Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını okumaktasın şu an. Hoş geldin.
Hayal
ediyorum: Dışarıda yağmur yağıyor. Bir kafeye sığınıyorum. Hafif ıslanmışım.
Oturacak boş bir masa arıyorum.
Hah,
buldum. Orası boş işte. Oturuyorum. Şansıma da cam kenarı. Yağan yağmuru
izlemek istiyorum.
Gelen
giden yok. En sonunda yanımdan geçen garsona bir kahve söylüyorum. Sıcacık
geliyor kahvem.
Dışarıyı
izlemeye devam ediyorum. Yağan yağmuru izledikçe huzur buluyorum. Uzun zamandır
bu kadar huzurlu hissetmemiştim kendimi.
Soruyorum
kendime: Hayatta şu ana kadar neler yaptım? Hedeflediğim yerde miyim? Böyle mi
devam edeceğim?
Ya
geçmişte yapıp da pişman olduğum şeyler? Onlar ne olacak? Onların geri dönüşü
yok. O hesapları kapatmam lazım. Ya bu dünyada, ya da öbür dünyada.
Geriye
dönüp baktığımda hayatımdan çıkarmak istediğim sahneler var. Onlar olmasa daha
huzurlu olurdum.
Diğer
masalara bakıyorum. Birinde bir çift var. Aşkla bakıyorlar birbirlerine. Diğer
masada kızlardan oluşan bir grup var. Devamlı gülüyorlar. Belli ki çok
eğleniyorlar.
Kahvem
bitmiş. Yağmur da dindi. Artık gitme vakti.
Hayata
küçük bir molaydı bu. Şimdi dışarı çıkacağım. Yine hayatla olan mücadeleye.
Kaldığım yerden.
Ben
masadan kalktıktan sonra garson masayı siliyor. Ufak bir not kağıdı geçiyor
eline.
Notta,
kişisel blog yazıları serisi devam edecek yazıyor. Bense çoktan kalabalığa
karışmış oluyorum.
*Önceki
yazı: Sıradan ve rutin bir gün daha- Kişisel Blog Yazıları #139
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder