Yayınlar

Ocak, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Portre modu ne ola ki?

Resim
      “İphone 8 alacaktım, portre modu var diye iphone 8 plus aldım” dedi Bizim Kubilay. Biz iş arkadaşları olarak ona Kubi deriz J “Portre modu ne oluyor lan?” dedim. Fotoğrafı çekerken senin görüntün net çıkıyormuş. Arka plan flu oluyormuş. Birkaç tane portre modu ile çekilmiş fotoğrafı gösterdi. Gerçekten harika çekiyor telefon. Çok net. Renkler capcanlı. Sohbete Hilal de dahil oldu. “Profesyonel makine ile çekiyormuşsun gibi çekiyorsun portre modunda” dedi. Ben İphone 6s kullanıyorum. Ama alışmışım Samsung’taki kocaman ekranlara. Şimdi ekranı küçük geliyor. Telefonları yanyana getirdik. Benim telefon İphone 8’in yanında yavrusu gibi kalıyor 😊 Benim gözüm pluslarda abi. Geniş ekran olsun benim olsun. 😀 Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/iphone-6-apple-hand-time-9041/

Mim: Sinema ve ben...

Resim
Mim bayadır yapmıyordum. Bir Sosyolog, Bir Kitap ve Hayat    bloğunun yazarı İzel beni mimlemiş. Bu mimin konusu: Sinema. Gelelim sorulara. 1-Sinemada izlediğin ilk film? Patron Mutlu Son İstiyor. Bir Tolga Çevik filmi. 2-Film en güzel  ………’de/da izlenir? Film her yerde izlenir abi. Bu ev olur, sinema olur. Her ikisinin de farklı zevkleri var. Sinemada dev ekran, sesler gümbür gümbür. Evde ise yalnız başına. Sessizlik ve sakinlik içerisinde. Huşu içinde film izleme. 3-Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler? Yanımda konsantre olmamı engelleyen bir şey olmamalı. Filmle alakası olmayan biri gibi. a-Tek başına mı kalabalık mı? Tek başına da kabulüm kalabalık da. Ama bence kalabalık izlenmesi makbul. b-Mısır mı cips mi? İkisine de hayır. Film izlerken bir şey yemek benim adetim değildir. c-İki boyutlu mu üç boyutlu mu? Zamanında boyut mu vardı kardeşim. Film olsun taştan olsun. d-Avm sineması mı sokak sineması mı? Artık sokak sinema

Beyaz Show neden yok sorunsalı...

Resim
      Beyaz Show neden yok sorusunu görmekten içime gına geldi. Ne zaman telefondan Google’u açsam, haberler bölümünde devamlı görüyorum. Hiç değişmez. O hafta cuma günü yoksa, hemen sıralamada Beyaz Show neden yok sorusu kendisine yer bulur. Eğer bir izleyici gerçekten Beyaz Show izleyicisi ise, neden olmadığını bilir. Mesela geçen hafta. Programın sonunda gelecek hafta programın olmayacağını adam bizzat kendisi söyledi. Şimdi hal böyleyken yaygara koparmanın ne alemi var? Neredeyse her haber sitesi de bu habere yer verir. Bugün yine gördüm. “Bakayım bu kadar haber yapıyorlar. Ne yazıyorlarmış?” dedim. İnanır mısınız boş, bomboş. Haber olarak yazan şeyde bildiğimizin dışında bir şey yok. Beyaz Show neden yok sorusuna cevap vermiyor haber.       Beyaz Show neden yok haberi sadece millet tıklasın diye yapılmış. Birde haberin içine, “Final mi yapıyor?” diye soru da döşemişler. Baksen bak. Amaaa. Kanaldan bu konuda hiçbir açıklama gelmemiş. O yüzden elleri kolları bağlıymış

Gupse Özay ve Afrin paylaşımı yapmaması...

Resim
      Gupse Özay , sevdiğim bir sanatçıdır. Kimsenin işine burnunu sokmaz. Kendi işine bakar. Ve devamlı yeni bir şeyler yapmak peşinde koşar. Film yapar. Gupse Özay sinemasının tuğlalarını koyuyor birer birer bu filmlerle. Ama son günlerde hiç istemediğim bir şekilde gündem oldu kendisi. Twitter’da gündem’e baktım. Aşağılara doğru ismini gördüm. “Ne alaka ki, ismi burada” dedim ve tıkladım isminin üzerine. Birde ne göreyim. Afrin paylaşımı yapmadı diye gündem olmuş. Bu konu ile ilgili haber olacak en son kişidir benim için. “Karşı mı çıkmış peki?” dedim. Tivitleri inceledim bir bir. Olayı sonunda çözdüm. Afrin konusunda paylaşım yapmamış. Ama tutmuş bilmem nerde ki deprem için paylaşım yapmış Gupse Özay . Resim yazısı ekle       Gupse Özay , dışarıdan bu tür konulara hassasiyet gösterecek biri gibi görünüyor. Böyle şeylere dikkat etmeleri lazım. Demiyorum ki deprem için paylaşım yapmasın. Ama şu an ülkenin içinde bulunduğu durumu da göz ardı etmeyelim. Bazı kesimlerde Afr

Sevgili günlük #8...

Resim
      Sevgili günlük , bugün benim için bomboş bir gündü. Hiçbir şey yapmadan öylece boş boş oturdum. Şu tatil günümde ne bir kitap okudum, ne de bir film izledim. Yani kendime hiçbir şey katmadım. Televizyon ve internet arasında sıkışıp kaldım. Ama ikisinde de totoyu kıpırdatmadım. Hareket etmeden bir gün geçirdim. Sağlık için hareket etmek ne kadar da önemli oysa. İnternette dakikalarca o sosyal medya senin, bu sosyal medya benim, dolaştım durdum. Tabi bu oradan oraya atlayışım hiçbir şey kazandırmadı bana. Örümcek korktun mu diye meşhur olan bir video var. Ona baktım. Onun nasıl çıktığına baktım. Ve onun hakkındaki yorumları izledim Youtube kanallarında.       Sevgili günlük , artık bu zamanda fenomen olmak ne kadar da kolay. Kim derdi ki bir kız çıkacak. “Örümcek korktun mu?” deyip fenomen olacak. Zamanında yabancılardan biri bir şey söylemiş. Adamın adı gelmiyor aklıma. “Herkes bir gün 15 dakikalığına meşhur olacak” demiş. Bunları gördükçe, “Adamın kehaneti haklı çıkıyor

Kar yağmayacak mı?

Resim
      Kar yağmayacak mı ? Daha şimdiye kadar bir kerecik kar yağdı. Hani şöyle adam akıllı diyeceğimiz cinsten. Ama ondan sonra sulu karlar yağdı. Yarım saatlik, olmadı bir saatlik karlar yağdı, geçti. Kar olmadan bir kış geçireceğiz bu gidişle. Kar yağmayınca virüsler çoğalırmış. Hastalıklar çok olurmuş. Geçen bir abimiz, “Kar yağsa da virüsleri öldürse. Millet bu kadar hasta olmaz” dedi. Bu sabah iyi ayaz yapmış. Sabah işe gideceğim. Dış kapıya anahtar girmedi. Buz tutmuş. Yerler ise buz pateni yapılacak cinsten olmuş. Dikkatli dikkatli yürüdüm. Birde servise geç kaldım. Hızlı yürüsem kayma tehlikesi var. Yavaş yürüsem servis kaçacak. Neyse ki servis tam giderken beni gördü de işe otobüsle gitmekten yırttım. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/christmas-cold-friends-frosty-269370/ 

Kürk Mantolu Madonna...

Resim
      Kürk Mantolu Madonna , çok uzun zamandan beri okumak istediğim bir kitaptı. Sonunda bu kitabı bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Şunu söyleyebilirim: Bu kitap, o kadar çok bahsedilmeyi ve o kadar çok satılmayı hak ediyor. Tabi bu benim görüşüm. Beğenmeyenler de olabilir. Kitapta bir aşk hikayesi anlatılıyor. Bizim Raif ile Alman Maria Puder arasındaki aşkı. Kitap, yarı bizden yarı Avrupai gibi. Bu kitaptan sonra Sabahattin Ali’nin ne kadar kitabı varsa okumak istedim. Yurt dışında da çok ilgi görürse şaşırmam. Belki de görüyordur, benim haberim yoktur. İlk başlarda çok ağır ilerliyor.”Bu mu çok okunmuş kitap” diyor insan. Ama sonra bir açılıyor ki. Tutabilene aşk olsun. Son sayfalarını büyük bir heyecanla okudum. Kürk Mantolu Madonna ile çok güzel bir üç gün geçirdim. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blanket-bloom-blooming-blossom-545049/

Gazete tirajları, en çok satan gazete hangisi?

Resim
      Gazete tirajları merak ettiğim konulardan biridir. Zaman zaman bakarım. En son baktığım rakamları da sizlerle paylaşmak istedim. 15-21 Ocak tarihleri arasında en çok satan gazete Hürriyet olmuş. Tam 315,990 adet satmış. Üstelik Hürriyet’in bu ilk liderliği de değil. Bayadır zirvede Hürriyet var. İkinci sırada ise Sabah gazetesi var. Tam 305,893 adet. Sabah her zaman ilk beş içerisinde yer almıştır. Ama ikincilikte ilk defa görüyorum. Üçüncü sırada ise Sözcü var. Tam 266,201 satış rakamına ulaşmış. Dördüncü sırada ise bir zamanların en çok satan ikinci gazetesi olan Posta var. Onun satış rakamı ise 245,862. Beşinci sırada ise benim için sürpriz bir gazete, Habertürk var. Bugüne kadar hiç beşincilikte görmemiştim onu. 205,745 adet satmış. En güncel gazete tirajları bu şekilde. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/advertisements-batch-blur-business-518543/

Gülse Birsel, sinemada da kendini kanıtladı...

Resim
      Gülse Birsel , Avrupa Yakası ile iyi bir senarist olduğunu zaten kanıtlamıştı. Ardından Yalan Dünya geldi. Ben dahil çoğu kişi Yalan Dünya’yı, Avrupa Yakası kadar sevemedi. Ama izlenmedi mi? İzlendi. Ama asla bir efsane değildir. Efsane, Avrupa Yakası’dır . Bu Yalan Dünya dizisinden sonra, Aile Arasında filminin başarılı olup olmayacağı konusunda kafamda şüpheler oluştu. Çünkü bu, ilk film senaryosu olacaktı. Çünkü sinema, başka bir dünyaydı. Çünkü ilk defa, bu büyülü dünyaya adım atıyordu. Açıkçası ben fragmanı pek beğenmemiştim. “Yoksa bu ilk deneme hüsran mı olacak?” demiştim. Ama öyle olmadı. Aile Arasında, seyirciden geçer not aldı. 4,5 milyona yaklaştı izleyen kişi sayısı. Gülse Birsel , sinema dünyasında da “Ben varım” dedi. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/architecture-building-business-cinema-436413/

Cem Yılmaz, komedi filmi yapmıyor...

Resim
      Cem Yılmaz son filmi ile yine tartışmaların odağındaydı. Son filmi Arif ve 216 gişede şimdilik güzel gişe yaptı. Çünkü genelde Cem Yılmaz filmleri yüksek gişe yapmaz. Belirli sayılarda kalır hep. Çünkü kendisi komedi filmi yapmıyor. O komediyi stand-up şovlarında yapıyor. Filmlerinde komedi ise yan unsur. Esas amaç izleyiciyi güldürmek değil. O film yapmak istiyor. Ve o filmlerde de yabancı ve yerli olmak üzere tüm sinema dünyasına gönderme yapmayı seviyor. Bunları görünce kah kah gülmüyor, sadece gülümsüyorsunuz. Çevremdekilerden hep aynı şeyi duyuyorum, “Film hiç komik değildi”. Recep İvedik’teki gibi kahkaha atmak istiyor millet. Umduklarını bulamayınca da, “Film komik değildi” sözü habire tekrar ediliyor.       Cem Yılmaz filmlerini anlamak için biraz sinema dünyasından haberdar olması lazım izleyenin. Kitap okuyan, film izleyen bir arkadaşımla konuştuk bu konuda. “Film komik değildi ama ben çok beğendim. Cem Yılmaz filmlerini anlamak için bir sinema kültürü la

İlber Ortaylı neden çok seviliyor?

Resim
      İlber Ortaylı , görüşlerine değer verdiğim bir tarihçidir. Çoğu tarihçiyi, tarihçi olarak görmüyorum zaten. Çünkü onlar yanlı tarih anlatıyorlar. Ben böyle insanları sevmiyorum abi. Eğer biri, birilerine yaranmak için tarih anlatıyorsa, ben o tarihçiyi dikkate almam. Televizyonda görsem kapatırım hemen. Neyse onu söyle, onu anlat. Tıpkı İlber Hoca gibi. Pat pat söylüyor. “O zamanlar böyle böyle hatalar yapmışız” diyor. Ya da “Hiç öyle anlatıldığı gibi değildir. Millet olarak hiçbir milletin yapmayacağı şeyi yaptık” diyor. Yani ortama göre konuşmuyor. Mesela Fatih Sultan Mehmet hakkında söyledikleri. “Asıl Müslüman onun gibi olmalı” demişti. Gerçek neyse onu söylüyor. Tarihe aşık olmuş biri. İşi neyi gerektiriyorsa onu yapıyor, onu söylüyor. O yüzden de İlber Ortaylı çok seviliyor. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ancient-art-buddha-buddhism-355188/

Okunacak kitaplar listem...

Resim
      Okunacak kitaplar bekliyor beni. Bu hafta gece vardiyasında olduğumdan hiç bakamadım. Ama hafta sonu hızlı bir giriş yapmayı düşünüyorum okumaya. Elimde hali hazırda okunmayı bekleyen üç kitap var. Üçünü de arkadaşlarımdan aldım. İyi ki çevremde kitap okuyan arkadaşlarım var. İlk önce İbrahim’den, Aeden’i aldım. Gerçi onu biraz okumayı denedim. Hiçbir şey anlamadım. “İlk başlarda bir şey anlaşılmıyor. İlerledikçe kitap başlıyor” dedi İbrahim. Sonrasında Gizem’den çok önce Kürk Mantolu Madonna’yı istemiştim. Oda geldi. En sonunda dün Elif, Ahmet Ümit’in Patasana kitabını getirdi. Üçü de isim yapmış kitap. Üçünü de okumak için sabırsızlanıyorum. Bayadır kitap da okumuyorum. Okumayı özledim. Okunacak kitaplar sıralamam bu şekilde. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/breakfast-set-159796/

Yazacak bir şey bulamadım...

Resim
            Yazacak bir şey bulamadım . Bazen insan tıkanıyor işte böyle. Ben özellikle köşe yazarlarına hayranım bu konuda. Haftanın altı günü yazı yazan köşe yazarları var. Her gün nasıl da yazacak konu bulabiliyorlar? Gerçi çoğunluğu siyaset yazıyor. Siyaset yazan biri için de bu ülkede, yazacak konudan bol bir şey yok. Ama birde her gün siyaset dışı yazanlar var. Mesela Hıncal Uluç. Oda zaman zaman siyasete değinir. Ama ayda belki bir kere. Genelde sanat, yaşam ve gazetecilik üzerine yazar. İzlediği filmleri, konserleri yazar. Arada da okuduğu kitaplara yer verir. Böyle bir köşe yazarı olmak için, gerçekten bir bilgi birikimine sahip olmalı insan. Yazacak bir şey bulamadım . Bunlar aklıma geldi, bunları yazdım. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apple-laptop-office-macbook-19043/

Bloglar hakkında liste yapan bloglar...

Resim
      Bloglar hakkında liste yapan bloglar var. Her hafta ya da her ay, o zamana kadar ki blog yazılarından, kendilerine göre en iyi blog yazılarını bir liste yapıyorlar. Bir nevi o kişiye göre, öne çıkan blog yazıları yani. Son iki haftadır Doğuş Hakan Yılmaz, haftalık blog gündemi diye bir bölüm başlattı. İlk yazısında bana da yer vermiş. Buradan bir defa daha teşekkür ediyorum kendisine. Onun bu yeni başlattığı bölümü görünce, “Bu konu üzerinde yazmam gerek” diye düşündüm. Bu arada şunu da belirteyim: Doğuş, bu yeni haftalık listeyi Türkiye’nin Blog Yazarları Ajandası’nda tutuyor. Bu blog, kendisinin inisiyatifinde kurduğu bir blogtu.       Bloglar hakkında listeyi bu sitede tutuyor. Ama asıl sitesi, seo ve blog hakkında yazılar yazdığı sitesi. Site ismi: Doğuş Hakan Yılmaz. Kendisi istikrarlı bir blogcu. Bu, haftalık blog listesi olayını uzun süre devam ettireceğini düşünüyorum. Blog Hocam’da hali hazırda böyle bir liste tutuyor. Onun listesinin adı ise, Blogger Günlüğ

Herkes filozof olmuş...

Herkes filozof olmuş. Artık İnstagram’da da felsefik sözlerden geçilmiyor. O paylaşımlara bakarsak hayatta herkes her şeyi yaşamış. Herkes feleğin çemberinden geçmiş. Bu size inandırıcı geliyor mu? Herkeste böyle bir edalar falan. Tamam, hayatta çok şey yaşamış, görmüş olanlar vardır, kabul. Ama herkes de olamaz ki. Artık sadece fotoğraflara bakıyorum. Altındaki yazıları okumuyorum. Çünkü inandırıcı bulmuyorum. “Öfff, şöyle paylaşımlardan da gına geldi artık” diyorum. “Bu kadar konuşuyorsun da sen sanki yapmıyor musun?” diye soranlar olabilir. Evet, yaptım. Ama sıkıldım. “Ben ne yapıyorum lan? Bu işler bana göre değil” dedim. Şimdi o tür filozofça paylaşım yapmıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Bu tür paylaşım yapanları yargılamıyorum. Sadece inandırıcı bulmuyorum. Herkes filozof olmuş deyince bunları yazdım ben. Siz ne dersiniz?

Şiir sokakta, gerçekten...

     Şiir sokakta akımını seviyorum ben. Bizim buralarda da görüyorum. Mutlu oluyorum. İstanbul’da bir belediye işi daha da ileri götürmüş. Hangi belediye olduğunu unuttum. Yoksa gururla yazardım o belediyenin ismini. Daha önce Cemal Süreya için yapılmış. Şimdilerde ise Nazım Hikmet için yapılıyor. Yürürken yere bir bakıyorsunuz, Nazım Hikmet şiirleri. Böyle haberleri seviyorum. Sanatla ilgili haberler her zaman hoşuma gitmiştir zaten. Mesela geceleri. Gece 01:20 gibi NTV’de Gece Gündüz programı başlar. Eğer o saatlere denk gelirsem, muhakkak onu açarım. Ben blog yazımı yazarken ya da bir şeyle uğraşırken, sanat haberlerini dinlemeyi severim. Sadece NTV’ye has değil tabi. Hangi kanalda kültür-sanat varsa orada takılı kalırım. Şiir sokakta, bunları hatırlattı bana.

Sitemin hızı sizce nasıl?

Resim
      Sitemin hızı konusunda testler falan var tabi. Ama ben sizin görüşleriniz merak ediyorum. Bana pek yavaş gelmiyor. Sayfaya tıkladığımda hemen açılıyor. Bu durum sadece bende mi böyle? Yoksa siz siteye girdiğinizde, yazının gelmesi için bir süre bekliyor musunuz? Sitemin hızı dışında diğer her şey için de görüşünüzü merak ediyorum. Size göre sitenin nereleri iyi ya da nereleri kötü? “Şu olmasa daha iyi olurdu?” ya da “Bu özelliği ben de kendi sitemde de istiyorum” dediğiniz bir şey var mı? Yorum yazarken bir problem yaşıyor musunuz? Bazı sitelerde görüyorum. Yorum yazacağım diye insan harap düşüyor. Bende de böyle bir sorun var mı? Yazıların büyüklüğü-küçüklüğü ya da yazı stili okumanızı zorlaştırıyor mu? Bir başka yazıyı okumaya çalıştığınızda, sayfa geçişlerinde bir problem var mı? Kısacası iyi ya da kötü ne görüyorsanız benimle paylaşmanızı rica ediyorum. En önemli soruyu sona bıraktım. En çok hangi tarz yazılarımı seviyorsunuz? Sitemin hızı konusunda görüşlerinizi al

Aykırı düşünce...

Resim
      Aykırı düşünce sahibi biri değilim. Ama olmak isterdim. Hemen her konuda herkesin aynı düşünmesi sıkıyor beni. Aynı konulara farklı bakış açıları istiyorum. Aslına bakarsanız farklı bakış açılarından daha fazlasını istiyorum. Belki de uçuk kaçık fikirler. Zaten büyük buluşların sahipleri de düşüncelerini ilk açıkladıkları zaman onlara da, “Deli” denmemiş mi? “Saçmalık, zırva” dememişler mi? Ama sonrası ne olmuş. O saçma olan, zırva olan düşünceler dünyayı değiştirmiş. Tabi bu dediğim illaki bilimsel buluşlarla ilgili değil. Yaşamımızdaki her türlü olay ile ilgili. Böyle düşüncelerle karşılaştığımda hemen can kulağımla dinlerim. Sonra bunun üzerine ilk fırsatta düşünürüm. Benim düşünce yapıma uyuyorsa alırım, yoksa değerlendirmemle kalır. Aykırı düşünce üzerine sizin fikriniz nedir?   Aykırı düşünce , Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde şöyle açıklanıyor: Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce, paradoks. Foto kaynak:https://www.pexels.com/photo/adult-attr

Geçmişten pişmanlık duymak...

Resim
      Geçmişten pişmanlık duymak , insanı devamlı rahatsız eden bir durum. O pişmanlık duyduğum şeyleri zamanında yaparken, o kadar emindim ki kendimden. Yine bundan uzun bir zaman önce, “Hayat kısa. Elime ne fırsat geçerse değerlendireceğim” demiştim kendi kendime. Değerlendirdim de. Daha doğrusu öyle sanmışım. Şimdilerde o yaptıklarımın pişmanlığı kaplıyor ruhumu. İnsanın yaşı geçiyor. Koca bir ömürden geriye, yaptıkları kalıyor. Ve o yaptıkların seni tanımlıyor. En büyük huzurun, geriye baktığında huzur duyacak işler yaptığını görmesi olduğunu anladım bir insanın. Peki ya geçmişte kırdığın kalpler? Hem de düzeltemeyecek bir şekilde kırmışsan. Artık her atacağım adımda birden fazla kere düşünüyorum. Geçmişten pişmanlık duymak , yaşamak isteyeceğim en son duygu zira. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/grayscale-photo-of-man-in-black-v-neck-shirt-with-black-background-90764/

Facebook, 10'uncu yılımı kutladı...

Resim
      Facebook , arada bizi kutluyor biliyorsunuz. Bugün de yine bir kutlama göndermiş bana. Şaka maka 10 yılımı doldurmuşum. Taa 2008 yılında dahil olmuşum. O zamanlar akıllı telefonlar falan yok tabi. Ama inanın, nasıl üye olduğumu hatırlamıyorum. Muhtemelen bizim arkadaşların vasıtasıyla üye olmuşumdur. O zamanlar liseye gidiyordum. Beraber takıldığım arkadaşlarım vardı. Suat ve Murat. Suat’ın evinde masa üstü bilgisayar vardı. Ara sıra onun evine giderdim. Winamp’dan müzik açıp dinlerdik. Muhtemelen bu gidişlerden birinde üye olmuşumdur. Ama her zaman girme şansım yoktu tabi. Ayda bir internete gidecektim de o zaman girecektim. Facebook vazgeçilmez sanırdım bir zamanlar. O zamanlar başka bir uygulamayı kim hayal edebilirdi ki?

Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak...

Resim
      Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak , bizim sıkça duyduğumuz bir söz. Artık bir klişe halini aldı. Ben de sizin gibi klişelerden hazzetmeyen biriyim. Ama durup düşünmek de gerekmiyor mu? Gerçekten de öyle yaşamıyor muyuz? Ölmek, bu dünyadan ayrılmak gibi bir düşünce hiç aklımızdan geçmiyor. Hele birde gençsek. “Ölüm bize bu yaşlarda hiç uğramaz” havasında oluyoruz. Her akşam servisle eve dönerken mezarlığın önünden geçiyoruz. Bazen mezar taşlarına bakıyorum görebildiğim kadarıyla. Daha kısa süre önce hayata veda etmiş olanları görüyorum. Düşünüyorum. “Ben o gün muhtemelen şunu yapıyordum” diyorum. Ama o artık yok. O mezarda. Ölümün soğuk yüzü deniyor ya. İşte o soğuk yüzüyle karşı karşıya kalıyorum. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak konusunu ciddi bir şekilde düşünmeliyiz, savsaklamadan. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/landscape-nature-africa-boy-103123/

Bilgisayar kullanmak, hem de hunharca...

Resim
      Bilgisayar kullanmak , benim hayatımın bir parçası. Hem de öyle böyle değil. Nasıl mı? Ben çağrı merkezinde çalışıyorum. 10 saat boyunca devamlı bilgisayar kullanıyorum. Bu işim gereği kullandığım kısmı. Birde eve gelince var. Evde de iş amacıyla kullanmıyorum tabi ki. Bu sefer hobi amacıyla. Blog yazılarımı yazmak için. Tabi bu yazıların dışında Youtube videoları izlemek için ve diğer şeyler için. Daha bu akıllı telefonlar çıkmadığı zamanlar. Hani şu internet kafelerin daha popüler olduğu dönemlerden bahsediyorum. O zamanlar arada bir giderdim internet kafeye. Bilgisayar kullananları televizyonlarda görüp imrenirdim, “Ben de böyle bilgisayar kullanacak mıyım?” diye. Taa oralardan şimdilere. Yani bir günümün büyük zamanını hunharca bilgisayar başında geçirdiğim günlere. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-books-business-coffee-374016/

Eski ben olmak istiyorum...

Resim
      Eski ben olmak istiyorum . Oysa bu ne kadar da zor bir istek, ne kadar da zor bir arzu. Mesela Bilecik’e gitsem yine. (Kardeşim Bilecik Üniversitesini kazanmıştı. Bizde onunla beraber gitmiştik.) Bizim apartmanın olduğu yokuşu tırmansam yine. Ya da merkezdeki o kütüphanesine tekrar gitsem. 2009 yılındaki Cem’e tekrar geri dönebilir miyim? O zamanki Cem, şimdi pişmanlık duyduğum hataların hiç birini yapmamıştı. Gitsem ne fark edecek ki? Bilecik bana o eski Cem’i veremeyecek. Ben sadece kahrolduğumla kalacağım. Ama Bilecik dendiğinde hep huzur duyacağım. Çünkü Bilecik bana hep mazideki, 2009 yılındaki Cem’i hatırlatacak. Geçen gün bir belgeselde izledim Bilecik’i. Gezdiğim sokakları gördüm. İçim cız etti. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/backlit-black-and-white-dark-indoors-399772/

Whatsapp'ta mesaj yazma, milleti rahatsız edeceksen...

Resim
      Whatsapp’ta mesaj yazma olayıyla ilgili karşı olduğum bir durum var. Oda mesajları kelime kelime yazıp göndermek. Mesajlaşırken ben her zaman telefonun sesini kısarım. Mesaj gelme sesini her zaman duymak sinirimi bozuyor. İster istemez yanımdakilerin de sinirini bozuyor. O yüzden bu konuda hassasiyet gösteriyorum. Ama maşallah otobüslerde buna dikkat etmeyenler var. Otobüsten ininceye kadar devamlı zır zır mesaj sesi. Kusura bakmayın da bu hayvanlık ya. Hadi bir kere olur, iki kere olur. Madem belli oldu. Mesajlaşma sürecek. O zaman kapat şu lanet olasıca telefonunun sesini. İlla kalkıp sana kapat diye söyleyelim mi? Kalbini mi kıralım? Otobüste o kadar kişiyiz. Kalkıp da biri bir şey söylemiyor ya. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/app-chat-communication-composition-267425/

Hayal kurmak...

Resim
      Hayal kurmak ne güzel değil mi? İnsana yaşama hevesi veriyor. Çünkü gelecekle ilgili güzel günler düşlüyorsun. Bugün arkadaşım Yaşar ile kurduğumuz hayalleri anlattık birbirimize. O gelecekte görmek istediği Yaşar’ı, ben gelecekte görmek istediğim Cem’i anlattık. Sadece yazarak hayatımı kazanmayı hayal ettiğimi söyledim. Şimdilik bu çok zor ama imkansız değil. Bunun peşinden koşturacağım. Hedefime ulaşırım veya ulaşamam orası ayrı. Hedefime ulaşamasam bile yine kaybedeceğim bir şey olmayacak. Yine yazı dünyasının içinde olacağım. Ben yazıyı hayatımın merkezine koymak istiyorum. Bunu da nasıl yaparım? Yazıdan başka bir şeyle uğraşmayarak. Devamlı kitap okuyarak. Mesela ben hala klasikleri bitiremedim. Yazarların söyleşilerine katılarak. Hayatımın tümünü kapsamalı yani yazarlık. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/alone-blue-dawn-dock-414523/ 

Yazmak üzerine...

Resim
      Yazmak üzerine bir söz duydum ki, sormayın. Dün gece böyle yatma üzeri. Bizimkiler Kelebeğin Rüyası filmine bakıyorlardı, Show tvde. Orada Yılmaz Erdoğan harika bir söz söyledi o iki şaire. “Yazdıklarınıza aşık olmayın ama yazın”. Bu sözü duyar duymaz, “Ne güzel bir sözmüş bu böyle” dedim. Böbürlenme diyor. Büyük bir yazar oldum deme diyor. Sadece yaz diyor. Adamların hayatları şiir yazmak ya. Kendilerini resmen yazmaya adamışlar. Hayattaki amaçları yazmak olmuş. Filmin bi beş-on dakikalık bölümüne baktım. Yazmaya-şiire bu kadar aşık olmaları çok hoşuma gitti. Kıvanç Tatlıtuğ’un filmde doktora okuduğu şiirde çok güzeldi. Ben bir blog yazarıyım. Ama yazmaya tutku derecesinde bu kadar aşık değilim.       Yazmak üzerine kafa yordum biraz filmden sonra. Bu kadar yazma sevdalısı var etrafımızda. Herkes yazmayı çok sevdiğini söylüyor. Peki sadece söylemek yetiyor mu? Tabi ki yetmez. Bunu söyleyenin aynı zamanda bunu göstermesi de lazım. Yani yazmanın kapısında yatması lazı

Yaşlanmak...

Resim
      Yaşlanmak konusu geçti bugün arkadaşlar arasında. Bir tane kız arkadaşımız, “Yaşım 24 olacak. Ne ara 24 oldum. Yaşlanıyorum” dedi. Otuzunu devirmiş başka bir arkadaşım ise, “Biz ne yapalım o zaman?” dedi. Benim yaşım da 31. Gerçi daha 35 olmadık. Yani yolu yarılamadık daha şairin söylediği gibi. Ya, ben daha dün çocuktum. Ne ara 31 oldum? Dünün küçük çocuğu büyüdü de adam oldu. Ama kendimi hiç bu yaşta hissetmiyorum. Bu yaşın ağırlığı yok bende. Sanki 23-25 arasıyım. Bedenim yaşlı olabilir ama düşünce tarzım, davranışlarım genç. Ama bir yandan da düşününce 30’u geçmişim. Yaşlanıyorum mu nedir? Yoksa bir anda yaşlanmak korkusu mu sardı? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-and-white-crinkles-elder-elderly-258308/

Bulmaca çözmek bir tutkuydu...

Resim
      Bulmaca çözmek , şimdilerde yaptığım bir şey değil. Bundan yıllar evvel çokça çözerdim. Özellikle çengel bulmacayı. En sevdiğim bulmaca tipidir çengel bulmaca. Diğer bulmaca türleriyle aram pek iyi değildi. Hele sudoku. Hiç anlayamadım. İki resim arasındaki yedi fark bulmacasını çözerdim birde zevkle. Çengel bulmacayı bitirmek için o kadar hırs yapmıştım ki. Bir deftere bilmediğim soru ve cevapları not alıyordum. Böyle böyle bulmacada kendimi geliştirdim. Posta gazetesinin bulmaca ekindeki, arka sayfadaki yarım sayfa çengeli patır patır çözüyordum. Gazete olarak Posta’yı sevmesem de en güzel bulmaca eki bence onda. Ön sayfadaki tam sayfa bulmacayı da çözmeye başlamıştım. Hepsini olmasa da. Ama şimdilerde artık böyle bir tutkum kalmadı. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/frame-less-eyeglasses-on-newspaper-53209/ 

Çarli Çaplin olmayı ister misiniz?

Resim
      Çarli Çaplin gibi olmayı kim istemez değil mi? Bu mevzuu nereden çıktı derseniz? Dün gece Çocuklar Duymasın’a bakıyordum. Şimdilerde eski bölümleri 360 kanalında yayınlanıyor. Fox tv’de çıkan bölümlerinin tekrarını yapıyor. Dün akşamki bölümünde kıyafet balosu vardı. Gönül, yani popüler lakabıyla Dominant Teyze, kıyafet balosuna Çarli Çaplin gibi gelmişti. Baya da benzetmişler hani. Bıyık, şapka falan. Tam o. Birde ona has yürüyüşünü o kadar güzel taklit etti ki. Bir an, bende de o kıyafeti giyme isteği uyandı. Özellikle ona has o yürüyüşü yapmayı denemek çok güzel olurdu. Enteresan bir yürüyüş ya. Peki siz hiç kıyafet balosuna katıldınız mı? Katılsaydınız kim olarak gitmek isterdiniz? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-woman-tie-hat-34111/ 

Blogger tema değiştirme, hata yapma...

Resim
      Blogger tema değiştirme yapmayın blog arkadaşlarım. Ben bir yılı aşkın süredir bir tema kullanıyordum. Sonra tema bir hata verdi. Yorum kısmı görünmüyordu. Ve sayfa ard arda iki defa geliyordu. Mesela bir yazıya tıklıyordunuz. Yazın biter, izleyiciler başlar, sonra yorumlar gelir ve sonra sayfa biter ya. İşte benim bittiği yerden aynı sayfa tekrardan başlıyordu. Baktım ki düzelecek gibi değil. Bende temayı değiştirdim. Ve olanlar oldu. Günlük okunma sayım 500 ve üstü iken, birden 50’lere düştü. Bendeki moral bozukluğunu düşün birde. İlk önce Blogger’ın standart temalarından birine geçtim. Onun mobil sürümünde izleyiciler ve diğer bölümler görünmediği için kendime yeni bir tema seçtim.       Aslına bakarsan Blogger’ın standart temalarını seçtiğinde sana, “Bu amatör galiba” şeklinde bakıyorlar gibi geliyor bana. Uzun yıllar blog işinde olan birinin temasının göze hoş gelmesi ve standart temalardan farklı olması bekleniyor. Yani işin özü: Zorunlu haller dışında temanı