Kişisel Blog Yazıları #228: Çocukken kanalda yüzmek mi?

Bugün 1 Temmuz. Yeni bir aya başlıyoruz. “Hadi temmuz, yap şovunu” demeyeceğim. Çünkü kimsede onu diyecek moral motivasyon bile kalmadı. Sadece temmuz ayında sıcaklık rekorları kırılmasın yeter. Böyle dedim ama. Ülkemizde ejderha sıcakları başladı. Adana’da çocuklar kanallara gidip yüzüyormuş. Çocukken ben hiç yüzmedim kanallarda. Arkadaşların hepsi bir bir peşine atlarlardı kanala. Yüzerlerdi. Ben de onları izlerdim. Kimi zaman bacakları yosunlara takılırdı kimi zaman da küçük kör yılanlara. Zararsız yılanlar diye hatırlıyorum onları. Bilmem doğru hatırlıyor muyum? O zamanlar öyle derlerdi. Küçük bir trafo vardı. Trafonun yanında da çalılıklar. Oralarda soyunurlardı. Oradan da birkaç adım ilerideki kanala doğru koşturup, kanala atlarlardı. Trafonun duvarlarına da sözler yazarlardı. Kalp yapıp, kalpten oklar çıkarıp, okun birine kendi baş harfini, diğer oka da sevdiği kızın baş harfini yazarlardı. O zamanlar sevda demek biraz da duvarlara kalp yapmak demekti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Bizimkiler çayı koydular. Televizyonda da haberler açık. Kanal D ana haberin son 10 dakikasını izliyoruz. Bu her akşam böyledir. İlk olarak Now ana haberi izleriz. Sonra kanal D haberin son 10 dakikasını. Güzel haberler çıkıyor son 10 dakikasında. Reklama girdi. Reklamlarda pasta gördüm. “Hani bizim dünden kalan pasta vardı. Onu çıkarıyorum dolaptan” dedim. Onlar da tamam dediler. Muzlu ve çilekli pasta almıştım dün. Hepsini bitirememiştik, kalmıştı. Çay demlendi. Çayın yanında yedik. Muzu yuvarlak ve küçük kesmemişler. Birazcık büyük parçalar halindeydi. Bu da pasta zevkini öldürüyor tabi. Muz parçaları dediğin ufak olacak. Muz mu yiyorum yoksa pasta mı? Bu ne? Bu ülkede var ya kimse işini doğru dürüst yapmıyor. Pastacılar bile. Herkes saat geçsin, mesai dolsun da akşam eve gidelim derdinde.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Bugün bir işim için Düzce’deydim. Hava yandı resmen. Akşam eve geldim. Boynum yanmış. Varın sıcaklığın boyutunu buradan anlayın. Kafamda şapka da vardı. Yanımda da suyum. Bu yaz çok zor geçecek Ali Rıza Bey. Hazır olun. Eğer gerçekten zorunlu bir işiniz yoksa dışarı çıkmayın derim. Bu sıcak havada yolda giderken bir kediye denk geldim. Gölgelik bir yer bulmuş, uzanmış uyuyordu. Pisi pisi diye seveyim dedim. Gözlerini az bir aralar gibi oldu sonra tekrar uykuya daldı. Ben de daha fazla rahatsız etmedim onu. Arkadaşı çağırdım. İşi varmış gelmedi. Ben de kendim kafeye gittim. Saat 14:00 gibiydi. Sakindi. Normalde masa bulunmaz. Ama hafta içi ya, ondandır. İstediğim masaya geçtim oturdum. Özgürce, istediğim masayı seçebilmek büyük bir ayrıcalıktı. Kapiçino söyledim. Yanına da magnolya. Günlük kahve ve tatlı ihtiyacımı gidermiş olarak mutlu mesut bir şekilde eve döndüm.       

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #227: Muz mu yiyorum yoksa pasta mı?

Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı

Star’da, Hababam Sınıfı’nı izliyorduk. Reklama girdi. TRT 1’de, Brezilya- Japonya maçını açtık o arada. Kardeşime, “Acaba bu Japonların hepsi karate biliyorlar mıdır ki?” diye sordum. “Bilmem” dedi. Sanki doğuştan adamlara karate özelliği yükleniyormuş gibi geliyor bana.

Beklenen oldu. Deniz Göktaş’a soruşturma açıldı. Zaten bu saate kadar soruşturma açılmaması şaşırtıcıydı. Geç soruşturma açılması ile ilgili Zaytung Haber de bir paylaşım yapmış. Ona da internetten bi bakabilirsiniz isterseniz.

Elif Buse Doğan’ın Kaçsam Gitsem adlı şarkısı. İlk defa bugün dinledim ve çok hoşuma gitti. YouTube’tan baktım. 7 ay önce klibi yayınlanmış. Bi dinleyin isterseniz. Belki sizin de hoşunuza gidebilir.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #226: Kapiçino, magnolya ve kavurucu sıcak bir gün

Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi

Bizimkiler pilavın yanına cacık yapmış. Bu sıcak havalarda soğuk soğuk iyi gitti. Kavun almışlar. Hiç tadı tuzu yoktu. Tatsız kavun mu olur ya? Ama oluyor işte. Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Biraz da gündem. Kadir İnanır bugün toprağa verildi. Sevmeyeni çokmuş. Onu gördüm sosyal medyada. Vefatı nedeniyle Türkan Şoray’la oynadıkları Kara Gözlüm filmini yayınlıyordu kanallardan biri. Onu izledik. Bilmem kaçıncı sefer. Benim için efsane filmlerden biridir. Bir arkadaşın kızı bugün mezun oldu. Anadolu Üniversitesi’nden. Ama rektör efendi geç gelmiş mezuniyet törenine. Aileler ve öğrenciler sıcağın altında pişmiş. Statta herkes yuhalamış tabi rektörü. Şu ülkede bir iş de doğru dürüst yapılsın artık ya.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş’ın gösterisi ülkenin gündeminde    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #225: Bir soru, bir soruşturma ve bir şarkı

Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş'ın gösterisi ülkenin gündeminde

TRT 1’de sinyal yok hatası alıyorduk. Dünya Kupası maçlarını izleyemiyorduk. Antenin önünde ağaç dalları vardı. Onları aldık. TRT 1 geldi. Sonra HD yayını yine gitti. Şimdilik normal yayın var. O da gidecek mi bakalım. Deniz Göktaş’ın, Ölü Deniz adlı gösterisi ülkeyi salladı resmen. Ekrem İmamoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için yaptığı espriler çok cesur bulundu. Sosyal medyada Deniz Göktaş ne zaman tutuklanır diye millet birbirine sormaya başladı. Şu ana kadar gelen bir haber yok. Gösteriye çıkmadan önce bunları göze almıştır diye düşünüyorum Deniz. Misafirliğe oturmaya gittik. Çay içiyoruz. Herkes şekersiz içiyor çayı. Sadece ben şekerli içiyorum. Sadece benim için şeker getirdiler. Basit bir şey ama önemli. Değer vermiş oluyorlar bana.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğun a iniyoruz    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #224: Tatsız kavun, efsane bir film ve mezuniyet krizi

Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğuna iniyoruz

*Büyük İskender, 10 yıl içerisinde tüm dünyanın yarısını fethettiğinde boyu 1 metre 50 santimetreymiş. Bir insan, ismiyle nasıl bu kadar tezat olabilir? Belki de ufak boyluluğunu böyle kapatmaya çalışıyordu. Uzan bakalım İskender şuraya. Çocukluğuna ineceğiz. Şaka şaka. Nereye iniyorsun? Adam tarih olmuş. Bizim burada olsa askere almazlardı be. –Tamamen salladım. Boyu 1,50 olanları askere alıyorlar mı hiçbir fikrim yok. Maksat muhabbet olsun.-

*Sabah bi uyandım. Saate baktım. Saat altı olmuş. Gittim babama baktım. Türkiye- ABD maçını izliyor mu diye. Uyuyordu. Hiç uyandırmadım. Döndüm yattım. Sonradan söyledi. Sabah kalkmış. TRT 1’de sinyal yok hatası almış. Yayın yok. Bizi kaldırsa bilgisayardan açardık TRT 1’i. Bizi de uyandırmamış. İzleyememiş maçı yani. Maç izleyecek hal mi bıraktılar biz de. Ama yine de helal olsun. 3-2 yenmişiz ABD’yi. Hiç olmazsa gol attık ve hiç olmazsa galip geldik. Böylece bizim için 2026 Dünya Kupası macerası sona erdi.

*Bizimkiler Now TV’de, Ata Demirer’in Bursa Bülbülü filmini izliyorlardı. Ortasında denk geldiğim için oturup izlemedim. Bir baştan oturup izlemem lazım. Nedense ön yargım var bu filme karşı. Ama ben ne yapacağım? Atomu parçalamaktan daha zor bir şey yapıp, ön yargımı parçalayacağım ve oturup izleyeceğim. Hey gidi aştayn.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili’ye gittim   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #223: Deniz Göktaş'ın gösterisi ülkenin gündeminde

Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili'ye gittim

Gözümde gözlükle uyumuşum. Uyku o kadar çok bastırıyor ki. Gözlüğü kutusuna koymaya üşeniyorum. Yine üşenmiştim. Sonuç bu: Gözlükle uyumak. Uyandıktan sonra biraz tavanı izledim. Tavanı izlerken telefon çaldı. Arayan kardeşimdi. “Yeni mi uyandın, aç mısın? Dışardayım bir şeyler alabilirim” dedi. “Ezo gelin çorbası al o zaman” dedim. Sonra telefona daldım. İnstagram’a baktım biraz. Sonra blog yazılarını okudum arkadaşlarımın. O arada kardeşim gelip çorbayı bırakıp işe gitti. Kalktım. Evde kimsecikler yoktu. Televizyonu açtım. Televizyonda da doğru dürüst bir şey yoktu. Gezi programı vardı bir tane. Mecbur onu bıraktım. Bir tane Türk, dünyayı geziyormuş. Şili’deymiş. Ben de o ara çorbamı açtım ve kaşıklamaya başladım yanındaki ekmekle beraber. Biraz da limon sıktım üstüne. Daha da güzel oldu. Şili’de, Atatürk anıtı varmış. O anıtın önünde Türk bayrağı açarak İstiklal Marşını okudular. Çorbamı bitirdim. Karnım doymuştu. Televizyonla da işim bitmişti. Televizyonu kapattım, çorba kabını da çöpe attım. “Şimdi bir çay olsa da içsek” dedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #222: Uzan bakalım Büyük İskender çocukluğuna iniyoruz

Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler

Kardeşim söyledi bugün. Ejderha sıcakları geliyormuş. Ulan o nasıl bir sıcaklık tanımı. İlk defa duyuyorum. Google’da aratayım dedim. Ejderhanı Nasıl Eğitirsin diye film çıkıyor. Ulan şu filmi de bir türlü izleyemedim. Çok çocukça gibi geldi diye hatırlıyorum en son. Birkaç dakika izlemiştim. Kardeşim bugün dışarısının çok sıcak olduğunu söyledi ama evin içi o kadar da sıcak değildi. Daha evlerin içi ısınmadı yani. Ejderha sıcakları falan olmadan böyle bir gün kapalı, bir gün açık, geçip gitse yaz. Sonra bir baksak, sonbahar gelmiş. Harika olurdu değil mi? Sonbahar mevsimi bana şairlerin mevsimi gibi gelir. Ejderha, sonbahar, şairler falan derken yazıyı bitirdik ya. Hadi ben kaçar. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #221: Çorbamı içerken Şili'ye gittim

Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık

*İnstagram’da bir paylaşıma denk geldim. Uzaylının bir gelip, “Hadi gidiyoruz” dese, sorgusuz sualsiz giderim. Öyle daraldım yazmış. İlk başta evet komik geliyor ama yazan hiç de haksız değil. Huzursusuz ve içimiz daraldıkça daralıyor bu günlerde.

*Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin ilk programlarından skeçler izliyorum. Aralarında komik olanlar var. Bir de program daha yeni başlamış ya. Oyuncular da da bir heyecan var. Her şeylerini ortaya koyuyorlar. Skeçlerin komik olması ve programın tutması için.

*YouTube’da bir tane programa denk geldim. Konuk olan kadın, “Benim için okumak: Su, ekmek gibi bir şey” diyordu. Okumayı severim ve ben de bu kadının gibi bir yere koymayı istemişimdir okumayı hayatımda ama bir türlü o seviyeye gelemedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç notdaha      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #220: Ejderha sıcakları, sonbahar ve şairler

Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç not daha

*Telefona şeffaf kılıf aldım. Normalde pek beğenmezdim ama telefona takınca baya hoşuma gitti. Sararıyor falan yazmışlar internette ama yaşayıp göreceğiz bakalım.

*Elon Musk’ın, 14 tane çocuğu varmış ya. Elon Musk abimiz, geniş aile seven bir abimizdir. Yaşlılığında bunca çocuktan elbet biri sana bakar Elon Abi.

*Arkadaş bir tane köfteciden bahsetti. Izgara köfteleri güzelmiş. Normalde yeni tatlar denemeyi sevmem. Ama ızgara köfteye dayanamam. “İlk fırsatta deneyelim” dedim.

*Geçen arkadaşlarla uzaylılar hakkında konuşuyoruz. Bir tanesi, “Neredelerse çıksın gelsinler artık” dedi. Bunu öyle bir söyledi ki. Yeni bir şeyler olsun da hayatımıza heyecan gelsin gibisinden.

*Babamın kazak önden biraz yırtılmış. O da tutmuş, boydan boya makasla kesmiş. “Hırka yaptım ben de” diyor. Hayatta böyle sanatsal dokunuşlar lazım işte. 

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #219: Okumak, heyecan ve biraz daralmışlık

Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?

*Dünya Kupası’ndan elenmemizin şoku hala devam ediyor. Doğal olarak futbolcular eleştiriliyor. En çok yapılan eleştirilerden biri de, “Saçınıza, bıyığınıza dikkat ettiğiniz kadar futbolunuza da dikkat etseydiniz” şeklinde. Saçla, bıyıkla ne alakası var? Doğru dürüst hazırlanmamışız işte.

*Güldür Güldür Show’da, kadınları devamlı rahatsız eden, onlara sarkan bir karakter yazmışlar. Bunun komedi ile ne alakası var? İzlerken, “Bu ne ya” dedim. Böyle bir skeç yazılmasına nasıl müsaade edilmiş? Tamam gözden kaçtı diyelim. Skeç yayınlandıktan sonra yönetmen, oyuncular, Ali Sunal bir şey demedi mi? Karşı çıkmadı mı? Her şey gülmenin konusu yapılmaz.

*Dün hamburgerciye gittik. Hamburger yedik. Hamburgerin yanında verilen patates kızartması harika oluyor ya. Evde yapılan patates kızartmasından da güzel. Peki ya sizce?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #218: Elon Musk, uzaylılar ve hayattan birkaç not daha

 

Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi

Bizim burada yeni açılan Dmall AVM’ye gittik. Baya büyük yapmışlar. GS Store’a baktık. Her şey çok pahalı. Hamburger yedik. Özlemiştim, bayadır yemiyordum. Hele yanındaki buz gibi kolası bu sıcak havalarda harika gidiyor. Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Diziyi izlerken, “Dünyada neler dönüyor be” dedim. Babam da, “İşin içine para girerse her şey olur oğlum” dedi. Doğru dedi. Bu devirde tek gerçek var: O da para. Yarın pazartesi ve yine iş var. Daha geçen hafta işe gitmedik mi yav. Her hafta, her hafta iş mi olurmuş? Bu hafta sonu Niçe Ağladığında kitabına başlayacaktım ama yalan oldu. Bizim bir arkadaş gelecekte imkanı olursa ormanın içine ev yapmak istiyor. “İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi” diyor.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #217: Ne alakası var?

Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot

*Sosyal medyada bir paylaşım gördüm. Dünya Kupası’ndan ikinci maçlar sonunda elendik. Ama hala televizyonda milli takım reklamları dönüyor. Bu reklamlar için paylaşımda, “Sinirimi bozuyor” denmiş. Benim de öyle. Elenmişiz. Daha neyin reklamı?

*Çin’de, insansı bir robot, elektrik parasına ihtiyacı olduğunu söyleyerek dilenmeye başlamış. Ulan bizim burada olacak var ya. Çoktan çalarlardı onu. Hurdacılar hemen okuturdu. Bizim buralarda öyle reklam yapmaya gelmez.

*Bir öğrenci YKS’ye, 5 litrelik su şişesiyle gelmiş. Görevliler ne yapacağını bilememiş. Alsak mı, almasak mı ikilemi yaşamışlar. Araştırılmış edilmiş. Sorun yaratmayacağı anlaşılmış. Öğrenci, 5 litrelik su şişesi ile sınava girmiş. Kimin aklına gelir ki 5 litrelik su şişesi ile sınava girmek?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blogyazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #216: İnsanlardan ne kadar uzak, o kadar iyi 

Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blog yazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma

BlogForum, yani sahibi ve yöneticisi Sinan kardeşim yine çok güzel bir işe imza attı. Günlerdir Blogger okuma listesinde yeni yazıları göremiyoruz. Bu sorun çözülmedi gitti. Sinan da baktı ki sorun çözülmeyecek işe kendi el attı. Bir takım teknik bir şeyler yapmış. O konulara peki hakim değilim. Yazının linkini en başa koydum. Oradan okursunuz. Artık Blog Forum’a üyelikleri bulunan blog yazarları yeni bir yazı yayınladıklarında 3 dakika içerisinde site içerisindeki güncel bloglar listesinde, listenin en başında kendi yazılarını görebilecekler. Tabi blog okuyucuları olarak bizler de. Bu harika bir şey. Eğer listede bloğunuz yoksa hemen kaydetmenizi öneririm. Ayrıca en güncel blog yazılarına da buradan ulaşabileceksiniz. Unutmayın: Sadece 3 dakika içerisinde yeni yazılan blog yazısını listede göreceksiniz.

Not: Bu reklam yazısı değildir. Sadece böyle güzel bir uygulamadan tüm bloglar haberdar olsun. Derdim bu.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır’daki dededen miras kalma konusu  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #215: Dilenci robot

Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır'daki dededen miras kalma konusu

Evde bizimkilerle konuşurken konu bir anda Mısır’daki dededen miras kalma konusuna geldi. “Ana, Mısır’da dedemiz var mı bizim?” dedim. Bir anda sorunca o da şaşırdı, “Bilmem” dedi. Yokmuş, yokmuş. Kesin bilgi, yayalım. İşin şakası bir yana da. Bizim kültürümüze nereden gelmiş acaba bu Mısır’daki dededen miras kalma konusu? Kafamda deli sorular. Hazır bu soruyu sormuşken Google’dan arattım konuyu. Ekşi Sözlük’te Oyvind adlı bir kullanıcı şöyle yazmış: “Türk senaristlerinin, filmimizin kahramanının tam paraya ihtiyacı olduğu bir anda zengin olmasını sağlamak için sürekli kullandıkları can simidi” demiş. Bunu okuyunca hemen aklıma Ediz Hun ve Filiz Akın’ın oynadığı bir film geldi. Filiz Akın, yaralı yüzlü eski kocasının yani Ediz Hun’un ameliyat olması için, Ediz Hun’un arkadaşına Mısır’daki dedesinden miras kalmış gibi para göndertiyordu bir avukat aracılığıyla. Şehir efsanesi diyen var, dolandırıcıların kullandıkları bir yöntemmiş ve kaynağı belirsiz paralar zamanında böyle açıklanırmış falan. Benim bulduklarım bunlar millet. Alın şimdi bu bilgiyi ne yaparsanız yapın.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #212: Dünya Kupası hayal kırıklığı   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #214: Blog Forum ile yeni yayınlanan blog yazılarından 3 dakika içerisinde haberdar olma

 

Kişisel Blog Yazıları #212: Dünya Kupası hayal kırıklığı

Sabah 06:00’da kalktık. Türkiye- Paraguay maçı için. Ne yazık ki 1-0 yenildik ve Dünya Kupası’na veda ettik. Maç bittikten sonra birkaç dakika durdum ve inanamadım. “Şimdi biz gerçekten Dünya Kupası’ndan elendik mi?” diye sordum kendime. En azından gruptan çıkmayı, çeyrek final falan oynamayı hayal ediyordum. Maçın son yarım saatini de bilgisayardan izlemek zorunda kaldık. Sağ olsun TRT 1’in normal yayını da takılmaya başladı. HD yayını zaten yoktu. Son maçı da kalkıp izlemem artık. Bu elenmenin ardından Montella için ayrılan sürenin de sonuna gelmiş olduk bence. Montella gönderildikten sonra takımın başına kim gelir bilemiyorum. Kim derdi ki Dünya Kupası bizim için tam bir kriz olacak diye?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #211   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #213: Mısır'daki dededen miras kalma konusu

 

Kişisel Blog Yazıları #211

*Yarın sabah 06.00’da milli maç vardı. Türkiye- Paraguay maçı. Meydanda dev ekrandan izleyecektim. İçişleri Bakanlığı yasaklamış. Sınav varmış. Öğrenci psikolojisini korumak için. Simt ve çay da dağıtacaklardı, onlar da gitti.

*Akşam eve geldiğimde bizimkiler 360 kanalında, Turist Ömer filmini izliyorlardı. Onlarla beraber biraz ben de izledim.

*Tavır gazetesi diye yeni bir gazete çıkmış. Sözcü grubuna bağlı bir gazeteymiş. 20 liraymış. Sözcü gibi bir gazete varken başka bir gazete çıkarmaya ne gerek vardı anlamadım.

*Bugün hava baya bir serinledi. Söz de bugün 20 Haziran. Bir tane arkadaşım, “Hava dediğin zaten böyle olacak” dedi. Tam bir kışçı. Ben her mevsimi severim. Mevsim ayrımı yapmam.

*Arkadaşla ekmek almaya gittim. Bir tane ekmek aldım. Arkadaş da maden suyu aldım. Ödemeye kalktı. Engel oldum. Karttan ödedim. Bakkal sahibi kadın, normalde güler yüzlü olurdu. Ama bu sefer suratı duvar gibiydi. Vardır onun da bir derdi.

*Tarih Obası YouTube kanalı sahibi Ceren, İhsan Oktay Anar hayranıymış. İlber Ortaylı ve Celal Şengör’ü beğenmezken, kolay kolay kimseyi beğenmeyeceğini düşünürdüm.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #210  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #212: Dünya Kupası Hayal Kırıklığı

Kişisel Blog Yazıları #210

Cumadan önceki son çıkış. yani perşembe günü de bitti. Kemerlerinizi sıkı bağlayın. Hafta sonuna giriyoruz.

Akşam Atv’de Var Mısın Yok Musun’u izledik. Yarışmacılar yaşadıkları güçlükleri anlatırken alttan da müzik veriyorlar ya. O anlarda yarışma programı, dönüyor sana Esra Erol’un her akşamki programlarına. Arkadaş müzik de koymayıverin bari.

Elon Musk, “Yatıyorum, kalkıyorum, çalışıyorum sonra tekrar yatıyorum, tekrar kalkıyorum ve tekrar çalışıyorum” demiş. Bu kadar parayı ne yapacaksın? Öteki tarafa mı götüreceksin diye soramıyorum. Çünkü sen paraya değer vermezsin. Eline para geçince hemen yeni bir işe yatırırsın. Adamın yaşam biçimi olmuş artık.

Birine hayır diyorum ya. Üzülüyorum. Sevdiğim insanlar için bu üzülmem. Keşke hayır demeseydim diye kendi kendimi yiyorum sonra. Hayırı uzatıyorum ve nedenleri sıralıyorum. Bundan da olabilir. İlk başta net ve kesin bir dille hayır demeliyim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #209  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #211

Kişisel Blog Yazıları #209

Bu akşam Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izledik. O bitti. Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik.

Hala A Milli Takımın Avustralya’ya 2-0 yenilmesinin yankıları sürüyor. Cumartesi sabah saat 06:00’daki Paraguay maçına kitlendik hepimiz.

Fatih Terim’in yaptığı, “Hesap sorarız” açıklaması da çok konuşuluyor. Daha yenilgi tartışmaları devam ederken bir anda gündemi bu açıklama sarstı. Biz millet olarak kaosu seviyoruz ya. Kaostan besleniyoruz resmen.

Bugün yine İnstagram’da, Karamazov Kardeşler kitabına denk geldim. Tuğla gibi bir kitap. Severim böyle kitapları. Bir türlü okuma fırsatı bulamadım bu kitabı. Eğer imkan bulup da okuyabilirsem çok seveceğime dair bir his var içimde.

İnsan bazen güçlü olmaktan yoruluyor. Ya da güçlü gibi görünmekten. Ya da dışarıdan bakıldığında hiçbir şeyi takmayan biri gibi görülmekten. Galiba ben son maddeye giriyorum. Hiçbir şeyi takmayan bir yapım varmış gibi görünebilir. Ama öyle ince detayları kafaya takıyorum ki.

Bizimkiler, pakette keçi boynuzu almışlar. “Ulan bunu da mı pakete soktular?” dedim. Zamanında aktarlardan alınırdı. Özlemişim ama. Çocukluğuma gittim. Bir de keçi boynuzu pekmezi için çok sağlıklı derler. Öve öve bitiremezler. Galiba bugüne kadar hiç keçi boynuzu pekmezi yemedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #208   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #210

Kişisel Blog Yazıları #208

Bizimkiler bezelye yapmışlar. Ben bezelye sevmem. Birkaç suyuna bandım, birkaç da bezelyesinden aldım, o kadar. Bamya da da böyle yaparım. Çünkü bamyayı da sevmem.

Dünya Kupası başladı ya. TRT, yine yaptı yapacağını. TRT 1’in HD yayını yok. Sinyal yok uyarısı çıkıyor biz de. Böyle hata alan var mı aranızda? Cumartesi sabahına kadar düzelir umarım. Türkiye- Paraguay maçı var çünkü cumartesi sabahı.

Akşam Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izledik. İzleyecek başka bir şey yoktu çünkü.

Yarışmanın yeni bölümü başlayıncaya kadar Now’da, Şahan Gökbakar’ın başrolünü oynadığı Osman Pazarlama filmini izledik. Bazı yerleri komikti ama bazı yerleri de saçma. Kız istemeye gidiyorlar. Kızın babası Osman’a, “Aylık ne kadar kazanıyorsun sen?” diye soruyor. Osman da gülerek, “Şimdilik para kazanmıyorum” diyor. Gerçek hayatta böyle bir şey olabilir mi ya?

Ekrem İmamoğlu, CHP’de kurultay olmazsa yeni bir parti kurabileceğinin sinyalini vermiş. Bu gidişle de olacağı o zaten.

İnstagram’da denk geldim. Bir tane doktor, market yoğurtlarının sağlıksız olmadığını ve tüketebileceğimizi söylüyordu. Ama nasıl olur? Bize hep tersi söylendi. Kime inanacağımızı şaşırdık ya.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #207   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #209

 

Kişisel Blog Yazıları #207

*Fatih Terim, YouTube kanalı açmış. Fatih Hocam, senin ne işin var YouTube’larda ya? Kanalımı takip edin ve beğenmeyi unutmayın mı diyeceksin hocam?

*Türkiye- Avustralya milli maçında forvette oynayan Kerem Aktürkoğlu’nun halini görmüşsünüzdür. Avustralya savunma oyuncularının yanında küçücük kalıyor. Ya biz Türkler neden hep böyle ufak boyluyuz? Neden boylu poslu bir millet değiliz?

*Elon Musk’ın serveti Tüm Türkiye’ye dağıtılsa kişi başına 500 bin TL düşüyormuş. “İyi paraymış” dedim. Bir arkadaş da, “O kadar büyük bir para değil, abartma” diyor. Boşuna demiyorlar zenginin parası fakirin çenesini yorar diye. Biz de boş boş konuştuk işte.

*Steven Spielberg’in yeni filmi, “İfşa Günü” hakkında çok iyi şeyler söyleniyor. O kadar çok film çekildi ki bu konu hakkında. Artık hiçbir uzaylı filmi beni şaşırtamazmış gibime geliyor. Hadi şaşırt beni Spielberg.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #206  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #208

Kişisel Blog Yazıları #206

Sabah 07.00’deki Türkiye- Avustralya, Dünya Kupası maçına kalktık.

Hava biraz yağmurlu gibiydi.

O yüzden dev ekranda maçı izlemeye gitmedim.

Ama bizim belediye de hava yağmurlu diye kapalı pazar yerine kurmuş dev ekranı.

Simit, poğaça ve çay da ücretsiz dağıtılmış.

Maçı TRT 1’de izledik. 2-0 yenildik. Ama iyi oldu. Böyle şok mağlubiyetler takımı kendine getirir.

Bir sonraki maç cumartesi günü, sabah 06.00’da, Paraguay ile. Bol gollü bir galibiyet bekliyorum ben o maçta.

Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. İlk bölümdeki o hızlı tempo yok.

Ama yine de izliyoruz işte. Başka da doğru dürüst izlenecek bir şey yok.

Gezmekten dönerken arabada satış yapan kirazcıya denk geldik.

Kilosu 100 liraymış.

Üç arkadaşın hepsi aldı. Ben de aldım onlar almışken. Gruptaki herkes alıp da sen almayınca olmuyor.

Arkadaşın fındık dükkanına gitmiştim. Baktım kapalı. Aradım.

Köye gitmiş. “Sonra görüşürüz o zaman” dedim.

Aslında telefon açmayabilirdim.

Dükkan kapalıysa çekip gidebilirdim.

Ama aradım ki, geldiğimi bilsin.

“Bu çocuk da ne zamandır beni ziyarete gelmiyor” demesin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #205  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #207

Kişisel Blog Yazıları #205

*ABİ dizisinin sezon finalinin tekrarı vardı bugün. Çağla öldükten sonra diziye olan ilgim azalmıştı. Ama sezon finalini izledikten sonra dizi tekrar sardı beni. Şimdi yeni sezonu heyecanla bekliyorum. Dizinin son sahnesinde Doğan’ı, bir hücreye kapatılmış görüyoruz. Zincirlerle de bağlı. Eski zaman filmlerindeki gibi. Üstü başı perişan ve saçı sakalına karışmış. Topuklu bir ablamız, topuklarının sesisini duyurarak geliyor tok tok diye. Doğan, başını kaldırıp kadına bakıyor ve sahne orada bitiyor. Ablayı sadece topuklularla yürürken görüyoruz ama yüzünü göremiyoruz. Acaba Kenan İmirzalıoğlu’nun eşi Sinem Kobal mı? Çünkü diziye Sinem Kobal’ın gireceği konuşuluyordu. Belki de herhangi bir kadın oyuncuyla çekilmiştir ve hala yeni kadın başrol bulunamamıştır. Kim bilir.

*Yarın sabah saat 07.00’de, milli takımın Dünya Kupası’ndaki ilk maçı var, Avustralya ile. Her yerde sokaklara dev ekranlar kuruluyor. Bizim burada da belediye dev ekran kuracak. Yarın hava yağmurlu olmazsa gitmeyi düşünüyorum. Zaten hava yağmurlu olursa belediye de iptal eder. Öyle kapalı bir mekan yok burada. Bu arada ikram olarak gelenlere çay ve simit dağıtılacağı söyleniyor. Hizmet diye buna denir işte. Sabahın o saatinde sıcacık simit ve sıcacık çay, on numara olur. Evde izlemektense milletle beraber izlemek daha fazla sarar diye düşünüyorum. Peki siz gidecek misiniz maçı izlemeye?

*Bir tane bankadan kredi çekmek istedik. Sözde 100 bin lira kredi almak için başvurduk. Ama bana kredi çıka çıka 10 bin lira çıktı. Ulan küfür mü ediyorsunuz siz bana? Tabi bunu müşteri temsilcisine demedim. İçimden söyledim. Kıza bağırıp çağırsam ne olacak? Değişecek mi sanki? Kıza sorduk. 100 bin liraya kadar ifadesi varmış, 100 bin lira değilmiş. Kredi falan almadık tabi. Bu arada ilk defa bir çağrı merkeziyle görüntülü konuştum. Bir de prosedürler o kadar çok sürüyor ki. Artık sıkıntıdan patlama noktasına geldim. Telefonun şarjı bile bu sıkıntıya dayanamadı, şarjı bitti ve telefon kapandı. Kız, şak diye tekrar aradı ve kaldığımız yerden devam ettik. İşlemler uzayınca müşterilerin yaşadığı sıkıntıyı, bizzat deneyimlemiş oldum. Artık bu konuda müşterilere daha toleranslı olacağım ben de.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #206 

 

Kişisel Blog Yazıları #204

*Bir arkadaşa, iş bulma sitesinden bizim çağrı merkezinde çalışması için iş ilanı gönderilmiş. “Cesaret edemiyorum. Artık insanlara tahammülüm kalmadı” diyor. Kimin kaldı ki zaten. Sosyal medyada hayvancılıkla uğraşmaya başlayan bir kız, “İnsanlarla uğraşmaktansa hayvanlarla uğraşmayı tercih ederim” demiş. Haklı. İnsanlar olarak birbirimizden bıktık. Artık birbirimize nefes aldırmıyoruz çünkü. Kimseyle muhatap olmadan yaşama isteği var çoğumuzda.

*Akşam televizyonda bir şey yoktu. Kanal D’de, Daha 17 dizisinin tekrar bölümünü izledik biraz. Sonra Atv’ye, Var Mısın Yok Musun’a geçtik. Sanki birkaç bölüm sonra yayından kalkar gibi geldi bana Var Mısın Yok Musun. Bu sadece bir his tabi. Neler olacak göreceğiz.

* “A Milli futbol takımı için yapılan marşlarda neden devamlı saldırmak ve buna benzer ifadeler var. Savaşa gitmiyoruz ki, maç oynamaya gidiyoruz” diyordu bugün izlediğim bir YouTube videosunda biri. Hakikaten de öyle bak. Bu arada milli takım için marş yapmayan şarkıcı kalmadı herhalde. 15-20’yi bulmuştur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #205

 

Kişisel Blog Yazıları #203

Yorulmuşum. Uzandım. Uyumuşum. Telefonun alarm sesine uyandım. Kalkıp alarmını kapatana kadar susmadı telefon. “Bu ne inat kardeşim ya” dedim. Şimdi bu telefonu kalkıp duvara fırlatsam ne olacak? Yine ben zararlı çıkacağım. Durduk yere yeni telefon masrafı çıkacak. Gerçi yeni telefon da istiyorum. Bu şekilde mana etmiş de olurum diye de düşünmüş olabilirim bilinç altımda. Böyle bir çılgınlık yapmadım tabi. Sinirli bir vaziyette kalktım ve telefonu susturdum. “Yapacağın buydu işte, susmak” dedim. İnsan telefonla, telefonun alarmıyla kavga eder mi? Eder kardeşim eder. Şu devirde nelerle kavga etmiyoruz, neleri kafaya takmıyoruz ki? Özgür Özel bile yeni bir parti kurmaktan bahsediyor. Ortam ısınıyor. Şimdi partileme zamanı. Delicesine dans etmek ve her şeyi bir anlık da olsa unutma zamanı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204

Kişisel Blog Yazıları #202

*Kardeşimle yürüyüşten eve geldiğimizde bizimkiler kanal D’de Eşref Rüya dizisinin final bölümünü izliyorlardı. “Sonunu tam bağlayamamışlar” dedi babam. Zaten apar topar yapılan bir finalden ne beklenebilirdi ki?

*Hiç hesapta yokken gece bisiklete bindim. Gece bisiklete binmek benlik değil. Tedirgin oldum. Işık olmayan yerlerden geçiyorsun ya. Orada bir şey var mı göremiyorsun. Kedi, köpek, tümsek, taş falan filan işte.

*Bizim Mustafa anlatıyor. Atv, utv gibi motorlu araçlardan falan. Bu araçlarla hiç işim olmaz. Bunları kullanmak için bir gram olsun hevesim de yok. Ama Mustafa bu araçlara aşık. Tutkulu bir şekilde anlatıyor. İşte o tutkulu bir şekilde anlatması yok mu? Hiç anlamasam bile dinliyorum işte. Sırf o tutku yüzünden.

*Bazı şeyleri açıklamaya çalışmıyorum artık. Karşı taraf nasıl anlarsa anlasın. Artık uğraşacak, kendimi açıklayacak mecalim yok. Hem böyle daha iyi ya. En azından şimdilik. Negatif bir yan etkisini görmedim daha.

*Son dönemde yazdığım yazılara bakıyorum da. Güncelden daha çok, kendi hayatımdan yazmaya başlamışım. Yoksa ben gerçek bir kişisel blog olmaya mı başladım? Gündemden moralim bozuluyor çünkü. Mecburen kendi hayatımdan yazmak zorunda kalıyorum.

*Bu akşam biraz hava serin gibiydi. Ama yine de gidip dondurmacıda dondurma yedik. Üzerimde hırkayla, bu serin havada, dondurmacıda ne yapıyorum ben dedim. Şirinler denen, mavi dondurmadan aldım bu arada. Hiç mi hiç, beğenmedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203

Kişisel Blog Yazıları #201

Akşam 20.30’da arkadaşlarla dondurmaya yemeye gittik. Normalde dondurma yediğimiz yer kalabalık olmazdı. Ama bu akşam tüm masalar doluydu. Neyse ki şansımıza bir masa boştu. Bu akşam dolu olmasının nedeni de: Az ileride bir lise var. Mezuniyet töreni varmış. O yüzden doluymuş. Dondurmalarımızı yerken mezuniyette çalınan müzikleri duyuyorduk. Mezuniyet töreni olduğunu bilmesek düğün derdik. Düğünlerde ne çalınıyorsa, bildiğin onlar çalıyor. Dilara, Ankara’nın Bağları falan. Bir ara müziğin ritmine dayanamadım. “Kalkın gidelim, biz de oynayalım” dedim. Tabi gidemedik. Normal olarak öğrenciler ve aileleri girebiliyor. Mezuniyetten çıkıp dondurmacıya gelen birkaç öğrenciyi gördüm. Onlar adına ne mutlu. Hayatlarında bir dönem kapanıyor ve yeni bir dönem başlıyor. Umarım hepsinin hayallerindeki gibi bir yaşamları olur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202

Kişisel Blog Yazıları #200

Brezilyalı ünlü bir medyum varmış. Kadının biri. Bu ablamız bir rüya görmüş. Gördüğü rüyanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 28 Haziran tarihinde oynanacak olan Dünya Kupası maçlarından birinde uzaylıların ortaya çıkacağını ve futbolcuları kaçıracağını iddia etmiş. Futbolcuları kaçırıp ne yapacaklar abi? Kendi liglerinde mi oynatacaklar? Olay bu yönüyle hayli ilginç. Ama ülke olarak bizim açımızdan daha da ilginç bir yönü var bu iddianın. Çünkü 28 Haziran tarihinde oynanacak maçlardan biri de Türkiye- ABD maçı. Hadi bakalım. Buyur buradan yak. Trump bu iddiayı ciddiye alırsa stada bir ordu yığar ve uzaylıları bekler. Maçtan çok o görüntüler ilgi çeker. Ama gerçekten hepimizde şöyle bir algı yok mu? Bu uzaylılar ilk olarak Amerika’da kendilerini gösterirler, orada ortaya çıkarlar. Sonra Amerikan Başkanı ile görüşürler. Hollywood efekti desenize.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201

Kişisel Blog Yazıları #199

Bugün yoğun bir pazartesiydi. İşten sonra yürüyüşe çıktık. Bir dondurma yapıp geldik. Sohbet muhabbet sırasında da sevdiğim ve güvendiğim insanlar hakkında, duyduğumda ağzımı açık bırakan şeyler duydum. “Ulan siz de mi kötü insanlarsınız” dedim. Şu dünyada iyi insan kalmadı herhalde. Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik. Gün bitti işte. Saat 23.40 geçiyor. Ne zamandır Yunus Emre’nin, Gel Gör Beni Aşk Neyledi ilahisini dinlemiyordum. Onu dinledim. Çocukluğumun ramazan aylarını hatırlatır bana her zaman bu ilahi. Bir de Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi vardır. Çocukken çok dinlerdik onu da. Güldür Güldür’de, Telefonun İcadı adlı skeci izledim. Komikti. Zaten bir Türk, dünyayı değiştiren olaylara nasıl yaklaşırdıdan yola çıkılarak yazılan her şey komik oluyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200

Kişisel Blog Yazıları #198

Gecenin iki buçuğunda uyandırıldım. “Türkiye- Venezuela maçının son yarım saati, izleyeceksen gel” diyordu beni uyandıran ses. Sakin olun. Mistik bir şey yok. Bunu diyen kardeşimdi. Dünya Kupası hazırlık maçı vardı Amerika’da. Saat farkından dolayı maç, gecenin köründeydi. Kalktım. Son yarım saati izledim. Bir tane de muz gömdüm. Sonra da yattım. Türkiye’nin grup maçları hep sabahları olacak. Saat altıda ve yedide. Kahvaltıyı o saate çekmek lazım. Yapabilir miyim bilmiyorum. Bu aralar müşterilerin zırıltılarını hiç çekemiyorum. Artık kimsenin kimseye sabrı kalmadı. Bu her alanda belli ediyor kendini. Son bir not: Bir şeye çok emek veriyorsun ve karşılığını alamıyorsun ya. Moralin bozuluyor. Başlarım işine de, emeğine de, istikrarlı olursan başarılı olursun söylemlerine de diyorsun.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199

Kişisel Blog Yazıları #197

Arkadaşlarla yürüyüş yaptık. Yürüyüşe başlamadan dondurma aldık. Oturup yiyeceğiz diye beklerken yürüyüşe başladık.

Yediğim dondurmadan bir şey anlamadım. Bir daha, önce dondurmamı yerim, sonra yürüyüşe başlarım.

Yanıma su da almamışım. Dondurma bitince su da içemedim. Nereden tutsan elinde kalan bir yürüyüş olmuş resmen.

Buranın millet bahçesine gittik. Biraz oturduk.

Arkadaşın biri, oradaki çocuklarla top oynadı. Diğer iki arkadaş, spor aletleriyle spor yaptı. Biz de diğer arkadaşla oradan buradan sohbet ettik.

Bi yarım saat takıldık herhalde. Sonra tekrar eve döndük.

Arkadaşın patpatı ile markete gittik. 10 şişe su aldık. Tanesi 5,75 liradan 690 lira tuttu. Bir kolide 12 tane var işte, oradan hesaplayın.

Evdeki çeşmeden su içilmiyor. Arıtıcı desen onun da suyun minerallerini öldürüyor diyorlar. Ulan biz nereden su içeceğiz? Mecbur marketten su aldık.

Eve geldiğimde bizimkiler kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izliyorlardı.

O kadar yol yürüdükten sonra insanın ayakları pişiyor. Soğuk suyla bir güzel yıkadım. Soğuk soğuk insan serinliyor be.

J.K. Rowling’in hayatını anlatan kısa bir video izledim YouTube’ta. Kadın neler yaşamış be. Buralara kolay gelmemiş.

Biraz da gündemden bir şeyler yazayım. Koç Holding’in sahibi Rahmi Koç’a, anlattığı fıkradan dolayı, halkın bir kesimini aşağıladığı gerekçesiyle soruşturma başlatılmış.

Sonradan Rahmi Koç özür mesajı yayınlamış. Bu mesaj, soruşturmanın akıbetini nasıl etkiler göreceğiz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #196  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198

Kişisel Blog Yazıları #196

*Kanal D’de, Arka Sokaklar’ın sezon finalini izliyoruz. Sezon finali ama gelecek sezon devam edip etmeyeceği yine de belli değil. Eylül ayında karar verilecekmiş. O gün gelip, ne karar verilirse, o karara da kişisel blog yazıları serisinde yine yer veririz.

*Özgür Özel’in, İstiklal Partisi adında yeni bir parti kuracağı iddia ediliyor. Daha önceleri bu seçeneği pek gerçekçi görmüyordum ama şu andan sonra neden olmasın diyorum.

*İşimizin çok yoğun olduğu anlarda bir arkadaşım, “Şimdi istifa edeceğim bak. Bu nasıl yoğunluk?” diyor. İstifa etmek ya da etmemek. İşte bütün mesele bu.

*Çay içerken susamaya başladım bu aralar. Eskiden böyle olmazdı. Şimdi çayın yanında suyum da oluyor. Arada sudan da içiyorum. Türk kahvesinin yanında su olur ya, işte onun gibi.

*En son ABİ dizisinde denk geldim. Vefat eden kişinin ardından evinin kapısının önüne ayakkabıları konuyor. Bizim buralarda hiç böyle bir adet yok. Sizin oralar da var mı peki böyle bir adet?

*Kişisel blog yazıları için bir yazının daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler. Esen kalın efenim. Eski TRT spikerleri gibi bir kapanış oldu değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197

Kişisel Blog Yazıları #195

Bugün yine yoğun bir iş günüydü. Konuşmaktan yorulduğum, iş hayatını sorguladığım ve iş bitince de koca bir ohh çektiğim bir gündü.

Birkaç gündür iş yerinde soğuk kahve muhabbeti geçiyordu. Ben de iş çıkışı markete gidip soğuk kahve aldım. Beğenmedim. Bir daha da almam sanırım. Evinde kahve makinesi olan arkadaşım, “Onlar çok tatlı olur, olmaz” dedi. Bu dediğini deneyerek gördüm.

Bugün hava yine sıcaktı. Akşam 20.30’dan sonra markete gittim. Üstümde tişört vardı sadece. Ama esmiyordu. Esmiyordu kelimesini yine çok kullanacağımız bir yazın başlangıcındayız millet. Herkes hazırlıklı olsun.

Bizimkiler biber kızartmışlar. Biberler de acıymış. Acıyı sevdiğim için yedim. Ama burnum akıp durdu.

Akşam Star’da, Sevdiğim Sensin dizisinin sezon finalini izledik. Diziler de birer birer sezon finali yapıyorlar. Akşamları ne izleyeceğiz biz?

Bu akşam otururken kardeşim bir anda durdu, “Hissettiniz mi?” dedi. “Yoo” dedim. “Sallandık” dedi. Ya çok küçük artçı depremdi ya da ona öyle geldi. Yaşadığımız depremlerden sonra en ufak bir şeyde böyle tedirgin oluyor işte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #194  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #196

Kişisel Blog Yazıları #194

Bugün 3 Haziran. Hava baya sıcaktı. Özellikle öğleden sonra. Yaz geldi diyebilir miyiz artık sizce?

Kişisel blog yazıları serisine ilk defa denk geldiysen ve ilk defa okuyorsan ve eğer istersen yorumlarda bir merhaba diyebilirsin. Güzel bir giriş oldu değil mi?

Bugün yoğun bir iş günüydü. Bol bol konuştum. Çünkü işim bu. Çağrı merkezinin doğasında bu var. Ama devamlı konuş konuş, insanın da boğazı ağrıyor. Biz de insanız yani.

Akşam kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Sonunda o meşhur “İhtiyar”, kendisini gösterdi. Gösterdi ama neye yarar. Gelecek hafta dizinin son bölümü. Final yapıyor.

Reha Muhtar hayatını kaybetti. Çocukluğumun efsane haber sunucularından biriydi. Murat Kekilli ve Almanya’nın Der Spiegel dergisine haber bülteninde yaptığı giderler benim için hala unutulmazlar arasındadır.

Bir arkadaş kahve makinesi almış. 25 bin lira falan. Evinde mis gibi kahvesini yapıyor. Bizi de davet etti. Nereye gidiyorsun ya. İş/güç. Whatsapp grubunda gören bir diğer arkadaş da almaya niyetlendi. Böyle giderse kahve, çayı geçebilir.

Kişisel blog yazıları, kahveli bir şekilde bitti. Kahve makinem olsaydı şimdi bir kapiçino yapardım bak.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #193  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195

Kişisel Blog Yazıları #193

Kişisel blog yazıları serisi olmasa belki de bu akşam bir şey yazmazdım. Seri bozulmasın diye geldim. Hani bardak kırılır da seri bozulur ya, onun gibi olmasın diye buradayım.

Saat 23.40 geçiyor. Bu yazıdan sonra yatmayı düşünüyorum. Ama belki de bir dondurma patlatırım yatmadan önce. Soğuk soğuk iyi gider. Dediğim lafa bak, sanki dondurma sıcak yenen bir şey. Dolaba bakmam lazım. Dondurma stoğu bitti mi acaba?

Çok fena gök gürültüsü var. Bir anda ortalık aydınlanıyor. Fena bir yağmur geliyor.

Uzaylılar gelse ve Taksim’e inse. Bu ifade bugün bir YouTube videosunda geçiyordu. Bir tanesi de yorum olarak, “Tutuklanırlar” yazmış. Çok iyi yorumdu. Halkın huzurunu bozmaktan gözaltına alınırlardı.

“Para sayma makinesini hobi olarak alırdım” dedim geçenlerde. Nereden konu oraya geldi hatırlamıyorum da. Bir arkadaş da, “Eğlencelik satılan paraları alır, saydırır dururdun” dedi. Ee, tabi. Zenginlik için önce zihinsel olarak hazır olmak lazım değil mi?

Öyle böyle bu akşam da kişisel blog yazıları serisi için bir şeyler yazmış olduk. Cümleten iyi geceler.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #192    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #194 

Kişisel Blog Yazıları #192

Bayramdan sonra işe başlamanın zorluğunu bugün tüm Türkiye olarak yaşadık. Ancak öğleden sonra kendime gelebildim.

Kanal D’de, Uzak Şehir dizisinin sezon finalini izledik. Bu sene ikinci sezonuymuş ya dizinin. Gelecek sene ne anlatacaklar bakalım senaristler?

A Milli takım hazırlık maçında Kuzey Makedonya’yı 4-0 yendi. 10 gün sonra başlayacak olan Dünya Kupası öncesi moral oldu bizler için. Maçı, Atv yayınladı.

Haziran ayında resmi tatil yok. Tatilsiz bir haziran ayı geçirmeye hazır mısınız?

Ayın 1’inde ne yaparsan, ayın tümü de öyle geçer derler. Şimdi ülke olarak ayın 1’inde, yani bugün çalıştık, o zaman bütün ay boyunca çalışacak mıyız?

Celal Şengör’ün zayıflama iğneleri ile kilo vermesinden sonra bir arkadaş da bu iğnelerden kullanmak istediğini söyledi. “Aman, kendi başına kullanma. Önce bir doktora git. Doktor kontrolünde yap şu işi. Sakata gelme” dedim. Sağlık hiçbir şeye benzemez.

Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümü çok işle ilgili oldu değil mi? Neyse, bugünlük de böyle bir yazı çıktı ortaya.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #191  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #193

 

 

Kişisel Blog Yazıları #191

Kanal D’de bu akşam başlayan “Daha 17” adlı diziyi izledik. Fragmanlarından tutmaz diye düşündüğüm dizi bence çok iyiydi. Reytinglerde ne yaptı yarın göreceğiz. Kişisel blog yazıları serisine dizi ile başladık. Benden bir haber ile devam edelim. Annem, salı günü kolosnoskopi olacak. O nedenle yarın sadece su ve vişneli meyve suyu içecek. Başka hiçbir şey yemek ve içmek yok. Açlığa nasıl dayanacak bakalım? Celal Şengör, zayıflama iğnesi ile tam 50 kilo vermiş. Bambaşka biri olmuş resmen ve işin garibi sesi de değişmiş. İlber Ortaylı görse ne derdi acaba? Kardeşim iş yerinde devamlı Mebrure’nin, “Değilim” şarkısını açıyormuş. Orada çalışan kız da, “Abla yine mi bu şarkı” diyormuş. Siz bu şarkıyı dinleyip, beğendiniz mi peki? Kişisel blog yazıları serisinde bir pazar yazısının daha sonuna geldik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190 

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #192

Kişisel Blog Yazıları #190

Bizimkiler şehriye çorbası yapıyorlar. Favori çorbam değildir ama yine de yerim. Ya da içerim mi demeliydim? Çorba içilir mi, yenir mi? Kafamda deli sorular. Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kafamda deli sorular olacak bol bol, dikkat! Yıllar sonra bisiklete bindim. Hala sürebiliyorum. İnsan, bisiklet sürmeyi unutabilir mi gerçi? Böyle bir şey var mıdır? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana ikinci soru. Kanye West dün İstanbul’da konser vermiş. Tahminen 120 bin kişi izlemiş. Bu adamın, bu kadar seveni varmış mı Türkiye’de? Ben şok. Atanan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığı koltuğuna oturmuş. Bu adam bu koltuğu bir daha bırakır mı? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana üçüncü soru. Yarın iş başlıyor. Bayram tatili sonrası işe başlamak gerçekten mental olarak zorluyor beni. Kişisel blog yazıları yazıldı ve mental olarak biraz da toparlanıldı. Yani yazmak iyi geldi. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #189  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #191

Kişisel Blog Yazıları #189

*Sabah 09.31 geçiyor ve dışarısı mis gibi, hava güneşli. Güne böyle başlamanın değeri paha biçilemez. Kişisel blog yazıları için yeni bir yazı yazmak da paha biçilemez. O zaman yazalım.

*Üst üste roman okuyunca sıkılıyorum. Acaba ayda sadece bir roman okusam mı diye düşünüyorum.

*İnstagram, Whatsapp ve X, tamamen ücretli olsa para verip kullanmaya devam eder misiniz? Ben ilk olarak kullanmam diyorum ama sonra düşününce uygulamalar olmazsa internetin manası olmayacağı için mecbur ödeme yapardım diyorum.

*Tempolu yürümenin daha sağlıklı olduğunu söylüyor uzmanlar. Ama tempolu yürümeyi de ben sevmiyorum. Yavaş yürümem lazım. O zaman yürüdüğümü hissediyorum. Öteki türlü bir yere yetişecekmiş, acelem varmış gibi yürümek zevk vermiyor bana.

*Gerçekten yatırım dünyası hakkında çok şey öğrenmeye başladığında paramı nerede değerlendirsem daha karlı olurum diye düşünmekten sıkıntı basıyor insanı. Paran var mı derdin var. Şaka şaka. Üç beş kuruşumuz var. Ne kadar kazanç elde edebiliriz diye bakıyoruz işte.

*Bir kız arkadaş küçükken kara kalem resim yapıyormuş. Sonradan üstüne düşmeyince kalmış öyle. Şimdiye devam etseydi kim bilir nerelere gelirdi? Böyle yetenekli insanlara her zaman hayranlıkla bakmışımdır. Doğuştan yetenekliler işte. Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısından görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #188  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190