Arda Turan hakkında yazmak bir
zul benim için. Bir zamanlar onun hakkında ne hevesle yazılar yazardım oysaki. O
Türk futbolunun yıldızıydı. Ondan konu açılınca gururlanırdım. Ama şimdi öyle
mi? Seveni kaldı mı acaba? “Peki zul diyorsun da be adam, niye yazıyorsun
öyleyse?” diyecekseniz.
Bu çöküş sürecinin nerede başladığına dair bir düşüncem
var, onu yazmak istedim. Tespitimde yanılabilirim tabi ki. Bakalım sizler ne
diyeceksiniz. Adım adım dünyanın en büyük kulüplerinden birine giderken, neyi
kaybetti Arda? O süreçte çok arzulayıp da sahip olamadığı ne vardı? Çoğu kişi
cevabı bulmuştur. Sinem Kobal.
Bir şekilde kızı kaybetti. Bir daha da gönlünü
de kazanamadı. Belki ona yalandan rest çekti. Sinem de o resti yemedi. Bir daha
dönmedi. Olan Arda’ya oldu. Biz erkekler böyle kayıplardan sonra ilk başlarda
çok huzurluyuzdur. Sonraları acısı sarar bünyeyi. İşte Arda, ilk orda kaybetti.
Sonradan bir başkasıyla evlendi. Evlendi ama. Gönülden olduğunu zannetmiyorum. Evlenmiş
olmak için evlendi gibi geldi bana. İkisi de evlendiler, yuva kurdular. O defter
çoktan kapandı. Ama gönül defteri kapanmaz işte. Sinem çoktan unutmuştur. Ama Arda
için aynı şeyi söylemem zor. Artık ara ara kalp dünyasında ince sızılar peydah
olur durur.