Yayınlar

Haziran, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Neden gazete okuruz sizce?

Resim
     Bugün size, “Neden gazete okuruz?” diye sormak istiyorum. Herkes doğal olarak farklı nedenler öne sürebilir. Ama ben iki şık üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Birincisi: Sadece haber okumak için. ikincisi: Köşe yazıları için. Artık eskisi kadar gazete almıyorum. Malum artık internet dünyasındayız. Eskiden de günlük olarak gazete almıyordum. Ama bugüne göre daha sık aldığımı belirtebilirim.  Haber okumak için gazete almıyorum. Çünkü hepsi yanlı. Bir gazetenin manşetine bakmanız yeterli. İktidar yanlısı mı değil mi hemen anlarsınız. Benim okumak istediğim böyle bir habercilik değil. Ben tarafsızlık bekliyorum. Sadece gazeteler için söylemiyorum bunu. Televizyonlar için de aynı durum geçerli. Bana olduğu gibi haberi vermeli, içine yorum katmamalı.                                        GAZETEYİ KÖŞE YAZARI İÇİN Mİ ALIYORSUNUZ?      “Neden gazete okuruz?” sorusuna cevabınız, “Haber okumak” mı sizin? Benim cevabım: Köşe yazısı okumak. Bu durum uzun zamandır böyle. Bu ülkede

Dan Brown Cehennem kitabı yorumum...(BÖLÜM 3)

Resim
    Dan Brown Cehennem kitabı incelemesinde üçüncü yazım. Bugün kitabın 103 ile 150’inci sayfalarını değerlendirmeye çalışacağım. ilk sayfalarda Robert Langdon hatıralara dalıyor. Bir konferansa. Konferansın konusu ne dersiniz? Dante ve sembolleri. Daha önce Dante hakkında benim gibi derinden bilgi sahibi olmayanların çok işine yarayacak bilgilerle geçiyor konferans. Dante’yi bir biyografi sitesinden okumak var. Bir de sevdiğin bir karakterden Robert Langdon’dan. Bu tür kitapları biraz da bu yönleri nedeniyle seviyorum. Bilgi verici oluyorlar. Salt heyecan yaşamıyorsun yani. Kendimi sanki konferansta, sanki sıralardan birinde oturmuş onu dinliyormuş gibi hissettim. Direk konferansı yazmış çünkü Dan Brown. İster istemez içinde hissediyorsunuz kendinizi.                                                                DELİ DOLU ANLAR     Dan Brown Cehennem kitabı hakkında okuduğum bir yorumda beklenenin altında kaldığına dair bir görüş vardı. Kitabı bitirdiğimde bu görüşe katılı

Ayşe Kulin'in, Nefes Nefese romanına ödül...

Resim
     Ayşe Kulin sevdiğim yazarlardandır. Onunla ilgili sevindirici bir haber gördüm. Bunu hemen siz edebiyatseverlerle paylaşmak istedim. Ayşe Kulin’in en sevdiğim romanlarından olan Nefes Nefese, İtalya’da en iyi yabancı roman ödülüne layık görülmüş. Nefes Nefese gerçekten bu ödülü hak edecek bir roman. Şimdiye kadar okumadıysanız çok şey kaçırmışsınız demektir. Hemen, size en yakın kütüphaneden alın, okuyun. Pişman olmayacaksınız. Aşk seviyorsanız okuyun.  L’Ultimo Treno Per İstanbul adıyla yayınlanmış kitap. Yani İstanbul’a Son Tren anlamına geliyor. Ödül hakkında sizler neler söylemek istersiniz? Foto kaynak:Pixabay.com Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Anton Çehov karamsar mıydı?

Resim
      Anton Çehov hakkında neden karamsar olup olmadığına dair bir soru sorulmuş olsun? Hikayelerindeki hüzün nedeniyle. Ama Anton Çehov hep bunu reddetti. Aksine o hayata bağlıydı. Hayata bağlı olması, zor bir çocukluk geçirdiği gerçeğini değiştirmez tabi. Çocukluğunun böyle zor geçmesi hikayelerine yansıdı. Hikayelerde anlattığı çocuklarda tıpkı kendi çocukluğundaki gibi hüzünlü ve mutsuzdu. İşte bu hüzünlü çocuklar, üzerine karamsar etiketinin yapışmasına neden oldu. Bu eleştirilere oyun yönetmeni Stanislavski’de karşı çıkıyordu, “Onun gibi hayatı seven görmedim” diyordu. Demek ki bir yazarı verdiği eserlere göre değerlendirmemek gerekiyor. Çok hüzünlü, çok duygusal yazıyorsa bir yazar, hemen onun için karamsar dememek gerekiyor mesela.                                         ANTON ÇEHOV HAYATA NASIL BAKARDI?      Anton Çehov nasıl iyimser o zaman? Bu soru gelebilir akıllara. Bu sorunun cevabını hikayelerindeki bir karakter verse ne dersiniz? Peki hangi hikayedeki, hangi

Orhan Kemal, yazar dostu Sait Faik'i anlatıyor...(Video)

Resim
           Orhan Kemal’in, Sait Faik’i anlattığı bir görüntüyü paylaşmak istiyorum sizinle. Trt arşivinden. Orhan Kemal’in sesini ilk defa duydum. Usta bir yazar olduğu o kadar belli ki. konuşurken şimdi bizler gibi ee’leme gibi bir durumu yok. Hikayede geçen küfürleri bile nasıl nezaketle anlattığına bir bakın. Hikaye demişken. Konuşmasına dikkat edin. Sanki konuşmayı dinlemiyorsunuz da yazısını okuyorsunuz. Yazar gibi konuşuyor sanki. Sizler Orhan Kemal’in bu görüntüsü ve konuşması hakkında neler söylemek isterseniz? Foto kaynak:Pixabay.com Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Dan Brown Cehennem kitabı yorumum...(BÖLÜM 2)

Resim
     Dan Brown Cehennem kitabı incelemesine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün sayfa 55’ten 103’kadar olan bölümü inceleyeceğiz. Sienna, komşusundan aldığı elbiseleri Robert Langdon’a verdikten sonra, kendi odasına geçer üstünü değiştirmek için. Romanın başından beri bahsedilen at kuyruğu saçları aslında peruktur. Peruğunu çıkarır. Şimdi aynada saçları olmayan kendisine bakıyordur. Arkadaşı Dr.Marconi artık yanında değildir. Artık yalnızdır. Ve bundan sonra geleceği ne olacaktır? Sienna’nın gözyaşları artık belirsiz geleceği için akmaktadır. Farkında değildir ama artık yanında Robert Langdon vardır. Bir ara pencereden dışarısını seyrederken onu bir sevgili olarak düşünmüştür aslında. Evet, ondan hoşlanmaktadır. Ama şimdilik bizim de bilmediğimiz bir nedenden dolayı kendisini kabullenmeyeceğini düşünür.                                            METAL CİSMİN GİZEMİ ÇÖZÜLÜYOR      Sienna ve Robert Langdon masaya oturur ve ne yapacaklarını konuşurlar. Ceketinde taşıdığı me

Dan Brown Cehennem kitabı yorumum...(BÖLÜM 1)

Resim
     Dan Brown Cehennem kitabı incelemesinde, diğer kitap incelemelerine göre farklı bir yöntem izlemek istiyorum. Bu yönteme göre: Kitabı sadece bir yazı yazarak incelemeyeceğim. Bu kadar çok sayfalı bir kitabı sadece bir yazı ile anlatmak, eksik bir anlatımmış gibi geliyor bana. Mesela bugün kitaba başladım. Ve sayfa 55’e kadar okudum. Sayfa 55’e kadar olan bölümü yazacağım. Bu şekilde her gün bölümler halinde devam edecek. Bir yazı dizisi gibi olmasını planlıyorum. Böyle bir uygulamayı ilk defa deneyeceğim. Eğer olumlu geri dönüşler alırsam, okuduğum diğer kitapların incelemelerini de aynı şekilde yapmayı planlıyorum. Görüşleriniz bu projenin devam edip etmemesinde yönlendirici olacak. Olumlu ya da olumsuz tüm görüşlerinizi paylaşmanızı rica ediyorum.                                                    KAPAK TASARIMI NASIL OLMUŞ?      Dan Brown Cehennem kitabı incelemesine kitabın dışından başlamak istiyorum. Kapak tasarımını çok beğendim. Okuduğum diğer kitabı Melekler Ve Şey

Shakespeare hakkında daha önce duymadıklarınız...

Resim
     Bugün, Shakespeare ile ilgili bir yazı okudum. Ve Shakespeare hakkında, yeni yeni şeyler öğrendim. Bu öğrendiğim şeyleri, sizlerle paylaşmak istedim. Hemen şunu söyleyeyim: Shakespeare, pek bilinmeyen bir şair ve yazar. Ne zaman doğduğu ve ne zaman öldüğü, tam olarak bilinmiyor. Bilinenler üzerinden anlatmaya çalışacağım. İlk olarak, özel hayatı ile başlayalım isterseniz. Eşi ile evlendikleri zaman eşi, üç aylık hamileymiş. Ve yaşı da sadece, 18. Erkenden dünya evine girmiş yani anlayacağınız. Unutmadan. Evlendiği eşi de kendisinden büyükmüş.  Yazıyı yazanlar, ne kadar büyük olduğunu yazmamışlar. Bunlarda hiç merak da yok. Yazının başında size boşuna, bilinmeyen bir yazar olarak tanıtmadım kendisini. Alın size, bunun için bir neden daha.                                                                KAYIP 7 YIL       Shakespeare, 1585 ile 1592 tarihleri arasında ne yaptı, ne etti kimse bilmiyor. Gizemli bir yanı var yani. O tarihler için, bir takım tahminler var sadece.

Dava kitabı incelemesi...

Resim
  UYARI: Kitabı okumayanlar, bu yazıyı okuyabilirler.          Dava kitabı incelemesi yapmak kolay değil. Siz de takdir edersiniz ki. Ben de kendi çapımda anlatmaya çalışacağım. Öncelikle ben, Dava kitabını sevemedim. Bana anlamsız geldi. Daha önce, bu tarz yazılmış kitapları okumadığımdan dolayı olabilir. Kahramanımız Josef K. Bu K, Kafka’nın K’sı mı diye, aklıma gelmedi değil bak. Dava kitabı incelemesi yapmadan önce, kitapla ilgili daha önce yazılmış yazıları okudum. Hiç birinde bu mevzuya değinilmemiş. Bir yazıda değinilmiş. Oda sadece, neden yalnız K olarak ifade edilmesiyle ilgiliydi. Baştan kaybetmiş bir insanı  anlattığı için, isminin tamamı yok, sadece baş harfi var gibi bir açıklama yapmış işte.                                                    TUTUKLAMA VAR AMA...      Yavaş yavaş, Dava kitabı incelemesi yapalım o zaman. Dava kitabı hakkında, hangi siteyi açsanız, söylenen standart bir kelime ile karşılaşırsınız. Bir sabah Josef K uyandığında, onu tutuklam

Çetin Altan köşe yazılarını okuyamamak...

Resim
     Gazetelerde köşe yazılarını okuma merakım, yeni yeni başlamış. Önüme gelen gazetedeki köşe yazarlarını okuyorum. Hangi tür yazarları seviyorum ya da hangi tip yazıları seviyorum, kendimi keşfetmeye çalıştığım dönemler. O dönemlerde, Passaparola diye bir yarışma vardı. Metin Uca’nın sunduğu. Çok severdim ve izlerdim. Kim Milyoner Olmak İster’den sonra, gerçek bilgi yarışması olarak gördüğüm tek yarışmadır Passaparola. Sorulardan biri, Çetin Altan ile ilgiliydi. Milliyet gazetesindeki köşesinin adı sorulmuştu. Daha önce görmüş ve okumuştum. O yüzden, köşenin adının Şeytanın Gör Dediği olduğunu biliyordum. Yarışmacı da bildi. Soru rast gitmiş. Çünkü yarışmacı, o köşenin devamlı takipçisiymiş. Çetin Altan okuyucusuna sorulacak soruydu tam yani.                                            EN UZUN SÜRELİ YAZAN KÖŞE YAZARI      Dediğim gibi, daha önce okumuştum o köşeyi. Ama Çetin Altan yazısı, çekmemişti beni. O yarışmadan sonra, tekrar bir düşündüm. “Acaba yeteri kadar şa

Cemal Süreya: "Toplum acımasız"

Resim
     Sanatçıya vefasızlık haberleri, yazılı ve görsel medyada, maalesef her zaman görmeye alıştığımız haberler arasında yer almaktadır. Cemal Süreya , bu konu üzerine  kısa bir deneme kaleme almış.  Ve bu deneme de, Türkçe Bilenin İşi Rast Gider kitabında yayınlanmış. Denemesine Puşkin’in bir sözü ile başlar Cemal Süreya . Puşkin, sanatçılara öldükten sonra değer verilmesi hakkında: “Yalnız ölüleri sevmeyi biliyorlar” diyor toplum için. Evet, Rus toplumu için bu söz doğru olabilir. Ama bizim için, daha bir doğru noktasındadır Cemal Süreya. Hemen de bu durumu bizden örneklendirmelerle de somutlaştırır. Orhan Veli’yi verir, ilk örnek olarak.                                                ORHAN VELİ’DEN KEMAL TAHİR’E      Daha ölümünün birinci haftasında, herkesin Orhan Veli’si olmuştur. İlla bir sanatçının kabullenilmesi için, ölmesi mi lazım? Eğer Türkiye’de yaşayan bir sanatçı iseniz, ölmeniz lazım. Hayattayken bu saygı neden gösterilmez ki? Orhan Veli yaşarken, şiirleriyle

Kafka: Bedenini sevmeyen bir yazar...

Resim
      Bu yazımızın konusu Kafka. Onunla ilgili her gün farklı bir şey öğrenebileceğiniz bir yazar kendisi. Bedeniyle barışık biri değil. Bedenini sevmiyor. Bunu günlüklerinde de dile getirmiş. 1910 tarihli günlükte bedeniyle ilgili karamsar cümleler yazmış. Bedeni onda o kadar bir takıntı haline gelmiş ki. Sahip olduğu beden nedeniyle hangi iş olursa olsun, başarıyı yakalayamayacağını düşünürmüş. Kafka , sadece bu özelliği ile şahsına münhasır bir kişilik olduğunu ispatlıyor. Hani bilgisayarın ekranına bakarsınız. Ekranda sayfa bembeyazdır. Hala bir şey yazamamışsınızdır. Öylece bekler durursunuz dakikalarca, bir şeyler yazmak için. Oda bu durumu yaşarmış. Yazmak için koltuğuna oturduğuyla kalır. Yazamaz, kısır saatler geçirirmiş.                                                ONUN KORKUSU: ÖLÜM KORKUSU      Hepimizin korkuları olduğu gibi, onunda bir korkusu var. Bu hayatta fazla ömürlü olamayacağı korkusu. Bu dünyadan erkenden göçme korkusu. Bu korku ona, dünyada kırk sen

Cemal Süreya ve bir günü...

Resim
     Gündelik yaşamda Cemal Süreya nasıldı? Neler yapardı? Hiç merak ettiniz mi? Eğer merak ettiyseniz, size bir müjdem var. Bu yazı sayesinde, bu merakınızı giderebileceksiniz. Cemal Süreya günlük hayatını, Gösteri dergisi için yazmış. Derginin 21’inci sayısında. 1982 yılında. Bir gününü yazması zordur aslında onun için. Şair olmanın, bir sanat adamı olmanın etkisi ne kadardır bilinmez ama, günü gününe tutmaz. O yüzden anlatacağı bir günü, onu tam olarak yansıtamayacaktır bize. Bunu belirtir. Hatta geçirdiği bir günü değil de, geçirdiği bir haftayı anlatsa, okurun sorduğu soruya daha iyi bir cevap olabileceği düşüncesindedir. Ama her şeye rağmen, yine de anlatmaya çalışır. ÖNERİ YAZI: Cemal Süreya: İmza günleri benim işim değil...                                                     EN VERİMLİ SAATLERİ      İstanbul’un Kadıköy’ünde oturmaktadır. İstanbul’lu kimliğinden çok, Kadıköy’lü kimliği daha ağır basmaktadır. Kadıköy’lülerin bir özelliğini de anlatır yazısında. Bir mec

Tezer Özlü dünyasını anlatan kitap...

Resim
     Günlük takip ettiğim edebiyat sitelerinden birinde bugün bir yazı okudum . Geçtiğimiz şubat ayında Tezer Özlü ile alakalı bir kitap çıkmış, İletişim Yayınları’ndan. Kitabın adı, “Gülebilir miyiz Dersin?”. 192 sayfa. Kitabın derleyenleri yani yazarları, Feryal Saygılıgil ve Beyhan Uygun Aytemiz. Tezer Özlü hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyenlerin, kaçırmak istemeyecekleri bir kitap diyebiliriz. Dilerseniz kitap hakkında daha fazla bilgi vereyim. Kitap, iki bölümden oluşuyor. Anılardan ve karşılaşma anlarından söz ediliyor ilk bölümde. Benim en sevdiğim ve en hoşuma giden anlatıdır anılar. Bir yazarı daha iyi tanımanın imkanını verir size anılar çünkü. İşte bu nedenle Tezer Özlü sevenler için, kaçırılmaması gereken bir kitap olarak görüyorum, Gülebilir miyiz Dersin’i.                                                 AYLAK ADAM’IN KADIN VERSİYONU      Kitabın ikinci bölümü için çok güzel bir şey düşünmüşler. Tezer Özlü yazılarını edebiyatın dışında farklı yönler

Schopenhauer'e göre hayatımızın aşkını nasıl seçiyoruz?..

Resim
     Yazarlar, aşk üzerine ne diyorlar? Onların hayata bakış açıları farklı olduğu için, elbet, aşka da başka bir perspektiften bakacaklardır. Aşkı, yazar olarak nasıl gördükleri merak uyandırıcı. Bu yazımızda dilerseniz, Schopenhauer ne demiş ona bakalım. Aşk acısı çektiğimiz anlar, gerçekten hayat, azap verici bir hal alır. Vücudumuzda bir yerimiz ağrımıyordur ama duygusal olarak çökmüşüzdür. Bu aşk acısından da ha deyince kurtulamayız. Benim büyüklerimin bir lafı vardı, “Geçer, geçer de, deler de geçer” diye. İlla o aşk acısı bizden alıcağını alır ve ruh dünyamızı öyle terkeder. Aslında tam olarak terkettiği de söylenemez. İzi kalır. Schopenhauer bizi böyle hallaç pamuğu gibi sallayan aşk için, filozoflar ne demiş onlara bakmış.                                                         NEDEN AŞIK OLUYORUZ?      Baktığında gördüğü ise koskoca bir hiçmiş. Filozoflar aşk konusunda kafa yormamış, kalem oynatmamışlar. Adeta üç maymunu oynamışlar. Böyle olunca da aşk konusu önü

Yaşar Kemal'e göre yazar nasıl olunur?

Resim
     Yaşar Kemal diye bir yazarımız olmayabilirdi. Onun yerine, köylerde destancımız olabilirdi. Yaşar Kemal’in çocukluğunda devamlı köylerine destancılar gelirmiş. Az çok, Yaşar Kemal’in hayatını okuyanlar bilirler bunu. Destancıları çok sevmiş. Aşıkları da unutmayalım tabi. Onlar da köylerine uğrarmış Yaşar Kemal’in. Destancı ya da aşık, hangisi olursa olsun köye geldiklerinde Yaşar Kemal, hemen yanlarında bitermiş. Onları dinlermiş can kulağıyla. Onlar gibi kendisi de şiir söylemeye başlamış. Kırlarda, bayırlarda. Masal gibi bir çocukluk. Bıyıklarının terlemeye başladığı genç delikanlılık dönemlerinde, ufaktan girmiş işin içine. On altı veya on yedi yaşlarındadır, masallar ve destanlar derlediğinde. Destan ve masal derlemekle kalmamış. Tekerleme ve folklor da  derlemiş.                                                       OKUMAYA AŞIK BİR YAZAR      Modern edebiyat hayatına girmeseydi, bugün, yazar Yaşar Kemal’den bahsetmiyor olacaktık. Kendi ifadesiyle, “Destancı olurdum

Yalnızlık Meydanı beni mimlemiş...

Resim
      Yalnızlık Meydanı yani Uğur beni mimlemiş. Yine enteresan sorular var bu mimde. Uğur çok güzel cevaplamış. Biraz da mizah katmış. Bende soruları cevaplamak için sabırsızlanıyorum. Başlayalım o zaman. Ne dersiniz?       1- Elinizde sihirli bir değneğiniz olsa neyi veya neleri değiştirmek isterdiniz? Cevap: Belki bir ütopya olacak ama. Herkese, her ay belli miktarda para verirdin. Böylelikle kimse kimseye muhtaç olmaz. Sırf çıkar için, para için insanlar ezilmez, hor görülmezdi. Para sorunu ortadan kalkınca, belki dünya daha güzel bir yer olurdu. 2         2- Mesleğinizi değiştirseydiniz hangi meslek dalını seçerdiniz veya ne olmak isterdiniz? Cevap: Bir mesleğim yok. Üniversiteyi bitirip ortada kaldık. Tabi ki yazar olmak isterdim. Öyle çok okunayım, Ahmet Ümit, Ayşe Kulin gibi popüler olayım gibi bir derdim olmazdı. Kendim yağımda kavrulsam yeter şeklinde bir yazarlık keserdi beni. 3         3- Bir gün boyunca aç kaldınız (Ramazanda olduğu gibi) ilk ne yemek iste

Cemal Süreya'nın kötü roman ve kötü şiire bakışı nasıldı?

Resim
     Bu yazımızda Cemal Süreya’ya kulak verelim ne dersiniz? İyi roman ya da kötü roman hakkında neler diyor? Cemal Süreya’da bizim gibi kötü olan bir romanı okuyamadığını belirtiyor. Siz bir romanın kötü olduğunu kaç sayfada anlarsınız ya da anlıyorsunuz? Cemal Süreya, on beş ile yirmi sayfada çözermiş bir romanı. Kötü bir romana devam ederek kendine eziyet çektirmez, bırakırmış. Peki Cemal Süreya şiirde de aynı davranışı sergiliyor mu? Yani kötü bir şiirle karşılaşınca romandaki gibi bırakıyor mu kitabı okumayı? Öncelikle şiire bakış açısını anlatayım: Şiir olsun da, ne tür olursa olsun gibi bir anlayışı var Cemal Süreya’nın. İyi şiir kadar kötü şiirde hoşuna gidiyor. Bu kötü şiir diye okumayı bırakmıyor. Romanda yaptığı gibi. Cemal Süreya’nın romana ve şiire bakışı hakkında neler söylemek istersiniz? Foto kaynak:Pixabay.com Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com