Sunay Akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sunay Akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sunay Akın'ın hayran olduğum yanı...

*Bir amaca kendini adayanlara her zaman hayranımdır. Bunu her zaman söylerim. Mesela Sunay Akın. Oyuncak Müzesi için her şeyi yaptı. Hala da devam ediyor yapmaya. Her şey Oyuncak Müzesini yaşatmak için.

*Kitapları kütüphaneye iade etmem lazım. Hala bir fırsatını bulup da gidemedim.

*Bir alışkanlığın bitirilmesi için o alışkanlığın, bir anda, bıçak gibi kesilmesinden yanayım. Vücut şöyle bir sarsılacak, “Ne oluyor lan?” diyecek.

*İlber Ortaylı’nın isminin ne anlama geldiğini merak ettiniz mi hiç? Benim aklıma bu akşam merak etmek geldi nedense. “Devlet memuru ve idareci” anlamlarına geliyormuş İlber ismi.

*Mutlu olmak için bencil olmak gerekir mi? Haluk Tatar’a göre evet. Hak vermiyor değilim adama. “Evet ya, önce ben mutlu olmalıyım” diyorum.

Sunay Akın anlatımları yapmacık mı?

     Sunay Akın deyince aklınıza ne gelir? Benim aklıma ilk etapta oyuncak müzesi gelir. Hemen arkasından da şairliği. Oyuncak Müzesi şairliğinin çok çok önüne geçti. Ve de anlattığı hikayeleri. Aslında anlattıklarına hikaye demek doğru mu bilmiyorum. Çünkü anlattığı her şey gerçek. Aslında anlattıkları internette olan bilgiler. Ama kendine has o anlatma tarzı var ya. O çok ilgi çekiyor işte. O anlatma tarzında siz ne görüyorsunuz? Ben sanata, şiire, çocuklara, insanlara aşık bir insan görüyorum. Onun için bir iş değil yaptıkları. Sahneden aşağı indiğinde de yine aynı Sunay Akın. Onun için bir yaşam şekli olmuş. 

Sunay Akın anlatımları

     Bazıları o anlatma tarzıyla alay geçiyorlar. Bile bile ilgi çekmek için yaptıklarını söylüyorlar. Ya şu insanoğlu. Yapılan her şeyde, söylenen her şeyde menfaat arıyoruz. Hayata o açıdan bakar olmuşuz. O zaman da herkesi kendimiz gibi görüyoruz. Böyle görünce de işini severek yapan birinde bile menfaat arıyoruz. Ben Sunay Akın’ı seviyorum. Ülkemizde birini seviyorsan onun aksayan yanlarını görmezden gelme gibi de bir huyumuz var. Bunu da düşünerek, tüm objektifliğimle değerlendiriyorum anlatma tarzını. Objektif açıdan baktığımda da anlatma tarzında hiçbir yapaylık görmüyorum. İçinden geldiği gibi anlatıyor. Tüm içtenliğiyle, tüm heyecanıyla. Kısacası benim anlatma tarzıyla ilgili hiçbir sıkıntım yok.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/photo-of-a-boy-reading-book-1250722/

Yaşamdan Dakikalar yeniden başlasa...

     Bir zamanların efsane programlarından biridir Yaşamdan Dakikalar. Nebil Özgentürk, Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu ve Sunay Akın. Bu dörtlü her hafta kitap, şiir, müzik vs. hakkında konuşurdu. Şimdilerde böyle bir programın eksikliği o kadar çok hissediliyor ki. Başlayacağını bilsem, yeniden başlamasını isterdim. Ama hiçbir kanalın buna yanaşacağını sanmıyorum. 

Yaşamdan Dakikalar

     Çünkü fazla reytingi olan bir iş değil. Zaten zamanında Sky Türk kanalında başlamıştı. Yani hedefi reyting olmayan bir kanalda. Sonra baktım Atv’ye geçmiş. “Yakında yayından kalkar bu” dedim. Çünkü Atv gibi reyting ile var olan bir kanalda bu reytingi fazla olmayan iş gitmezdi. Gitmedi de. Nebil Özgentürk ile ilgili bir haber gördüm edebiyat sitelerinin birinde. Oradan aklıma geldi bu program. Şuraya programın bir bölümünü bırakıyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/book-shelves-book-stack-bookcase-books-207662/

Oyuncak Müzesi gezintim...

     Oyuncak Müzesi Düzce’ye gelmiş. Haberi internette gördüm ilk. Bizim burada yapılan ilk avmde sergileniyormuş. Benim için harika bir haberdi. Sunay Akın’ı severim. Bu müze olayını da çok sevmiştim. Gidip görmek kısmet olmamıştı. Ama işte o benim yaşadığım yere gelmişti. Tabi küçük bir bölümünü getirmişler. Müzeyi toptan kaldırıp buraya getirecek halleri yoktu ya.

     İlk kardeşim gördü. Dikkatini çeken şeyleri anlattı. Oraya birde defter koymuşlar. İsteyen düşüncelerini yazıyormuş. Oda bir şeyler yazmış. Benim gitmem de bugüne nasip oldu. Yarın son günü zaten. Bir arkadaşımla buluşmak için Düzce’ye gittim. Bu sayede hem arkadaşımla buluştum, hem de müzeyi gezdim. Bir taşla iki kuş yani 😊

     Oyuncak Müzesi gezintim 10 dakikada bitti. Dediğim gibi çok küçüktü. Oyuncaklar cam muhafaza içindeydi. Yabancıların oyuncaklarında ev oyuncakları dikkatimi çekti. Kimi oturma odasının, kimi de mutfağın oyuncağını yapmış. Bizimkilerin oyuncakları 70’lerdendi. Otobüsler, polis arabaları ve minibüsler.

Oyuncak Müzesi
Bizimkilerin yaptığı oyuncaklar

     Otobüs ve minibüslerin üzerinde o zamanki bazı firmaların reklamları. Gerçi de şimdi de otobüslere reklam veriliyor. Şuna dikkat ettim. Bizimkiler artık bu zamanın otobüslerinin oyuncaklarını yapmıyorlar. Kutudan yapmış olduğumuz bir pazzle vardı. Almanların çok oyuncağı vardı. Hangi oyuncağı, hangi millet, ne zaman yapmış?

     Hepsi oyuncakların altında küçük bir notta yazılıydı. Kısa gezintimden sonra geldim defterin yanına. Orada bir kızcağız vardı. “Bende yazabilir miyim?” dedim. “Tabi” dedi çok yardımsever bir şekilde. Hatta rahat yazabilmem için oturduğu koltuğu bana verdi. Defteri göstererek, “Bu merkeze gidecek mi?” dedim.

     “Tabi, Sunay Bey bakacak” dedi. Sunay Abim bakar ya. O hassas bir adam. Hassas olmayan bir adamın, böyle müze işleriyle ne ilgisi olabilir ki zaten. Yarım sayfaya yakın duygularımı yazdım. Yazının sonuna isim ve soy ismimi yazdım. Ve tarihi de attım. 11.11.2017 diye. Ne zamandır aklımda olan bu işi de bitirmiştim böylece.

     Bunları kardeşime anlattıktan sonra, “Keşke benim yazdığım sayfanın da fotoğrafını da çekseydin ya” dedi. Hakikaten hiç aklıma gelmedi. Bu günüme Oyuncak Müzesi gezisi ile değer katmış oldum.