Yayınlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acun Ilıcalı'dan başarılı olmanın yolu...

Resim
      Acun Ilıcalı ’nın bir videosuna denk geldim Youtube’da dolaşırken. Buket Aydın ’ın 40 programına katılmış. İzlediğim videoda Buket Aydın, “Gençler kısa yoldan para kazanmak istiyor. Siz bu konuda gençlere ne dersiniz?” diye soruyor. Acun’un cevabı ise müthiş. “Ben Show tv’de çalışırken bana bir teklif geldi. Kekeleyerek reddettim. Ama ben Show tv’de mutluydum.  foto kaynak: acunn.com      Ben parayı önemsemedim. Bana 10 lira teklif ettiler, Show tv’den 2 lira alıyordum. Mutluyum diye Show tv’de kaldım. Ama sonra 100 lira kazandım” dedi. Başarı hikayelerini okuduğunuzda da hep bu çıkıyor   insanın karşısına zaten. Para kazanacağım diye yola çıkmamak. İşinde mutluysan orada devam etmek. Sonradan zaten paranın kendi kendine geldiği.

Şu fayton yasağı işini bir türlü çözemediler...

Resim
     Şu fayton yasağı işini bi halledemediler. Seçim döneminde bunun üzerine çok konuşulmuştu. Bir ara elektrikli faytonlar gündeme gelmişti. Bu haberi duyduktan sonra, “Sonunda bu işi çözüyorlar” diye rahat bir nefes almıştım. Ama çözülmemiş. Adalar’da atlar itlaf edilmiş. Hayvanseverler, Ekrem İmamoğlu ’nu protesto etmişler belediye önünde. Bunca şeyler olurken Ekrem İmamoğlu niye bu konuda bir açıklama yapmıyor?  foto kaynak: unsplash.com      Seçim döneminde bu sorunu çözeceğine dair vaatlerde bulunmuş. Şimdiye kadar bu problemin çoktan çözmesini beklerdim kendisinden. Yıllardır sürüyor bu mevzu. Ama anlayamadığım bir nedenle hala çözülmüyor. Bir haber kanalının yerinde olsam taraflara gider röportaj yaparım. Son durumu şöyle güzel bir haber yaparak ortaya koyarım. Bakalım bu sorun daha ne kadar süre devam edecek?

Bloğumda neden Çince reklamlar çıkıyor?

Resim
     Bloğumda hep Çince reklamlar var. Neden Çince reklamlar çıkıyor bilen var mı? Çince bir siteye de girmedim. Benim Çince bir siteyle ne ilgim olabilir? Başka bir soru: Bu reklamları sadece ben mi görüyorum bloğumda, yoksa sizde benim bloğuma girdiğinizde bu reklamları görüyor musunuz? Ya da sizin bloglarınızda da bu reklamlar çıkıyor mu?  foto kaynak: unsplash.com      Sayfadaki birkaç reklam da değil. Tüm reklamlar böyle. Arkadaş ben Çin’de yazan bir Blogger değilim. O zaman benim reklamlarımı Çin’liler niye istila ediyor? Gerçi bu reklamlar Çince mi onu bilmiyorum ya. Bu reklamlardaki yazıların hangi alfabeye ait olduğunu bilecek bir dil bilgim yok sonuçta. Millet söz sizde. Dökülün bakalım.

Şok marketlerden para transferi de oluyor artık...

Resim
      Şok , kendini geliştirmeye devam ediyor. Daha önce marketlerinden faturaları ödeme dönemini başlatmıştı. Şimdi de para transferi dönemini başlatmış. Takdir ediyorum Şok’u. Bir şeyler yapmanın peşindeler. Bir şekilde kendilerine müşteri çekme gayretindeler. Bunların dışında daha fazla market açabilirler. A101, BİM gibi. Bu marketler gibi adım başı yerde olacaksın ki sunduğun bu hizmetlerden vatandaş yararlansın.  foto kaynak: pinterest.com      Şöyle demeli bir müşteri mesela, “Şurada Şok olacaktı. Oradan para transferini yaparım”. Eğer bunu dedirtebilirsin büyümeye başlamanın yolunu açmışsın demektir. Bu fatura olayından sonra hiç Şok’tan fatura yatıran oldu mu? Bu yeni başlayan para transferi uygulaması için ne düşünüyorsunuz? En azından ben böyle uygulamaları nedeniyle sempati duymaya başladım Şok ’a.

Biri çıkıp da şu bir saatlik diziyi yapsın artık...

Resim
     Bir yapımcı da çıkıp, “Neymiş bu dizilerde 50 dakika, yok 1 saat muhabbeti. Madem öyle ben parayı koyuyorum. Madem, böyle kısa sürede kaliteli iş çıkacak diyorsunuz. Alın yapın o zaman” demiyor. Bunca yıldır dizilerin uzunluğundan herkes şikayetçi. Ama kimse çıkıp da bir şey yapmıyor.  foto kaynak: unsplash.com      Biri çıkıp sonunda bir şey yapsın. Şöyle çok iddialı bir diziyi görelim bakalım bi bir saat. İzleyici olarak bunu bir biz deneyimleyelim. Oyuncular bir deneyimlesin. Yapımcı görsün. Tüm taraflar yıllardır konuşulan ama bir türlü icraata dökülemeyen olayı bir görelim. Zaten bize uymazsa bir daha da kimse çıkıp bunun lafını etmez. Bu muhabbet de böylece kapanmış olur.

Blog yazılarını kitaplaştırmak...

Resim
      Kişisel blog tutuyorum. Ama sanal dünyada. Elle tutulan bir tarafı yok. Hala ekranlardan kitap okumayı reddeden biri olarak bu durum da bana ters geliyor. İlla yazıları kağıtlarda okumam, onları hissetmem lazım. Arada bloğuma bakıyorum. Eski yazılarımı okuyorum. Bu okumalarımı bir kitaptan yaptığımı düşününce daha güzel olurdu gibime geliyor.  foto kaynak: unsplash.com       Blog yazılarımı kitaplaştırmaktan bahsediyorum. Pucca gibi benim yazılarım uzun uzun değil. Kısacık kısacık yazılar. Ama yine de kitaplaşmayı hak ettiklerini düşünüyorum. En azından sadece bir tanecik, benim için. Geçmişte neler yazdığımı okumak için. Sanki bir kitabı okur gibi. İstediğim zaman alırım kitabı elime, rastgele açıp okurum bir yazımı. Bu sadece şu anlık bir düşünce. Ama ilerde neden olmasın.

"Arada girip okuyorum bloğunu"

Resim
     Daha önce de yazmıştım. Hiç beklemediğim kişilerin bloğumu okumasından . İnsanların ağzından yazılarımı okuduklarını duydukça mutlu oluyorum. Şimdi daha önce yazmış olduğum bu yazılara bir yenisini daha ekliyorum. Bugün iş yerinde konuşma sırasında Nihan, “Cem beyin zamanı yetmiyormuş” dedi gülümseyerek. “Yoksa sen yazıyı mı okudun?” dedin. “Arada bakıyorum” dedi.  foto kaynak: unsplash.com      Bunu duyduğuma çok sevindim tabi. “Gerçekten öyle ama Nihan” dedim. Şu dönemde insanların zamanları çok kıymetli. Herkes insanların dikkatini kendi işlerine çekme gayretinde. Böyle bir ortamda, bir kişinin zamanını ayırıp sizin bloğunuza girmesi o yüzden çok değerli, çok kıymetli. Bu nedenle arkadaşlarımın bloğuma girip, yazılarımı okuduklarını söylediklerinde ayrı bir mutlu oluyorum. Bu mutluluk artarak devam etsin o zaman.

Kim kime hediye alacak?

Resim
     Yılbaşı çekilişi yaptık. Katılıp katılmama konusunda ilk başta tereddüt ettim. Önüme çekiliş için gelindiğindeyse tereddütümü bir kenara bırakıp birinin ismini çekmiştim bile. Kimin çıktığını söylemeyeceğim tabi ki. Bu yazıyı iş yerinden okuyan falan olur bir çuval inciri berbat etmeyelim şimdi. Şu anda merak edilen iki şey var.  foto kaynak: unsplash.com      Birincisi: Kim kime çıktı? İkincisi: Çıkan kişiye ne hediye alınacak? Bu iki soru hepimizde bir beyin fırtınası yaptırıyor. Meraklarına hakim olmayanlar ise kimi görse, “ Sana ben mi çıktım yoksa ?” sorularıyla milleti sıkıştırıyorlar. Ama şu ana kadar bir kaçak yok. Kimse kimseye bir şey söylemedi. Heyecan devam ediyor. Bu arada bana çıkan kişiye ne alacağım diye düşünüyorum bende.

Cansu Dere'yi Şahsiyet'teki Nevra karakteri ile sevdim...

Resim
     Normalde Cansu Dere ’yi pek sevmem. Ama Şahsiyet’teki oynadığı Nevra karakteri ile kendisine sempati duymaya başladım. Hala Şahsiyet ’i izlemediniz mi yoksa? Hiç zaman kaybetmeden izlemeye başlayın o zaman. Sadece 12 bölüm ve her bölüm ortalama bir saat. İş yerinden arkadaşım bir hafta sonu, dizinin hepsini bitirmiş. O kadar kısa yani. foto kaynak: haberturk.com      Bu arada o arkadaşım çok yabancı dizi izler. Ona güvenerek diziyi nasıl bulduğunu sordum. “Bizimkilerden böyle kaliteli bir iş beklemezdim” dedi. Oda Haluk Bilginer’in Emmy ödülünü almasından sonra diziyi izledi. Ne diyorduk? Evet, Nevra. Bugün, diziyi izleyen bir arkadaşım bir müşteri ismi gösterdi. Baktım Nevra yazıyor. “Sen Şahsiyet’i izledin mi?” dedi. “İzlemem mi” dedim. İsmi görünce, “Beni sadece Nevra anladı” diye o repliği yapıştırdım.

Hekimoğlu ilk bölüm değerlendirmem...

Resim
     Salı akşamları televizyonda izleyecek bir şeyimiz olmadığı için oturduk Hekimoğlu ’nun başına. Yabancı bir diziden uyarlama. Ben o yabancı diziye bakmamıştım. Hekimoğlu karakterini oynayan Timuçin Esen görüntü olarak tam oturmuş role. Ama davranışları bana biraz soğuk geldi. “Ben teşhisi koyarım hasta isterse tedaviyi kabul etmesin” sözü gibi mesela. Bunlar itici sözler.  foto kaynak: milliyet.com.tr      Kanıt olmadan hastaya tedavi uygulaması. “Duruma bakalım ne olacak?” demesi. Sanki hasta burada kobay gibi gösteriliyor. “O olmadı bunu deneyelim. Şu olmadı bunu deneyelim” mantığı. Bilmiyorum gerçek doktorlar dünyasında böyle bir uygulama var mı? Hoşuma giden şeylerden biri: Ekibine aldığı kişilerin hepsini kendi tabiriyle, “Donuna kadar araştırması”. Yanılabilirim ama bana göre tutmayacak gibi.

Sonradan lider olamazsın bence lider doğarsın...

Resim
  foto kaynak: unsplash.com      Bence lider olunmaz lider doğulur . Liderliğin sonradan öğrenilebilecek bir şey olmadığını düşünüyorum. Pek kim lider ruhlu olarak doğacak, kim doğmayacak? Peki niye o değil de bu? Vardır bunda da bir hikmet bizim bilmediğimiz.                

BİM'de kariyer yapmayı düşünmek...

Resim
      Kariyer planlaması olarak BİM’de çalışmak . Bir süre önce çağrı merkezinde benimle beraber çalışan bir arkadaşım BİM’e başvurmuş. Tahminen de ocak ayında da işe başlayacak. “Yükselme, müdür olma şansın var. Maaşları da iyi” dedi. Umarım kendisi için hayırlısı olur. Şunu belirteyim: Daha önce A101’de çalışan bir arkadaşım da maaşların çok iyi olduğundan bahsetmişti. foto kaynak: yeniakit.com.tr

Zaman bana yetmeyecekmiş gibi geliyor...

Resim
     Sanki zaman bana yetmeyecekmiş gibi geliyor. Yapılacak bir sürü işim var ama zaman bana yetmeyecek ve bunları yetiştiremeyecekmişim gibi hissediyorum. İşim derken de kastettiğim: Dizi izlemek, kitap okumak, bloğa yazı yazmak, diğer blogları okuyup onlara yorum yapmak. Sizde de böyle oluyor mu? foto kaynak: unsplash.com

Kitap deyince benim aklıma roman gelir...

Resim
      Kitap deyince benim aklıma hemen roman gelir, araştırma kitapları gelmez. Kişisel gelişim kitapları gelmez. Ben en başından beri kitap deyince romana kodlanmışım. Yeri gelmişken de söyleyeyim: Hikaye kitaplarını sevmiyorum galiba. Bir hikaye bitip başka bir hikayeye adapte olamıyorum. Bana roman olacak illa. Onun içinde günler geçireceğim. foto kaynak: unsplash.com

Hayatımda ilk defa sokak müzisyenlerine para attım...

Resim
     Düzce Krempark avmnin önünde üç çocuk oturmuş müzik yapıyor. İkisi çalıyor, birisi gelen geçenin para atması için şapkasını tutuyor. Güzel de çalıyor çocuklar. Aşağıdaki videoda çok az da olsa müziklerini duyabileceksiniz. Ve işte o çocukların o şapkasına ben de para attım. Hayatımda ilk defa. 

Sabaha kadar oturmak...

Resim
     Sevgili blog dostlarım. Düzce’den bildiriyorum. Bugün doktor kontrolü için hastaneye gittim. Kocaman hastane yapmışlar. Ama bu kocaman hastanenin polikliniklerinin olduğu koridor daracık. Millet sıkış tepiş sıra bekliyor. Koskocaman hastane yapıp, daracık doktor bekleme koridoru yapmak hangi akla hizmet ben anlamadım.      Otobüse bindim. İş yerine gidiyorum. Otobüse kalabalık genç bir grup bindi. Bizim iş yerinin hemen yanındaki yurda gidiyorlar. Bir an onların yüzlerine baktım. “ Biz bu gençlere ne veriyoruz ki ne bekliyoruz? ” dedim. foto kaynak: https://unsplash.com      Yarının tatil olduğunu biliyorum ya. Sabahlara kadar oturmak istiyorum. Bizimkiler uyuyor. Gecenin bir körü. Ortalıkta ses soluk yok. Mis gibi ortam işte.      Çalıştığınız iş yeriniz sgk primlerini yatırıyor mu diye ara ara kontrol ediyor musunuz? Ben kontrol etmiyorum. Yatırmasalar farkında olmayacağım. Ne zaman ki bulunduğum bir ortamda konusu geçiyor, “Bende bir bakayım ne durumdalar”

Yabancı bir diziye başladım ama ne olduğunu söylemem...

Resim
     Gece vardiyasının üç gününü geride bıraktım. Bugün dördüncü gün. Kaldı son bir gün.      Martin Eden kitabını okumaya başladım. 94’üncü sayfaya kadar geldim. Sıkıcı gidiyor.      Eskilerden yabancı bir diziye başladım. Her gün bir bölüm izlemeye çalışıyorum. İsmini yazmıyorum. Yanlışlıkla biri sonunu falan yazar. Sonra dünyam başıma yıkılır. foto kaynak: unsplash.com      Gün içerisinde öyle insanlarla karşılaşıyorum ki. Arka Sokaklar’da Mesut’un dediği gibi, “Sen nerenin manyağısın lan” demek istiyorum.            12 Aralık olmuş hala Düzce’ye kar gelmedi. Bu gidişle karsız kışlar çok yakın herhalde.      İş yerinde gece 23:30’dan sonra kafamı ayakta tutamıyorum. Acayip uykum geliyor. Daha önceki gece vardiyalarında böyle olmazdım. Anlamadım.

Bir mim yazısı daha bitti: Blogger mimi 2019...

Resim
Deli Kızın Bohçası beni mimlemiş. Mimin adı: Blogger mimi. Kendisine beni mimlediği için çok teşekkür eder ve onun mim yazısının linkini de buraya bırakırım. BLOG DÜNYASINA NASIL ADIM ATTIN? HADİ ANLAT BİZE. Lise arkadaşım Yaşar sayesinde. Blog diye bir dünyadan haberim yoktu. Yazma hevesim olduğunu görünce bana Blogger’dan bahsetti. Ve hemen o an bloğu açtık. O olmasa kim bilir ne zaman haberim olurdu. BLOĞUNU KISACA TANIT DESEK NELER SÖYLEMEK İSTERSİN? Bu bloğu açarken amacım hayatın içinden yazılar yazmaktı. O yüzden bloğumun adı Yaşamdan Yazılar. Ama daha çok güncel olaylar ve televizyon üzerine yoğunlaştım. Bunu bile isteye yapmadım. İçimden ne geldiyse onları yazdım. Ama artık daha çok yaşamın içinden şeyler yazmak istiyorum. Haşmet Babaoğlu’nun siyaset yazmaya başlamadan önceki yazıları gibi. YAZARKEN OLMAZSA OLMAZLARIN NELERDİR? Sessiz ortamlarda yazıma daha fazla konsantre olabiliyorum. Arada bazen kısık seste müzik de eşlik edebiliyor. Ama daha çok sessi

Bir şeyleri hedeflemekten yorulmuşum artık...

Resim
foto kaynak: unsplash.com       Blogda çok okunma ve para kazanma hedefinden. Günlük kitap okuma hedefinden. Kişisel olarak kendimi geliştirme hedefinden. Devamlı bir hedefler dünyasında yaşamaktan yorulmuşum, sıkılmışım. Artık belli bir süre bir şey hedeflemek istemiyorum. Köşeye çekilip, öylesine yaşamak istiyorum. Hiçbir şeyi hedeflemeden. 

Reklamsız bir radyo olur mu?

Resim
foto kaynak: unsplash.com      Sabahları serviste işe giderken ve işten eve dönerken dinlediğimiz bir radyo var. Radyoda hiç reklam yok. Devamlı şarkı. Ama çalınan her şarkının popüler olduğunu söyleyemem. Radyo Düet diye bir radyo. Bir radyonun reklamsız olması çok güzel. Birde çaldığı her şarkısı bilindik olsa. Oda şöyle: Bilindik şarkıcıların, bilinmedik şarkılarını çalıyor. Zamanında tutmamış şarkılarını. O zaman tat tuz olmuyor tabi.

Blogda yorum bölümüne ne yazsam?

Resim
foto kaynak: unsplash.com      Okuduğum blog yazısına bazen yorum olarak ne yazsam diye düşünüyorum. Sıradan, klasikleşmiş yorumlar yazmak istemiyorum çünkü. Bilgi için çok teşekkürler, kalemine sağlık vs. Ben okuduğum yazı ile ilgili, onun içinden bir şeylerden yorum yapmak istiyorum. Ama bazen ne kadar da buna çabalasam olmuyor. İnanın yazacak bir şey bulamıyorum. Klasik bir yorum da yapmak istemediğim içinde yorum bölümünde öylece bekliyorum.

Çılgın Cuma...

Resim
foto kaynak:finanspara.com      Alışveriş çılgınlığının olduğu Cuma gününe bizde konulan isimler arasında çılgın Cuma var mı? Bugün arkadaşım Fatih ile konuşurken onun ağzından duydum. Oda sanırım efsane Cuma falan demek isterken ağzından bu çıktı. O an, “Bence iyi bir isim. Hem kimse de kullanmadı bunu” dedim. Benim çok hoşuma gitti. Ya siz ne dersiniz çılgın Cuma için?

Bloğumu sadeleştirsem mi?

Resim
foto kaynak: unsplash.com      Bloğumu sadeleştirme adına bir takım adımlar atsam mı diyorum? Mesela izleyiciler ve blog arşivinden başka blogda ne varsa silsem. Büyük bir sadeleşme olmaz mı? Hem böylece bloğum daha da bi hızlanmaz mı? Siz ne dersiniz ahali? Böyle bir şey nasıl olur? Sadeleşme yapalım derken bloğun görüntüsünü birden mahvetmiş olmayalım sonra?

Hangi film, ne kadar izlenmiş bir bakalım mı?

Resim
     Gelin gişedeki son duruma beraberce bir bakalım. Geçtiğimiz hafta vizyona giren Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu ilk üç günde 292.685 kişi tarafından izlenmiş. İyi bir başlangıç diyebiliriz. Nedense içimde gişede fazla bir iş yapmayacağına dair bir his var. Recep İvedik 6 ise vizyona girdiği üçüncü haftasında 3.206.280 kişi tarafından izlenmiş. Normal Recep İvedik performansının altında kalmış gibi gözüküyor.  foto kaynak: haberturk.com      Ve 7.Koğuştaki Mucize . Şu ana kadar tam 4.781.159 kişi tarafından izlenmiş. Beklenenden de iyi iş yaptı bence. Filmi izleyen arkadaşlarımdan Öznur, “Filmde gülerken ağladım” dedi. Seyirciyi bir anda duygu olarak oradan oraya sürükleyen bir yapısı varmış. Sizin bu filmlerden izledikleriniz var mı? Gişe rakamlarına ne diyorsunuz?

Seyirciyle muhabbet edemiyorsunuz, zorlamayın...

Resim
      Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 ’de programın ilk başında seyirciyi karşılayan Atakan ve diğer bazı skeçleri sunmak için sahneye çıkan Cihan seyircilerle muhabbet etmeye çalışıyorlar. Tıpkı Güldür Güldür Show’daki Ali Sunal’ın yaptığı gibi. Çok Güzel Hareketler Bunlar’da böyle bir gelenek yoktur. Gelen skeçi sunar, yaparsa esprisini yapar ve gider. Başkalarına benzemeye çalışanlara karşı her zaman negatif olmuşumdur.  foto kaynak: haberturk.com      Farkında olmadan bunu yapıyor olabilirler. Ama bence artık yapmamalılar. Hayır, muhabbeti bir yere de getiremiyorlar. Dün akşamki bölüm öğretmenler gününe denk geliyor diye Atakan sordu: “Aranızda öğretmen var mı?” diye. Biri var dedi ve eline mikrofonu aldı. Atakan öyle kaldı. Ne soracağını bilemedi. Hatta bunu dile de getirdi. “Size ne sorsam?” diye. işin özü: Bu seyirciyle muhabbet etme işlerini bırakın bence.

Dipsiz Gölün dibini gördük...

Resim
      Dipsiz Göl rezaleti diye bir şey var, haberiniz var mı? Defineciler sayesinde canım göl gitti. Bir tane akademisyenin deyimiyle tıpası çekildi ve orijinal suyu gitti. Şimdi tekrar gölü suyla doldurmaya çalışıyorlar ama boşuna. Artık orası sadece yapay bir göl olabilir diyor aynı kişi. Devlet müsaadesiyle kazma izni verilmiş. Ama bu yaşananlardan sonra artık kolay kolay izin çıkmayacakmış.  foto kaynak: haberturk.com      Ve kazılacak yer için ÇED raporu istenecekmiş. Nedense hep testi kırıldıktan sonra aklımız başımıza geliyor. Bu yaşananları görünce büyük büyük eserlerimizi hala nasıl ayakta bırakmışız hayret ediyorum. Mesela Kız Kulesi’ni ya da Galata Kulesi’ni. Denizin ortasına dünyanın en büyük kulelerinden birini yapacağız diye Kız Kulesi’ni yıkma iddiasıyla hala ortaya çıkmamış olmamız düşündürücü (!)

Yeniden hafta sonları gazete almaya başladım...

Resim
     Daha önceleri hafta sonları gazete alırdım. Nedense bu alışkanlığımı bırakmıştım. Geçtiğimiz hafta itibariyle hafta sonları gazete almaya yeniden başladım. Neden hafta sonu peki? Çünkü hafta sonu ekleri güzel oluyor. Cumartesi günü Hürriyet aldım. Ama hafta sonu ekini beğenmedim. Pazar günü ise Sabah aldım. Sabah’ın hafta sonu eki ise hoşuma gitti.  foto kaynak: unsplash.com      Ekteki yazılardan örnek vermek gerekirse, mesela Naim filminin müziğini yapan Eypio ile güzel bir röportaj yapmışlar. Şarkıyı yazma süresini ve rap dünyasının şu anki durumunu yorumlamış. Haberin dışında hafta sonu eklerindeki köşe yazıları da hayata dair oluyor. Onları da okuması çok zevkli. Hafta sonunuza renk katmak için bence güzel bir alternatif gazetelerin hafta sonu ekleri.

Bir Zamanlar Çukurova finalinde ne olacak?

Resim
      Bir Zamanlar Çukurova finalinde ne olacak ? Daha finale çok var ama ben şimdiden bir final öngörüsünde bulunmak istiyorum. Öngörüde bulunmadan önce şunu da eklemek isterim: Şu anda Türkiye şartlarında bir dizi için en uygun yayınlanma süresi 2 yıldır. Eğer 2 yılı geçerse o dizi ivme kaybetmeye başlıyor. Umarım yöneticiler bu hataya düşmezler ve bu sene sonunda Bir Zamanlar Çukurova’nın finali yaparlar.       Şimdi gelelim finalde ne olacağına dair öngörülerime. Demir, ya kazaya kurban gidecek ya da Yılmaz dışında başka biri tarafından öldürülecek.  foto kaynak: milliyet.com.tr      Müjgan düşük yapacak. –Eğer düşük yapmazsa ve çocuk olursa onu finalde ne yapacaklar bir son bulamadım- Yılmaz’ın Züleyha’ya sevgisinin bitmediğini görecek ve aralarından çekilecek. Tayinini isteyip Adana’dan yüreğinde sevdasıyla beraber ayrılacak.       Yaman Hanım ve Fekeli ikinci baharlarını yaşayacaklar ve evlenecekler.       Finalde Yılmaz ve Züleyha’yı çocuklarla beraber ma

Çok Güzel Hareketler 2'nin Masterchef skeçini beğendiniz mi?

Resim
      Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 ’nin Masterchef skeçi ni izlediniz mi? İzlediyseniz beğendiniz mi? Ben izledim ve beğendim. Tam bir zillik skeçti. Gerçi skeçin sonunda unuttukları sahneyi yeniden oynamaları enerjiyi biraz düşürdü. Atakan Çelik, Danilo Zanna ’nın taklidini çok iyi yaptı. Özellikle o, “Abicim” kelimesini bire bir.  foto kaynak: magazinkolik.com      Skeçin bomba hareketi ise Mehmet şefin Mustafa’yı devamlı kovmasıydı. Cihan da harika yapmış Mehmet şefi. Bu skeçten sonra gerçek Masterchef’i izledim tv8’de. O kadar da beğenmedim. Danilo hiç olmamış oraya. Var mı yok mu belli değil. Oraya daha bir baskın karakter lazım. Program hiçbir yerinden yakalayamadı beni. İşin özü: Çok Güzel Hareketler’deki Masterchef’i gerçeğinden daha çok sevdim.

Kişisel blog açtım, yazma hevesimi aldım...

Resim
     Hepimiz bir şeylere heves ediyoruz. Kimimiz oyunculuğa, kimimiz şarkıcılığa, kimimiz de yazarlığa. Neyse ki bu heves edenlerin hepsi de göbeklerinin suyunu alıyorlar. Bende yazmaya heveslendim. O nedenle bir kişisel blog açtım. Şu an bu yazıyı okuduğunuz bloğu. Diğer blogları okudukça benim yazılarım çok okunur diyordum. Ama hiç de öyle olmadı. Kendim yazdım, kendim okudum.  foto kaynak: unsplash.com      İçten içe buradan yazmaya başlayıp bende bir gün meşhur olurum isteği vardı. Belki de Pucca gibi. Sadece kişisel blog açtığımla kaldı. İyi ki Blogger var. Bu sayede yazıyorum da yazma hevesimi alıyorum işte. Annemin bir lafı vardır. Biz çocukları burnumuzun dikine gideceğimiz zaman, “Onu da yap göbeğinin suyunu al” der. Yani yapamayacağını kendir gör. Öyle de olur. Galiba bende göbeğimin suyunu aldım.

Güldür Güldür Show'daki Naime kimdir? Ecem Erkek hakkında kısa bilgiler...

Resim
Güldür Güldür Show’daki Naime kimdir? Ecem Erkek hakkında kısa bilgiler *24 Haziran 1989 Ankara doğumlu. *2006, Ankara Ömer Seyfettin Lisesi mezunu. *2007 ile 2008 yılları arasında Mamak Belediyesi Konservatuvar’ında tiyatro eğitimi aldı. *2008’de ise diksiyon eğitimini Hacettepe Üniversitesi Türkçe Topluluğu’ndan aldı. foto kaynak: internethaber.com *2009 ise onun için Ankara Sanat Tiyatrosu’nda kursiyerlik yaptığı yıldır. *2010’da ise 2015 yılında mezun olacağı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Anasanat Dalı bölümünü kazandı. *2017 yılında ise ilk defa Hayat Sırları dizisiyle televizyon dünyasına adımını attı. *Şu anda ise hepimizin bildiği gibi Güldür Güldür Show’da oyunculuk hayatına devam ediyor. Naime karakteri ile tanındı ve çok sevildi. Ecem Erkek’e oyunculuk hayatında başarılar diliyorum.

Hakkımda bilmediğiniz çok gizli 11 şey...

Resim
Duo Diyet, hakkımda bilmediğiniz 11 şey için beni mimlemiş. Onun yazısını buradan okuyabilirsiniz. Kendisine buradan teşekkürü bir borç bilirim. 1)Kendinde sevmediğin özelliğin nedir? Çok dakik olmak. Mesela bir plan yapıyorum. O plan için belli saatler belirlemişim. İlle de o saatte yapılacak. Tam vaktinde. Ya da o gün bir şey yapmayı planlamışım. Eğer o gün, o şeyi yapamazsam benim için her şey bitiyor. Moral motivasyon sıfır oluyor. Planlamada bir esnekliğim yok. 2)En büyük takıntın nedir? En ufak şeyde elimi yıkamak. Daha önceleri daha bir kötü durumdaydım. Şimdilerde daha iyiyim ve daha kontrollü. 3)Kimsenin bilmediği bir sırrın var mı? Olmaz mı, var tabi. Belki bir gün isimsiz bir blog açar ve orada paylaşırım. 4)Hayattaki en büyük başarın nedir? Başarı dendiği zaman böyle insanın plaket falan alması lazım geliyormuş gibi bana. Hiç plaket almadım. foto kaynak: unsplash.com 5)Seni en mutlu eden şey ya da şeyler nedir? Akşamları aileyle geçiri