izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Baba Parası filmi ve Prens dizisi...

Baba Parası filmini izledim. Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in oynadığı. Saçma geldi bana. Prens dizisinin birinci bölümünün yarısını izledim ve bıraktım. Evet, bazı yerleri komik ama nedense itici geldi bana. Zaten dizi izlemek de zaman kaybı geliyor bana. Her zaman için film izlerim daha iyi düşüncesindeyim.

Kocan Kadar Konuş filmindeki o detay...

Şahane Hayatım dizisinde kadın, öldürdüğü adamın hayaletini görüyor. Görmesi yetmiyor, bir de onunla konuşuyor. Böyle abidik gubidik şeyler canımı sıkıyor ya. Ölülerle konuşmada bana sempatik gelen tek film Kocan Kadar Konuş filmiydi. Oradaki kız, hayalinde bir yazar ile konuşuyordu. Kıza, hayat yolunda öğütler veriyordu yazar. Bak o iyidi, güzeldi işte.

SİNEMA YENİDEN CANLANMAYA BAŞLIYOR GİBİ…

Ahmet Kural’ın oynadığı Efsane filmi 2 Şubat’ta vizyona girecekmiş. Yavaş yavaş sinema sektörü pandemi öncesi döneme dönüyor gibi. Her hafta bir Türk filmi vizyona giriyor. Geçen haftalarda da Doğu Demirkol’un Yaşam Koçu filmi vizyona girmiş ve çok konuşulmuştu. Her yeni film haberine seviniyorum yani. Çok film olsun ve çarklar işlesin.

Para Avcısı filmindeki rezil yaşam...

*Leonardo DiCaprio’nun, Para Avcısı filmini izledim. O kadar boş bir yaşamdı ki filmdeki. Seksten ve uyuşturucudan ibaret.

*Dün gece deplasmanda, hazırlık maçında Türkiye, Almanya’yı 3-2 yendi. Hem de güzel bir oyunla.

*Dizilerde dikkat ediyor musunuz? Özellikle de kadınların dişleri bembeyaz. Gören hiç yemek yemiyor, çay içmiyor zannederler. O kadar beyaz.

*Cüneyt Özdemir, GAİN ile anlaşma yapmış. Belgesel hazırlayacakmış. Şu ara belgesel yapmak heyecanlandırıyormuş onu. Peki belgesel izlenir mi?

*Dün geceden beri aralıksız yağmur yağıyor. Arada karla karışık yağdı ama bir türlü kara çevirmedi.

*Ayda iki kitap okumak galiba benim için makul bir hedef gibi görünüyor.

*Mezun Cinayetleri kitabında son 50 sayfam. Bakalım katil kim çıkacak?

 

Black Books dizisine başladım...

Ali Rıza’nın önerdiği Black Books komedi dizisinin ilk bölümünü izledim. Hoşuma gitti. 20 dakikalık bölümleri. Bakalım diğer bölümleri nasıl olacak? Aydaki Kadın kitabını okumaya devam ediyorum. Günde 5-10 sayfa anca okuyorum. Kasımın ortası gibi biter herhalde. Atv’de Kardeşlerim dizisini izledim biraz. Reklam arasında da Galatasaray- Beşiktaş maçının özetini izledik TRT 1’de. Galatasaray, İcardi’nin golleriyle 2-1 yendi. Haftayı mutlu kapatıyoruz yine. Televizyonda bir şey bulamayınca uydu kanallarına baktık gündüz. Antin kuntin, Türk filmlerini yayınlıyorlar. Bu arada uydu için adam geldi. Uyduya bir alet takıp, sinyal ayarlaması yaptı. Bir de uydunun ucuna plastik su şişesi takmıştık. Adam, çıkarıp attı onu. “Faydası değil, zararı olur” dedi. Bakalım bir daha yağmurlarda yayınlar gidecek mi?

Türkçe dublajı olmayan film...

     Peekay filmini sonunda izledim. Bugüne kadar Türkçe dublajlı halini bulamadığım için izlememiştim. Gerçi yine bulamadım. Alt yazılı izlemek mecburiyetinde kaldım. İlk bir saat boyunca acayip sıkıldım. Ama sonra çok beğendim. Sıkıldığıma değdi. Amir Khan filmi sevenlere önerimdir.

KENDİ YAPMIŞ SİLAHI…

     Eski Japonya başbakanı silahlı saldırı sonucunda öldü. Japonya’da silah sahibi olmak çok zormuş. Bir sürü test falan varmış. Katil ise eski askermiş. Silahı kendisi yapmış.

ÖNÜNE GELENE SİLAH VERİLMEMELİ…

     Japonya’daki gibi olmalı biz de de. Önüne gelen silah ruhsatı alamamalı. Bir sürü teste tabi tutulmalı. Hatta hiç verilmemeli. Sadece güvenlik güçlerinde olmalı. Kafası bozulan katil oluyor sonra.

NİTELİK ÖNEMLİ, NİCELİK DEĞİL…

     Önemli olan, her ile bir üniversite açmak değilmiş. Önemli olan üniversitenin eğitim kalitesiymiş. Biz Türkler olarak sayılara çok takılıyoruz. Nicelik sevdamız var bizim. Ama önemli olan nitelik. Bunu beynimize kazımalıyız.

İNSAN HİKAYELERİNİ SEVEN KENAN İMİRZALIOĞLU…

     Kenan İmirzalıoğlu, insan hikayelerini seviyor. Yeni insanlar tanımayı seviyor. Dün akşam, Kim Milyoner Olmak İster’i izlerken düşündüm bunu. Kendisinin bu yapısı, programı daha da bir izlenir hale getiriyor.

KİTAP OKUMANIN EN ÜST SEVİYESİ BU OLSA GEREK…

     Yine, Kim Milyoner Olmak İster’den bir not. Yarışmacı telefon joker hakkını kullanmak istedi. Aranılmasını istediği jokeri için, “Çok kitap okur. Neredeyse okumadığı kitap yoktur diyebilirim” dedi. Ben de böyle bir okur olmak isterdim.

Hafta sonu için film önerisi: Tom Hanks'ten Big...

*Tom Hanks’in ilk defa duyduğum, Big yani büyük adındaki filmini izledim. 1988 yılında çekilmiş. Ben daha bir yaşındayken yani. Bir çocuk, ailesiyle gittiği lunaparkta, dilek makinesinden büyümeyi diler. Sabah uyandığında dileği gerçekleşmiştir ve büyümüştür. Peki şimdi ne olacaktır? “Film nasıl devam edecek gerçekten?” diye sorarken cevabımı aldım. Hafta sonunuz için güzel bir film önerisi benden size.

*Asgari ücret, 2022’nin, ikinci altı ayı için 5.500 lira olarak açıklandı. 7.200 liralar konuşulurken 5.500 lira açıklanması hayal kırıklığıydı benim için. Peşi sıra zamlar da gelecek mi bakalım?

*A101’de, bizimkiler 5 kg şekeri 85 liraya bulmuşlar. Hemen almışlar. “Bedava gibiymiş gibi aldık sanki” diyor kardeşim. 5 kg şekerin fiyatı normalde 100 lira.

 

Yazmak üzerine izlediğim film...

*Sonunda bir film izleyebildim. Filmimizin adı: Forrester’ı Bulmak. Yazmak üzerine bir film. Blog arkadaşlarım, ilham veren birkaç sahne ve birkaç söz var filmde yazmak üzerine.

*George Orwell’ın okumadığım kitabı Hayvan Çiftliği.

*Sakarya’da bir çaycıda içtiğim, bir bardak çaya 2 lira verdim.

*Güzel evliliklerin bozulmasını isteyen bir yanımız var gibi.

*Hayat deneyimlemekse eğer, ben hayatı deneyimlemiyorum.

*Öğleyin kova tavuk yedikten sonra akşam da evde yemek olarak kızarmış tavuğa denk gelmek. O zaman buna tavuklu gün demek lazım.

*Çekingen olmak, çekingen davranmak dendiğinde aklınıza ben gelebilirim.

*Bir günüm çaysız geçtiğinde, “Bugün çay da içmedim” diyorum. Çay arıyorum.

*Twitter’da sadece yapılan zamları haber yapan bir hesap kısa sürede 50 bine ulaşmış. İşte gündemi koklayıp, bir anda takipçiye boğulma örneği bu olsa gerek.

 

 

 

70'ler belgeseli izlendi, 80'ler belgeseli önerilir...

     Cnn Türk’te dün, Bir Zamanlar 70’ler belgeselini izledim. Çok güzel yapmışlar. O dönemleri merak eden benim gibiler için çok iyi bir kaynak olmuş diyebilirim. Bugün akşam 18:00’de de 80’ler belgeseli yayında olacakmış. Kaçırmayın derim.

ÖNÜNDEKİ ETİ YEMEYEN KÖPEK…

     Kardeşimle Düzce’de dolaşırken bir dükkanın önünde bir köpeğe denk geldik. Ve hemen köpeğin önünde de et vardı. Kurbandan payına düşen kısmıydı galiba. Ama köpek o eti yemek için hiçbir hamlede bulunmuyordu. “Bugün çok yemiş. Yoksa o et öyle kalmazdı” dedik biz de.

DONDURMA YENMEZ, YALANIR…

     Bir tane halk sağlığı uzmanıydı galiba. Televizyonda konuşuyordu. “Millet dondurmayı yemeye başlamış. Bu sağlık için zararlı. Dondurma bizim çocukluğumuzdaki gibi yalanmalı” dedi. Dondurma yemenin bile ne ayrıntıları var ya.

YAVRULAR İÇİN GÜZEL HABER…

     Üç tane ufak kedimizin anneciği kayıplarda. Muhtemelen başına bir şey geldi. Bugün baktık o yavrular başka bir kedinin memesinden emiyorlar. Çok sevindim yavrular için.

O ZAMAN NİYE DİNLEMEDİNİZ?

     Japonya’da yapılacak olan Olimpiyat Oyunları ertelenebilirmiş. Koronadan dolayı. Japon halkı o kadar da karşı çıkmıştı bu olimpiyatlara. O zaman niye dinlemediniz de şimdi ertelenebilir diye mızıkçılık yapıyorsunuz?

YUMURCAK’LI BAYRAM SABAHLARI…

     Kanal D, bayramın birinci ve ikinci gününde sabahları, Yumurcak’ı yayınladı. Sabah televizyonu açtığımızda Yumurcak ile karşılaşmak güzel oldu. Sabahları zaten bir şey olmuyor televizyonda. Bu sayede güne güzel başladık.

GEL MÜBAREK YAĞMUR GEL…

     Kaç günlerden beri sıcaklardan yanıyoruz. Cizre’de yine sıcaklık rekoru kırılmış. 49,1 ile. Ama yağmur geliyormuş. Serinleyelim şöyle püfür püfür.

FATİH HOCAM BIRAK ARTIK…

     Galatasaray dün akşam PSV’den 5 yedi. Bu rezalettir. Takımın kaderi bu olmamalı. Fatih Hocam yol yakınken, lig başlamamışken bırak git ya. Averaj takımı değiliz biz.

Aykut Enişte filmi...

 

Aykut Enişte filmi
foto kaynak: unsplash.com

     Andromeda son yazısında Aykut Enişte filmini yazmış. Yazısını okuyunca film hoşuma gitti ve hemen izledim. Film biraz uzun geldi. Ve birkaç yerde de espri yapacağım diye saçmalamışlar. Ama her şeye rağmen güzel bir filmdi. Pazar pazar iyi gitti.

Orada olsam kafayı yerdim dediğim ada...

     Zindan Adası filmini izledim. Ve filmin sonu beni şaşkınlığa uğrattı. Leonardo Di Caprio’nun filmleri hep böyle mi? Başlangıç filminin sonu da çok sürprizliydi. Film, gemide midesinin bulanmasıyla başlıyor Leonardo’nun. Bu mide bulantısını not aldım filmi anlatırım diye. Ama film ilerledikçe her şey birbirine girdi. Hangisi gerçeklik, hangisi değil kafam allak bullak oldu. Ben, filmin sonunu çözemedim.

FİLMİ SONU NEYE BAĞLANDI?

     Bu filmi daha önce izleyen ve sonunun neye bağlandığını bilenleri yorumlara alalım. Filmin sonuna doğru kendimi Leonardo’nun oynadığı karakterin yerine koydum da. Tam kafayı yemelik bir durumdu. İnsan o anda sinir krizi geçirip kendini kaldırıp camdan aşağı bile atabilir. O derece psikolojik bir çıkmazdı. Bu filmi izlemeyen varsa hemen izlemesini öneririm.

Silahını mutfak tezgahında unutan katil...


     Eskilerden bir Amerikan filmi izliyorum. 1994 yapımı. Ucuz Roman.

     Filmde katilimiz bir adamı öldürmeye, adamın evine gidiyor. Katildeki rahatlığa bakın ki, adamın evde olmadığını görünce ve uzun süre eve gelmeyince öldüreceği adamın evinde adamın tuvaletini kullanıyor. Hem de elinde dergi ya da okumalık başka bir şeyle.

     Bu arada silahını yanına almak yerine mutfak tezgahının üzerine bırakıyor. Öldüreceği adam, babasından yadigar saatini almak için tekrar eve geldiğinde mutfak tezgahının üzerinde silahı görüyor.

     Tam silahı eline aldığında tuvaletten çekilen sifonun sesi geliyor. Tuvalet kapısının tam karşısına geçiyor elinde silahla birlikte.

     Mutfak tezgahında silahı fark etmeden önce, kendisini öldürmeye kimsenin gelmediğini düşünerek ekmek kızartma makinesine iki ekmek atıyor.

Ucuz Roman filmi
foro kaynak: beyazperde.com

     Katil tuvaletten çıkıyor ve öldüreceği adamla göz göze geliyor. Öylece bakışıyorlar. Tam o anda ekmeklerin kızardığını haber veren ekmek kızartma makinesinin sesi geliyor.

     Adam da o sesin verdiği tedirginlikle silahı ateşliyor. Ve katil kan revan içinde yere yığılıyor.

     Burası bana biraz saçma geldi. Hangi katil, öldürmeye gittiği adamın evinde tuvalete girer? Hadi tuvalete girdi diyelim. Tuvalete girerken silahını mutfak tezgahının üzerine bırakır mı?

     Amerikan sinemasında katilleri hep profesyonel bir yapıda gösterdiler bize. Hiç profesyonel bir katil böyle bir abukluk yapar mı?
     
     Katil ben olsam, ben bile bunu yapmam. Ben olsam tuvalete de gitmezdim zaten. Tedirginlik içinde öldüreceğim adamın eve gelmesini beklerdim.

     Filmde öldürülecek adam olan boksör de katili öldürdükten sonra başka bir adamı daha öldürüyor. Öldürmek bu kadar kolay mı? Öldürmeye bir başladın mı önüne alamıyorsun artık.

     Film hakkında birkaç notumu da paylaşayım. Filmin süresi çok uzun. 2 saat 58 dakika.

     Yine aynı katilin, silahını mutfak tezgahının üzerinde bırakmasının abukluğunun dışında birde arabada giderken, arka koltuktaki adama silahını doğrultup konuşması.

     Öldürme amaçlı olarak değil, öylesine. Ve o anda silahın ateş alıp arkadaki adamın beynini uçurması.

     Türkçe dublajın herhangi bir sansüre uğramadan yapılması. Olduğu gibi ne varsa telaffuz edilmesi. Aslında en güzeli bu. Böylece filmin içine daha çok giriyorsun.

     Notlarım da böylece bitti ve yazının sonuna geldik. Görüşürüz millet.

3 İdiots - İzledim...


     3 İdiots en sevdiğim filmlerden biri oldu. Filmin Türkçe çevirisi 3 Aptal. Filmin adına bakarak, 3 aptalın komik maceraları sandım. Belki de saçmalıkları. Ama filmin ismiyle hiç mi hiç alakası yok.

3 İdiots

Foto kaynak: diziizleyabanci.com
     Üniversite tanışan üç arkadaşın güzel mi güzel hikayesi. İnsanın umut dolduğu hikayelerden biri. Filmi bitirdiğimde içimde çok güzel duygular vardı. Güzel duygular yaşamak istiyorsanız bu filmi izleyin derim.

Gece gece Kanıt dizisi iyi gitti...




     Tv2’de Kanıt dizisi vardı. Nedense bu diziyi ilk yayınlandığı dönemde pek sevmezdim. Bizimkiler bu diziyi açınca, “Şimdi kim izleyecek bu diziyi” dedim. Ama bu bölüm harikaydı. Bu bölümü izledikten sonra ne kadar bölümü varsa hepsini izlemek istedim.

     Kaçıncı bölümü olduğuna dikkat etmedim. Masaj salonunda cinayet olarak özetleyebilirim. Adamlar bölümün son dakikalarına kadar katilin kim olduğunu bir türlü bulamadılar. Kaç kişiden şüphelendiler. Ama şüphelendiklerinden hiç biri de katil çıkmadı.

Kanıt dizisi

Foto kaynak: televizyongazetesi.com
     En sonunda bende, “O değil, bu değil. Peki katil kim o zaman?” dedim. Öyle bir noktaya geldiler ki. Elleri kolları bağlı kaldılar. Tekrar dosyaları gözden geçirdiler. “Gözden kaçırdığımız bir şey var” dedi komiser Orhan. 

     Hep bu tip dizilerde de böyle olmaz mı zaten. Bu tür dizilerin vazgeçilmez repliklerinden birisidir. Ve inanın katil, hiç mi hiç beklemediğim bir kişi çıktı. Ters köşe oldum. Bu tip polisiye dizilerini izlemeyi özlemişim. Onu fark ettim. İşin özü: Gece gece Kanıt dizisi izlemek iyi gitti.


Hepimizin hayali, Mandıra Filozofu gibi olmak...


     Bu akşam kanal D’de yine Mandıra Filozofu filmi vardı. Sağ olsun kanal D, neredeyse ayda bir yayınlıyor. Serinin ikinci filmi pek sevilmedi galiba. Bir defa denk geldim yayınlanırken. Hiç izlemedim. Televizyonda izlenecek doğru dürüst bir şey de yoktu. Bizde tekrar ve tekrar onu izledik. Kendini işe güce vermiş ve paranın her şeyi çözebileceğini sanan iş adamının duyduklarıyla adeta beyninden vurulmuşa dönmesi her seferinde derinden etkiliyor beni.


 Hayalimdeki yaşam filmdeki. Bir röportajında dinlemiştim. Filmde Mustafa Ali’yi oynayan Müfit Can Saçıntı’dan. Herkesin mutluluğu filmdeki gibi anlamasından şikayetçi. Ama biz millet olarak böyleyiz. Bize göre mutluluk; Her şeyi satıp savıp bir köye yerleşmek. Çiftçilik ya da hayvancılık yapıp geçinmek.

İzlediklerim kategorisindeki diğer yazılarım için buraya tıklayabilirsiniz.

Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=TQGnIjsybSs


İzlerken nefesimi tuttuğum Youtube videosu...


     Yerin 12ooo metre altında nasıl sesler kaydedilmiş olabilir ki? İnsan sesleri olabilir mi? Hemen aklıma bu geldi. Çünkü bir söylentiye göre cehennem dünyamızın altında. Bu tip söylentiler çok prim yapıyor. Mesela aya aslında hiç gidilmedi. Bir stüdyoda çekim yapıldı gibi. Video 11 dakikalık ama nasıl bittiğini anlamadım. Kendimi kaptırdım gittim. Videoda kaydedilen sesleri dinleme anı geldiğinde nefesimi tuttum. 


     Dinlediklerimle şok olmuştum. Dinlediğim seslerde gerçekten azap çeken insanların bağırmaları, çığlıkları vardı. Donup kaldım. Asıl sürpriz ise videonun sonundaydı. Bu seslerin gizemi de videonun sonunda çözülüyordu. Son zamanlarda izlediğim en iyi Youtube videosuydu. Nygma gerçekten bu tarz videoları çok iyi yapıyor. Böyle gizemli şeyleri seviyorsanız tam da takip etmeniz gereken bir kanal.

Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=xCzLPeTBOJc


Esaretin Bedeli: Bir hapishane ve dostluk filmi...


Esaretin Bedeli

     Esaretin Bedeli, bir hapishane filmi. Tecavüze, şiddete hazırlıklı olun. Bunun dışında harika bir dostluk var. Andy ve Redd’in dostluğu. Ve o dostluk filmin sonunda zirveye çıkıyor. Redd’i oynayan Morgan Freeman’a hayran kaldım. Askerde mesleğin varsa rahat edersin ya. Eğitimden şundan bundan muaf olursun. Bu filmde de Andy, banker olması nedeniyle hapishane müdürünün vergi iadelerini falan yapıyor. Film biraz uzun. 2 saat 20 dakika. Bir ara sıkıldığımı hissettim. Ama sonra film yine hareketlendi. Oradaki dostluk için izlenir bu film.

Kill Bill filminde kana doyuyorsunuz...


     Kill Bill filminde ne anlatılıyor diye yorumlara baktım. Uzakdoğu dövüşünün estetik hali yazıyordu. Uzakdoğu dövüşüyse tamam dedim ya. O zaman izlenir. Bir tanesi da çocukluğumun filmi demiş. Bu filmi çocukların hiçbir şekilde izlememesi gerekir. Çocuklar üzerinde çok ters tepebilir. Bunu diyende nasıl izlemiş anlamadım. Çünkü filmde resmen kana doyuyorsunuz. Bol bol kol ve bacak kesme var. Oda yetmezmiş gibi kafa kesme de cabası. Ve kesilen organların yerlerinden de şelale gibi kan fışkırıyor. 

Kill Bill

      Bu ne biçim bir filmdir. İkincisini izlemem. Ama müzikleri harikaydı. Meğer çok beğendiğimiz, orada burada fon müziği olarak kullanılan müzikler bu filme aitmiş. Unutmadan. Bir şey daha. Filmin başlangıcında çocuğun gözü önünde annesi öldürülüyor. Böyle bir şeyin gerçekte olduğunu düşünmek bile çok çok kötü. Film icabı olsa da o kız çocuğuna o sahneyi nasıl açıkladılar? Umarım o sahneyi o kız görmeden ayrı çekmişlerdir.



Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/_UIN-pFfJ7c

Ayla filmi yorumum...

Ayla filmini bu akşam Fox’da izledim. Film bittikten sonra filmi tekrar yayınladı Fox. Tv’de ilk kez yayınladığın akşam olsa anlarım. Seyirciyi sıkmayın. Filmin ilk yarım saati soluksuz gitti. Ayla’yı arabanın altına itip koruduğu anlara kadar. Ondan sonra tempo acayip düştü. Bir ara sıkıldım. Sonlara doğru tempo yine yükseldi. Bavula koyup kızı kaçıracak kadar sevgiyi anlamadım ben. Kızın, nişanlandığını söylediği ve adamı bırakıp gittiği sahne yıktı geçti. Her filmde Çetin Tekindor oynatılmak zorunda mı? Çetin Tekindor’u görünce canım sıkıldı. Tamam, oyunculuğuna diyecek bir şey yok. Ama her projede onu görmek de sıkıyor insanı. Filmin sonunda gerçek, Süleyman ve Ayla’nın kavuşmasının gösterilmesi on numara bir hareketti.

İzlediklerim #21- Çernobil- Orkun Işıtmak


     İzlediklerim bölümünün 21’incisinin konuğu, Orkun Işıtmak. Youtube kanalları arasında gezinirken Çernobil faciasını anlatan bir bölüme denk geldim. Ruhi Çenet’in videosu sanıp açtım. Meğer Orkun’muş. Çernobil’i gezmeye gitmiş. İlk defa haberim oldu bu videodan. 6 Milyon kişi izlemiş. 

     Patlama 4’üncü reaktörde olmuştu. Eğer patlama olmasaymış 5’incisi de açılacakmış. Patlamadan sonra yarıda bırakılmış. İşte o 5’inci reaktörün yanına kadar gitmiş. Bırakın 5’inciyi, hemen yanında 6’ıncısının bile betonu dökülmüş. 15 reaktöre kadar kuracaklarmış.

      Gezi sırasında uyulması gereken kurallar dikkatimi çekti. Hiçbir şeye dokunmak, bir şeyler yemek yok. Gezenlerin güvenliği için tabi. Ben olsam, “Ne olur ne olmaz” deyip Çernobil’e gitmezdim. Hala risk devam ediyor çünkü. Gerçi elinde devamlı radyasyon ölçerle dolaşıyor ama.  Yine de cesaret edemezdim. Ya siz? Şuradan izleyebilirsiniz.

Kuzey Kore sınırına gittim-izlediklerim #20


Yeni takip etmeye başladığım Youtube kanallarından Emre Durmuş’un, Kuzey Kore Sınırına Gittim videosunu izledim. Bu kanalı yeni takip etmeye başladım ama çok beğendim. Favori kanallarımdan biri haline geldi. Bu bölümde Güney Kore ile Kuzey Kore’yi birbirinden ayıran DMZ bölgesine gidiyor. Keyifli seyirler.