Yayınlar

Haziran, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Cennetten Çiçek diye sosyal medyayı kasıp kavuran bir şarkı varmış...

      Cennetten Çiçek , diye şarkının varlığından Atv’nin öğle haberlerinde haberim oldu. Meğer sosyal medyada bu şarkı patlamış gitmiş.       Herkes sosyal medyada bu şarkı ile paylaşımlar yapıyormuş. Bu haberi izledikten sonra YouTube’a klibi kondu. Şarkıyı Zehra söylüyormuş.       25 Haziran 2020’de YouTube ’a konulan şarkı şu an itibariyle 2.008.942 kişi tarafından izlenmiş. Bu sayı bence çok az.       Daha çok izlenme beklerdim. Nakarat kısmı gerçekten çok güzel. Yoksa siz hala benim gibi dinlemediniz mi?

370 liraya döner olur mu tartışması...

     Bodrum’da 370 liraya döner satılmış. Millet bunu konuşuyormuş. Anlamıyorum ki bunun nesini tartışıyorlar. Dönere gidip 370 lira veren varsa, bu onun sorunudur.       Herkes bütçesinin yeteceği yere gider. 370 lira, dönere para veren adama koymamıştır bu kadar. Ama hala tartışanlar var. Bir arada lahmacunun fiyatı böyle konu olmuştu. Ya bırakın, isteyen istediği fiyata yesin yemeğini.

Çocukları tatilde esnafın yanına vermek...

     Az önce İnstagram’da bir paylaşım gördüm. “Çocuğunuzu tatil döneminde bir esnafın yanına verin. Hayatı öğrensin. Okulda öğrenemez bunları” diyordu.       Bence çok haklı. Eğer bir gün benimde bir çocuğum olursa benim de düşüncem bu. Hayatı görsün, öğrensin .       Çocukları sarıp sarmalayıp büyütmeyelim. Çok korumacı büyütüyoruz bence çocukları. Korumacı bir çocuk olarak büyütülen ben söylüyorum bunları.

İşçileri tedirgin eden kelime: Fon...

      Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi ile umarım söylenen olmaz ve kıdem tazminatlarımıza bir halel gelmez.       Fona aktarılması ile ilgili haberi sunan spiker ise, “Ne zaman fon derse irkiliyorum” dedi. Al benden de o kadar.       Fon dendiği zaman bir işçi olarak tedirgin oluyorum bende. İşçi sendikalarının karşı çıkması nedeniyle belki de geri çekilebilirmiş.

Kanal D'nin İnstagram hesabı bunalttı beni...

      Kanal D ’de bir tane dizi başlayacakmış. Kanal D’nin İnstagram hesabı devamlı dizideki karakterlerin fotoğraflarını paylaşıyor. İyice sıktı beni.       Neredeyse kanalı takipten çıkacaktım. Tamam, anladık. Yeni diziniz başlıyor. Ama bu kadar da milletin gözüne sokulmaz ki. İnsanları bu kadar da sıkmak olmaz ki. Eğer dizi tutarsa merak etmeyin dizinin tüm karakterlerini ezbere bilir millet.

Geceye hakim olan sessizlik...

     Odanın açık penceresinden içeriye, dışarının kendine has sesi doluyordu. Eve yakın bir yerlerde, bir fabrikanın çıkardığı ses olmalıydı bu ses.       Gecenin 23:48’inde başka bir ses yoktu fabrika sesine eşlik eden. Hah işte, birkaç köpek sesi duymaya başlamıştı. Gecenin seslerini dinlemek gibisi yoktu.        Huzur veren bir yanı vardı bu seslerin. Herkes evlerine çekilmişti. Sokaklara sessizlik hakim olmuştu. Kim bilir kaçıncı kez yazıyordu buna benzer şeyleri.       Belki de buna benzer yazılarda çıkacaktı o bahsettiği yazılar. Ama yine yazmalıydı. Okuduğu köşe yazarları da öyle yapıyordu çünkü.       Hep belli konular etrafında dönüp duruyorlardı. Yazının sonuna gelirken mutluydu. Daha önceki yazdığı yazılara benzer bir yazı olsa da yine de yazmıştı işte. Önemli olan da bu değil miydi?

Blog yazılarıma ara mı versem yoksa tamamen yazmayı bıraksam mı?

     Blog yazılarıma bir süreliğine ara mı vermeliyim yoksa blogda yazmayı bırakmalı mıyım? Blog yazmayı bıraksam bile bloğumu silmem. Kalmasını isterim.       Çünkü ne kadar emek verdim bu bloğa. Bende ya hep ya hiç durumu var. Ya her gün yazı gireceğim ya da tamamen yazmayı bırakacağım.       Bu nereden çıktı derseniz? Bir tane Blogger artık bloğuna yazı girmeyeceğini ama bloğunu da silmeyeceğini söyleyerek veda etti bloğuna.       Her gün yazma baskısı ters mi tepiyor nedir? Daha fazla yazıyla içli dışlı olmamı beklerken bu baskı nedeniyle blogda yazı yazmaktan soğuyor muyum acaba? Böyle sorular sormayı severim kendime. Hangi konuda olursa olsun.

Artık başkalarının başarılarını izlemekten sıkıldım...

     Artık başkalarının başarılarını izlemek değil, kendim bir şeyler yapmak istiyorum. Sanki başkalarının başarılarını izleme kotam doldu gibi.       Artık ben başarmalıyım. Evet, bu duyguyu taa yüreğimin en derinlerinde hissediyorum. Artık bir şeyler olmalı. Bunca emek, bunca çaba bir yerlere getirmeli beni.       Bu hedef bazen çok ulaşılabilir gibi geliyor bazen de kaf dağının arkasında. Herhangi bir konuyla ilgili bir şeyler aratıyorum internette.       Hayatımda ilk defa gördüğüm bir YouTube kanalına denk geliyorum. Popüler olmadan, sadece kanal açmış olarak yoluna devam eden insanlar da var.       Yani bir yerlere gelmek, tanınır/bilinir olmak o kadar da kolay değil. Bunları gördükçe de umutsuzluğa düşüyorum. Bi düşüyorum, bi çıkıyorum işte.

Şekersiz bir hayat yaşayabilir miyim?

     Bir an, şekersiz bir hayat yaşayabilir miyim diye düşündüm. Bunu uzun zamandır düşünüyorum ama icraat yok.       İcraat olarak çaya koyduğum şeker sayısını 2’den 1’e düşürmemi gösterebilirim.       Bu akşam yine bu konuyu düşünmemi sağlayan ise İnstagram ’da gördüğüm bir paylaşımdı.       Paylaşımda şekerin insan hayatına olan zararları anlatılıyordu. Açıkçası tırstım okuyunca. Ya orada yazanlardan biri de beni bulursa diye düşünmeden edemedim.       Bunu düşündükten sonra ne yaptım dersiniz? Kola içtim. Ve hala bu yazıyı yazarken de içiyorum. Benim bu konuyu kafamda iyice evirip çevirmem gerek.       Sonra net bir karar verip, bunu hayatıma uygulamam lazım. Bu ne zaman olur bilemiyorum. Ama düşünmeye başladım. Benim açımdan bu da bir şeydir.

Bu Hikayede Yanan Ben Oldum şarkısı beklediğim patlamayı yapamadı...

      Bu Hikayede Yanan Ben Oldum şarkısından beklentim büyüktü. Ama hiç beklediğim gibi olmadı.       15 Kasım 2019 yılında YouTube’a konulmuş. Ve o günden bugüne sadece 31.660.426 kişi tarafından izlenmiş.       Ben 100 milyonu geçmesini beklerdim. Ama Nahide Babashlı kendisinde bir potansiyel olduğunu gösterdi.       Belki bu şarkı beklediği kadar patlamamış olabilir. Ama inanıyorum ki bir gün, bir şarkıyla beraber listeleri alt üst edecek. Ve YouTube’da en çok izlenen şarkıcılar arasında yerini alacak.

Benim DNA'mda hatalarımdan ders almak yok...

     Ben hatalarımdan ders almayı öğrenemeyeceğim galiba. Belki de bu ders almaz yapım yüzünden sevmiyorum hatalarından ders almak sözünü.       İnsan, hatalarından ders alamazmış gibime geliyor. Belki de ben, hatalarımdan ders alma ihtimalimin hiç olmadığına inandırdığım için kendimi böyle düşünüyorumdur.

Cüneyt Özdemir, izlediği film ve dizileri anlatırdı bir zamanlar...

     Eskiden Cüneyt Özdemir , YouTube kanalında film önerileri de yapardı. O zamanlar Amerika’dan çekiyordu videoları. Ve sokaklarda dolaşarak.       Yine ilk başlarda gündeme değiniyor, videonun sonuna doğru ise izlediğim film, dizi ve belgeseller hakkında kısa kısa yorumlarını yapıyordu.       Ama ondan sonra şartlar bir değişti ki. Pandemi falan derken videoda izlediği şeyler hakkında yorum yapmaz oldu.       Benim yine film ve dizi izleme aşkım depreştiği için bu aralar, Cüneyt Özdemir’i izlerken aklıma bu geldi.       O zaman not etmedim tabi önerdiği dizileri. Not etseydim şimdi izlerdim işte.       Neyse ki tam böyle bir noktada iş yerinden arkadaşım Esma, Outlander ’i önerdi bana.       “Bırakamayacaksın” falan dedi. Beni gaza getirdi resmen. Bu akşam ilk bölümünü izledim. Oda bir saatti. Bir diziye göre bir saat çok uzun geldi bana.       İlk başları bayağı yavaştı. Sonlara doğru hızlandı. Diziyi izleyip izlemeyeceğime dizinin ikinci bölümünü iz

Yeni normal diye bir şey var mı ki dostum?

      Yeni normal diye bir şey yok. Herkes virüsten önce nasıl yaşıyorsa yine aynı yaşıyor. Biz bunun farkındayız da Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu farkında değil mi?       Elbette farkındalar. Ama planladıkları bir şey var demek ki. Ya da bildikleri bir şey var da diyebiliriz.        Sağlık Bakanı Fahrettin Koca , yeniden sokağa çıkma yasağı ile ilgili çok net: Şu anda böyle bir şey düşünmediklerini söyledi.       Muhtemelen akıllarında bir sayı var. Tekrar sokağa çıkma yasaklarının başlaması için.       Hem yeni hastaneler de açıldı. Yani daha fazla hastayı tedavi edebilecekleri yoğun bakım ünitelerinin de sayısı fazlalaştı.       Sanırım bu da ellerini rahatlatan durumlardan biri. Ayrıca ikinci dalganın da başlamadığını söyledi Sağlık Bakanı. Hala birinci dalga ile mücadele ediyoruz yani.

Bıkkın geçen hayatlarımız...

     Market sırasında beklerken kasiyer kız , müşteriye, “ Hoş geldiniz ” dedi. Kadın ise bu söz sanki hiç söylenmemiş gibi bir tavır takındı ve hiç cevap vermedi.       Bu durum aslında her ikisinin de umurunda değil gibiydi. Kız bir çalışan olarak müşterisine, Hoş geldiniz” demek zorunda.       Bir noktadan sonra oda otomatikleşmiş bir hal alıyor. Ve hiç samimi gelmiyor müşteriye.       Müşteri de bu durumun farkında. Oda hayattan bıkmış . Oda bu bıkkın, “Hoş geldinize” hiç cevap vermeyerek gösteriyor bu bıkkınlığını.       Öyle bıkkın bıkkın geçiyor işte hayatlarımız.

Bu devirde kim yaşadıklarından ders çıkarmaya niyetli ki.

     İngiltere’de mağazalar açılmış. Millet kuyruk olmuş. Ağızlarda maske var ama sosyal mesafe sıfırmış.       Bu tabloya bakarak, “İnsanlık koronavirüsten ders almamış ” diyor yazısında Ömür Gedik.       Hangi insanın amacı hayattan ders almak artık Ömür’cüm. Anlatılan bu tablo bizim ülkede olsaydı şaşırmazdık.       Ama koskoca İngiltere’de de oluyor bunlar. İnsan her yerde insan . Daha tuvalet kağıdı için yapılan kavga hala hafızalarda.       Vahşileşiyor insan. Belki de ilk zamanlardaki dönemlerimize dönüyoruz. Güçlü olan kazanır dönemlerine.       Dışardan bakıldığında gelişmiş bir medeniyet gibi görünebiliriz ama manevi olarak daha taş devrindeyiz galiba.

İnsanın olduğu yerde güven duygusuna yer yok mu?

      Güven duygusunun zirve yapmış olduğu hiçbir devir oldu mu acaba? Sanki geçmişteki hiçbir zaman diliminde güven duygusu hayal ettiğimiz gibi olmamıştır düşüncesi var bende.        Eski zamanlarda güven duygusunun üst seviyelerde olduğunu söyleyip kendimizi avutuyoruz belki de. Sanki insanın olduğu yerde güven duygusuna yer yokmuş gibi geliyor bana.

Davranışlarımızda ne kadar iyi niyetliyiz?

     Günlük yaşamdaki davranışlarımızın ne kadarında iyi niyetliyiz . Sessiz bir yere geçelim ve bu soruyu kendimize soralım. Sanki bir el var bizi iyi niyetli davranmaktan alıkoyan.       Yaşadığımız şu anki dünya düzeni . Artık bir noktadan sonra, “Tamam lan. Madem oyunun kuralı bu. Bende oyunu kuralına göre oynayacağım” deyip kim bilir kaç kişi yeminini bozdu.

Hayatı sadece teorikte yaşamışım...

     Eğer hayatımı tekrar başa alma şansım olsaydı daha fazla gezerdim. Eve kapanıp kalmazdım . Şimdi geriye dönüp şöyle bir bakıyorum da çok eve kapatmışım kendimi.       Yaşamamışım hayatı. Hayatı sadece teorik olarak öğrenmişim. Ama hayatın içine dalmamışım. Kendim tecrübe etmemişim. Dizilerden izlediklerimle, kitaplardan okuduklarımla teorik eğitim almışım sadece.

Olumsuz düşüncelerimi ne konuşuyorum ne de bloğumda yazıyorum...

     Bazı hoşlanmadığım durumları yazamıyorum. Zaten hoşlanmadığım bir durum, birde onu yazarak gerçekleşme ihtimalini yükseltmek istemiyorum.       Sanki o hoşlanmadığım şeyden bahsetmezsem olmayacakmış gibi. Ondan bahsetmeyerek, onu bloğumda yazmayarak öteleyebildikçe öteliyorum sanki.      Bir yerden duymuş muydum nedir. Kötü şeylerden, olumsuz   şeylerden bahsetmememiz gerektiğini. Hani bir şeyi kırk kere söylersen olur diye söylerler.       İşte o kötü şeyden devamlı bahsederek bu kırk kere bahsedilme olayının içine dahil etmememiz gerekiyor. Yazmakla ilgili de eğer bir şeyi hedefliyorsan her zaman yazmak önerilir.       Bu hayata geçirilmesi için bir adımdır. İşte o başına gelmek istemediğin şeyi de yazmaman önemli. Onu yazarak harekete geçirmemen önemli.       İşte tüm bunlardan dolayı bazı şeyler sadece düşüncemde kalıyor . Ne bunları birine anlatıyorum ne de burada sizlere yazıyorum.

Koronavirüs döneminde patladı gitti: Murat Övüç...

      Koronavirüs dönemini düşünürken, koronavirüs sürecinde meşhur olanlar diye bir başlık geldi aklıma.       Bu başlığın bir numarası Murat Övüç dersek yanlış olmaz herhalde.       Virüs döneminde viral olan videosuna kadar ben kendisini tanımıyordum.       Evde durmayıp sokağa çıkanlara verdiği tepkiyle sosyal medyada patladı gitti.       Onun dışında var mı böyle popüler olan diye düşündüm de bulamadım. Ama aklıma gelirse yazarım yine.

Yıllarca yakamızı bırakmayacak herhalde bu koronavirüs...

Koronavirüsün ikinci ve hatta üçüncü dalgası olacak diyerek umutsuzluğu ekiyorlar yüreğimize. “Galiba yıllar boyu kurtulamayacağız bu virüsten” diye söyleniyorum kendi kendime.

Hayır demeyi öğrenmek için YouTube'dan video izle, yazı oku ama yine de hayır diyeme...

      YouTube ’dan videoyu izliyorum ya da bir yazıyı okuyorum. Hayır demek üzerine.       Ama bir şey oluyor yine hayır diyemiyorum. İşte o zaman çok moralim bozuluyor.       “Galiba bu ömrüm boyunca böyle gidecek” diyorum. Çok çok az da olsa gelişme var diyebilirim.       En azından teşebbüslerim var. Bakalım gelecekte, “Hayır” diyebilecek miyim?

Eee'lemeden konuşan YouTube kanalları...

     Yeni yeni YouTube kanallarına denk geldim. Kişisel gelişim üzerine bir kanal, erkek dünyası hakkında kadınlara bilgi veren bir kanal.       Bu iki kanalın da sahibi erkek. Ama konuşmalarında video boyunca bir defa tekleme olmadı.       Bir kere olsun eee’lemediler. En fazla yani dediler ama cümleyi kaldığı yerden devam ettirdiler.       Adamlarda bir birikim var. Okumuşluk var. Eğer biri okumuyorsa, kendini geliştirmediyse muhakkak eee’ler.       Kanalları görünce, “Bunlar kim?” dedim ama konuşma performansları harikaydı. İmrendim. Umarım konuşma olarak bende böyle bir düzeye gelirim.

Kelimelerin doğru yazılışlarını not almak için Word dosyası açtım...

     Bir önceki blog yazımı yazarken küsur kelimesini kullanmam gerekti. “Ulan nasıl yazılıyordu bunun doğrusu?” dedim. Daha önce de bakmıştım buna ama unuttum.       Sonra içimden bir ses bu duruma isyan etti ve “Devamlı internetten bakacağıma niye buna özel bir Word dosyası açmıyorum.        Kelimelerin doğru yazılışlarını da buraya not alayım. Takıldığımda devamlı buradan bakarım” dedim ve Word dosyası açtım. Artık kafam rahat kelimeler konusunda.

Daha sonra izle bölümüm dolmuş da taşmış bile...

      YouTube ’da görüp de daha sonra izle bölümü için işaretlediğim video sayısı 150 olmuş. Bugün en son izlemek için not aldığım videoları izledim. Hepsini de değil ha.       Bazı videolar 20 küsur dakika çünkü. O tip videoları 10’ar dakika izledim. Yeni takip etmeye başladığım kanallar oldu. Ama bu yaptığım şeylerle sadece 10 videoyu izleyebilmişim.       Bir ara, “İşim gücüm sadece bu videoları izlemek olsa” dedim. “Bu videolardan notlar çıkarıp insanlarla paylaşsam” dedim. Ama o zamanda sanki o insanların emeklerine çökmüşüm hissi uyanıyor bende.       Adam uğraşıp etmiş, bilge bir hayat için 12 kural diye video çekmiş. Şimdi ben bunu tutup blog yazısı yaparsam içim rahat etmez. İsim vererek de yapsam içim rahat etmez.       Adamın haberi yok. Belki de bu durumdan hiç hoşlanmayacak. Öyle işte. Artık daha sonra izle bölümünde bu kadar çok video görmek istemiyorum. O zaman izlemeye ve sonra da onları listeden silmeye devam.

Kötü bir davranışımız nasıl da hemen alışkanlık halini alabiliyor?

Kötü davranışlar hemen alışkanlık haline geliyor da iyi davranışlar neden hemen alışkanlık haline gelmiyor? Neden insanlar olarak kötü alışkanlıkları hemen benimsiyoruz? Ya da kötü alışkanlıkları hemen kapmaya yatkın mıyız? Bunun gibi bir takım sorular işte.

Yaptıklarım hata değil artık tercihlerim olmuş...

“Hataları tekrar tekrar yapıyorsan artık o hata değil, tercihtir ” diye bir söz var ya. Galiba benim hatalarım hata olmaktan çıkmış tercihlerim olmuş. Buna bir dur demem lazım.

Aylık çıkan tüm edebiyat dergilerini alıp okumak ne güzel olurdu...

     Aylık çıkan ne kadar edebiyat dergisi varsa hepsini almak ve teker teker hepsini okumak isterdim. Okumalarda kaybolmak ne güzel olurdu.        Tuhaf, Masa vb. 15-20 dergi üst üste konulmuş şekilde duruyor. Hayal etmesi bile güzel. Hepsini yayardım koltuğun üstüne. Birde İnstagram hikayesi yapardım. Hikayeye de, “Onlar benim bebeklerim” yazardım.

Survivor capslerine gülemeden geçip gitmek...

      Survivor capsleri yapılıyor. Ve ben Survivor izlemediğim için yapılan capslere öylesine bakıyorum. “Survivor’ı izleyenler kim bilir ne kadar eğleniyorlardır bu capslerle” diyorum. Ve iç çekerek İnstagram’daki diğer gönderilere geçiyorum.

Hıncal Uluç'a göre Sezen Aksu kimdir?

      Hıncal Uluç ’a göre Sezen Aksu kimdir? Çok güzel bir tanımlama yapmış kendisi. Bu tanımlamayı sizinle paylaşmamak olmazdı.       Diyor ki: “ Sezen Aksu , Türk Pop Müziğinde, yorumcu, besteci, söz yazarı, keşfedici ve yaratıcı olarak bir muhteşem anıttır. Gurur anıtı… Sevgi anıtı… Sanat anıtı…      Ölümsüz yeteneklerine ek olarak, Sezen bir de hocadır. Keşfeden, yetiştiren, tüm gücüyle destekleyen hoca…       Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Harun Kolçak, Levent Yüksel, onun Türk sanatına kazandırdıklarını sadece bir kaçı. Sezen, İzmir’in muhteşem anıtıdır.”      Sabah gazetesinde bugün çıkan yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Haşmet Babaoğlu'ndan koronavirüs ile ilgili dikkat çeken bir uyarı...

Haşmet Babaoğlu bugünkü yazısında salgınla ilgili bir uyarıda bulundu. Ve dedi ki: “Ama bir de salgın yüzünden kendi içimizde düşmanlaşma neyin nesidir? Sakın! Bu pis tuzağa düşmeyelim” Eğer bu salgınla ilgili arka planda neler oluyor fikir sahibi olmak istiyorsanız yazılarını okumanızı öneririm. Tabi yazılanlara katılıp katılmamak size kalmış.

Yılmaz Erdoğan'a göre şiir ne demek?

Yılmaz Erdoğan ’a göre şiir: “Şimdi desem ki şiir, edebiyat sütünden kaymak yapma sanatıdır, konuyu basitleştirmek olarak algılanmaz umarım. Yani demem o ki sözün en öz, en az ve en yoğun karşılığıdır şiir”

Romancı Harry Mulisch, neden yazdığı sorusuna nasıl bir cevap verdi?

Romancı Harry Mulisch , yazmak üzerine enteresan bir söz söylemiş. Benim dikkatimi çekti ve sizinle de paylaşmak istedim: “Yazıyorum çünkü ne yazacağımı merak ediyorum”

Hakan Günday'dan güzel bir söz...

Hakan Günday ’ın Tuhaf dergisindeki yazısından bir söz paylaşmak istedim size: “Merakın yoksa bir hikayen de olmuyor”

Beğendiğim cümleleri not alıyorum artık...

Beğendiğim cümleleri not alacağım artık. Ara ara o cümleleri okuyup yazımı geliştirmeye çalışacağım.

Maske takmanın neden bir an önce bitmesini istiyorum? Bilmiyorum.

Sık sık maske kullanma zorunluluğu olan biri değilim. Ama niye maske takma olayının bir an önce bitmesini istiyorum. Maskeye niye antipatim var?

Maske takma muhabbeti ne zaman biter?

Şu maske takma işi daha ne kadar devam edecek ya?

Bize her yer korona...

Virüs; maskesiz, mesafesiz takıldığımızı görünce, “Bize her yer korona ” diyordur muhakkak.

Onur Büyüktopçu'lu Çarkıfelek reytinglerde neden kötü?

     Dün akşamki reyting listesine baktım. Çarkıfelek reytinglerde çok kötüydü. Bunun iki sebebi olabilir.       Birincisi: Çarkıfelek’in yeni sunucusu Onur Büyüktopçu beğenilmemiş olabilir.       İkincisi: Yarışma süresinin uzatılması olabilir. Eskiden bir yarışmacı araba için yarışırdı ve yarışma biterdi. Şimdi zarflar bitene kadar her yarışmacı sırasıyla yarışıyor final etabında.       Şu an için görünen: Bu yarışmanın yayın hayatının fazla uzun ömürlü olmayacağı. Bir önceki yazımı da okumak istersen… * Artık maçlarda seyirci varmış yokmuş kimsenin takmayacağı dönem bu dönem…

Artık maçlarda seyirci varmış yokmuş kimsenin takmayacağı bir dönem bu dönem...

     İşte şimdi oynanan maçlarda kimse seyircili olup olmamasına bakmaz. Çünkü artık iş ciddiye bindi. Bu sürecin sonunda şampiyonluk gelecek.       Ve bunun dışında artık tüm dünyada da ligler seyircisiz oynanmaya başlayacak . Yani kimsenin bahanesi kalmadı.       Artık her dakika çok önemli. Artık her dakika şampiyonluğa götüren bir adım olacak.      Not: Koronavirüs nedeniyle liglere ara verilmişti. Şimdi tüm dünyada ligler seyircisiz olarak yeniden başlıyor. Bizde de bu hafta başladı. (12-14 haziran 2020 haftası) Bir önceki yazımı okumak istersen eğer… * Bir ilişkiye ad koymak büyüyü bozar mı?

Bir ilişkiye ad koymak büyüyü bozar mı?

Bir ilişkiye ad konulunca büyü bozulacakmış gibi geliyor bana.

Oku oku bitmeyen Twitter gündemi...

Twitter’da gündemdekiler bölümünü 30 madde yapmışlar. Oku oku bitmiyor.

Hiç haber izlemesem mi?

Bazen düşünüyorum. Acaba hiç haber izlemesem mi?

Özge Özder, Mucize Doktor dizisinden neden ayrıldı?

     Mucize Doktor dizisinin devamlı bir izleyicisi değilim. Ama hafta sonları denk geldiğimde ve televizyonda da bir şey yoksa izlerim.            Ama bir türlü bu diziye içim ısınmadı. Hele ki dizideki Kıvılcım karakterine.      İki tane hastane çalışanını kovduğu sahnede çılgına dönmüştüm. Özge Özder’i de severim. “Niye böyle kötü rollerde oynuyor ki?” demiştim.      İşte o gün kızdığım karakter olan Kıvılcım artık dizide yok. Özge Özder diziden ayrıldığını İnstagram hesabı üzerinden açıklamış.      Açıklamasında dikkat çeken detay ise, bu ayrılığı kendisinin de istemediğiydi. Yani bir bakıma diziden gönderilmiş.      Kıvılcım’a benim gibi sinir olanlar sevinmişlerdir belki. Ama şu da var ki böyle kötü karakterler olmayınca da diziler gitmiyor. İlla bir kötü olacak.      Yazıyı bitirmeden Özge Özder ile ilgili bir bilgi daha vereyim.      Dizi ile beraber kendisi birde tiyatro oyununda oynuyordu.      İBB Şehir Tiyatroları’nda, “Bak Bizim Şarkı

Şarkı önerisi: Erol Evgin ve Nil Karaibrahimgil'in Canım Benim şarkısı...

     İşte size bir şarkı önerisi: Erol Evgin ve Nil Karaibrahimgil’in düet yaptığı Canım Benim şarkısı. İkisinin düet yaptığından haberim bile yoktu. Az önce arkadaşım söyledi. Şimdi bir yandan şarkıyı dinliyorum bir yandan bunu size önerdiğim bu yazıyı yazıyorum.

Pandemik polisiye dizisi Gün On4 başlıyor...

     Pandemik polisiye dizisi Gün On4 , haziran ayında Puhutv’den yayınlanmaya başlayacak. Pandemik olmasının nedeni ise çekimlerin evden olması. Evden çekilen polisiye nasıl olacak merak etmiyor değilim. 10 bölüm olacak ve her Cuma yayınlanacak.

Enes Batur, kendisinden nefret eden biriyle video çekti...

      Enes Batur , kendisinden nefret eden bir takipçisiyle bir video çekti. Takipçisi Enes’in yüzüne karşı, “Bu kadar şeyi hak etmediğini düşünüyorum” dedi. Ama farkında değil ki bu yaptığı açıklamalarla bile Enes’in ekmeğine ne kadar da yağ sürmüş oldu.

Arka Sokaklar, bu akşamki bölümüyle sezon finali yapıyor...

     Bu akşam Arka Sokaklar , bir sezon finaliyle daha bu sezona veda ediyor. Sezon finaline girilirken kimsenin beklemediği Hakan ve Bahar yakınlaşması bomba etkisi yapmış görünüyor. O kadar ki trendlerde de yer aldı bu durum.

Beşiktaş, "Bırakmam Seni" adında bağış kampanyası başlattı...

      Beşiktaş , ekonomik zorluklar nedeniyle “Bırakmam Seni” adında bir bağış kampanyası başlattı. Özellikle taraftarlar böyle bir kampanyanın olmasını çok istemişler. Başkan Ahmet Nur Çebi’de bu istekler nedeniyle kampanyayı başlatmış.

PlayStation 5'in fiyatı ne kadar?

      PlayStation 5 ’in tanıtımı yapılmış. Satış fiyatı daha belli değilmiş. Tahmini olarak 599 dolar olacakmış. Ama bu fiyat Amerika için. Bizim ülkemizde vergilerle beraber ne olur bilinmez. Bu yılın son çeyreğinde satışlara başlanacakmış.

Çorum'da aslan mı var?

      Çorum ’da herkes aslan avına çıkmış. Çekilen bir tane fotoğrafta aslan olup olmadığı belli olmayan bir hayvan var. “Aslan var” diye ortalığı ayağa kaldırmışlar. Şimdi millet harıl harıl her yerde aslan arıyormuş. Bundan bir şey çıkacak mı bakalım? Van Gölü Canavarı efsanesi gibi olmasın bu aslan muhabbeti de.

YouTube en az iki dakikalık video istiyormuş...

      YouTube ’da kanalı olan bir arkadaşım, “Duyduğuma göre YouTube, atılan videoların en az iki dakika olmasını istiyormuş” dedi. Yani YouTube kanalınıza video atacaksanız en az iki dakika olmasına dikkat etmelisiniz. Tekrar ediyorum: Bir yerden duymuş, kesin böyle diye bir durum yok. Ama yine de aklınızın bir köşesinde bulunsun. En azından video atarken iki dakika olmasına dikkat edersiniz. Bir şey kaybetmez aksine bir şeyler kazanabilirsiniz.

Ecem Erkek'in Güldür Güldür Show'daki ilk skecine denk geldim...

     Dün akşam Güldür Güldür Show’da Ecem Erkek ’in ilk skecine denk geldim. Skecin başında Ali Sunal, “Artık bundan sonra Ecem Erkek bizlerle” diye sunuyor kendisini. Oraya başlayan herkesi seyirciye tanıttı mı böyle bilmiyorum. Belki de tanıttı da ben denk gelmedim. Tabi kimse farkında değildi onu tanıtırken bir efsanenin doğuşunun. Gerçekten Güldür Güldür Show ’a damga vuran karakterlerden biri oldu Naime.

Emre Durmuş nerede bilen var mı?

Emre Durmuş nerede bilen var mı? Sözde yeni videoları ile yayında olacaktı. O gün bugündür kanalına yeni video atmıyor? Bundan önceki son iki yazımı okumak istersen… *Cesaretli olmayı istemek… *Yine sevdiğin işi yap düşüncesi…

Cesaretli olmayı istemek...

Aslı Gibidir filminde biri Aslı’ya, “Senin bu cesaretin nereden geliyor?” diye soruyor. İşte o an, bende Aslı gibi cesaretli olmayı çok istedim.

Yine sevdiğin işi yap düşüncesi...

Bu akşam izlediğim Aslı Gibidir filminde, “Hayat kısa, sevdiğin işi yapmalısın” diyordu ve beni yine düşüncelere sevk ediyordu.

Oğuzhan Koç'un Kendime Sardım şarkısı trend videolarda şu anda 8.sırada...

Oğuzhan Koç ’un yeni şarkısını, “ Kendime Sardım ”ı dinlediniz mi? Şu anda YouTube trend videolarında 8.numarada. Ve şu ana kadar 1.502.122 kişi tarafından izlenmiş. Şarkıyı dinlediysen veya dinledikten sonra şarkı ile ilgili yorumunu yapabilirsin. Son üç yazımı da okumak istersen… *Yılmaz Erdoğan, Murat Övüç’ü Çok Güzel Hareketlere davet edeceklerini açıkladı. *Cem Yılmaz, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü filminin başrolünde niye oynayamadı? *Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü diye film ismi çok anlamlı gelmedi bana?

Yılmaz Erdoğan, Murat Övüç'ü Çok Güzel Hareketlere davet edeceklerini açıkladı...

      Yılmaz Erdoğan dün akşamki Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 programında, pandemi bittikten sonraki seyircili programa Murat Övüç ’ü davet edeceklerini açıkladı.       Tabi durduk yere yapmadı bu açıklamayı. Safa Sarı’ya yeni taklit var mı diye sordu. Oda Murat Övüç taklitini yapınca Yılmaz Erdoğan’da bu açıklamayı yaptı. Okumak istersen son üç yazım… *Cem Yılmaz, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü filminin başrolünde oynayacakmış ama olmamış… *Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü diye film ismi mi olur? *Safa Sarı’dan ilk defa Murat Övüç takliti…

Cem Yılmaz, Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü filminin başrolünde oynayacakmış ama olmamış...

      Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü filminde başrolü aslında Cem Yılmaz oynayacakmış. Hem de ikisini de. Hem Karagöz’ü hem Hacivat’ı. İkisini aynı anda nasıl oynayacağına dair bir açıklama yapmamış filmin yönetmeni Ezel Akay.       Ama zamanları uymamış birbirlerine. O yüzden bu işte Cem Yılmaz oynayamamış. Onun yerine Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk oynamış. Okumak istersen diye son üç yazım… *Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü diye film ismi mi olur? *Safa Sarı’dan ilk defa Murat Övüç takliti… *Aşk 101’deki Osman’ın neden devamlı fındık yediğini Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 açıkladı…

Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü diye film ismi mi olur?

     Hacivat ve Karagöz neden öldürüldü diye film ismi mi olurmuş? Bu daha çok bir filme verilecek isim olarak değil de bir blog yazısının başlığı olacak türden bir soru. Ya da Google’dan bir kişi merak edip böyle bir arama yapabilir. Bence bu filme yaraşır başka bir isim olmalıydı. Son üç yazımı eğer okumak istersen… *Safa Sarı’dan ilk defa Murat Övüç takliti… *Aşk 101’deki Osman’ın neden devamlı fındık yediğini Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 açıkladı… *İlker Ayrık’ın seslendirmesi harika…

Safa Sarı'dan ilk defa Murat Övüç takliti...

     Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’de bu akşam Safa Sarı yeni taklitini yaptı. Taklitini yaptığı   isim ise son günlerin popüler ismi Murat Övüç ’tü. Birebir taklit etti diyebilirim. “Aynısını yapıyor hakikaten lan” dersin ya. İşte bende öyle dedim. İnternetten hemen bulup izlemenizi öneririm. Okumak istersen son üç yazım… *Aşk 101’deki Osman’ın neden devamlı fındık yediğini Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 açıkladı… *İlker Ayrık’ın seslendirmesi harika… *Dizi karakterini sevmekle gerçek hayattaki kişiyi sevmek farklı şeylermiş.

Aşk 101'deki Osman'ın neden devamlı fındık yediğini Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 açıkladı...

    Çok güzel Hareketler Bunlar 2 , Aşk 101 dizisinin parodisini yapmışlar. Osman’sız bir parodi olmazdı tabi. Dizide olduğu gibi devamlı fındık yiyor. Neden devamlı fındık yediği sorulduğunda ise, “Giresun’luyum da ondan” diyor.       “Senin sevgilin yok mu?” diye soruyorlar. “Ben konuşursam tt olurum” diyor. Osman’ı, Hilmi oynamış. Diziyi izlemediğim için tüm esprilere hakim olamadım tabi. Son üç yazımı okumak istersen… *İlker Ayrık’ın seslendirmesi harika… *Dizi karakterini sevmekle gerçek hayattaki kişiyi sevmek farklı şeylermiş… *Başkasıyla kendini kıyaslarsan kendini bitirirsin…

İlker Ayrık'ın seslendirmesi harika...

     İlker Ayrık ’ın sesini duyunca, “Yaparsın Aşkım mı var?” diye televizyona baktım. Animasyon filmi seslendirmiş meğer. O oynuyormuş televizyonda. Kanal D’de akşam saatinde yayınlanan bir filmdi. Başarısız bir filmmiş ki ilk defa duydum.      “Benim annem bir dinazor” mu neydi filmin ismi. Ama şunu söyleyebilirim: İlker Ayrık’ın seslendirmesi harika olmuş. Bu seslendirme performansı ile ileride efsaneler arasına girebilir. Eğer okumak istersen son üç yazım… * Dizi karakterini sevmekle gerçek hayattaki kişiyi sevmek farklı şeylermiş . *Başkasıyla kendini kıyaslarsan kendini bitirirsin. *Cüneyt Özdemir’e yerden göğe kadar hak verdim.

Dizi karakterini sevmekle gerçek hayattaki kişiyi sevmek farklı şeylermiş...

      Güldür Güldür Show’daki Naime karakterini seviyorum diye Ecem Erkek ’i İnstagram’dan takip etmeye başladım. Soru-cevap yaparken takipçilerinden   birine verdiği cevap beni kendinden soğuttu.       Belki verdiği tepkide haklıydı ama ben yine de verdiği cevabı beğenmedim. Soru neydi, cevap neydi boşverin.       Benim buradan çıkardığım ders şu oldu: Bir ünlüyü çok seviyorsun diye takip edince gerçek hayatta yaptığı bir şeyden dolayı kendisinden soğuyorsun.       Halbuki ben onu değil, dizideki, filmdeki karakterini sevmiştim. O yüzden o sevdiğin karakteri gerçek hayatta takip etmemek galiba en iyisi. Hafızanda o karakterin sevdiğin şekilde kalması en güzeli. Son üç yazımı da okumak istersen eğer... * Cüneyt Özdemir'e yerden göğe kadar hak verdim...   * Başkasıyla kendini kıyaslarsan kendini bitirirsin... * İşte şimdi anladım maskeleriyle burunlarını örtmeyenleri...

Başkasıyla kendini kıyaslarsan kendini bitirirsin...

      O yaparsa bende yaparım sözüyle olmuyor maalesef. Sen yapamayabilirsin. Senin o şeye yeteneğin olmayabilir. Sonra sen yapamayınca, “Ulan ben yapamadım. Demek ki benden bir şey olmaz” deyip karanlıklara gömüyorsun kendini. Bence bir insan kimseyle kıyaslamamalı kendini. Sadece kendine odaklanmalı. Elinden ne geliyorsa yapmalı. Olmuyorsa da olmuyordur. Yaptım olmadı dersin. Ama başkasıyla kendini kıyaslarsan kendini bitirirsin.

Cüneyt Özdemir'e yerden göğe kadar hak verdim...

Cüneyt Özdemir , Amerika’dan Türkiye’ye gelirken uçakta devamlı maske takmanın resmen ölüm olduğunu söylemişti. Ben sadece 20 dakikalık otobüs yolculuğunda perişan oldum. Onu düşünemiyorum bile. Ve ona yerden göğe kadar hak veriyorum.

İşte şimdi anladım maskeleriyle burunlarını örtmeyenleri...

Maske ile nefes almak çok zor . İnsan bir noktadan sonra maskeyi indirmeden yapamıyor. İşte şimdi anladım televizyonda gördüğüm amcaların neden maskelerini burunlarının üstlerine örtmediklerini.

İnsanlığa olan inancın sıfıra düşmemesi için...

Sosyal medyadan ve tüm kitle iletişim araçlarından uzak yaşarsak işte belki o zaman insanlığa olan inancımızın sıfıra düşmesini engelleyebiliriz.

Serdar Kuzuloğlu'nun soru-cevap videosunu beğendim...

Serdar Kuzuloğlu kendi YouTube kanalında soru cevap videosu yapmış. Zihnimin Kıvrımları serisinden daha çok beğendim bu soru cevap olayını.

İnstagram canlı yayınları fenalık getirdi artık...

İnstagram’da bir canlı yayın daha görürsem kusacağım artık. Sıkıldım canlı yayınlardan.

Tedirgin etmeyen korona...

Koronadan ilk ölümü açıkladığında Sağlık Bakanı ne çok tedirgin olmuştuk. Ama o tedirginlikten eser yok şimdi.

İnstagram başımızı sağa sola yatırıyor...

Telefon ekranına bakıp başını sağa ya da sola yatırmak. İnstagram sen daha bize neler yaptıracaksın?

Aradığım notu bulamamak...

İşle ilgili o kadar not almışım ki. Aradığım notu bulamıyorum.

Korona bitmiş havası var...

Ölüm sayılarının azalmasıyla beraber sanki korona bitmiş gibi bir hava var.

Uğur Dündar'ın sağlam küfürleri ve sağlam yumrukları...

Uğur Dündar abimiz ne küfürler biliyormuş. Sağ kroşesi de baya sağlammış.

Ne yazdığı belli olmayan blog...

Benim bloğuma ilk defa giren biri: “Bu nasıl bir blog? Ne yazdığı belli değil” der muhakkak.

Taş fırın Haluk, yatakta kahvaltıyı yorumladı...

Yatakta kahvaltı yapan çiftler için taş fırın erkeği Haluk’un yorumu: Sıcak çayı bir yerlerine dökerlerse görürüm onları.

Korona günlerinde eski maçları izlemek...

Korona günlerinden bir aktivite: Kanallar eski maçları yayınlıyor bizde oturup onları izliyoruz.

The Simpsons, George Floyd'un ölümünü bildi mi?

      The Simpsons ’lar, George Floyd ’un ölümünü de mi bildi yoksa? İnternette aynen Floyd’un ölümüne benzer diziden bir fotoğraf var. O fotoğrafı görünce, “Ulan bunlar yine mi bilmiş” dedim. Ama o sahnenin gerçek olduğuna dair bir bilgi yok. Yapılan yorumlarda çizgilerin pek de çizgi film teknolojisiyle çizilmediği ve bir hayran tarafından yapılmış olabileceği düşüncesi var.