Kişisel Blog Yazıları #285: Gitar çala çala yurdu gezmek

Caddede gitar çalan bir adamı görüyorum.

Bizim buralarda pek gitar çalan kişilere rastlayamazsınız.

Hatta yetişkinlere hiç rastlayamazsınız.

Genelde çocuklar flüt falan çalar.

Ya da mızıka.

Ya da akordiyon.

O yüzden bu yaşlı başlı amcayı gitar çalarken görünce şaşırdım.

Muhtemelen buranın yerlisi değil.

Önünde de gitarın kutusu.

Gitar kutusunun bir yanı boş, diğer yanı ise küçük bez bebeklerle dolu.

Hem şarkı söylüyor hem de bez bebek satıyor.

Şarkı söylemek yeterli gelmiyor ki ek şeyler satma ihtiyacı duymuş demek ki.

Kalabalık toplanmış.

Kalabalığın yanına yaklaştım, durdum ve yaşlı amcayı ben de izledim ve dinledim.

Şarkısı bitince hep beraber alkışladık.

Ellerimde Çiçekler şarkısını söylemişti.

Kalabalıktan biri, “Siz buralı değilsiniz galiba” dedi.

Gitarcı amca, “Evet, değilim. Gitar çala çala yurdu gezmeye çıktım. Birkaç gün kalıp sonra yola devam edeceğim” dedi.

Bisikletle yurdu gezeni gördüm, otostopla yurdu gezeni gördüm.

Ama her gittiği yerde sokak sanatçılığı yapıp, para kazanıp, yurdu gezeni de ilk defa gördüm.

Benim böyle bir arkadaşım olsaydı, yurdu gezerken ona eşlik edebilirdim aslında.

Tüm illerin en popüler sokaklarında gitar çalmak, gezip/görmek ve her ilin insanı nasılmış birebir görmek.

Güzel bir deneyim olurdu.

Peki siz böyle bir şeye ne derdiniz?

Kişisel Blog Yazıları #284: Ağlayın a dostlar Ömür Usta'ya ağlayın

Now’da, Ömür Usta adında yeni bir dizi başladı. Başrollerinde Nurgül Yeşilçay ve Bülent İnal oynuyor. Oto tamircisi olan Ömür Usta’nın hayatını izliyoruz. Oto tamirciliği erkek işi olarak bilinir. Ama Ömür Usta bu işin altından kalkmayı başarmış. Kocası bırakıp gitmiş. Üç çocuğu ve kayınvalidesi ile ortada kalmış. Kocasının mesleğiymiş aslında oto tamirciliği. Kocasının yanına gide gele öğrenmiş. Demek ki meraklıymış. Üç çocuğu var dedik. Bunlardan biri üniversitede okuyor. Annesinden utanıyor. Kız arkadaşına zengin ayakları yapıyor çocuk. Diğer çocuğunu ise karısı terk etmiş. Bir çocuğu ile kalmış ortada. Torununa da bakıyor. Bu çocuk da kumar bağımlısı. Bir tane de kızı var. Onun da sevgilisi var. Adam evli ve çocuğu var. Ama kız bilmiyor. Adamdan hamile kalıyor. Şimdi ortam böyle. Gelin de Ömür Usta’ya ağlamayın şimdi. Ağlayın a dostlar Ömür Usta’ya ağlayın.

Kişisel Blog Yazıları #283

Bugün gün boyu yağmur yağdı ve hala da yağmaya devam ediyor. Bir hafta böyle yağmurlu gidecek deniyor. Öyle bir yağmur yağıyor ki sanki kara çevirecek gibi. Eylül ayında kar yağarsa biz şok oluruz tabi.

Atv’de, Türkiye-İtalya futbol maçını izliyoruz. 4-1 yenik durumdayız. Kesin yeneriz diye düşünüyorduk dört yedik. Kalktım geldim blog yazımı yazmaya.

Fon skandalı konusunda hala tartışmalar devam ediyor. Önce ödemeler hangi mağdurlara yapılacak? Bu işin içinde başka tanınmış isimler var mı? Çarşı karışık yani.

Komedyen Deniz Göktaş tahliye oldu. 80-90 gün cezaevinde kaldı. Akıllarda iki soru: Bundan sonraki gösterilerinde cezaevi günlerinden bahsedecek mi? İkinci olarak da artık suya sabuna dokunmadan mı mizah yapacak?

Kişisel Blog Yazıları #282

*Tuzlu Kahve dizisinde bu sefer de Kavak Yelleri dizisinin nostaljisi yapılacak. Aslı ve Efe, diziye konuk olacak. Bu eski dizilere gönderme işi nereye kadar devam edecek bakalım?

*Trump, yapay zekaya artık süper zeka denmesini istemiş. Gerçekten dünyada dengeleri değiştirecek bir adım olmuş bu. Korona zamanı da çamaşır suyu için falan diyordu. Bir gün başkanlığı bıraktığı zaman akıllarda hep bu açıklamalarıyla kalacak Trump.

*Bir tane yazıda- nerede gördüm hatırlamıyorum- kafeye gidip oturun ve insanların ne yaptıklarını yazın diyordu. İnsanlar yanlış falan anlar ondan sonra al başına sorunu. Gerçi birkaç blog yazımda kafede otururken hissettiğim duygular ve gözlemler hakkında yazmıştım. Buradan okuyabilirsin.

Kişisel Blog Yazıları #281

*Now’da yeni başlayan Anne Yarısı dizisinin ilk bölümünü izledim. Diziyi beğendim.

*Google, 28 yıl önce bugün kurulmuş. Google olmasa ne yapardık biz?

*90 yaşında vücut geliştirmeci Japon bir abimiz varmış. Haftanın altı günü antrenman yapıp, şampiyonluktan şampiyonluğa koşuyormuş. Et ve balık da tüketmiyormuş. Nasıl olur ya? Et girmeyen eve dert girerdi hani.

*Saat 17:26 geçiyor. Çay içiyor ve yazımı yazıyorum. Pazartesi sendromu da basmaya başladı.

*Yine bir gezegenden gelen radyo sinyalleri tespit edilmiş. Artık sıradan bir haber halini almaya başladı bu. Tamam, sinyal geliyor. Peki ya sonra? Sonrası yok.

*Yarın akşam Türkiye- İtalya futbol maçı var. Sanki yenecekmişiz gibi geliyor bana. Yarın akşam 21:45’te başlayacak maç ve Atv yayınlayacak.

Kişisel Blog Yazıları #280

Çocukken takvim yapraklarını çok okurdu. Hem de her gün. Ama şimdi nerede. Yazacak konu arıyordu. Belki aradığı konuyu takvim yapraklarında bulurdu. Birkaç takvim yaprağını okudu. Ama yazmak için bir konu bulamadı. Sadece nostalji yapmış oldu. Biraz camdan dışarıyı izledi. Biraz kitap okudu. Birkaç köşe yazısı okudu. Biraz da YouTube’da takıldı. Ama yok. Bir türlü yazacak bir konu bulamıyordu. Kafasını boşaltmak için biraz müzik dinledi. Yatağa uzandı ve gözlerini kapadı. Müzik dinlerken ve yazacak konu düşünürken uykuya geçmişti. Uyandığında saate baktı. Bir saattir uyuyordu. Uykusunda rüya görmüş olsaydı onu yazacaktı. Ama annesi her zaman, “Gördüğünüz rüyayı herkese anlatmayın” derdi. Rüya görmüş olsa da rüyasını yazamazdı yani. Annesinin öğüdünü dinlerdi. Bilgisayarın başına geçti ve yazısının başlığını attı: Annesinin öğüdünü dinleyen çocuk.

Kişisel Blog Yazıları #279

*Avcı- toplayıcı döneminde ne güzelmiş ya. Hayvan avla, karnını doyur ve günün geri kalanı senin. Ne istersen onu yap. Fatura derdi yok, kariyer derdi yok. Tamamen yokları oynuyorsun. Ama pozitif anlamda yokları oynamak bu.

*Now TV’de, Ömür Usta adında yeni bir dizi başlayacak. Nurgül Yeşilçay oynuyor Ömür Usta’yı. Lotoda her zaman aynı rakamları oynuyor dizide. Bir gün tutacak diyor. Çevremde de birkaç kişi var böyle. Yıllardır aynı rakamları oynuyorlar. Ama daha büyük ikramiyeyi yakalayan olmadı aralarından.

*Kişisel gelişim için son dönemde devamlı tekrar edilen bir şey var: Olaylar senin elinde değil ama olaylara vereceğin tepki senin elinde. Asıl güç, vereceğin tepkiyi kontrol etmende. Baya mantıklı. Ama ya bunu hayata geçirebilmek. Kırk fırın ekmek yemek lazım.

 

 

Kişisel Blog Yazıları #278

*Kanal D’de, Kuralsız Sokaklar programını izledik biraz. Fransa’nın Marsilya şehrindeydi. Sonra Atv’ye geçtik. Mercan Köşk dizisinin tekrarı vardı. O bitti ve Türkiye- Fransa maçı başladı. 1-0 yenildik. 5-6 gol yemeyelim diye maçtan önce konuşuyorduk. Maçın sonunda neredeyse beraberliği yakalıyorduk ama olmadı.

*Halk TV’de, sabah haberlerini bir süredir Deniz Bayramoğlu sunuyor. Nasıl sunuyor bakalım diye izlerken şunu fark ettim: Hiç fanatikçe sunmuyor haberleri. Sadece haber sunuyor, spikerlik yapıyor. Keyifle izliyorum.

*ABD Başkanı Trump, basına sansür uygulamış. Televizyonlar da Trump’a sansür uygulamış. Trump ekranda konuşuyor ama sesi duyulmuyor. Televizyonlar özellikle böyle yayın yapmışlar. Protesto yani. Trump da sinirlenmiş. Kendine televizyon kurmaya karar vermiş. Trump TV olur adı da herhalde.

Kişisel Blog Yazıları #277

*Ömer Hayyam’ın hayatını anlatan bir YouTube videosu izledim. Şairliğinin yanında hem matematikçi hem de astronommuş. Daha önce okumadıysanız rubailerini okumanızı öneririm. Benim için Ömer Hayyam demek, rubaileri demek.

*Bizim belediye anons yapıyor devamlı. Akçakocadan taze palamut gelmiş bizim buradaki balıkçıya. İsteyen alabilirmiş. Bedava değil yani parasıyla. Benim için balık demek, hamsi demektir. Palamutu sevemedim birkaç kere denememe rağmen.

*Akşam markete gidip geldim. 19.30’da çıktım evden. Çoktan hava kararmıştı. Ee, artık geceler uzun. Geçen gün kahve ve patates böreği alıp, parasını ödemeyi unutmuştum. Hem alışveriş yaptım hem de onların parasını ödedim.

*Daha önce çağrı merkezinde çalışan bir arkadaş vardı. Çağrı merkezinden ayrılıp bir markette çalışmaya başlamıştı. Geçen gün marketin olduğu yerde bir işim vardı. Gelmişken arkadaşı da göreyim dedim ama yokmuş. İzinliymiş herhalde. Arasaydın dedi. “Yok, sürpriz yapacaktım” dedim. Artık başka sefere.

 

Kişisel Blog Yazıları #276

*ABİ dizisi final yapacakmış. Böyle olacağı belliydi zaten. İkinci sezon da hikayeyi baştan aşağıya değiştirdiler. O ilk sezonda yakalanan sinerji kaybolup gitti.

*Mansur Yavaş, CHP’den istifa etmiş. Zaten beklenen bir şeydi. Asıl haber: Yeni Parti’ye katılmayıp bağımsız kalacakmış. Mansur Başkan ne yapmaya çalışıyorsun çözemedim seni.

*Ezo gelin çorbası, hak ettiği değeri görmüyor abi. Mercimek çorbasından ne eksiği var? Mercimek çorbasını da severim ama favori çorbam ezo gelindir.

*İş yeri Whatsapp grubunda bir enteresanlık var. Bugün günaydın yazdım kimse cevap vermedi. Bir iki kişi muhakkak günaydın derdi. Ben de niye yazmıyorsunuz diye sormadım. Ben de günaydın mesajı atmayacağım o zaman. Neyse ki bugün cuma. Son iş günü. Keyfimi kaçırmayacağım.

Kişisel Blog Yazıları #275

*Zaman zaman blogda yazmaktan sıkılıyorum. Öyle durumlarda bloğa belli bir süre ara veriyorum. Tekrar yazma isteğimin gelmesini bekliyorum. Bir arkadaşım mesela. Daha önce şiir kitabı çıkarmış. Ama son 4-5 yıldır hiç şiir yazmıyormuş. Neden diye sordum. “Sanırım aktaracaklarım bitti ya da bir süredir dinlenmede” demiş. Böyle de bir durum var. Anlatacak bir olayın kalmadıysa, o yazı türünden elini eteğini ister istemez çekebiliyorsun.

*İzlediğim bir YouTube videosunda, “Kazandığından çok harcarsan senden bir cacık olmaz” diyor. Yani, ayağını yorganına göre uzat diyor. Ondan sonra da yatırım yapmaya başla ve paranı farklı yatırım araçlarında değerlendirmeye başla diyor. Finansal özgürlük için bir yerden başlamak lazım sonuçta.

Kişisel Blog Yazıları #274

*Bugün bir kız arkadaş bana soğuk mu yaptı yoksa bana mı öyle geldi anlamadım. Yarın da durumu takip edeceğim. Sevdiğim bir arkadaşımdır kendisi. O nedenle kafama takıldı.

*Sezgin Kaymaz adında bir yazar varmış. Ben daha yeni duydum adını. Bundan yıllar önce bir gece durduk yere oturup roman yazmaya başlamış. Hala da yazıyormuş. Yani insana, ne zaman ilhamın geleceği belli olmuyor.

*Yine buna benzer bir olay. Yaşlı bir amcamız, bir anda resim yapmaya başlamış. Çobanlık yaparken hayvan otlattığı dağları çizmeye başlamış. Eğer sanat adına bir yetenek varsa insanda, illa bir yerde ortaya çıkıyor işte. Peki her insanda sanatsal bir yetenek var mıdır? Blogcular olarak bizim yeteneğimiz de blog yazmak diyebilir miyiz?

Kişisel Blog Yazıları #273

*Bazen çalışırken gereğinden fazla ruhsuz oluyorum. Bazı durumlarda biraz daha empatiyi öne çıkarmam gerekiyor.

*Geçmişi unut, geleceği unut ve bugüne, ana odaklan. Evet, kulağa hoş geliyor ama biraz da olmayacak bir şeymiş gibime geliyor. İnsan geçmiş ve geleceği düşünmeden duramaz ki. Ne olabilir? Geçmişe takılı kalmamak olabilir. Gelecekte güzel günler beklentimiz olmasa zaten yaşanmaz bu hayat.

*Aslında hayır demek çok harika bir şey. İnsana deli gibi bir öz güven pompalıyor. Öyle çok büyük şeylere de hayır demekten bahsetmiyorum. Çok basit şeyler. Mesela kahveyi çok seviyorsun. Bir yerde kahve içer misin diye soruldu. O gün çok kahve içtin ve biliyorsun bu kahve fazla gelecek. Hayır diyorsun. İşte bu kadar.

Kişisel Blog Yazıları #272

*Israr eden insanlara dayanamıyorum. Bir kere teklif edersin tamam. Sık boğaz etmenin bir anlamı yok.

*Hemen sinirleniyorum ve kolay sakinleşemiyorum. Bunu daha önce de yazdım. Bu konu da kendimi eğitmem gerekiyor. Kendini eğitmek falan güzel laflar da o kadar kolay olmuyor işte.

*Marketten kuru fasulye aldık. 3 saatte anca pişti ve lezzetsizdi. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık. Kuru fasulyeler bile. Kuru fasulye üzerinden bile eskiye özlemimi dile getirmek büyük başarı. Kendimi tebrik ediyorum.

*Bir şeye taktım mı takıyorum. O iş illa, o gün yapılacak. Eğer o gün yapmazsam, gün boyu moralsiz oluyorum. Aslında takılacak bir şey değil ama takıyorum işte.

 

Meğer Doktor Ela, Mucize Doktor dizisinde de oynamış

Tuzlu Kahve dizisinde, Doktorlar dizisinin iki efsane karakteri, Ela ve Levent’in tekrar karşılaşmasının ardından birçok paylaşım yapıldı. Bu paylaşımlardan birinde gördüm. Meğer Doktor Ela, daha önce Mucize Doktor dizisinde de oynamış. Bunu bilmiyordum. Bu paylaşımla haberim oldu. Zaten Google’a yazınca hemen çıkıyor. Mucize Doktor Ela diye aratmış bir sürü insan. Bu arada şunu fark ettim: Doktorlar dizisinde oynarken Yasemin Ergene’nin dudakları incecikmiş. Bir çizgi gibi. Şimdi ise dolgun. İşlem yaptırmış olabilir. Bir de şimdi yüzü çok şiş gibi. Botoks falan yaptırmış olabilir tabi de. Sanki rahatsızmış da yüzü o nedenle şişmiş gibi. Son olarak da. Dizinin üzerinden tam 18 yıl geçmiş. Ne ara 18 yıl olmuş. Keşke o günlere dönebilsek.

Yıllar sonra Ela ve Levent'in tekrar karşılaşması

Bu akşam Haysiyet, ABİ ve Tuzlu Kahve dizileri var. Hangisini izleyeceğiz? Resmen bereketli salı. Ama biz Haysiyet dizisini izleriz. Yeni favorimiz o. Tuzlu Kahve dizisini de yıllar sonra Doktorlar dizisindeki Levent ve Eda’nın yeniden karşılaşması için izlemek istiyorum. Gerçi fragmanda göreceğimizi gördük. Harika bir fragmandı. Doktorlar dizisine harika bir göndermeydi. Yıllar sonra Ela, Levent’ten intikamını aldı yorumları yapıldı. Ama ayrılırken Ela’nın gözünden yaşlar dökülüyordu yine. Ya bu işler böyle. Eğer bir şekilde kavuşamadıysan, o aşk yarım kaldıysa, içinde her zaman bir ukde kalıyor. Yıllar önce Zerda dizisi vardı. Orada deli mi veli mi olduğu belli olmayan bir adam var. Kavuşamazsan sevda olur derdi. Gerçekten öyle. İnsanın aklı her zaman kavuşamadığında kalıyor. Ona da sevda deniyor.

İçtiğim kahvenin parasını ödemeyi unuttum

Bugün bizim buradaki Şok markete alışverişe gittim. İçtiğim kahve ile yediğim patatesli böreğin parasını vermeyi unutmuşum. Markette kahve makinesi var. Sütlü çikolata yaptım ve bir tane patatesli börek aldım. Ama aldığın bu şeylerin kaydı kuydu olmuyor. Kasaya gidince söylüyorsun. Ama kasada söylemeyi unuttum. Elimde poşetlerle eve dönerken aklıma geldi. Tekrar geri dönmedim. Çünkü yorulmuştum. Neyse yarın akşam iş dönüşü hallederim.

Orhan Pamuk'un babası da yazar olmak istiyormuş

Orhan Pamuk bir gün ben yazar olacağım dediği zaman arkadaşları ve hatta annesi bile şüpheyle bakmışlar kendisine. Bir tek babası anlamış oğlunu. Çünkü o da bir yazar olmak istiyormuş ama olamamış. Bir bavul dolusu şiiri varmış. Onu Orhan’a vermiş, “Yazar ol ve bir gün bu bavuldaki şiirleri de yayınla” demiş. Hala yayınlamamış Orhan Pamuk bu şiirleri. “Benim sorumluluğumda babamın şiirleri” diyor. Yayınlayacakmış. Nobel’deki Babamın Bavulu konuşması da buradan çıkmış işte.

Kişisel Blog Yazıları #271

*Sıkıldım dediğin yer, tam da başaracağın yer olabilir. Buna benzer bir söz okudum. Bunun üzerine düşüneceğim.

*Birkaç gecedir iyi uyuyamıyorum yine. Şöyle deliksiz bir uykuya hasretim.

*Kendine verdiğin sözü tut diyordu bir yazıda. Evet, ben kendime verdiğim bazı sözleri tutamıyorum. Peki ya sen?

*İş arkadaşlarımdan Özlem’in, tam bir kitap kurdu olduğunu öğrendim ve çok sevindim. Kitaplar üzerine konuşabileceğim bir arkadaşım daha oldu. İş arkadaşımdı şimdi de kitap arkadaşım olacak.

*Evet, bu yılın kombi açılışını yaptık ve kombiyi açtık. İyi soğuk vardı bugün. Üşümeyi ve kapalı havaları özlemişim. Kombiyi erkenden açmak bizim işimiz.

*Borsada yine devre kesiciler devreye girmiş. Yatırım fonları ile ilgili alavere dalavere falan mı ne olmuş. Birkaç video izledim ama pek bir şey anlamadım.

*Kurtlar Vadisi hakkında da Fetö soruşturması başlatılmış. Büyük çaplı iddialar var. Bakalım sonu nereye varacak?

Kişisel Blog Yazıları #270

*Bir insan, işinde çok iyi olabilir. Sırf bu yüzden o kişinin, hayranı olabilirsin. Ama özel hayatında nasıl biri olduğunu bilsen, tanısan belki de nefret edeceksin. Şarkıcı, futbolcu veya yazar. Her neyse işte. İnsanları değerlendirirken bunu da göz önünde bulunduralım derim. Her insan dört dörtlük olacak diye bir kaide yok sonuçta.

*Ahmet Ümit’in yeni kitabı çıkıyormuş. Roma’nın Beş Günü, yeni kitabının adı. İşte böyle çalışkan yazarlara hayranım ya. Durmadan kitap çıkartıyor. Kim bilir kaçıncı kitabı olmuştur. Düşünüyorum da: Ahmet Ümit, öteki tarafta ne yapacak? Yazmaya aşık olan bu adam, öteki tarafta da yazma imkanı bulabilecek mi? Bu duygusunu nasıl tatmin edecek?

Kişisel Blog Yazıları #269

*Gecenin bir yarısı telefonla uyanmak gibi endişe verici bir durum yoktur. Çünkü gecenin üçünde, dördünde gelen telefon genelde hayırlı bir şey için gelmez. O nedenle gecenin bir yarısı gelen telefondan her zaman çekinirim. Öyle bir telefon gelmişti geçtiğimiz senelerde. Telefondaki ses, yengemin hayatını kaybettiğini söylüyordu.

*Serhat Kılıç. Ergun Plak yani. Ölüme yalnız gitti. Evinde, tek başına. Koltukta oturmuş halde buldu sevgilisi onu. Acaba son anlarında ne hissetti, neler gördü? Korktu mu, huzurlu mu gitti? Evde tek başına ölümlerden sonra da artık evde yalnız yaşamanın eskisi gibi popüler olmayacağını düşünüyorum. Çünkü kimse ölümü düşünmüyordu. Yalnız yaşamak, özgürlük demekti. Yalnız yaşamak, ölümü de yalnız karşılamak demektir. Peki buna cesaretiniz var mı?

Kişisel Blog Yazıları #268

*Nasıl biri olmak istiyorsan öyle davran diyorlar da. Evet, kulağa hoş geliyor da. Yapması zor ya. Anlamsız geliyor bazen de.

*Tepkikolik’te Burak söylemişti galiba. Salamın üstüne çikolata sürüp öyle yiyormuş. Bayılıyormuş. Hiçbir  zaman bir araya gelmesi düşünülemez iki şey. Ama denemeyi düşünüyorum. Nasıl bir tat ortaya çıkıyor bakalım. Ya bir de ben yeni tatlara açık değilim. Hiç aklıma gelmez. Hevesim de yoktur. “Şu iki şeyi karıştırayım da bakalım ortaya nasıl bir şey çıkacak?” diye de düşünmem.

*Babam da MasterChef jürisine hayran. “Adamlar ne bulursa yiyorlar. Bunu yemeyiz, şunu yemeyiz demiyorlar” diyor. “Eee, şef olmak bunu gerektirir baba” diyorum. Ben de o adamların işlerine olan tutkularına hayranım.

Kişisel Blog Yazıları #267

*Tatil gününün her saatini dolu dolu geçirmek mi? Yoksa bomboş geçirmek mi? İşte bütün mesele bu.

*Turla günü birlik de olsa bir yerlere gitsek mi diye konuştuk kardeşimle. Sadece konuştuk. Kesin bir karar almadık. Akışa bıraktık. Öyle diyorlar ya. Akışa güvenin diye. Biz de güvendik işte.

*Verdiğim tepkilere bakıyorum da. Galiba ben eleştiriye gelemiyorum ben. Hemen parlıyorum.

*Geçen pazar günü saat 11.00 gibi fırına gittim. Simit, poğaça, talaş böreği ne varsa silip süpürmüşler. “Bir şey kalmamış ya” dedim kadına. 4 tane poğaça kalmış. Onları aldım. Bir tane de kabak simit aldım. Bu kabak simit iyi güzel de. Biraz tuzu olsa çok iyi olacak.

Kişisel Blog Yazıları #266

Apple, bu akşam İphone 18’i tanıttı. Yine bilmem kaç para. Bir tanesi yazmış sosyal medyada. “İphone 17 verip telefon alacağınıza hissesini alsaydınız şimdi 80 bin lira kardaydınız” diye. Ben ikisine de varım. Telefonu da alın, hisseyi de. An geliyor insan, tak diye göçüp gidiyor bu dünyadan. Birikim yapın ama her şeyi de gelecekte yapacağım/yaşayacağım anlayışında da olmayın. Tabi bu işin bencesi. Herkesin görüşü farklıdır. Saygı duyarım. Bugün bloğun okunan yazılarına baktım da. Yazdığımı unuttuğum bazı yazılar okunmuş. Sevindim tabi. Ama sonra bir baktım ki. Singapur’dan falan okunmuş. Onlar da botlardır. Zaten öyle de bir haber çıkmıştı. İnsanlardan fazla botlar takılıyormuş internette. Ne günlere kaldık.

Kişisel Blog Yazıları #265

Bu akşam Star’da, Tuzlu Kahve dizisinin tekrarını izledik. Orada hizmetçiyi oynayan kadın, Arka Sokaklar’da, Nazike karakterini canlandırıyordu. Babam, “Arka Sokaklar bitince kadın da buraya gelmiş” dedi. “Ee, hayat devam ediyor baba. Para kazanmaya devam etmesi lazım” dedim. Ama yıllardır Arka Sokaklar’da gördüğüm bir karakteri, başka bir dizide görmek de iç acıtmadı değil. Maç başlayınca TRT 1’e geçtik. Yine geçen seneki gibi mağlubiyetle başladık Şampiyonlar Ligi’ne. Galatasaray deplasmanda Sporting Lizbon’a 3-1 yenildi. Tuzlu Kahve dizisini izlerdik şunu düşündüm: Zenginler deniz kenarı evlerde oturuyorlar. Para derdi de yok. Günlerini nasıl geçiriyorlar, neye sarıyorlar? İlk birkaç hafta iyi, güzel. Peki ya sonra? Gün gelir zengin olursam size bunun cevabını bizzat kendim yazacağım millet. Hadi yine iyisiniz.

Ergun Plak da gitti

Atv’de ilk bölümü yayınlanan Mercan Köşk dizisini izledik biraz. Sarmadı beni pek. O bitti, TRT Spor’u açtık. Fenerbahçe-Beşiktaş maçının özetini izledik. Beşiktaş 2-1 yendi. Ondan sonra da geldim bu yazıyı yazıyorum işte. Saat 23.50 geçiyor. Seksenler dizisinde Ergun Plak karakterini oynayan Serhat Kılıç, sevgilisi tarafından evinde ölü bulundu. Yara, kesik falan yokmuş. Sadece göz çevresinde ve kollarında morluklar varmış. Kesin ölüm nedeni araştırmalar neticesinde belli olacakmış. Ruhi Çenet’in, Amerika’da yaşayan Hasidik Yahudiler videosu Amerika’yı salladı resmen. Hasidik Yahudilere yapılan para yardımları Amerikan halkını ayağa kaldırdı. Videoyu izledim. Ama bu kadar ses getireceğini tahmin etmiyordum. Yine çok iyi bir iş çıkardın Ruhi. Tebrikler.

Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

En son moda dronlar burada. Gel abi gel. Fabrikadan halka satış. Bu fırsatı kaçırma.

-Hoş geldin abim. Hangi drondan vereyim?

-Kardeşim şu dronun özelliği ne?

-Uçuyor abicim.

-Peki şu dorunun özelliği?

-Kaçıyor abicim.

-Peki şu dronun?

-Hem uçuyor, hem de kaçıyor abicim.

-Garantisi var mı peki?

-Garantisi benim abicim.

-Desene merdiven altı.

-Pazarda ne arıyordun ki abicim.

-Tamam kalsın o zaman. Kolay gelsin.

-Sen bilirsin abicim.

-Mahmut Abi zabıtalar geliyor kaçın.

Hemen büyük bir poşete 4-5 tane dronu koydu Mahmut. Çalışmaya hazır bekleyen drona astı poşeti.

-Oğlum Hakan ben kaçar. Sen de dronla malları her zaman ki yere indir.

Mahmut kaçarken dron da havalanmış, dron da kaçıyordu. Zabıtalar dronun arkasından bakakaldılar.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar Geçidi Gibi Bir Dizi

Yakında Star TV’de, Tuzlu Kahve adında yeni bir dizi başlayacak. Ama bu dizi öyle böyle bir dizi değil. Tüm bilindik oyuncuları toplayıp, dizi yapmışlar resmen. Eda Ece, Buğra Gülsoy, Nebahat Çehre, Sarp Apak, Cengiz Bozkurt, Şevval Sam, Binnur Kaya… Yazmaktan yoruldum. Daha da bir çok oyuncu var. Artık diğer oyunculara siz internetten bakarsınız. Bu kadar büyük oyuncuların olması büyük bir beklenti yaratıyor tabi. Ama bakarsınız iki bölümde de kalkabilir. Bir dizi, oyuncu ile tutmaz. Diziyi tutturacak olan senaryodur, hikayedir, inandırıcılıktır, oyuncuların birbiriyle oynamaktan zevk almasıdır. Yani işin özü: Bizim seyirciler olarak o dünyaya, inanmamızdır. O zaman bekleyelim ve görelim. Tuzlu Kahve dizisi, bizi kendisine inandırabilecek mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #264: Hem uçuyor hem de kaçıyor abicim

Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken

İşte bu gece, yılın ilk karı yağabilirdi. Yarın iş de yoktu. Bu gece oturup karın yağmasını bekleyecekti. Yapardı kahvesini, alırdı kitabını ve beklerdi. Dediği gibi de yaptı. Kahvesini aldı ve pencerenin yanına gitti. Masaya kahvesini koydu. Sonra gitti kitabını getirdi. Kitaba başlamadan önce pencereden şöyle bir dışarıya baktı. Daha gelen giden bir kar tanesi bile yoktu. Kitabını okumaya başladı. Kahvesini yudumlarken dışarıya da bakıyordu. Yarım saat olmuştu. Kitap okumaktan sıkılmıştı. Kahve de bitmişti. Bilgisayarını getirdi. YouTube’tan bir şeyler açtı. Saat bir oldu. Yine şöyle bir dışarıya baktı. Galiba o akşam, bu akşam değildi. En iyisi yatmaktı. Uykusu da gelmişti. Sabah dört gibi uyandı. Tuvalete gitti. Tam odasına giderken gözü pencereye takıldı. Lan yoksa dedi. Hemen pencerenin yanına gitti. Evet, yanlış görmemişti. Kar yağmıştı.  

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #263: Tuzlu Kahve: Yıldızlar geçidi gibi bir dizi

Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama

Gecenin ikisi olmuş ve hala uykusu gelmemişti. Yarın sabah nasıl kalkıp da işe gidecekti? “Ulan iş falan olmayacak, sorun da ortadan kalkacak işte” dedi. Yatakta bir o yana, bir bu yana dönüyordu. “Koyun mu saysam la?” dedi. Hayatında hiç koyun sayarak uyumayı denememişti. Koyunları saymaya başladı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Koyunları bir bir sayıyordu. Bir anda koyunlara, kurtlar saldırmıştı. Kalbi hızlıca çarpmaya başlamıştı. Ya bana da saldırırlarsa diye korkuyordu. Çoban köpekleri de gelmiş, kurtlara saldırmışlardı. Ortalık karışmıştı. Kimin kime saldırdığı belli değildi. Hemen saklanacak bir yer aradı. Ahıra girdi. Dışarıdan hala sesler geliyordu. Ahırın kenarına çömeldi, gözlerini kapadı ve başını, ellerinin arasında aldı ve saymaya başladı. 1,2,3. “Bu bir kabus, bu bir kabus, uyanmalıyım” dedi. 15,16,17. Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. “Hakan, hakan, uyan, uyan.” Birden gözlerini açtı. Evinde, yatağındaydı. “Ne oldu bana Zeynep?” diye sordu. “Ne olacak, kabus görüyordun” dedi karısı. “Ne gördün de korktun bu kadar?” “Koyunlar, köpekler, bir savaş alanı gibiydi. Ulan, koyun sayıp, uyuyalım dedik, uykuyu şimdi tamamen kaçırdık iyi mi?”

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #262: Kar yağmasını beklerken 

Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola

Kendi dünyasına çekilmiş, hiçbir şeye karışmıyordu. Açlıktan ölünceye kadar da bir şey de yemiyordu. Sadece okuyordu. Sosyal medya hesaplarını da silmişti. Hayatın anlamını sadece okumakta bulmuştu. Haftada bir kitap bitirir olmuştu. evdekiler, onun için endişe ediyorlardı. O ise, hayatından son derece memnundu. Annesi, “Nereye kadar gidecek böyle oğlum? Ölmeden bir işe girip, evlendiğini görseydim yeterdi. Bu halin çok üzüyor beni” diyordu. O ise, “anacım sen üzülme. Ben halimden memnunum” diyordu. Günler böylece geçip gidiyordu. Bir gün sıkıldı. Artık hayata karışmak istiyordu. Evden, çağrı merkezinde çalışmaya başladı. Sonra da bir kızla tanıştı. Sevdi ve işler ciddiye bindi. Galiba annesinin dediği olacak ve evlenecekti. Yıllar sonra sadece kitap okuduğu o dönem sorulduğunda, “Hayata kısa bir mola verdim” diyecekti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #261: Uyumak için koyun saymıştı ama

Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim

Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim. Yazar olmak için fular gerekirdi ama benim fularım yoktu. Hızlıca bir kahvaltı yapıp hemen bir fular almaya gittim. Gözüme ilk çarpan fuları aldım ve hemen eve geldim. Başka ne lazımdı? Bilgisayar. O zaten vardı. Hemen bir kahve yaptım kendime. Bilgisayarımı açtım. Word sayfası karşımdaydı. Tamam da şimdi ne yazacaktım? Aklıma bir şey gelmiyordu ki. Fulara da boşuna mı para vermiştim şimdi? Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Keloğlan varmış. Ulan oldu mu bu şimdi? Çocuklara masal mı anlatıyorum? Olan şeyi yazmış olurum zaten. Ama bu Keloğlan’a farklı şeyler yaptırırsam o zaman bir masal olur işte. Ama bu Keloğlan’a ne yaptıracağım ki? En iyisi Keloğlan, “Yetti artık bu kellik. Ben de saç ektireceğim” desin. Hah, şimdi oldu. Masalı başlatmadan bitirdim. En iyisi ben roman ve hikaye okuyayım da kendimi geliştireyim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #260: Hayata kısa bir mola

Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not

*Uzaylı gördüm. Şaka şaka. Ne işi var uzaylının bizim buralarda. Onlar çıkarsa Amerika’da çıkar. Filmlerde hep Amerika’da çıkıyorlar çünkü. ABD Başkanı Trump ile görüşürler önce.

*Şu an aklıma geldi bak. Tepkikolik YouTube kanalı var ya. Orada uzaylılar, uzaylı filmlerine tepki veriyorlar diye bir bölüm çekiliyormuş.

*Bir ara Elon Musk’ın, uzaylı olduğuna dair iddialar ortaya atılmıştı. Hatta reptilyan olduğuna dair. Öyle bir görüntüsü vardı. Gözleri acayip dönüyordu. Bu da moda oldu. Ünlülere, uzaylı demek. Bu arada Elon’ın gözlerinin o kadar dönmesinin nedenini kafasının bir milyon olmasına bağlayanlar da vardı. Yorum sizin.

*Uzaylılar da uzun vadeli yatırım düşündükleri için altın alıyorlarmış iddiası var. Uzaylı da olsan güvenli liman, altına sığınıyorsun işte. Şaka şaka. Böyle bir iddia mı olur lan? Ben şimdi uydurdum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #259: Bir sabah uyandım ve yazar olmaya karar verdim

Kişisel Blog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım

*Cemre Demirel’in, YouTube canlı yayınlarını seviyorum. Hayatın her alanıyla ilgili bir fikri var, bir yaşanmışlığı var. Her halinden belli oluyor. Bir de kendime bakıyorum, “Cem, sen hiçbir şey yaşamamışsın” diyorum.

*Bu yaz ayında ilk defa oturduğum yerde terledim sıcaktan. Tişörtüm su içinde kaldı. Koskoca iki ay, haziran ve temmuz aylarında böyle olmamıştım hiç. Yaz ayı giderayak, yazlığını gösteriyor işte.

*Arkadaşın dişini, şişken çekmişler. Yanağı davul gibiydi. Diş, şişken çekiliyor muydu ya?

*Arkadaşla sinemaya gidecektik. Örümcek Adam’a. Yok bugün müsait olurum, yok yarın müsait olurum derken hala gidemedik. Yok arkadaş, kimseyi beklemeyeceksin. Kendin gideceksin.

*Örümcek Adam demişken. Örümcek Adam’ı da oynamayan oyuncu kalmadı herhalde. Önüne gelen oyuncu Örümcek Adam’ı oynuyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #256: Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi?    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #258: Uzaylılar hakkında birkaç komik not

Kişisel Blog Yazıları #256: Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi?

Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi? Bugün İnstagram’da en çok paylaşılan gönderilerden biriydi bu. Daha önce İnterstellar filmi hakkında, “Zırva” demişti. Bakalım bu filme de mi, “Zırva” demiş diye haberi okudum. Christopher Nolan’a verip veriştirmiş. “Çok kötü bir film. Kardeşim, sen Helen’i zenci yaparsan olmaz bu iş. Çünkü Helen’in Homeros’ta tasviri var, sen bunu yapamazsın” demiş. Peki böyle açık bir tasvir varken Nolan neden siyahi bir kadını oynatmış? Bunun hakkında Nolan bir açıklama yapmamış. İnternette de bunun üzerine tahminler yürütülüyor sadece. Oscar ödülü almak için oynattı iddiaları var. anladığım kadarıyla Oscar Jürisi bu olaya önem veriyor. Sonuçta bir destan, o kadar da takmayın diyen de var. Yani ortada net bir şey yok anlayacağınız. Benim görüşüme gelirsek: Madem ki destan da tasviri yapılmış. O zaman siyahi bir kadını oynatmak saçma. Yani Celal Hoca’dan yana oyumu kullanıyorum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #255: Behzat Ç. Amirim de gözaltında   

*Sonraki yazı: Kişisel Bog Yazıları #257: Ben hiçbir şey yaşamamışım

Kişisel Blog Yazıları #255: Behzat Ç. Amirim de gözaltında

*Güne, Ankara, Etimesgut Belediyesi’ne yapılan operasyon ile uyandık. Bu sefer gözaltına alınan belediye başkanı Erdal Beşikçioğlu’ydu. Yani bilinen adıyla Behzat Ç. amirim. Yıllarca polisi oynadı. Şimdi ise bildiği mekanlarda, bu sefer oyuncu olarak değil, sanık olarak bulunuyor. İddiaya göre yolsuzluk yapmış. Bekleyip, göreceğiz.

*Emrah Safa Gürkan’ın, YouTube kanalında bir videoya denk geldim. Konu: Yakup Kadri ve romanı Yaban’dı. O romanda, Yakup Kadri’nin, Anadolu köylüsünü şeytanlaştırdığı, videonun başlığıydı. Başkaları olsa hemen buna şöyle yorumlarlardı: İşte CHP zihniyeti.

*MasterChef şampiyonu Eren Kaşıkcı, evinde ölü bulunmuştu. Ufak bir kızı varmış kendisinin. Babacığını hayal meyal hatırlayacak. Ne üzücü değil mi? Hayat işte. Acun da açıklama yapmış. Eren’in yavrusu için bundan sonra elinden geleni yapacağını söylemiş. Senden de bu beklenirdi be Acun.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #254: Niçe’yi bile ağlatan bu dünya, sana bana neler yapmaz be      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #256: Celal Şengör, Odyssey filmi hakkında ne dedi?

Kişisel Blog Yazıları #254: Niçe'yi bile ağlatan bu dünya, sana bana neler yapmaz be

*Niçe Ağladığında kitabını sonunda bitirdim. Niçe’yi bile ağlatan dünya, sana bana ne yapmaz be? İşin şakası bir yana: Kitaptaki dostluk çok güzeldi. Hayatın sorgulanması, hayatta yaptığımız seçimlerin sorgulanması ilgi çekiciydi. İlk başlarda bu hikaye nereye varacak diyordum ama sabır edip okuduğuma değdi. Niçe deyince aklıma sadece o pos bıyıkları değil, bu kitaptaki Niçe de gelecek artık.

*Özge Ulusoy, YouTube’da bir programa konuk olmuş. Nerede Arka Sokaklar’da oynayan Özge Ulusoy, nerede şimdiki? Çok fazla estetik yaptırmış.

*MasterChef şampiyonu Eren Kaşıkçı, evinde ölü bulunmuş. Ölüm nedeni otopsiden sonra belli olacakmış. Evinde ölü bulunma olayı eskiden bu kadar çok fazla mıydı ya?

*Yeni Parti’nin logosu değişecekmiş. Logo mu logo işte. Logoyu boşverin. Siz insanlara ne vaat ediyorsunuz onu anlatın bence.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #253: Polisler aradıkları şeyi bulmuşlardı     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #255: Behzat Ç. Amirim de gözaltında

 

Kişisel Blog Yazıları #253: Polisler aradıkları şeyi bulmuşlardı

-Arama iznimiz var. Evinizde arama yapacağız.

-Tabi, buyrun, arayabilirsiniz.

-Siz ikiniz yukarı, siz de diğer odaları kontrol edin.

-Komiserim bulduk.

-Evet, burada bulacağımızı tahmin ediyorduk. Bunu nasıl açıklayacaksınız Hakan Bey?

-Açıklayacak bir şey yok komiser bey. Ben bir bağımlıyım ve bundan vazgeçemiyorum.

-Açık açık itiraf ediyorsunuz demek.

-Evet, komiser bey. Artık inkar etmenin bir manası kalmadı.

-Alın bunu. Gerisi mahkemenin işi.

-Evinde bulmuşlar bunu. İnkar da etmemişsin. Hala inkar etmeyecek misin?

-Hayır, hakim bey, inkar etmeyeceğim? Ben bir bağımlıyım. Suçum neyse de çekmeye razıyım.

-Peki o zaman. Karar. Sanığın suçunu açıkça itiraf etmesi nedeniyle 5 yıl hapis cezasına çarptırılmasına.

-Kardeş, senin suçun neydi?

-Diyetteyken pizza yemek.

Yazarın Notu: Verilen 5 yıl hapis cezası, sanığın iyi hali göz önünde bulundurularak dışarıdan 5 yıl boyunca yemek sipariş yasağına çevrilmiştir.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #252: YouTube daha sonra izle bölümü kaydetmiyor    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #254: Niçe'yi bile ağlatan bu dünya, sana bana neler yapmaz be 

Kişisel Blog Yazıları #252: YouTube daha sonra izle bölümü kaydetmiyor

YouTube’da denk geldiğim ve ilgimi çeken videolardan birini daha sonra izle listesine ekle dedim. Ama bana YouTube uyarı verdi. Maksimum oynatma listesi boyutu aşıldı diye bir uyarı. “Nasıl yani ya? Koskoca YouTube’da da sınır mı olurmuş?” dedim. Birkaç kere deneyip aynı hatayı alınca ben de diğer oynatma listesine kaydetmeye başladım videoları. Sevdiğim müzikler diye bir oynatma listem var. Daha sonra izlemek için ona kaydediyorum artık videoları. Bugün aklıma takıldı bu konu. İnternetten araştırdım bu konuyu. Sınır varmış mı diye. Evet, varmış. 5 bin video sınırı varmış. “Benim o kadar olmuş mu ya?” dedim. Baktım video sayısına. Hakikaten 5 bin videoya ulaşmışım ya. Daha sonra izle bölümü resmen çöplük olmuş yani.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #251: Erkenden uyandırıldım      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #253: Polisler aradıkları şeyi bulmuşlardı

Kişisel Blog Yazıları #251: Erkenden uyandırıldım

25 Temmuz gününden yazıyorum bu yazıyı. Ama şu an dışarıda yağmur yağıyor, hava soğuk. Sanki kışa giriyormuşuz gibi bir hava var. Whatsapp’tan yazdım mahalle grubuna. “Sanki kışa girdik” diye. Bir tanesi de, “Ne güzel işte” demiş. Kışçılar hemen belli ediyor kendini. Normalde her mevsimi severim ben. Ama son yıllarda galiba yaz ayını çok da sevmemeye başladım. Sıcak çekilmiyor çünkü. Bizimkiler işe gideceğim diye sabah erkenden uyandırdılar beni. “Ne işi. Bugün iş yok ki” dedim. Ama onlar çalışacağımı zannediyorlarmış. Madem uyandım. Kahvaltı da hazır. “O zaman kahvaltı yapalım” dedim. Cumartesi gününe böyle başlamış oldum. Arkadaşla buluşacaktım. Kendisine tatlı sözüm vardı. Ama yağmur dolayısıyla erteledik. Şimdilik böyle işte. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #250: Türk filmleri arasında zap yaptık            

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #252: YouTube daha sonra izle bölümü kaydetmiyor

Kişisel Blog Yazıları #250: Türk filmleri arasında zap yaptık

Evet, bir cuma gününe daha ulaşmanın mutluluğu içindeyiz çalışanlar olarak. İşte yine geldi hafta sonu. Hiç bitmeyen hafta sonları olsa keşke. Gün gelip zengin olursak neden olmasın değil mi? Ondan sonra her gün hafta sonu olur bizim için. Bu da deliye her gün bayram der gibi oldu. Siz anladınız ne demek istediğimi işte. Bu akşam Star’da Yalancı Yarim, Now’da da Postacı adlı Türk filmleri vardı. Bir parça ondan, bir parça ondan izledik. Onlar bitti. Zap yapıp durduk. Bir şey de bulamadık. Özgür Özel’in Yeni Parti’si kuruldu. Partinin logosundaki N harfi Netflix’in logusuna benzetildi. Daha önce dikkat etmemiştim. Şöyle dikkatlice bir baktım. Gerçekten de benziyor. Saat 23:19 geçiyor. Yavaş yavaş uyku da bastırmaya başladı. Ben kaçar. İyi geceler millet.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #249: Gece, deniz ve bir kedi          

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #251: Erkenden uyandırıldım

Kişisel Blog Yazıları #249: Gece, deniz ve bir kedi

Saat 22:13 geçiyor. Yatsı ezanı okunuyor. Hava da biraz yağmur var. Bu kadarcık yağmurdan bir şey olmaz dedirten bir yağmur ama. Oturduğum banktan denizi izliyorum. Uçsuz bucaksız bir karanlık. Sanki bir kara delik gibi. Tam kendimi karanlığa kaptırmışken, “Bilader ateşin var mı?” diye soruyor yanımda bir anda peydahlanmış bir adam. “Yok kardeşim ben kullanmıyorum” diyorum. İlk önce sinirleniyorum adama ama sonra da “İyi oldu ya. Hipnotize olup gidecektim” diyorum. Ayaklarıma bir kedicik sürtünüyor. “Pisicik, ben de bir şey yok ki sana vereyim” diyorum. Sevip sevmemekte kararsızım. Seversem elimi yıkamam lazım. Elimi yüzüme süremem, o elimle bir şey yiyemem falan. O yüzden sevmiyorum. tekrar denize bakıyorum ve düşünüyorum. “Yarın iş var ama neyse ki cuma. Belki hafta sonuna arkadaşlarla bir çay/kahve içeriz” diyorum. Telefonun şarjı da az kaldı. O yüzden İnstagram falan da bakamıyorum. “Bu kadar gece ve deniz havası almak yeter” deyip kalkıyorum. “İyi geceler pisi pisi” deyip evin yolunu tutuyorum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #248: Yazarlık biraz da zinciri koparmamaktır   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #250: Türk filmleri arasında zap yaptık

Kişisel Blog Yazıları #248: Yazarlık biraz da zinciri koparmamaktır

Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısını yazmak için yine bilgisayarımın başına geçtim.

Ama yazacak bir şeyim yok. Saat 22:35 geçiyor.

Hava sıcak ve pencere, sonuna kadar açık. Ama yine de bir şey ifade etmiyor.

Bizimkiler, Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izliyorlar.

Aslına bakarsanız anlatacak başka bir şey de yok.

Ama yine de bir şeyler yazmak istiyorum.

Yazarlık dediğimiz olay, aklına bir şey gelmeyince ya da ilham gelmeyince de yazmak demek değil midir?

İşte ben de onu yapıyorum. Zinciri koparmamaya çalışıyorum.

Zincir önemli, alışkanlık önemli.

Hayatta sevdiği şeyleri, alışkanlık haline getirmeli insan. Artık o şey, bir alışkanlıktan çıkıp, seni tanımlayan bir şey halini almalı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #247: Mehmet Demirkol, Socrates’ten ayrıldı   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #249: Gece, deniz ve bir kedi

Kişisel Blog Yazıları #247: Mehmet Demirkol, Socrates'ten ayrıldı

Mehmet Demirkol, Socrates YouTube kanalından ayrıldığını açıklamış.

Bir zamanlar da ayrılmayı düşündüm falan demişti ama sonra devam etmişti.

Ama bu sefer canlı yayında şak diye açıklamış ayrılacağını.

Socrates’in evi olduğunu ve zaman zaman yine gelebileceğini söylemiş.

Ama öyle olmaz ya.

Bir kere ayrıldıktan sonra ara sıra canlı yayın için gelinmez.

Aklındaki ne acaba?

Tamamen yorumculuktan çekilmek mi?

Yoksa bir süreliğine ara vermek mi?

Yoksa başka bir YouTube kanalı mı yoksa televizyona geri dönmek mi?

Başka bir YouTube kanalını geçmez. Geçerse Socrates’e ayıp etmiş olur.

En azından hemen şimdi geçmez. Sıcağı sıcağına. İleride belki.

Televizyona hiç dönmez. Çünkü televizyonu istemediği için YouTube’a gelmişti.

Bakalım Mehmet Demirkol’un bundan sonraki kariyer kararı ne olacak?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #246: Çekirge paniği    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #248: Yazarlık biraz da zinciri koparmamaktır

Kişisel Blog Yazıları #246: Çekirge paniği

Balkanlardan gelen ve şu ana kadar 21 ilde gözüken çekirgeler, millette tedirgin yarattı. İnstagram’da bu çekirgeler ile karşılaşanların bir sürü videoları var. Boyutları biraz büyük. 10 ile 25 cm aralığında. Uzmanlar açıklama yapmış. Korkulacak bir şey yokmuş. Diğer böcekleri yiyerek tarım ve ekosisteme katkı yapıyorlarmış. İnsanlara saldırmazlarmış.

DÜNYA ŞAMPİYONU: İSPANYA…

Dünya Şampiyonu, İspanya oldu. Zaten beklenen buydu. Ama biraz olsun Arjantin’in top oynamasını bekliyordum. Top falan oynamadılar. Buna rağmen maç uzatmaya gitti. Uzatmada 1-0 yendi İspanya. Bu İspanyolları yenmek çok zor.

OĞUZHAN UĞUR DA TUTUKLANDI…

Oğuzhan Uğur tutuklanmış ve cezaevine gönderilmiş. Senden beklemiyordum be Oğuzhan. Babası, “Ekşi yemedik ki midemiz ağrısın” demişti. Bu tutuklamadan sonra ne açıklama yapacak bakalım?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #245: Bu gidişle Niçe değil, ben ağlayacağım  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #247: Mehmet Demirkol, Socrates'ten ayrıldı

Kişisel Blog Yazıları #245: Bu gidişle Niçe değil, ben ağlayacağım

Sözde bugün Niçe Ağladığında kitabını bitirmeyi planlıyordum ama olmadı. Kaldı yeni haftaya. Bu gidişle Niçe yerine ben ağlayacağım. Bir türlü kitabı bitiremedim.

DÜNYA KUPASI FİNALİ…

Şu anda Dünya Kupası final maçı oynanıyor. Dakika 29. İspanya ve Arjantin arasında. Bence İspanya kazanır. Bizim belediye dev ekran kurmuş maç için ve çay da ücretsizmiş. Ama ben gitmedim ya. Yarın iş var zaten. Gece 12’ye kadar dışarıda vakit geçirip, kendimi yoramam.

YENİ GENÇLİK DİZİLERİ YAPILIR MI?

Kanal D’de, Daha 17 dizisini izliyor bizimkiler. Bu dizi tuttu ya. Bakalım başka gençlik dizileri de gelecek mi?

ODYSSEY FİLMİ, HASILAT REKORU İLE BAŞLAMIŞ…

Christopher Nolan’ın son filmi Odyssey, eleştirmenlerden büyük beğeni toplamış ve vizyona girer girmez de hasılat rekoru kırmış. Bizim Blogger arkadaşlardan izleyen olursa bir yorumlarına bakarız. Daha İnstagram’da da denk gelmedim filmi izleyenlerin yorumlarına.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #244: Özgürlüğe giden durak     

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #246: Çekirge paniği

Kişisel Blog Yazıları #244: Özgürlüğe giden durak

Otobüs tıka basa doluydu. Hava da sıcaktı. Ter kokuları ve ten kokuları birbirine karışmış, kimyasal bir karışım gibi kokuyordu. 

İşte bu ortam içinde ben de hayata tutunmaya çalışıyordum. 

Böyle bir ortamda anksiyetemin tutmaması içten bile değildi. 

Kendimi devamlı, “Sakin ol, sakin ol, derin nefesler al” diye telkin ediyordum. 

Ne derin nefesler alması. Ne yapıyordum ulan ben? Ortalıkta kimyasal bir gaz gibi bir koku varken ne derin nefesler alması. Ağzımdan nefes alıp veriyordum. 

Hayatım gözümün önünden geçiyordu. Ter kokuları arasında bu dünyadan göçmek istemiyordum. 

Buradan kurtulmamın tek yolu, otobüsten bir an önce inmemdi. 

Birkaç durak önce iner ve yürürdüm. Zaten hava da güzeldi. 

İnecek var düğmesine bastım. Otobüs ilk durakta durdu. 

İnsan selini yara yara ve hala ağzımdan nefes alarak otobüsün kapısından indim ve özgürlüğüme kavuştum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #243: Bir kahve, bir mesaj ve can sıkıntısı   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #245: Bu gidişle Niçe değil, ben ağlayacağım

Kişisel Blog Yazıları #243: Bir kahve, bir mesaj ve can sıkıntısı

Marketteki kahve makinesinden kahvemi aldım ve kasaya geldim. 

Amerikano için 40 lira verdim. Daha doğrusu karttan çektirdim. 

Genelde kapiçino içerdim ama bu sefer amerikano içeyim dedim. 

Marketten çıktım. Oturacak bir yer aradım. Yürüyerek kahve içemem ben. 

Gölgelik bir bank buldum ve oturdum. 

Yolun kenarında bir banktı bu. Gelen geçen arabaları izledim. 

Kahvemden yudumladım ara ara. Amerikano çok acıymış. Benlik bir kahve değil. Benim için en iyisi kapiçino ya. 

Yıllardır benimle görüşmeyen bir kız arkadaş İnstagram’dan yazdı ve para istedi. Boşanmış ve bir çocuğu varmış. 

Pazartesiye kadar 30 bin lira lazımmış. 

“Bu aralar ben de sıkışığım” dedim. 

Sıkıldım. Kalktım ve yürümeye başladım. 

İlk denk geldiğim çöpe de yarısı içilmiş amerikano kahvemi attım. 

Her sıkıldığımda, hangi ortam olursa olursan, “Ben gidiyorum ya sıkıldım diyebilir miyim?” diye düşündüm. 

Bunu ilk fırsatta denemeye karar verdim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #242: Taytlı valinin, Taş Fırın Haluk gibi bir arkadaşı olsaydı      

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #244: Özgürlüğe giden durak

Kişisel Blog Yazıları #242: Taytlı valinin, Taş Fırın Haluk gibi bir arkadaşı olsaydı

İddialara göre Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli, bisiklet sürerken tayt giymesi nedeniyle görevinden alınmış. Tamam da kanka, ne alaka?

Demek ki valimiz taytı giyerken, “Ben bunu giyiyorum ama başıma bir şey gelir mi?” diye kendisine sormamış.

Bu şekilde de taytlı vali olarak tarihe geçmiş oldu kendisi.

Valinin yanında Çocuklar Duymasın’daki Taş Fırın Erkeği Haluk gibi bir arkadaşı olsaydı böyle olmazdı işte.

“Erkek adam tayt giyer mi?” derdi ve valiyi uyarırdı.

Bana göre de tayt, erkek adamın giyeceği bir şey değil. Kadına has bir giysi gibi geliyor bana.

Ama sırf bu nedenle valiyi görevden almak da ancak bizim ülkenin yapabileceği bir şeydi. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #241: Oğuzhan Uğur, Yeni Parti ve birkaç not   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #243: Bir kahve, bir mesaj ve can sıkıntısı