Yayınlar

Temmuz, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kurban değil de kavurma bayramı mı?

      Kurban bayramının vazgeçilmezi olarak kavurma diye haber yapıp durdular televizyonlarda. İşte o haberleri görünce aklımda hemen şu soru belirdi: “Acaba bu kurban değil de kavurma bayramı mı? dedim.       Ben kavurmayı pek sevmem. O yüzden bu yapılan haberlere iştahla bakmıyorum. O haberlerin birinde ne kadar zor da olsa, kurban etinin 24 saat dinlendirildikten sonra yenmesi gerektiği söyleniyordu.       Bizim millet o kadar bekleyemez. Daha hayvan kesilirken kavurma yapılmaya başlanır. Sabah kahvaltısı falan denmez kavurmayı gömer bizim millet.       Koronalı ikinci bayramımız bu. Umarım bir dahaki Ramazan bayramına kadar bu virüs tarih olur. Cümleten Kurban bayramımız mübarek olsun. Var mı sizin de kavurma ile ilgili söyleyecekleriniz?

Kişisel blog yazıları 1...

     Az önce Tv8’de MasterChef yarışmasını izledik. Özellikle Mehmet şef devamlı yarışmacıların yanına geliyor ve “Bilmem kaç dakikanız kaldı”, “Böyle devam ederseniz yetiştiremeyeceksiniz” gibi sözler söylüyor. Böyle acele ettirilen işlerde benim elim ayağım birbirine dolanır. Birde adam moralman çökertiyor yarışmacıları. Annem bile, “Bu adam çok acımasız” dedi.      Beyhan Budak , YouTube videolarında güzel insan diye hitap ediyor ya izleyenlerine. İnsanın içi ferahlıyor, morali düzeliyor. Meğer insanlar olarak kendimize böyle güzel hitap edilmesine o kadar muhtaç kalmışız ki. Güzel insan derken onu sevecenlikle, “Ben senin yaşadığın sorunların farkındayım, rahat ol” tarzında söylüyor sanki. Zaten, “Kendine İyi Davran Güzel İnsan” diye de bir kitabı varmış.

Duyuru: İki yeni kişisel blog açtım...

     Blog dünyasında her zaman yeni şeyler deniyorum. Kısa yazıyorum, uzun yazıyorum, blog açıyorum sonra tekrar kapatıyorum falan filan.       İşte bu yeni şeylere iki blog ekledim. Daha önce üç blog eklemiştim. Onları sonra kapattım. Hiç kimse kapatmak için blog açmaz tabi.       Ama istediğim gibi gitmeyince kapattım. Umarım bu iki yeni blog uzun dönemli olurlar.       Yaşamdan Yazılar bloğum her zaman açık kalacak ve yazmaya devam edeceğim. Sadece eskisi gibi her gün yazmayacağım buraya.       Planım şimdilik hafta sonları yazmak. Ama diğer iki bloğumda çok aktif olarak devam edeceğim yazmaya.       İlki, Günlük Blog Yazıları bloğum. Adı üstünde günlük blog. Her gün burada yazı bulacaksınız.       Diğeri Kişisel Blog Yazıları bloğum. Burada ise bazen her gün bazen iki üç günde bir yazılar bulacaksınız. İşte böyle.

Bu dünya hem hayvanlar hem de hassas kalpler için cehennem...

     Hayvanları öldürmek için ihale yapıyorlarmış birde. Bunu duyduğumda ruhum bir daha yaralandı.       Az önce Twitter ya da İnstagram’daydı herhalde. Hayvanların öldürülürken çekilmiş görüntüleri vardı. Hemen izlemeden geçtim.       Yahu buna yürek dayanmaz. Bu hayvanlar daha koruma altına alınması gerekirken avlanması için ne ihalesi. Aklım almıyor.       Her yazımda yazıyorum bunu yine yazacağım. Hayvanların insanların merhametine bırakılması o kadar acı ki.       Bu dünya hayvanlar için resmen cehennem gibi. Sadece şu hayvanların çektiği acılar bu dünyaya günah olarak yeter de artar bile.       Gerçekten bu dünya hem hayvanlar için hem de hassas kalpler için bir cehennem.  

Sakarya'daki patlamalar bir hayra yol açtı. Artık kutlamalarda havai fişekler kullanılmayacak.

     Her şerde vardır bir hayır derler ya. Sakarya’daki havai fişek fabrikasındaki patlamalar da bir hayra yol açtı.       Teker teker belediyeler artık kutlamalarda havai fişek kullanmayacaklarını açıklıyorlar. Umarım bu havai fişek olayının kökü kazınır.       Meğer kuşların hayatını nasıl da zehir ediyormuş bu havai fişeklerle. Yahu insanoğlu olarak yaptığımız her şey hayvanlarının niye canlarına kast eder.       Şu hayvancıklara hiç mi bir yararımız yok? Hayvanlar dile gelip konuşsalar, “İnsanlar olarak bize gölge etmeyin başka ihsan istemez” derlerdi herhalde.       Kuşların zarar görmesi olayını bu patlamadan önce takip ettiğim kişilerin İnstagram hesaplarında görmüştüm. Ve o zamana kadar da hiç duymamıştım.       Bu zamana kadar neden bunu duymadım? Garipsedim bu durumu. Neyse önemli olan artık kutlamalarda havai fişek kullanılmaması .

Restorasyon diye yapılan tarihi eser katliamları son bulsun artık...

     Restorasyon diye yapılan faciaları görünce, yeni yapılacak olan restorasyonlar için endişe ediyorum.      Restorasyon dediğin orijinaline sadık kalarak o yapıyı düzenlemedir. Yoksa o tarihi esere sıva yapmak değil. Yoksa o tarihi esere pimapen cam takmak değil.       Bu yapılanları gördükçe, “Aman aman hiç dokunmayın. Canım eserleri ziyan etmeyin” diyesim geliyor.       Eskiden restorasyon kelimesini duyduğumda, söz konusu tarihi eser için sevinirdim, içime bir ferahlama gelirdi.       Şimdi ise vücudumu baştan ayağa bir endişe kaplıyor. Her zaman yazdığım bir şeyi yine yazayım: İnanın, bu tarihi eserler bugüne kadar nasıl gelmiş, ona hayret ediyorum ben.            Bu konuda kime yazmalı, kime dert yanmalı bilemiyorum. Restorasyon adı altında tarihi eserlerin katledilmesine izin vermeyin.  

"Bunu ben yaptım" diye söylemem gerekiyor galiba...

     “ Ben yaptım , ben ettim” demekten imtina eden bir insanım. Ama öyle yapmak lazım galiba. “Ben yaptım, ben ettim” demek.       Ama bunu böbürlenmeden yapmak. Yani böbürlenmenin, kendini büyük görmenin bir sonucu olarak söylenmeyecek bunlar.       Sadece yapılan işin benim tarafımdan yapıldığı söylenecek sadece. Böyle bir şey olabilir mi? Kendini bilen bir insan olursa, olabilir.       Belki kişisel gelişimde yeri vardır bunun. Bir işi senin yaptığını dile getirmek/söylemek ama bununla gururlanmamak.       Bu söylemi karşı tarafla bir iletişim aracı olarak kullanmak. YouTube’da bir videoyu izlerken düşündüm bunları.       Adam, “Bunları ben yaptım” diyordu ama adamda böbürlenme yoktu. Bunu kasıla kasıla söylemiyordu. İşte o an dedim ki, “Benim de, ben yaptım ” demem gerekiyor.

8 Temmuz 2020 reyting sonuçları...

      8 Temmuz 2020 reyting sonuçları hakkında bir yazı olacak. Dün akşam yeni başlayan Sen Çal Kapımı reytinglerde ne yaptı? Çoğu kişi bunu merak ediyor. Fox, ilk 5’te resmen ortalığı dağıtmış. Dün akşam Türkiye, Fox’u izlemiş desek yalan söylemiş olmayız. İşte o çok merak edilen reyting listesi: TOTAL REYTİNG LİSTESİ 1-Survivor 2-Müge Anlı ile Tatlı Sert 3-Sen Çal Kapımı 4-Sen Çal Kapımı –Tekrar- 5-Fox Ana Haber AB REYTİNG SONUÇLARI 1-Survivor 2-Sen Çal Kapımı 3-Fox Ana Haber 4-Sen Çal Kapımı – Tekrar- 5-Güldür Güldür Show –Tekrar bölüm-      Sen Çal Kapımı dizisi Fox TV’nin yeni dizisiydi. Hande Erçel ve Kerem Bürsin’in başrollerini oynadığı dizi daha ilk bölümden beğeni kazanmış gözüküyor.

Hakan Kurtaş, Mucize Doktor dizisinde...

      Hakan Kurtaş da Mucize Doktor dizisine dahil oldu. Diziye yeni oyuncular katılmaya devam ediyor.       Daha önceki yazımızda Seda Bakan’ın diziye dahil olduğunu yazmıştık. Şimdi de Hakan Kurtaş haberi ile sizlerleyiz.       Dizide, Doruk karakterine hayat verecek olan Kurtaş, Berhayat Hastanesi’nin doktorları arasındaki yerini alacak.       Bundan önce oynadığı son dizisi 2018 yılındaki Çarpışma dizisiydi. O dizide Demir karakterini canlandırmıştı.       Dizinin 29. bölümüyle beraber kendisi doktor Doruk olarak izlemeye başlayacağız. Kendisi hakkında son bir bilgi daha verelim:       Oynadığı ilk dizi ise efsane dizilerden biri olan Ezel’di. Dizinin final bölümünde oynamıştı. Böylece 2010 yılında dizi oyunculuğuna adımını atmış oldu.       Son olarak 7 Eylül 1988 İzmir doğumlu olan Hakan Kurtaş , Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümü mezunudur.

Hibrit ne demek? Hibrit eğitim modeli nedir?

      Hibrit ne demek? Hibrit eğitim modeli nedir gibi soruların cevaplarını öğreneceksiniz bu yazıda.       Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 31 Ağustos’a doğru salgının gidişatında farklılık olması durumunda okullar için hibrit yöntemlerin önerilebileceğini söyledi.       Farklı anlamlara gelmekle beraber bizim için bu yazıda önemli olan eğitim dünyası için ne ifade ettiği olacak.        Hibrit eğitim modeli : Karma öğrenme, karışık öğrenme ve harmanlanmış öğrenme olarak bilinir.       Yani hem bildiğimiz anlamda okula gidip yüz yüze eğitim alma hem de internetten eğitim alma.       Pandemi süresince biz sadece internetten eğitim alma metodunu uyguladık.       Şimdi ise şartlar zorunlu kılarsa hem okula gidilip yüz yüze eğitim alınacak hem de internetten alınacak. Bunun nasıl uygulanacağına dair tartışmalar sürüyor.

Seda Bakan, Mucize Doktor dizisinde...

      Seda Bakan , Mucize Doktor dizisinde oynayacak. Pandemi nedeniyle tüm dizilere ara verilmişti.       Normalleşmeyle beraber dizilerde teker teker kaldıkları yerden çekimlere başlayacaklar. Ama bu çekimlere bazı diziler oyuncu kadrolarında değişiklik yaparak başlayacaklar.       Bunlardan biri de Mucize Doktor dizisi oldu. Diziden Merve Dizdar ayrılmıştı. Diziden ayrıldı ama boş durmayacak.       Yeni dizisi hazır. Yönetmenliğini Çağrı Lostuvalı’nın yapacağı Çöp Apartmanı dizisinde oynayacak. İşte bu ayrılıktan sonra diziye bomba bir transfer oldu.       Bundan sonra Mucize Doktor’da Seda Bakan’ı göreceğiz. Kendisi 2019 yılında yani geçtiğimiz yıl Ağustos ayında kızı Leyla’yı dünyaya getirmişti.       O zamandan beri işe ara veren oyuncu, Mucize Doktor dizisiyle tekrar ekranlara geri dönecek.

Yeğen Mary Trump, amcası Donald Trump'ın kirli çamaşırlarını yazdı...

     Yeğen Mary Trump , amcası ABD Başkanı Donald Trump hakkında bir kitap yazmış.       Kitabın adı: “Çok Fazla ve Asla Yeteri Kadar Değil: Ailem Dünyanın En Tehlikeli Adamını Nasıl Yarattı” Kitabın ismi baya uzun değil mi?       Aslında kitap 14 Temmuz’da çıkacakmış. Ama daha çıkmadan basına sızmış. Ve basına sızan bu bölümler olay yaratmış.       İşte Mary Trump’ın Amcası Donald Trump hakkındaki iddiaları: Üniversite sınavına kendi adına başka birini sokmuş ve o kişi sınavı kazanmış.       Üniversiteye o şekilde girmiş. Abisi Fred Trump Jr.’nin öldüğü gün sinemaya gitmiş. Sanki abisi ölmemiş gibi.       Kız kardeşine göre Trump, akıl almaz ve ilkeleri olmayan biri. Ve kitabı yazan Mary, Trump’ın kendisine sözlü tacizde bulunduğunu yazıyor. İddialar bu şekilde. Bakalım bu iddialara Trump ne diyecek?

Ayasofya ne zaman müze oldu?

      Ayasofya ne zaman müze oldu? Tekrar Ayasofya’nın ibadete açılması tartışılırken merak edilen konulardan biri de müze olma tarihi.       Müze olma tarihine geçmeden önce kimin tarafından yapıldığını da kısa bir not olarak düşeyim: I. Justinianus tarafından   532 ile 537 yılları arasında yaptırılmıştır.       Ne zaman müze olduğuna gelirsek de. 24 Kasım 1934’de Bakanlar Kurulu’nun 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrilmiştir.       Artık bilmeyen yoktur ama yine de yazalım: 1453’te Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra camiye çevrilmiştir.       Fethin sembolü olarak görülmektedir. İşte tam da bu nedenle cami olarak ibadete açılması istenmektedir.       Danıştay’ın bu konuda 15 gün içinde bir açıklama yapması bekleniyor. Şimdi herkes Danıştay’ın yapacağı açıklamayı bekliyor.

Kendini sevmemek diye bir gerçeğim varmış meğer...

     Kişisel gelişim ile ilgili izlediğim bir videoda, “ Kendinizi sevin ” diyordu. Bu bana çok garip geldi. “İnsanın kendini sevmemesi ne kadar da saçma bir şey” dedim.       Ama sonradan düşününce kendimi sevmediğimi fark ettim. Evet, ben kendimi sevmiyormuşum. Sonra gün içinde bir şey yaptım.       Ne olduğu unuttum. Ve o yaptığım hareketten sonra içimden sevinçle, “Kendimi seviyorum, kendimi seviyorum” diye tekrarladım.       O an içim huzurla doldu. İnsanlar olarak içimizde ne gibi duygular yaşıyoruz. Olacak şey değil. Kendini sevmemek , kendine güvenmemek vs.       Tüm bunlardan sonra daha önce düşündüğüm bir fikre hak verdim yine. Evet, biz insanlar sadece duygudan ibaretiz.       O an ne hissediyorsak oyuz. Eğer mutluysak biz mutluluğuz, baştan ayağa. Eğer üzüntülüysek biz sadece üzüntüyüz. Biz, sadece bir duyguyuz.

Mabel Matiz sorusu için niye soruşturma başlatılıyor ki?

     Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda(YKS) Mabel Matiz ile ilgili soru sorulmuştu. Şimdi bu konuyla ilgili soruşturma başlatılmış. Soruyu hazırlayan kişiler, soru hazırlama bölümünden alınacakmış.       Tamam da niye soruşturma açılıyor? Niye o kişiler soru hazırlama bölümünden alınıyor? Bir şarkıcı ile ilgili soru hazırlandıysa ne var bunda? Bunun neresi soruşturmalık bir konu? Anlayan biri varsa yazsın yorumlara.

Sosyal medya sizce kapanır mı?

      Sosyal medya bence kapanmaz. Daha önce de bu şekilde açıklamalar duymuştuk çünkü. Ama yine kapanmamıştı. Ben birde sizin görüşünüzü merak ediyorum. Kapanırsa niye kapanır?       Kapanmazsa niye kapanmaz? Ve yine bu konuyu iyi anlatmış bir YouTube videosu da varsa bildiğiniz onu da yorumlara yazarsanız memnun olurum. Önereceğiniz videolarla konuyu daha geniş açıdan ele alabiliriz.

Bir anda aşırı zayıflamada sizce de bir problem yok mu?

     Eğer bir kişi aşırı zayıflıyorsa yani dal gibi oluyorsa ve tanınmayacak hale geliyorsa. Bence o zayıflamada yanlış bir şeyler varmış gibime geliyor.       Yanlış bir şeyler derken sağlık açısından kastediyorum. Programlardaki doktorlardan kafamıza adeta yer etmiş bir şeydir: “Aşırı kilo vermeden kaçının” demeleri. Yanlış mı düşünüyorum sizce? Yorumlarınızı bekliyorum. Evet, hala bekliyorum 😊

Gproxx sitesinin ne işe yaradığını bilen var mı?

     Son birkaç gündür okunma oranlarım çok düştü. Mobil temada varsayılan yaptım acaba ondan mı?            Gproxx diye bir siteden devamlı okunuyorum. Bu sitenin ne olduğunu bilen var mı? Ben araştırdım ama hakkında doğru dürüst bir bilgi bulamadım.            Sakarya’nın Hendek ilçesindeki bir havai fişek fabrikasında patlama oldu. 4 kişi öldü ve 90 küsur yaralı var.             Çoklu baro tartışması sürüyor. Mecliste komisyonda görüşülüyor. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da çoklu baroya karşı olduğunu söyledi.            Çok çalışınca sanki her şey mümkünmüş gibi bir algı var. Daha önce bende böyle düşünüyorum. Ta ki biri- ismi aklıma gelmedi- “Çok çalışmak kesinlikle başarılı olacağınızın garantisi değildir” diyene kadar.

Cüneyt Özdemir ve Haluk Tatar sadece video çekmiş olmak için kanala video atmışlar...

      Cüneyt Özdemir , YouTube kanalında yeni akım medya olarak sosyal medyayı anlatmış. Videonun yarısında izlemeyi bıraktım.       Ta en baştan, televizyonlarla iş adamlarının ilişkisinden falan almış. Ya Cüneyt kardeşim oraları biliyoruz. Sen bugüne gelsene.       Yasak gündemde onu anlatsana. Belki de videonun sonunda anlatmıştır. Ama o kadar sıkıldım ki videonun sonuna kadar kalamadım.       Kanala video koymak için video yapmış işte.      Sonra Haluk Tatar yine aynı şekilde. Cunhurbaşkanının sosyal medya yasaklanmalı veya kontrol alınmalı açıklamasından sonra çekmiş videoyu.       13 dakikalık videonun sadece 5 dakikasını izleyebildim onunda. Devamlı aynı şeyleri tekrar edip duruyor. Durumu anlatırsın, yorumuna geçersin.       O kadar, bitti. “Bu yapılandan dolayı tüm sosyal medya arada kaynatılmamalı” diye yorum da yaptı aslında. Sonra tekrar başa döndü.       Yani oda sadece zamanı doldurmak için aynı sözleri tekrarlayıp durdu.

Joker filmi benim için hüsrandı...

     Telli maske kullanırken nefes almakta bir problem yaşamadım. Lastikleri de kulaklarımı acıtmadı. Ama telsiz olan maskede hem nefes almakta zorlanmıştım hem de lastikleri kulaklarımı acıtmıştı.            Dün Joker filmini izledim. İzlemek için heyecanla oturduğum filmden, hüsranla kalktım. Bunun nesini beğenmişler.            Montaigne’nin Denemeler kitabını yeniden okumaya başladım. Fazla sayfa okumuş olmamama rağmen şimdilik iyi gidiyor.             İnstagram , günlük kullanımım bir saati geçince haber veriyor bana. Şu anda her gün bir saati geçtin uyarısı alıyorum hep.            İkra Nur adlı küçük kızımız hayatını kaybetti biliyorsunuz. Öldürüldü mü daha belli değil. Ama yapılan ilk analizlerde istismar olmadığı tespit edilmiş. Bu bile gönlümüzü rahatlatır oldu. Neyse ki istismar olmamış diyerek.

Ruhi Çenet'in, Ali Babacan röportajındaki sunuculuk performansı...

      Ruhi Çenet , YouTube kanalına Ali Babacan’ı konuk etmiş. Bu videoyu baştan sona izledim. Belki yazacak bir şeyler çıkar düşüncesiyle. Çıktı da.       Ruhi Çenet hakkında bir yazı olacak. Konuğa sorular sorması, konuğuyla arasındaki iletişimi ile ilgili bir yazı bu.       Öncelikle programa başlarken ve bitirirken tam bir başlangıç ve bitiriş anonsu yapmıyor. Röportaj sırasındaki surat ifadesi de duvar gibiydi.        Ali Babacan , bilgisayar mühendisliğinden bahsederken, “Sizin mesleğiniz gerçi siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Ruhi’de sıfır iletişim.       Bir gülümse, “Estağfurullah” falan de. Sanki bu röportajda gergin miydi neydi? Daha önceki röportajlarında daha iyiydi halbuki.       Umarım bu yazdıklarımı ya kendisi röportaj sonrası değerlendirmesinde görmüştür ya da onu bu konuda uyaran birileri vardır.

Nedir bu Z kuşağı?

     Son günlerde her yerden duyduğum tek şey: Z kuşağı. Yahu nedir bu Z kuşağı ? Siyasette de bu konuşuluyor.       Partiler Z kuşağının oyunu alabilmek için neler yapmalı gibisinden konuşmalar geçiyor. Bu duyduklarım iyice meraklandırdı beni ve araştırma yaptım bu konuda.       1990’ların sonunda ve 2000’lerde doğan kuşaklar Z kuşağı olarak adlandırılıyormuş. Bu kuşağa başka bir isim daha veriliyormuş. O isim ise: Milenyumun çocukları. Verilen diğer bir isim ise, direkt teknolojik bir dünyaya doğdukları için, “ internet kuşağı ” olarak da geçiyorlar.       İyimserlikleriyle ön plana çıkan bu kuşak, kişisel hırslarına ise oldukça düşkünmüş. Son bir not: Bahsettiğimiz bu neslin sona erdiği doğum yıllarında bir fikir birliği yokmuş.

Prestij filmi yorumum...

      Prestij filmini izlerken içimden geçen tek şey: “Lanet olsun sizin rekabetinize” demekti. Böyle rekabet olmaz olsun.       Filmde iki sihirbaz var ve bu iki sihirbaz ölümüne rekabet halindeler. Mecazi anlamda değil, gerçekten ölümüne bir rekabet söz konusu.       İşte bu rekabet beni filmden acayip bir şekilde soğuttu. Filmi sonuna kadar izlememin tek sebebi ise: Film İnstagram’da, YouTube’da, arkadaşlar arasında konusu geçerse, konudan uzak kalmamak.       Çünkü bu bir Christopher Nolan filmi. Kendisi çok önemli bir yönetmen ve kendisinden daha çokça da söz ettirecek.       Bu söz ettirmeler sırasında konu, şimdiye kadar çektiği filmlere ve doğal olarak Prestij’e de gelecek.       İşte tüm bu sebepler nedeniyle filmi sonuna kadar izledim. Filmden hiç zevk almadım ve 5 üzerinden 1 benim için filmin notu.

Anı yaşamaya çalışırken yaşadıklarım...

      Dale Carnegie ’nin, Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak kitabını okumaya başladım. Kitaptaki öğütlerden biri, anı yaşamaktı.       Ve dün itibariyle beynimi sadece anı yaşamaya programlamaya çalıştım. Ve fark ettim ki: Ben gelecekte yaşıyormuşum.       Devamlı, “Nasıl olacak, nasıl gidecek, şu tarih geldiğinde ne yapacağım” gibi sorular dönüp duruyordu kafamda.       Bir an için anı yaşamaya başladığımda rahatladım. Resmen hafifledim. Ama ha deyince olabilecek bir şey değil bu. Her gün ama her gün zihnini buna alıştırman lazım.       Dün zihnimi devamlı sadece an’da kalmaya çalıştırırken, sıkıldığımı da söylemek isterim. Hemen eski düşüncelerime dönmek istedim.       Çünkü orası konforluydu. İstediğim gibi geleceği düşünüp somurtabiliyordum.       Dün yine an’da kalmaya çalışırken sanki bana imkansızmış gibi geldi. Geçmişi düşünmemek, geleceği düşünmemek. Sadece içinde yaşadığın anı düşünmek. Çok çılgınca bir şey.