Yayınlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hedeflerinizi belirlediyseniz gelsin 2019...

Resim
     Bir arkadaşım İnstagram hikayesinde, “Yarın yeni bir kitabın ilk sayfası. Güzel bir şeyler yaz” sözünü paylaşmış. Bu söz çok hoşuma gitti. Yeni başlangıçlar her zaman mutluluk vermiştir bana. Yeni kararları uygulamaya her zaman haftanın, ayın, senenin ilk günü başlarmış herkes. Yılbaşı, bu başlangıçların en büyüğü olsa gerek.       Bunları düşünürken, “ Mim yazısında 2019’dan beklentim daha fazla sanat, daha fazla kitap, film, dizi, müzik istiyorum yazsaydım” diye hayıflanmadım da değil hani. Bu istediklerimi yapamama ihtimalim olsa da hayali bile yetiyor. Yeni bir yıl, ister istemez yeni hedefler demek. İster istemez yeni yıl heyecanı sarıyor insanı. Şimdi yeni kararlar alma zamanı. Şimdi yeni hedefler belirleme zamanı. O zaman 2019 başlasın. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/lwnAz-uauDc

Benim için mim 2018...

Resim
     Bu sefer 2018 mim yazısı ile sizlerleyim. İki blog arkadaşım Okumak Hayattır ve Cafe Tigris beni mimlemiş. O zaman başlayalım mime. 1)2018 senin için nasıl geçti? 2017’den pek bir farkı yoktu. Rutine bağlanmış bir yılın devamıydı 2018. Yine kendimi sorguladım, durdum. Ama sonuç yok. 2)Bu yıl yapmak istediğin ama yapamadığın bir şey var mı dersen . Youtube videoları çekmek istedim çok. Ama Youtube ayrı bir dünya. Ona göre bir dünya yaratman lazım evinde. Kamerası, mekanı, montajı falan. “Bu dünya bana göre değil” dedim ve bıraktım. 3)2018’i bir tatlıya benzetsen neye benzerdi? Tatlılarla pek aram yok. Neye benzetsem bilemedim. 4)Bu yıl en sevindiğin olay nedir? Benim hayatım dediğim gibi rutin bir hayat. Öyle, “Yuppiii” dediğim ve yerimden zıpladığım bir durum olmadı. 5)Bu yıl en çok hangi filmi, diziyi, müziği, kitabı beğendin dersen. Yıldızlararası filmine hayran kaldım. Beni çok etkiledi. Hele o müziği. Fringe’yi çok sevdim. Hala izlemeye

Mim- 2019 Hedefleri ve hayallerim- umarım gerçekleşir...

Resim
      Mim- 2019 Hedefleri ve hayallerim yazısı ile karşınızdayım. Beni, Duo Diyet mimlemiş. Kendisinin yazısını buradan okuyabilirsiniz. Benim hedeflerim blogla ilgili. 2019 yılının sonunda, okunma sayısının 1 milyona ulaşmasını istiyorum. Olabildiğince fazla yazı girmek istiyorum. Buna her gün desek daha açıklayıcı olur sanırım. Bunu hedef olarak yazıyorum ama aslında bir alışkanlık halini almasını istiyorum.      Böylelikle blog okuruyla daha samimi ve sıcak bir ilişki kuracağımı düşünüyorum. Blog okuru, blog yazarının yazı girme sıklığını önemsiyor. Haftada bir giriyorsa Blogger yazısını, okur o hafta bloğa girdiğinde yeni yazıyı görmeli. Yine blogla ilgili olarak belirli bir tema üzerine yazmayı hedefliyorum. Mim- 2019 Hedefleri ve hayallerim yazım daha çok blogdaki hedeflerim yazısı oldu. Böyle de kabul edeceğinizi umarım. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/dart-board-with-darts-695267/

"Aşkın onu iyileştireceğini zannettim" ne güzel bir sözdür...

Resim
     "Aşkın onu iyileştireceğini zannettim". Bu sözler Sıla ’ya ait. Ahmet Kural için söylemiş. Ne kadar da güzel bir söz. Ancak Sıla gibi güzel şarkılar yazan bir kadından beklenebilecek bir söz. Ne kadar da kadınca. Kadınca dememden dolayı yanlış anlamayın. Aksine, ancak kadın gibi duygusal bir varlığın söyleyebileceği bir söz.       Biz erkeklerden böyle bir sözün çıkması zor. Sıla , güçlü bir kadın. İlişkilerindeki ilk ayrılıktan sonra bir daha bu aşka şans vereceğini düşünmezdim. Çünkü kadınlar bir kere sildiler mi dönüp arkalarına bir daha bakmazlar. Ondan sonra ağzınızla kuş tutsanız fark etmez onlar için. Demek ki o silmemiş. Aşkına bir şans daha vermiş. Aşkın onu iyileştireceğini zannetmiş. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/love-free-standing-letters-on-top-of-cabinet-1546852/

Köpeğin bırakılış anını izleyemedim...

Resim
      Bir köpeğin bırakılış anı diye bir video gördüm. O yazıyı görür görmez içim acıdı. O kadar ki görüntüyü bile izleyemedim. Bir adam araban iniyor. Köpeği bırakacak. Orada bıraktım izlemeyi. Sosyal medyada dolaşırken bırakılan köpeğin arabanın camına ayaklarını dayayıp bakmasının fotoğrafını gördüm. İçim daha da acıdı. Onlarda can be kardeşim. Madem bırakacaksın barınağa bırak. Köpeği başıboş niye bırakıyorsun?       Ama neyse ki o köpeği sahiplenmişler . Masum masum bakmıyor artık o köpecik. Bakın bu güzel haberdir.   Sosyal medyanın böyle güzel yanlarının olması da çok güzel. Van’da ise göldeki buzun kırılması nedeniyle gölde kalan köpeğin kurtarılmasını izledim. Moralim düzeldi. Ama daha hayati tehlikeyi atlatamamış. İnşallah yaşam mücadelesini kazanır o köpekcik. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adorable-animal-blur-breed-298062/

Elmanın kurtlu olanı makbulmüş meğer...

Resim
     Tezgahlarda hep pasparlak elmalara gözüm kayardı. Kıpkırmızı olanına. Hiçbir yerinde pürüz olmayanına. Elma dediğin böyle olurdu. Hem, Pamuk Prenses ’in elması bile öyle değil miydi? Kocaman, kıpkırmızı elma. Daha çocukluğumuzda aklımıza böyle kazınmıştı. Ama Canan Karatay çıktı. “O elma sadece masallarda olur” dedi. Bu benim öve öve bitiremediğim elmayı ilaçlı dedi.  “Sağlığa zararlı. Esas sağlıklı olan elma, kurtlu elmadır . Kurt, ilaçlı olan elmaya gelmez. İlaçsız yani insanın gözü kapalı yiyebileceği elmaya gelir” dedi. Anladık ki böylelikle, elmanın kurtlu olanı makbulmüş meğer. Elmayı sadece bir örnek olarak da görebiliriz. Gelişen teknoloji ile yiyeceklerimiz de doğallıktan çıktı. Hepsi hormonlu, hepsi zararlı, hepsi gdo’lu oldu. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/three-red-apples-on-wooden-surface-1510392/

Aşkımı duvarlara yazmadım hiç...

Resim
     Serviste giderken köprünün bacaklarına, kocaman kocaman harflerle, “Asya beni affet” yazmış. “Oğlum sen bunu buraya yazmışsan durumun vahim demektir. Kim bilir ne yaptın da kızın kalbini kırdın? O kızın sana dönmesi zor be oğlum” dedim. Sonra da, “Ben gençliğimde hiç aşkımı duvarlara yazmadım. Acaba gençliğimi boşa mı geçirdim?” dedim.       Hiç şöyle dolu dolu bir aşk yaşamadım. Kanımın deli aktığı zamanlarda, tam da o dönemime özgü bir aşk geçmedi başımdan. Aşkımdan ağlamadım. Hiç kimseye, “Abi onsuz ben ne yaparım?” deyip hüngür hüngür ağlamadım. Ot gibi bir gençlik mi geçirdim ben şimdi? Zaman zaman bu sorular kurcalıyor aklımı. Sizin de kurcalar mı böyle aklınızı bazı sorular? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ar9-UYZZmqs

Hayat akıyor...

Resim
      Düzce ’min Spor Sokağı’nda yürüyorum. Ama hızlı hızlı adımlarla. Gören de bir yere yetişeceğimi sanır. Yok öyle bir şey. Her adımda tempom biraz daha yavaşlar benim. Normal yani. Bir üniversite öğrencisi, elinde gitar canlı canlı şarkı söylüyor. Sesi güzel. Barış Manço’dan Dağlar Dağlar . Bizim Düzce’de yeni yeni böyle şeyler oluyor. Biz alışık değiliz.       Önüne baktım. Düzce’de bu işler yeni olmasına rağmen iyi para toplamış. Ama dediğim gibi. Sesi güzel. Hak ediyor çocuk. Yürümeye devam ettim. Müzik aletleri satan bir yerde farklı bir müzik çalıyor. Az biraz ötede başka bir dükkanda, başka bir müzik. İnsanlar bir aşağı bir yukarı yürüyerek sokakları işgal ediyor. Hafta sonu olmasından dolayı sokak kalabalık. Hayat akıyor yani. O an bu manzara karşısında mutlu oldum. “Hayat işte bu” dedim. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/Q6-jv031muY

Yaşadığım yerin yerel radyosunu dinlemeyi seviyorum...

Resim
     Kendi yaşadığım yerin, yani Düzce ’nin yerel radyolarını dinlemeyi seviyorum. Sabah işe giderken serviste bu radyolardan birini dinlerken bunları düşündüm. İş ilanlarını dinliyorsun ya da herhangi bir firmanın reklamını. “Evet, Düzce’deyim” diyorum o reklamları dinleyince. Bir zamanlar kardeşimin üniversitesi nedeniyle Bilecik ’te yaşamıştım. Oranın yerel radyosunu dinlerken reklamlarda şu pastacı şurda diyordu. Hangi pastacı, neresi bilmiyordum tabi.       İşte o zaman anladım memleketinde olmak, her yerini bildiğin bir yerde yaşamak bir başka. Burada bilinen ünlü birkaç fabrikadan bir iş ilanına denk geliyoruz mesela serviste. O firma üzerine ve işçi alması hakkında konuşuyoruz arkadaşlarla. Ya da Düzce ’ye gelen yeni firmanın açılışı ile ilgili reklamı duyduğumuzda onun üzerine konuşuyoruz. Yaşadığın yerin yerel radyosunu dinlemek bir başka işin özeti. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/audio-auto-automatic-automobile-449565/

Uzay hakkında bilgi, kafayı yedirir mi?

Resim
      Uzay hakkında bilgi edinmeyi severim. Televizyonda ve internette uzayla ilgili ne bulursam izlerim. Peki bu kadar uzayla ilgilenmek insana kafayı yedirir mi? işyerinden bir arkadaşım, “Zamanında çok ilgilendim. İçinden çıkamadım. Bende ilgilenmeyi bıraktım” dedi. Daha geçen gün bilmem ne kadar galaksinin bir arada olduğu bir fotoğraf yayınlandı.       Bizim galaksi gibi bilmem kaç tanesi yan yana. Uzay o kadar büyük ki. İnsanın aklı almıyor. Ve biz dünya olarak bu büyük evrende toz tanesi gibiyiz. Hep duyardım bu toz tanesi meselesini. Anlam veremezdim o zamanlar. Ama işin içine girdikten sonra ne yerinde bir ifade olduğunu anladım. Uzay hakkında bilgi , ama fazlaca bilgi motoru yaktırır mı insana? Beyinden ateşler çıkartır mı? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/Vl6kSDAw-aA

Cansu Canan Özgen hangi kanalda karşıma çıktı?

Resim
     “ Cansu Canan Özgen ’in programlarının yeni bölümleri niye olmuyor? Hiç denk gelmiyorum Habertürk’te” diye söyleniyordum. Meğer Habertürk’ten ayrılıp A Habere geçmiş. Kız ne güzel program yapıyordu orada. Ne oldu da işten çıkarttınız? Pelin Çift’in yerini çok iyi doldurmuştu. Krizden dolayı çıkardılar herhalde. Ama yazık olmuş. İyi programlar yapıyordu.       A Haberde, Habertürk’teki gibi program yapmıyor. Gece haberlerini mi yoksa siyasi bir program mı ne sunuyor. Twitter’da gördüğüm kadarıyla işte. Sınırdan canlı yayınla az sonra sizlerle falan yazıyordu. Bari aynı formatta devam etseydi kız. Ama işsiz kalmasındansa böylesi daha iyi olmuş tabi. Uzun süre sonra tekrar ekranda gördüğüme sevindim Cansu Canan Özgen ’i. Umarım eski programına tekrar başlar. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/9K9mzLxOuXg

"Ömürlü ol oğlum" ne güzel bir duadır öyle...

Resim
      Çocuklar Duymasın ’ı izliyordum bu akşam. Kahveye, Şükrü ve Hüseyin giriyor. Şükrü, “Öpeyim babacığım” deyip Seyyar Tayyar’ın elini öpüyor. “Ömürlü ol oğlum” diyor Seyyar Tayyar da. Bizin ne güzel geleneklerimiz var ya. “ Ömürlü ol oğlum ” ne güzel bir duadır. Büyüğüne saygı göstermek, hürmet etmek, elini öpmek ne güzel bir gelenektir.       Her geçen yıl bu güzel adetlerimizden bir parça daha kopuyoruz. Şimdilerde konuştuğumuz neler? Otobüslerde gençlerin yaşlılara yer vermemesi. Saygının, sevginin en yüksek olduğu Osmanlı döneminde yaşamak isterdim bu yüzden. Hani zaman makinesi olsa. Giderdim o devire. Birkaç saat ya da birkaç günde olsa o ortamı solumak isterdim. Bu akşam da bunlar takıldı kalemime. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/eCEj-BR91xQ

Kahve ile olan imtihanım...

Resim
     İşyerindeki kötü günlerimden biriydi bugün. Üzerimde bir sinirlilik vardı. Ama kime sinirliydim bir türlü anlayamadım. Kendime mi, müşterilere mi? Kimseyle de konuşmak istemedim. Zorunda kalmadıkça da konuşmadım. Bugün beni görenler çatık kaşlı halime denk gelmişlerdir. İnstagram ’da, 3’ü 1 arada sütlü köpüklü en sevdiğim kahve diye bir paylaşımım olmuştu.        instagram ’daki yeni arkadaşlarımdan Serpil, “Bence bırak” diye yorum yapmış. “Neden?” diye sordum. “Kanser yapıyor” dedi. “Düşüneceğim bunu” demiştim. Düşündüğümden bu hafta hiç kahve içmedim. Canım istediğinde, “Oğlum kimyasal bir şey. İçme lan boşver” diye tutuyorum kendimi. Ama, “Haftada bir kere içsem ne olur ki?” diye de düşünmedim değil. Türk mantığı işte. Bakalım ilerleyen günler neler getirecek? Nefsime hakim olabilecek miyim? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/beans-caffeine-chocolate-close-up-434252/

Kokusunu unutunca onu da unutmuş olur musun?

Resim
     “ Unutmak eylemi, o kişinin kokusunu unutmakla başlayan bir durumdur” diye bir söz okumuştum. Ya da buna benzer bir şey. Bugün farkına vardım biliyor musun. Ciddi ciddi kokunu unutmuşum. “Vayy be. Gün gelecek senin kokunu mu da unutacaktım” dedim. Ne hissedeceğimi bilemedim. Üzülsem mi, sevinsem mi?       Tam bu anda yalnız kalmayı o kadar çok istedim ki. Tek başıma odama kapanmak. Sadece bunu düşünmek. Slov şarkıları birbiri ardına dinlemek. Yorganı üstüme çekip düşünmek. İlk başlangıcımızı, en mutlu günlerimizi, aramızın bozulmaya başladığı anları ve en sonda ayrılışımızı. Hepsinin üstünden teker teker geçmek istedim. Tamam, kokunu unutmuş olabilirim. Ama birini unutmak için bu yeterli değil bence. Birde sen aklıma geldiğinde ince bir sızı girmemeli kalbime. “Keşke” dememeliyim. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silhouette-photo-of-man-leaning-on-heart-shaped-tree-744667/

Toygar Işıklı'yı ne zaman dinlesem aklıma Yaprak Dökümü gelir...

Resim
      Toygar Işıklı ’yı Yaprak Dökümü ile tanıdım ben. Diziyle bütünleşmiş o kadar güzel şarkılar yaptı ki. Dizideki durumu yürekten hisseden birinin yapabileceği türdendi o şarkılar. Sesi o kadar pürüzsüz ve dokunaklı ki. İşte o zamandan beri dinlerim kendisini. Ama ne zaman kendim dinlesem ya da başka bir yerde denk gelsem aklıma hep Yaprak Dökümü gelir.       Sonradan onun müziklerini yaptığı bir diziyi izlemedim hiç. O yüzden başka şarkılarını dinleme fırsatım olmadı. Ama şunu söyleyebilirim ki: Dizi müzik sektörüne daha çok uzun yıllar damgasını vuracaktır. Biraz da şansı olursa. Şansı olursa dediğim, Yaprak Dökümü gibi efsane olacak dizilere denk gelirse. Toygar Işıklı ’nın yolu açık. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/2UuhMZEChdc

Kılıçdaroğlu, 2019 yerel seçimlerini de kaybederse bırakır mı?

Resim
     Her seçim öncesi klasikleşen söylem, “ Kılıçdaroğlu bu seçimi de kaybederse final yapar” deniliyor. Akılları sıra Kılıçdaroğlu’nu gönderecek parti. Kaç seçim oldu böyle bir şey görmedik. Aynı söylem önümüzdeki yerel seçimler için de kullanılıyor. Buradan söylüyorum. Bir şey olmaz. Bir iki homurdanma falan olur. Sonra eski hamam eski tas devam eder.       Bizim genel başkanlarımız ölmedikten sonra koltuklarını bırakmazlar. Bunu sadece Kılıçdaroğlu için söylemiyorum. Geneli böyle. O kaset olayı olmasaydı Baykal bırakır mıydı peki? Gerçi Kılıçdaroğlu , birkaç seçim kaybettik sonra başarısızlığı kabul edip kendisi çekilir gibi bir imaj sergiliyordu. Fakat ona da koltuk tatlı geldi. İstanbul, Ankara için ne olur bilemiyorum. CHP zorlayacak gibi görünüyor. Ama yine de AKP ipi göğüsler gibi. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/IBWJsMObnnU

Bir muhabirin günü nasıl geçer?

Resim
     Haber sunucusu muhabire bağlanıyor. Karşımızda hazır bekleyen bir muhabir. Haberini anlatıyor. “Söz yine haber merkezinde” diyor. Tekrar stüdyoya dönüyoruz. Peki muhabir bu sözü söyleyip yayını kestikten sonra ne yapıyor? İşte ben bunu merak ediyorum. Aslında tam bir Youtube video konusu.       Bir muhabire hangi habere gideceği nasıl bildiriliyor? Haberin olduğu yere nasıl gidiyorlar? Nasıl hazırlanıyorlar? Diğer kanalların kameramanları ve muhabirleri ile nasıl bir iletişimleri var? “Sen canlı yayına bağlandın mı? Ben daha bağlanmadım” diye sohbet mi ediyorlar? Tüm muhabirler ve kameramanlar yemek yiyorlar mı haberlerden sonra? Böyle bir video olabilir aslında. Hem videoya konu olan muhabir ve kameraman da meslekleriyle ilgili bilgiler verirler. Bu mesleği yapmayı düşünenler için bir fikir verir hem. Bizde merakımızı gidermiş oluruz. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/gB-ky-1st7o

Sizin 100 günlük eylem planınız var mı?

Resim
     Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci 100 günlük eylem planını açıklamış. Ben bu plan program işlerini çok severim. Ama planladığım gibi yapamam o ayrı. Peki bizim kişisel olarak 100 günlük eylem planımız var mı? İlla 100 gün olacak diye bir kural yok. 100 gün ifadesi burada sadece bir sembol. Sizin 200 günlük, 300 günlük ya da 365 günlük, yani yıllık planlarınız var mı?       Her zaman günü, haftası, ayı planlı biri olmak istemişimdir. Ama ne kadar istesem de bir türlü uygulayamamışımdır. Planladığım şeylerden birini bile zamanında yapamadığımda demoralize oluyorum. İlla planladığım saatte yapacağım o şeyi. Hadi günlük, haftalık, aylık, yıllık planları geçtik. Uzun vadede planlarım var mı? Yok kardeşim yok. Çoğu arkadaşıma sorduğumda aldığım cevabı verebilirim: “Gittiği yere kadar”. Gelecekte nerede çalışırım? Sonumuz ne olur bilmiyorum. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ideas-whiteboard-person-working-7369/

Canan Karatay'ı, onun fikirlerine karşı olan doktorlarla beraber programa çıkarın...

Resim
      Canan Karatay ’ın her söylediği olay oluyor. Onun söylediklerini gidip başka başka doktorlara soruyorlar. Onlar da verip veriştiriyor. Görünün tablo şu: Canan Hoca tek, diğer doktorlar hepsi. Bugüne kadar hiçbir kanal da niye bu iki tarafı bir araya getirmedi? Hep tek başına alıyorlar Canan Hocayı programlara. Tek başına almayın. Karşısına onun söylediklerine karşı olan doktorları koyun.       Acaba böyle bir şey oldu da hoca mı istemedi mi? Yoksa diğer doktorlar mı yanaşmadı? Yoksa hiçbir kanalın aklına böyle bir şey gelmedi mi? Karşılıklı bir program yapın. Birde öyle görelim hocamızın performansını. İki karşıt söylem çarpışsın. Millet de bir karar versin. En çok merak ettiğim ne biliyor musunuz? Canan Karatay kendisine çok güveniyor. Onun karşısındaki doktorlarda. Bu iki kendine güveni tam olan görüşün çarpışması. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/qL5_5doD4no

Ali Koç bizi değiştireceğine kendi değişti...

Resim
      Ali Koç ne ümitlerle gelmişti. Ümit besleyen sadece Fenerbahçe taraftarı değildi üstelik. Galatasaray’lısı, Beşiktaş’lısı. Sonunda bir başkan nasıl olmalı herkes görecekti. Bir takım hem para olarak hem futbol olarak nasıl bir dünya kulübü olacak   herkes görecekti. Herkes sempatiyle bakıyordu kendisine. Kısacası Türk futbolunu değiştirecekti. Ama geldiğimize noktaya bakar mısınız?        Ali Koç bizi değiştireceğine biz onu değiştirdik. Oda Aziz Yıldırım gibi soyunma odasına inmiş.   İlk başta ortaya koyduğu vizyonuna yakışmayacak şekilde ,oyuncuları uçak yerine otobüs ile gönderdi İstanbul’a. İlkokul çocuklarına ceza mı veriyorsun? Bu nasıl cezadır? Yabancı futbolcular ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlardır herhalde. Biz Ali Koç ’tan neler beklerken, neler yaptı? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/z1gNxguQblg

Altın Kelebek'te mikrofon rezilliği...

Resim
      Altın Kelebek ödül töreni vardı dün akşam. 2018’in en iyileri seçildi. Ödüllerden katıldıklarım var, katılmadıklarım var. Bu ayrı bir konu. Benim bu yazıda değinmek istediğim, mikrofon konusu. Geçen sene de aynı sorun vardı. Dün akşam ödül vermeye Gani Müjde çıktı. Adamın boyu kısa. Mikrofon uzun geliyor. Televizyondan adamın yüzünü net göremiyorsun. Çünkü mikrofon adamın tam yüzünün ortasına geliyor.       Ne Cem Davran ne de Çağla Şikel gelip mikrofonu Gani Müjde’ye göre ayarlıyor.   O ve onun gibi boyu kısa olan birkaç kişi o rezil halde konuştu. Daha doğrusu konuşturdular. Bu nasıl ödül törenidir. Şu mikrofon denen zımbırtı doğru dürüst ayarlanmaz mı? Ya da içerden bir çalışan gelir, konuşmacıya göre ayarlar. Biri de görüp uyarmıyor mu ya? Çözün artık şu mikrofon rezilliğini Altın Kelebek ’te. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-photo-of-black-microphone-164928/

Tanınmayan biri nasıl ünlü dansçı oluyor kanal D?

Resim
     Kanal D ’de haberlere bakıyorum. Ünlü dansçı balkondan düştü diye bir haber. Dansçıya bakıyorum. Tanımıyorum. İlk defa görüyorum. Çoğu kişinin de tanıdığına inanmıyorum. Sosyal medyayı ve haber sitelerini takip ederim. Böyle bir ünlü dansçıyı hiç görmedim. O zaman bu dansçı neye göre ünlü? Ünlü dediğin zaman, herkes tarafından tanınan kişi gelir benim aklıma. Şimdi bu dansçı, herkes tarafından tanınmıyor. O zaman dans çevrelerinde mi tanınıyor? O yüzden mi ünlü?      Ezberden iş yapıyoruz. Sadece kanallar için değil bu durum. Tüm meslek grupları için. Haber başlığını atarken bile bu böyle. Bu tip haberler için genelde ünlü ifadesi kullanılır. O zaman bizde ünlü yazalım gitsin mantığı. Başlık atarken kanallar daha bir özenli olmalı. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-kneeling-with-one-leg-on-footbridge-1192026/

Yine, yeniden, yalnız kalmak istiyorum...

Resim
     Sabahlara kadar oturmak ve slov şarkılar dinlemek istiyorum. Yalnız başıma kalmak istiyorum. Evet, bu yalnız kalmak isteyişimle ilgili kaçıncı yazım oldu bilmiyorum. Ara ara böyle oluyorum. Peki bugün ne oldu da böyle hissettim? Bir cevabım yok aslında. İş yerinde ilk çağrımla beraber asabi bir günüm olduğunu anladım. Tahammül edememe vardı bugün üstümde.       Eve geldim. Şimdi de müzik dinleyerek bu yazıyı yazıyorum. Slov şarkılar ruhuma ilaç gibi geliyor şu an. Neye moralim bozuk onu da bilmiyorum. Gelecek kaygısından mı, ilişki durumundan mı? Hayır, ikisi de değil. Genelde bu iki sorunu kafama taktığımda yalnız başıma kalmak isterim. Bu akşam da böyle hüzünlü olduğum akşamlardan biri işte. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/sunset-love-lake-resort-54379/

Barış Özcan'a bir abone kazandırdım...

Resim
     İş yerinden arkadaşım Cansu’ya, Barış Özcan ’ın videolarından birini attım. Kim bu Stan Lee videosunu. İzlemiş, beğenmiş hatta takibe bile almış. “Beğeneceğini biliyordum” dedim. Yorgun olmasından dolayı sadece attığım videoyu izlemiş. İlk fırsatta diğer videolarını da izleyeceğini söyledi. Böylelikle Barış Özcan’a bir abone kazandırmış oldum.       “ Örümcek Adam ı o bulmuş” dedi. “Aslında büyük bir romancı olmak istemiş” dedim bende. Daha bilmem kaç fantastik karakter daha varmış filme çekilmemiş. Adamın nasıl bir hayal dünyası varmış böyle. Hayran oldum. Karakterleri nasıl buluyordu? Nelerden ilham alıyordu? Acaba bunun hakkında bir belgesel var mı? Mesela Örümcek Adam’ı nasıl bulduğuyla ilgili bir belgeseli merakla izlerdim. Bir Google ’a sorayım. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/EpJOBZNzrVo

İyi bir arkadaş grubu, özgürlük demek...

Resim
     Aralığın yedisi olmuş, hala kar yok. Size Düzce ’den bildiriyorum. Buraya daha sezonun ilk karı yağmadı. Sözde televizyon bugün yoğun kar yağışı olacak diyordu. Bir zamanlar yağan karlar bizim için tatil demekti. Şimdi ise sıradan kar demek.       İnsanın arkadaş ortamı çok önemli. İnsan arkadaş ortamında olabildiği gibi davranmalı. Neyse o olmalı. Bu dediğim her arkadaş ortamında olabilecek şey değil. Birbiriyle çok iyi anlaşan bir arkadaş grubu olmalı. Bugün iş yerinde ilk defa olduğum gibi davranma özgürlüğü hissettim kendimde. Bu duyguyu hissetmek harikaydı.       Bazen insan işini çok iyi yaptığını düşündüğü anlarda bile hata yapabiliyor. Bugün benim yaptığım gibi. Dikkatsizlik , normalde yapmayacağınız çok küçük hatalara kapı aralıyor. Saat 00:14 geçiyor. Hala yatmadım. Yarın Cuma. Son iş günü diye sevinemiyorum. Cumartesi de çalışıyorum bu hafta. Herhalde 01:00 gibi yatarım. Herkese hayırlı geceler. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/96DW4Pow3qI

Şiirli kahvaltı...

Resim
     Gevrek bir simit ve bir bardak sıcak çay olsun kahvaltım. Bir deniz kenarında. Zamanım kısıtlı olmasın. “İşe geç kalacağım” düşüncesi sık boğaz etmesin ruhumu. Dalgaların sesi eşlik etsin kahvaltıma. Saatlerce sürsün kahvaltım. Huzuru içime çekeyim nefes nefes. Edebiyattan , şiirden, yazmaktan, okumaktan konuşacağım bir arkadaşım olsun yanımda.        Orhan Veli şiirlerini okuyayım. Dinlesin beni. Şiir üzerine konuşalım. Hatta o anın güzelliğinden istifade bizde bir şiir yazalım. O günün hatırası olsun. Kesmez bizi bir şair ve şiirleri. Ümit Yaşar Oğuzcan ’ı da dahil edelim o şiir dünyamıza. Bir Gün Anlarsın şiirini okuyalım. Kaybolalım bu güzelin şiirin o engin duygularında. Dünya sadece şiirden ibaret olsun. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/XuZNlaqfrlU