31 Temmuz 2018 Salı

Sevgili günlük #10...


     Bu akşam da güncel konular üzerine yazmayacağım sevgili günlük. İçimden gelmiyor. Acayip bir sıcak var. Kapı, cam açık. Ama hiç mi hiç faydası yok. Bu sıcaklar öyle sıcaklar ki. Hani doğuda damlarda yatarlarmış ya yaz aylarında. İmkan olsa ben de damda yatacağım. Bu akşam mesai yaptık. Tam iki saat. Böyle mesai yaptığımız zamanlarda, sanki dünyaya sadece çalışmak için geldim hissine kapılıyorum. 21:30- 22:00 gibi evdesin. Hemen 24:00 oluyor zaten. Yat, sabah tekrar kalk. Yine iş. 

sevgili günlük

     Yeni bir kitap daha geldi bugün. Yeni işe başlayan arkadaşım Mustafa’nın kitaplığından. Aslında Otomatik Portakal kitabını getirecekti. O başkasındaymış. Onun yerine Adalet Savaşçısı kitabını getirdi. Şu anki okuduğum İblis kitabı gibi polisiye-gerilim. Kitap stokunu yaptım yine. Bu iki kitap, beni iki hafta idare eder. Bu yazıyı yazarken bana Sezen Aksu eşlik etti. İhanetten Geri Kalan şarkısıyla. Sizde bu yazıyı okurken belki dinlemek isterseniz diye buraya bırakıyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/white-notes-beside-a-pencil-on-brown-wooden-surface-733854/

30 Temmuz 2018 Pazartesi

İzlemek istediğim film...

     Kitap okumayı özlemişim. Sonunda Elif bana bir kitap getirdi. Yazarını hiç duymadım. Adı: İblis. İki kişi mi yazmış nedir? Up uzun bir cümle gibi, kitabın yazarı veya yazarları. Geçtiğimiz cumartesi başladım kitaba. 500 küsür sayfa. Bu küsür ifadesini doğru yazdım mı bilmiyorum. Eğer yanlışım varsa Rehitu abim düzeltir. Kitapta vahşice cinayetler falan var. Ve bir FBI ajanı. Sürükleyici bir kitap. İlk fırsatta izlemek istediğim film ise Terminal. Son yazısında Semih Keçecioğlu kardeşim yazmış. O kadar iyi anlatmış ki. 

film izlemek

     Yazılarını zevkle okuyorum. İçimden bir his bu filmi çok seveceğimi söylüyor. Bakalım içimdeki his, doğru tahminde bulunmuş olacak mı? saat 23:45. Bir gün daha bitmek üzere. Yarın yine iş var. Bugünden yanıma kar kalan ne oldu? İblis kitabını okumaya devam ettim. Birde Barış Özcan’ın Vazgeçtim adlı son videosunu izledim. Güzeldi. Yine bizi kişisel gelişimin sınırlarında dolaştırdı. Yazımın sonuna doğru geldiğimi hissediyorum. Çünkü başka yazacak bir şeyim kalmadı. Anın tadını çıkarmaya bak. Bu söz üzerine düşün. Ben düşünüyorum. Bakarsın düşündüklerimi de yazarım.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-macbook-pro-990819/

29 Temmuz 2018 Pazar

Nasreddin Hoca fıkrası...


Nasreddin Hoca fıkrası

     Nasreddin Hoca Fıkrası paylaşmak istedim sizlerle. Hoca evine doğru gitmektedir. Yanına komşusu gelir, “Hocam az önce bir tepsi baklava geçti, gördünüz mü?” diye sorar. Hoca da, “Banane” der. Bu sefer komşusu, “Ama sizin eve gitti” der. “O zaman da sanane” der hoca. Bu fıkradan çıkarılacak büyük bir ders var. Milletin ne yaptığıyla ilgilenmemek. Öyle komşular var ki. Sizin eve kim gelmiş, kim gitmiş onu gözetlerler? İlk fırsatta, “Kimdi onlar?” diye sorarlar. Elinde poşetle pazardan, marketten gelirsin. 

     “Ne çok da alış-veriş yapmışsınız” derler. Her hareketiniz izlenir? Her hareketiniz eleştirilir. Bu tip insanların nazar değdirme gibi durumları da vardır. “Şuna bir görünmeden geçsem” dersin. Akşama eve gelir annene kendini okutursun. Be mübarek insanlar, kendi işinize gücünüze baksanız ne olur? Kendi işlerine güçlerine yine bakmayacaklar. Bir şey değişmeyecek yine. Bu tür insanlar hep hayatımızda var olmaya devam edecekler. Ve Nasreddin Hocanın bu fıkrası hep güncelliğini koruyacak.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-age-elderly-enjoyment-272864/

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Haber önü denen haberleri neden izlemiyorum?


     
Haber önü


     Eskiden ne güzeldi. Haber önceleri genelde diziler olurdu. Ya da Türk filmleri. Saat 19:00’a kadar sürerdi bu diziler ve filmler. Yine saat 19:00’a kadar da devamlı alt yazılar geçerdi. Şu haber var ve daha fazlası saat 19:00 ana haberde diye. Şimdi haber önü diye bir şey çıkardılar. 15 dakika öncesinden başlıyor bu haber önü dedikleri. Ve bu 15 dakika boyunca genellikle 3 sayfa haberleri oluyor. Bıçaklama, kavga, öldürme falan filan. İnsanın içini karartmaktan başka bir şey değil. Bu 15 dakikayı izlemiyorum. Bu 15 dakika başka kanallarda takılıyorum. Saat tam 19:00 olduğunda açıyorum haberleri. Çünkü ben haber izlemek istiyorum, içimi karartmak değil.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-art-conceptual-dark-278312/

Müzik kanallarını izliyor musunuz?


     
müzik kanalları


     Uzun zamandır müzik kanallarını açıp, klip izlemedim. Hiç ihtiyaç duymuyorum. Artık Youtube denen bir dünya var. Hangi şarkıyı istersem açıp dinliyorum. Dinliyorum kelimesini özellikle kullandım. Çünkü klip izlemiyorum. Geçen gün Hande Yener’in şarkılarından birini açtım Youtube’dan. Bir ara klibe gözüm takıldı. “Bu şarkının klibi böyle miymiş?” dedim. Kliplerle hiç aram olmadığını anlatmak için verdim bu örneği. Bir klip çokça gündeme geliyorsa, ancak o zaman bakıyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-video-camera-turned-on-639090/

27 Temmuz 2018 Cuma

Google, Youtube'u yavaşlatıyor mu?


                             Google

     Mozilla’nın Teknik Program Müdürü Chris Peterson, büyük bir iddiada bulundu. Dediğine göre, eğer biri Youtube’u, Chrome harici başka tarayıcıda açarsa, Google, Youtube’u yavaşlatıyormuş. Ne alakası var diyenler için. Youtube, Google’a ait. Teknoloji dünyasında bu tür haberleri çok duyuyoruz. Çıkar uğruna her şey bir anda alt üst ediliyor. Hele ki son yaşanan Facebook olayından sonra. Normalde Google gibi dünya çapında bir tarayıcının böyle işlerle uğraşmaması lazım. Her telefonda Chrome kullanılıyor. İnternet Explorer’ı unuttum bile. Hatta, “İnternet Explorer kullanan mı kaldı ya?” diye bile sorabilirim. Bu yazıyı okuyan sizler mesela. Masa üstü bilgisayarınızda hangi tarayıcıyı kullanıyorsunuz? Chrome mu, İnternet Explorer mı? Mozilla’yı hiç katmıyorum bile.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-cable-cellphone-cellular-telephone-305084/

26 Temmuz 2018 Perşembe

Nikola Tesla, Türkiye'ye geliyor...



Nikola Tesla
  
     Nikola Tesla’nın özel eşyalarını ve buluşlarını yakından görmek ister misin? O zaman sana güzel haberim var. Nikola Tesla Müzesi, Türkiye’ye geliyor. Müze, Sırbistan’da. Eşyaların ülkemize taşınması 6-7 aylık gibi bir süre alacakmış. Ve ülkemizin üç büyük ilinde; İstanbul, Ankara ve İzmir’de sergilenecek. Daha önce Tesla’nın hayatını izledim. Çok fantastik bir hayat. Çılgın projeleri var. O günden sonra onunla ilgili çıkan tüm haberleri izler ve okur oldum. Fırsatı bulup müzeye gitmeli. Şuraya da Ruhi Çenet’in, Tesla hakkındaki videosunu bırakıyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/bright-bulb-close-up-dark-459718/

Blogger neden engellendi?


    
Blogger

     Dün mü, dün evvelsi akşam mı neydi? Blogger’a giriş yapmaya çalıştığımda yapamamıştım. Daha sonra Blogspot uzantılı tüm blog sitelerine giriş yapmayı denedim. Onlara da giremedim. Google kaynaklı olduğunu düşündüm. Ama işin aslı sonradan ortaya çıktı. Mahkeme başka bir siteye engel koyacağına Blogger’a engel koymuş. Hata sonradan farkedilince engel kaldırılmış. Bu gibi şeyler sadece Türkiye’de olur. Nasıl olur da başka bir site yerine Blogger engellenir ki? Neyse bizim için önemli olan tekrar bloğumuza dönmemizdi. Gerisi boş.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-chocolate-bar-near-laptop-1038674/

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam...


saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam

     Gecenin ilerleyen saatleri olacak. Ve odamda olacağım. Tek başıma. Hiçbir ses olmayacak. Sadece gecenin sesi eşlik edecek bana. Uzanacağım yatağıma. Düşünmeye başlayacağım. Hatta belki de ışıkları da kapatacağım. Kendimden de saklanmaya çalışacağım. Ne kadar başarabilirsem tabi. O şarkıdaki gibi, saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam. Yaptığım yanlışlara ağlasam. Hiç telafi olmayacak yanlışlara. İçin için ağlasam. Gözyaşlarımın tuzlu tadını dilimde hissetsem. Sıcak sıcak gözyaşlarım aksa yanaklarıma. Belki de hıçkırarak ağlamalıyım. Belki, belki o zaman biraz rahatlayabilirim. Gözyaşlarım koca bir orman yangınına dökülmüş bir kova su misali. Derde derman değil.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-alone-backlit-black-and-white-268833/

24 Temmuz 2018 Salı

Mesut Özil'in tarihe not düştüğü o muhteşem söz...


     Mesut Özil, Almanya milli takımını bıraktı. Mesut’un çok üstüne geldiler. Oda bir yere kadar dayandı. Sonunda, “Pes” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile fotoğraf çektirdi diye söylemediklerini bırakmadılar. “Ben sizinle görüşmem, fotoğraf çektirmem” mi deseydi. Bence de bunca şeyden sonra Mesut’un bir şey yapması, bir tepki göstermesi gerekirdi. Oda verilebilecek en büyük tepkiyi verdi ve milli takımı bıraktı. Almanya Futbol Federasyonu bu süreçte hiç Mesut’un arkasında durmamış. Resmen Alman kamuoyunun önüne atmış. 

Mesut Özil

     Bence yukarılardan bir yerlerden Mesut’un bileti kesildi. Kendileri milli takımı bıraktıramayacaklarına göre Mesut Özil’in kendi kendine bırakması için her türlü ortamı hazırladılar. Sonunda istedikleri oldu. Açıklamasında o kadar anlamlı ifadeler kullandı ki. Benim gönlümü kazandı. Ailesi onu tam bir Türk gibi yetiştirmiş. “Ben bir devlet büyüğüne nasıl hayır diyebilirim? Bu saygısızlığı nasıl gösterebilirim?” diyor. Hele hele manşetlik bir cümlesi vardı ki. Bugün sosyal medya bu söz ile çalkalandı. Mesut bırakıp gitti ama söylediği bu söz de tarihteki yerini aldı. “Kazandığımızda Alman, kaybettiğimizde göçmen oluyorum”.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/aerial-view-of-soccer-field-1171084/

22 Temmuz 2018 Pazar

Youtube kanal önerisi: Pena...


     Youtube kanal önerileri her zaman ilgilendiğim konulardan biridir. Hala bu büyük mecrada güzel kanalların varlığından haberdar olmayabiliriz. Tıpkı bilmediğimiz nice güzel blog gibi.  Bu Youtube önerilerini bizim bloglardaki blog keşif etkinliğine benzetiyorum. Bir ara Eleştirmen Adam da Youtube kanal önerileri yazmıştı. Büyük bir hevesle okumuştum yazısını. O yazısında Yorekok’u tanıdım mesela. O zamana kadar Yorekok ismini hiç duymamıştım. 

     Şimdi takip ettiğim kanallar arasında kendisi. Ben de bu örnekten yola çıkarak sevdiğim kanalları sizlerle paylaşmaya karar verdim. Kanalın ismi: Pena. Şu anda takip edenleriniz olabilir. Zaten Cüneyt Özdemir videosu da bu kanaldaki videosu. Ekşi Sözlük’ün kanalı. İsmine gelince Eksi Sözlük’te açılan ilk başlıkmış. Gazeteciler, şarkıcılar, yazarlar konukları arasında. Ahmet Hakan, Serdar Kuzuloğlu, Sunay Akın bunlardan bazıları. Kanal hakkında yorumlarınızı bekliyorum.

Youtube kanal önerileri

CÜNEYT ÖZDEMİR, NEDEN AMERİKA’DAN PROGRAM YAPIYOR?    
     Cüneyt Özdemir’i Cnn Türk’ten, 5N1K programından tanıyordum. Arada da bakardım. Sonra kanal D ana haberi sunmaya başladı. Haber tarzını pek beğenmesem de yine de izlerdim. Şimdi ki kanal D habere bakınca, onun haberleri çok çok iyiymiş. Sonra kanal D’den ayrıldı. Ayrılması nedeni hakkında çokça konuşuldu. Hükümetin istemesi nedeniyle ayrıldığı söylendi falan. Her neyse. Bir şekilde ana haberi bıraktı. 

     Cnn Türk’ten de ayrılabilirdi. Bu ayrılıştan sonra bunu düşünmedim değil. Gerçi ayrılma tehlikesi hala devam ediyor. Çünkü kanal el değiştirdi. El değiştirdikten sonra gidenlere bakarsak, neden Cüneyt Özdemir’in de hala gidebileceğimi düşünmemin nedenini anlarsınız. Sonra Cnn Türk’te kaldığı yerden devam etmeye başladı. Ama programı Amerika’dan yapmaya başladı. Niye Amerika? İşte bu sorunun cevabını bugün izlediğim videoda veriyor.

   “Benim neden Amerika’dan program yaptığım değil de neden oradan yapmak zorunda olduğum sorulmuyor?” dedi. Daha detaylı cevabı burada. Birde siz izleyin bakalım. Ne diyeceksiniz? Bu arada sorulara beklediğimden çok iyi cevaplar verdi. Olaya hakimiyeti, verdiği cevaplardaki netlik, ne istediğini bilen bir insanın vereceği türden cevaplardı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/bear-business-computer-connection-461497/

20 Temmuz 2018 Cuma

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'tan umutluyum...


     Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıklamalarını okudum ve izledim. Kendinden emin bir konuşması vardı. İşini bilen biri gibi konuşuyordu. Görüntüsüyle söyledikleri birbiriyle örtüşüyordu. Mesela, “Oyunun ortasında kurallar değişmeyecek” demiş. Bu çok çektiğimiz bir durum. Kaç defa öğrencilerin aklı allak bullak oldu. Çocukların ruh dünyalarıyla o kadar çok oynandı ki. “En geç 2 ay içinde yaklaşık 3 yıllık bir program açıklayacağız” demiş. Evet, budur. İyisiyle kötüsüyle bir program yap ve ona uy. Daha sene bitmeden değiştirince o uyguladığın programın iyi yanlarını da göremiyorsun. Ve yine, yeni programla ilgili, “Hiçbir öğrenci ve veli sürprizle karşılaşmayacak” demiş. Bu da güzel. En çok da, Ben bakan olmaya değil, gören olmaya çalışacağım sözünü beğendim. İdealist insanları severim. Yeni bakanımız Ziya Selçuk da gördüğüm kadarıyla idealist biri. Dilerim hayal ettiklerini hepsini bir bir yapar. Ben yeni bakanımızdan umutluyum.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk

İNSTAGRAM TV İZLİYOR MUSUNUZ?
     İnstagram böyle bir uygulama çıkardığında çok heyecanlanmıştım. “İşte İnstagram’dan yeni bir hamle daha” diye. genelde İnstagram’ın çıkardığı uygulamalar tutuyor. Millet beğeniyor. Bu da İnstagram’ın gücüne güç katıyor. Ama bu İGTV sarmadı beni. Videoları dikey izleme muhabbeti var ya. Çok ters geliyor bana. Videoları hep yatay izlemeye alışmışız. Daha önce yatay çekilmişleri videoları koymuşlar. Daha da kötü olmuş. Ancak videonun ortasındaki adamı görüyorsun. Yan tarafındakilerin yarısı çıkıyor. Video izleme zevki diye bir şey kalmıyor. Tamam ben yenilikleri her zaman desteklerim. Yenilikler her zaman tutacak diye de bir şey yok. Ama önemli olan adım atmaktır. İnstagram’da bir adım attı. Gerisine sen, ben ve dünyadaki tüm sosyal medya kullanıcıları karar verecek. Ama ben İnstagram tvyi beğenmedim.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/activity-asian-people-boys-children-1153976/

19 Temmuz 2018 Perşembe

İphone şarj sorunundan geçilmiyor...


     2-3 yıldan beri İphone kullanan bir arkadaşımın bataryası bitmiş. Ondan sonra bir başkası. Bizim yazılımcı Ogün de aynı sorundan dert yandı. Hadi bunları geç. Bir başka arkadaşım sıfır almış. İki ay sonra şarj sorunu çıkmış, garantiye göndermiş. Çevremdeki İphone kullananlardan bu şikayeti sıklıkla duymaya başladım. Her gün de şarj ediyoruz ki. Evi bırak, iş yerine de götürüyoruz şarj makinesini. Şarj etmediğim gün yok. Bir telefonun bataryası her gün bu şarj olayına daha ne kadar dayanabilir? Telefonun elimizden düştüğü yok ki. Siz kullanıyorsanız sizde ya da çevrenizdeki İphone kullananlardan böyle bir şey duydunuz mu?  Niye son günlerde bataryalar error vermeye başladılar?

İphone şarj sorunu

YARIŞMA PROGRAMI MERAKI NEDİR?
     Kanal D, yönetim değiştirdikten sonra yayın politikası da değişti doğal olarak. Koltuğa oturan kişi kafayı yarışmalara takmış. Nasıl her akşam bir dizi olayı varsa, her akşama bir yarışma olacak gibi. Pazartesi günü Eser Yenenler’in sunduğu Şöhret Kafası başladı. Merakımdan baktım. Baştan aşağı saçmalık. Kanal yönetimi buna nasıl olur verir, aklım almıyor. 3-4 yarışma daha başlayacakmış. Hey gidi kanal D hey. Ne hallere düştün. Bir zamanlar haftanın 4 günü Türkiye onun dizilerine kilitlenirdi. Şimdi sıralamada düştükçe düştü. Şimdi yarışmalarla kendine çıkış yolu arıyor. Bu yarışma muhabbeti yaza özel mi yoksa kış ayı diziler olacak mı? Orası muamma.

GÜLDÜR GÜLDÜR SHOW BİTİYOR MU?
    Birkaç gündür internette bu şekilde haberler dönüp duruyor. Ali Sunal’a sorulmuş. Böyle bir durumun olmadığını ve devam edeceğini söylemiş. Yapımcı Necati Akpınar ise, ekibin yorulduğunu ve ocakta yeni arkadaşlarla kaldıkları yerden devam edeceklerini söylemiş. Güldür Güldür bitse, “Niye bitti?” demem. Devam etse, “Niye devam ediyor?” demem. Kaç yıl oldu. Oyunculara bir bıkkınlık gelmiş olabilir. Ayrıca miadı dolmuş gibi de bir hal var. Ama yeni oyuncularla takviye edilirse devam edebilir. Ama onlar da gidenlerini yerini tutacak mı işte? Oyuncular, “Hayır biz memnunuz. Devam edeceğiz” de diyebilirler. Belki de en iyisi akışına bırakmak. Yeni sezon gelir, yeniden oynamaya başlarlar. Oluşacak havaya göre karar da verilebilir.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-android-smartphone-on-table-719399/

18 Temmuz 2018 Çarşamba

Kayıp çocuk haberleri niye arttı?


     Son günlerde haberlerde devamlı kayıp çocuklar ile ilgili haberler görüyoruz. Son dönemde bu kayıp çocuk vakaları niye arttı? Ya da şimdiye kadar hep böyle miydi de bizim yeni yeni mi haberimiz oluyor? Bir insan, bir çocuktan ne ister ki ya? Annesiyle babasıyla problemin varsa git onlarla çöz kardeşim. Küçük bir çocuğun hayatını niye karartıyorsun? Anne ve babasıyla da çöz derken git onları öldür demiyorum tabi. İnsan gibi konuşursun olmadı yasal yollara başvurursun. Küçük çocukları olan anne-babaların yerine koyuyorum kendimi de. Her an tedirginlik içinde olmasınlar da ne yapsınlar? Artık bu noktadan sonra bir dakika yalnız bırakmamak lazım çocukları sokakta. Allah anne-babalara kolaylık versin. Bu zamanda çocuk yetiştirmek zor.

kayıp çocuk

HERKESTE ASTİGMAT ÇIKMAYA BAŞLADI
Ben bir astigmatım. Yıllardır gözlük kullanıyorum. Derecesi 1. Gözlük olmadan televizyonun alt yazıları flu gözüküyor. Aynı şey bilgisayar içinde geçerli. Dibine girmem gerekiyor ne yazdığını görmem için. Etrafımdakilerde birer birer astigmat olmaya başladı. Önce Mehmet Abi söyledi. Doktor gözlük verecekmiş. Sonra Gamze söyledi. “Ben gözlüklü oldum haberin yok. Astigmat çıktı bende” dedi. Çağrı merkezinde çalışanların genel bir göz hastalığı mı ki bu astigmat?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/group-of-children-walking-near-body-of-water-silhouette-photography-939700/

17 Temmuz 2018 Salı

Cem Yılmaz, Karakomik Filmler ile güldürecek mi?


     Cem Yılmaz ara sıra yaptığı filmlerle çizgisinin dışına çıkıyor. Mesela Hokkabaz ile. Mesela Pek Yakında ile. Bu adamın gönlünde komedinin dışında başka bir tarz daha yatıyor. Oda komik olmayan filmler. Hayata dokunan filmler. Pek Yakında mesela öyle bir işti. Eşiyle tekrar barışmak isteyen bir adamın mücadelesiydi. Bir aile filmiydi. Tabi dört dörtlük olduğu söylenemez. Ama niyet var. 

Cem Yılmaz yeni film

     Adımlar da iyi. Karakomik Filmler ile geliyor bu sefer karşımıza. Filmlerin türünün ne olduğuna dair şu şekilde bir açıklama yaptı: “Gora’yı çok sevmiştim ama Hokkabaz’ın yeri ayrı diyorsan sıradaki parça sana”. Cem Yılmaz çabuk öğreniyor. Ve her film bir öncekinden daha iyi oluyor. Hem komedi türünde hem de komedi dışındaki türlerde iyi filmler yapacağı düşünüyorum.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-holding-clapper-board-1117132/

16 Temmuz 2018 Pazartesi

İsme göre kitap seçme...


     İsme göre kitap seçmeye karşıyım. İsme göre kitap seçmek, sizi yanıltır. Bu aralar çok meşhur olan birini anlatan bir kitap gördünüz. Mesela Elon Musk. Bir biyografi kitabı olsun mesela. Önce bir yazara bakın. Kim yazmış? Sonra o kitabı, o zamana kadar hiç duydunuz mu? Eğer bu iki soruya da verdiğiniz cevap, “Hayır” ise o kitabı asla almayın. 

İsme göre kitap seçmek

     Kuvvetle muhtemel o kitapta aradığınız şeyi bulamayacaksınız. Hem paranıza yazık olacak, hem de o kitabı okumak için harcadığınız zamana. Bir kitap çok okunuyorsa iyi kitaptır. Bilmem kaç bin ya da kaç milyonun okuduğu kitap kötü olamaz. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi.  Evet beyler bayanlar! Bu konuda sizler ne söylemek istersiniz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/business-coffee-cup-data-324129/

15 Temmuz 2018 Pazar

İnstagram'ı yönetenleri kutlamak lazım...


     Herkes bunu konuşuyor. “İphone bile fiyatları arttırmış” diyorlar. Bu artışın ülkemizdeki Dolar artışı ile alakası var mı, yoksa İphone’un bağımsız aldığı bir karar mı, onu öğrenemedim. Ama 1000 liraya kadar zam gelmiş diyorlar. Arkadaşlarla bu konuyu konuşurken, “Bende İphone X alacağım ama 3 sene sonra” dedim.

     2018 Dünya kupası şampiyonu Fransa oldu. Benim gönlüm Hırvatistan’dan yanaydı. Yarı final maçında vakit geçirmek için topu korner direğinin oralarda saklamalar. Yok, topu alıp başka tarafa atmalar. İyice gıcık kaptım. Bu yüzden Hırvatistan’dan yanaydım. Ama anlaşıldı ki bu turnuvada Fransa ile baş edebilecek bir takım yokmuş. Sezar’ın hakkı Sezar’a şimdi.

     Yine final maçı ile ilgili bir not daha. Hırvatistan gol atmış. Beraberliği yakalamış, teknik direktörü hiç sevinmiyor. Adamda ne hoplama ne zıplama var. Öyle put gibi duruyor. Abi bu neyin kasıntısı. Bu maçta takımının attığı gole sevinmeyeceksin de hangi maçta atılan gole sevineceksin.

İnstagram

     İnstagram durmuyor durmuyor. Yeni bir özellik daha ile gündemde. Bu özelliği Bana Soru Sor. Çektiğimiz hikayelerde Bana Soru Sor kutucuğundan o kişiye soru soruyorsun. Soru, mesaj olarak kişiye gidiyor. İnstagram ilk meşhur olmaya başladığı zamanlar, “Bu tutmaz” dediğimi hatırlıyorum. Ama aldı yürüdü. Her gün de büyümeye devam ediyor. İnstagram’ı kim yönetiyorsa kutlamak lazım. Devamlı bir yenilik peşindeler. Böyle olmalı zaten. Ben devamlı yenilik peşinde koşan insanları severim.

     Dün akşam kanal D’de Amansız adında bir film vardı. Tanıtımını gördüğümde, “Her zamanki gibi sıradan bir Çin filmi herhalde” demiştim. Dün akşam tam başlangıcına denk geldik. “Bir bakalım” dedik. Sardı. Filmi merakla izledik. Kanal D’nin yayın akışında film resiminde İp Man 3 yazıyor. Peki filmi niye Amansız diye çevirdiniz be mübarekler? İp Man ismini çok duydum. Ama hiç bugüne kadar bakmamıştım. Ama dedim ya beni baya sardı. Aşk var, Eşe sadakat var, mütevazilik var. Ve tabi karate var. Onlar filmde yaptıklarına başka bir isim ile adlandırıyorlar. Adı aklımda kalmadı. Vinçu mu gibi bir şeydi herhalde. Film önerisi isteyenlere duyurulur.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/white-ipad-159435/

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Habertürk gazetesinin kapanması ve yazılı basın üzerine...

     Habertürk gazetesi kapandı. Gerekçe olarak maliyetler gösterildi. Sektörün internet haberciliğine kaydığı belirtildi. Doğru mu? Doğru. Türkiye’de birey olarak gazete alan kişi sayısının, o kadar da çok olduğunu zannetmiyorum. Bu kadar gazete satılmasının nedeni, kahvelerdir. Herhangi bir nedenle boş vaktim olduğunda kahveye giderim. Kahvede bir sürü gazete var. Sabah’tan Hürriyet’e, Posta’dan Sözcü’ye kadar. Çayımı içerken hepsine bir göz gezdiririm. Genelde de köşe yazılarını okurum. 

     Şu gün, kahveler gazete almayı bıraksınlar, gazete satış rakamlarının çok aşağılara düşeceği inancındayım. Ki artık hayatımızda Millet kıraathaneleri diye bir kavram var. Onları da bu duruma dahil edersek, gazeteler ölmez. Tabi kıraathaneler de gazete olacak mı bilmiyorum. Bizim buralara-yani Düzce’ye- gelirse, gidip göreceğiz. “Şu Millet kıraathaneleri nedir, ne değildir?” diye.

     Habertürk gazetesini para verip almazdım. Kahvede denk gelirsem okurdum. Gazete beni cezbetmiyordu. İlk çıktığı zamanlar bende bir heyecan uyandırmıştı. Kağıdı, kuşe kağıt olacaktı. Ve her kesimden yazarı içinde barındıracaktı. Merakımdan, ilk ya da ikinci günü gidip almıştım. Haa birde orta boy olacaktı. Rahat rahat gazeteyi açıp okuyabilecektik. Bunların hepsi de oldu. Ama sonuç, kapanma oldu işte. 

     Tabi kapanmasının altında, devamlı gazete yönetiminin değişmesi de gösterilebilir. Yönetim konusunda bir türlü istikrarı yakalayamadı. Köşe yazarları hakkında da bir şeyler söyleyeyim. Benim takip ettiğim yazarlar vardır. Bu yazarlar arasında Habertürk’ten kimse yok mesela.


Habertürk gazetesi kapandı


     Fatih Altaylı’yı okurdum. Oda sosyal medyada gezerken, yazısı bir habere konu olmuşsa. Fatih Altaylı’nın yazım tarzını severim. Ama onu takip ettiğim yazarlar arasına ekleyemedim bir türlü. İçerik desen, içeriği de bana hitap etmiyordu. Gerçi içerik konusunda çoğu gazete iyi durumda değil ya. Birinci sayfa çok önemlidir benim için. Birinci sayfayla okuru yakalamalı gazete.

     Hiçbir zaman Habertürk, bu konuda beni yakalayamadı mesela. Elbette ki okurları vardır. Devamlı takip eden, her gün gazetesini alan. Bu yazıyı okuyanlar arasında onlar varsa eğer, onlar anlatsınlar. Neden Habertürk gazetesini alırdınız? Takip ettiğiniz yazarlar var mıydı? Gazetenin kapanmasını neye bağlıyorsunuz?

     Ama şu maliyet meselesi gerçekten önemli mesele. Büyük gazeteler böyle bir karar alırlar mı sizce? Mesela Sabah, mesela Hürriyet ya da Sözcü? Habertürk gazetesinin kapanması bu olayı tekrar düşünmelerine sebep olmuş mudur? Bundan cesaret alarak onlar da adım atarlar mı? Eğer maliyetler çok zorlarsa bir takım kararlar alabilirler. Ama bu tamamen kapanma olmaz gibi geliyor bana. 

     Sadece üç büyük il; İstanbul, Ankara ve İzmir’de satış yapmaya devam edebilirler. Bu sayede hem yayın hayatları bitmemiş olur, hem de maliyetleri düşürmüş olurlar. Şimdi için bu çok uçuk bir fikir olarak gelebilir. Ama gün gelecek bunları düşünmek zorunda kalacaklar. Artık her şey online. Siz ne dersiniz? Gazeteler gün gelip tamamen kalkarlar mı?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blur-blurry-bright-close-up-404976/

Blogger tarafından desteklenmektedir.