O erkeklerden biri de çıkıp, “Ne iş bu aga?” dememiş. İster istemez sineye çekmişlerdir tabi. Sonuçta Kıvanç Tatlıtuğ da, Kenan İmirzalıoğlu da buradan çıktı. O yüzden her şeye eyvallah çekiyorlar. TELEVİZYONDA TARTIŞMA DAVETİ…      Kemal Kılıçdaroğlu devamlı Recep Tayyip Erdoğan’ı televizyonda tartışmaya davet eder. Şimdi de bu davet işine Muharrem İnce başlamış. O da Kılıçdaroğlu’nu davet ediyor. Artık bırakın bu televizyonda tartışma işlerini. İlk kim söylediyse bunun ekmeğini zamanında o yemiştir. Ama artık eskidi bu taktik. Bunu söyleyerek kimseden artı bir puan aldığınızı düşünmüyorum. Artık başka taktikler bulmalısınız.  

Twitter işte bu yüzden Twitter...

      Akbank’ın yaşadığı sorun nedeniyle ne atm’lerden para çekilebildi ne de çağrı merkezine ulaşılabildi. Meşgule düşüyordu çağrı merkezini aradığınızda. Merak edip ben şahsen aradım. İşte Akbank’ın bu durumu ile ilgili arkadaşım Onur ile mesajlaştık. Komik paylaşımları attık birbirimize. “Millet ne biçim espriler yapıyor. Gülmekten öldüm” yazdı. KEYİFLİ VAKİT GEÇİRTEN TWEETLER…      Twitter hep böyle. Bu tip olaylarda özellikle bu tür paylaşımlar için girerim Twitter’a ve çok güler, eğlenirim. İşte Twitter bu yüzden Twitter ya. Yaşanan olumsuz olaylara rağmen, mizahın dibine vurabilmek. Olaya farklı açılardan bakabilmek. Çok hoşuma giden tweetleri de anında retweet ederim ki görmeyen görsün ve gülümsesin. Tarkan’ın, kar topu atarken ki fotoğrafına, “Akbank, siber saldırıya böyle karşı koyuyor” diye yazmışlar. Çok iyi paylaşımlardan biriydi bu.

Ekmek yiyerek kendi mezarımı kazıyormuşum...

      Bugün İnstagram’da ekmeğin zararları üzerine bir paylaşıma denk geldim. O paylaşımı okuduğumda dehşete düştüm. Ekmek tüketimi, kan şekerini ani düşürüp/yükselttiği için şeker hastalığına neden oluyormuş. Ve ayrıca kolon kanserine neden oluyormuş. “Ben ne yapıyorum? Ekmek yiyerek resmen kendi kuyumu kazıyormuşum” dedim. Daha önce de ekmeğin zararlarından haberdardım. DAHA ÖNCE DE BİLİYORDUM ZARARLARINI AMA…      Daha önce de ekmeği azaltma çalışmalarım vardı. Ama okuduğum bu hap gibi bilgiler, ekmeği bıçak gibi birden kesmeme neden olacak bilgilerdi. Bir şekilde ilk başta muhakkak ekmek tüketimini azaltmam lazım. Sonra da ekmek tüketimini tamamen sıfırlamam. Günde bir dilime düşürebilsem ilk başta çok iyi bir başlangıç olur aslında.

Aşı hakkında böyle düşündüğü için arkadaşımı yargılayamam ki...

      “Bizimkilerin yapacağı Turkovac aşısı çıkmadan ikinci aşımı da olmam lazım” dedi arkadaşım. “Neden ki?” dedim. Çünkü kendisinden bomba bir cevap alacağımı biliyordum. “Aşı diye tuzlu suyu bize verirler” dedi. Ben de bunun üzerine, “Ona bakarsan müsilaj ne güne duruyor” dedim. “Yani, o kadar müsilajı ne yapacaklar?” dedi. İşin makarası bizimki tabi. Salgın bitecek bizim aşı daha ortalarda yok. En son ekim ayı verildi tarih olarak. O tarihe de yetişirse. KAPATILAN O KURUMUN YENİDEN AÇILMASINA VESİLE OLUR UMARIM…      Böylelikle aşının önemi anlaşılmış oldu. Bir tane aşı üreten kurumumuz varmış, onu kapatmışız. Umarım bu yaşadıklarımız tekrar o kurumu açtırır bize. Arkadaşımın aksine ben gönül rahatlığıyla bizim aşıdan olabilirim düşüncesindeydim. Ama bugünkü konuşmamızdan sonra aklımda soru işaretleri de oluşmadı değil. Maalesef kimseye güvenimiz kalmadı. O nedenle böyle düşündüğü için arkadaşımı asla yargılayamam.

Kimse için mesleğinizden vazgeçmeyin...

      Sizi mesleğiyle kendisi arasında seçim yapmak zorunda bırakan insanları çıkarın hayatınızdan. Baş Belası dizisinde böyle bir sahne vardı. Adamın ailesi müstakbel gelinlerini polis diye istemiyorlarmış. Adam da kadına çıkışıyor. “Mesleğini bırak gel. Çalışmaya ihtiyacın yok” diyor. Kadında olması gerektiği gibi adama yol verdi. Bu devirde kimseye güven olmaz. YARINI DA DÜŞÜNMEK LAZIM…      “Artık çalışmama gerek yok” diye işi bırakırsın. Sonra gün gelir ayrılırsınız. Olmaz mı? Olabilir. Meslek de elden gitti. Sonra kalırsın ortada. Kimse için mesleğinden vazgeçmeye değmez. Zaten çalışmaya alışmış bir insan evde oturamaz. Ev basar o tip insanlara. Çalışmayı sevmeyen ben bile evde otura otura sıkıntıdan patlayacaktım. Varın gerisini siz düşünün.

Gençler, mutlu olmanın yolunu öğrenmişler...

      Gençlerle ilgili bir araştırma yapılmış. Araştırmaya göre gençler büyük büyük meslekler peşinde koşmuyorlarmış. Mühendis, doktor vs. Çok para kazanmak değilmiş ilk amaçları. Kanal D haberde röportaj yaptıkları bir genç, “Tesisatçı olayım ama mutlu olayım” diyordu. Başkası, “Kendimi geçindirecek kadar kazansam yeter” diyordu. İlk defa bu kişisel gelişimcilerin bir faydası oldu galiba. ANA FİKRİ KAPMIŞLAR…      Çoğu kişisel gelişimcinin söylediği de buydu. “Sadece parası için mühendis olma. Kazancı az olsa da mutlu olduğun işi yap” mottosu. Bu durumu sadece kişisel gelişimcilere bağlamamak lazım tabi. İşinde başarılı olmuş kişilerin söyledikleri de tam olarak bu. İşin güzel tarafı, gençlik ana fikri özümsemiş. İşte bu çok güzel.

Tosuncuk için 75 bin yıl isteniyormuş...

      Tosuncuk, sosyal medyadan teslim olacağını duyurduğundan beri Türkiye’yi sallıyor. Her yerde haber o. Havalimanına indiğinden beri haber kanalları canlı yayına geçti. Son dakikalarla verdiler haberi. Adamın her adımı olay. Sosyal medyada makarası da dönüyor tabi. TOSUNCUK HAKKINDA MAKARA YORUMLAR…      Uçakta çekilmiş fotoğrafına biri, “Dönüş biletini de bedavaya getirdi. Büyük adam” diye yazmış. Bir başkası yine ayını fotoğrafa, “Sanki Brezilya’dan futbolcu geliyor” demiş. Bu arada kendisine 75 bin yıl hapis cezası isteniyormuş. 4 gün gözaltı süresi verilmiş. 75 bin yıldan açmışlar cezayı ama müebbet bile almayabilir. Belki 15-20 yılla kurtarabilir bile. Çünkü hukuk sistemimiz güven vermiyor bana. Buradan anlıyoruz ki Thodex kurucusu Faruk Fatih Özer de ne zaman parası biterse o zaman teslim olacak.

Dizilerle geçen bir cumartesi...

      Atv’de Kalp Yarası dizisinin tekrarı vardı. Önce onu izledik. İzlerken bu dizinin tutup tutmayacağı üzerine düşündüm. Ama bir karara varamadım. Bazı sahneleri bana, “Bu dizi tutar” dedirtti. Bazı sahneleri ise, “Devam etmez bu dizi” diye düşünmeme yol açtı. Şenay Gürler’i otoriter bir anne rolüne hiç yakıştıramadım. Galiba Avrupa Yakası etkisi. TEMPO BİRAZ DÜŞMÜŞ GİBİYDİ…      Ondan sonra kanal D’ye geçtik. Baht Oyunu dizisine. İlk bölümü iyiydi. Ama sanki bu bölümde biraz düşüşe geçmiş gördüm. Ve yeni başlayan bir dizi için hiç de iyi bir sinyal değil bu. Bu dizide hoşuma giden şeylerden biri de Ada’nın teyzesi ve eniştesinin, Ada’nın üzerine titremesi. Aile sıcaklığını hissediyor insan.

Hayvanlar yasaya göre malmış...

      Hayvanlar yasaya göre, “mal” sayılıyorlarmış. Olacak iş değil. Şimdi yeni çıkacak yasayla, “can” sayılacaklarmış. Böyle bir yasanın olduğuna inanamıyorum. Zamanında bu yasa nasıl çıkarılmış? Orası da ayrı bir içler acısı durum. KARTAL TİBET’İN ARDINDAN…      Kartal Tibet hayatını kaybetti. Onun ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlar çok güzeldi. “Çocukluğum güle güle” demiş biri. “Artık atılma kurt” demiş bir başkası. Altar’ın oğlu Tarkan güle güle. ÇOK GÜZEL HAREKETLER 3 OLUR MU?      Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’den tam yedi kişi ayrılmış. Bu durum yaprak dökümünden de fazlası. Bu gidişle gelecek sene Çok Güzel Hareketler Bunlar 3 olur programın ismi. Çünkü kadrodan baya bir eksik oldu ve yeni yedi kişi girecek kadroya.

Paralar suyunu çekince Tosuncuk teslim oldu...

      Tosuncuk, paralar suyunu çekince Brezilya polisine teslim olmuş. Kısa bir video ile duyurdu teslim olacağını. Saçlarının uzamış olduğu ve önündeki metni okurken devamlı takılması dikkatimi çekti. SICAKTAN BUNALMA GÜNLERİ BAŞLADI…            Yaz ayını bir kaç gündür derinden hissediyorum. Günde birkaç kez tişört değiştiriyorum. Ve sıcaktan bunalıyorum. Ve tabi, “Esmiyor” diyorum. İRADEMİ GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI…      İrademi güçlendirmeye çalışıyorum yine bu aralar. Kendime hayır demeye çalışıyorum. Bazen başarılı oluyorum bazen de başarısız. Bakalım bu sefer ki denemem ne kadar sürecek? ÇOK YA DA AZ GÖRÜLEN İNSTAGRAM HİKAYELERİM…      İnstagram’da bazen paylaştığım hikayeler 100 görülme rakamını ulaşmıyor. Ama bazen de 100 küsurlere kadar çıkıyor. Bunun nedenini bilen var mı?

Ece Üner, haber sunmayı bırakıp kanal D'ye geçmiş..

      Ece Üner, kanal D’ye geçmiş. Haber dışında yeni bir program sunacakmış. Merak ediyorum yeni programını. Orijinal bir format bekliyorum kendisinden. KUYRUK…      Kedilerin kuyrukları çok enteresan. Sanki kendi başlarına hakaret ediyorlar. Her an canlı gibiler. Sanki yüzü/gözü olmayan bir canlı. GÖZÜMDEN DÜŞTÜ T24…      Katar’lı öğrenciler sınavsız tıp fakültesine girecek diye bir haber vardı. Yer yerinden oynamıştı bu haberle. İşte o haberi yapan T24 internet sitesi özür dilemiş. İşin iç yüzü öyle değilmiş. Sen bunu araştırıp, doğruluğunu teyit ettikten sonra yapmıyor musun haberini? Olmaz böyle habercilik. İSTEMEDİĞİ AŞIYI OLAN DA ÇOK…      Etrafıma şöyle bir bakıyorum da: Sinovac isteyen Biontech olmuş, Biontech isteyen de Sinovac.

Barbaros dizisinin bana sordurduğu soru...

      TRT 1’de başlayacak olan Barbaros dizisinin tanıtımını gördüm. Engin Altan Düzyatan oynuyor. Diriliş Ertuğrul’dan sonra ikinci bir tarihi dizide oynuyor. Bu gidişle oyunculuk hayatı TRT 1 ve tarihi dizilerde geçecek gibi. Fragmanı izlerken şunu düşündüm: “O zaman ki gibi acaba şimdi de denizlerde güçlü müyüz acaba?” MARAŞLI: ZİYA OLAN BİR DİZİ DAHA…      26’ıncı bölümle beraber final yapacak Maraşlı. Beklenmedik bir durum değil. Hikayede o kadar abuk sabuk yerlere gittiler ki. Olacağı buydu. En başından söylemiştim bunu: “Dizi çok iyi başladı ama senaryonun devamı nasıl olacak?” diye. GÜREŞ BAYA POPÜLERMİŞ ORALARDA…      Bu akşam TRT 1’de yine bir Hint filmi vardı ve yine konusu güreşti. Meğer Hindistan’da ne kadar da güreşe ilgi duyuluyormuş.