15 Haziran 2018 Cuma

Sabahattin Ali'nin ölümü...


     Sabahattin Ali’nin ölümü ile ilgili bir yazı yazmak yoktu aklımda. Bugün Güneri Civaoğlu ile Şeffaf Oda’nın konuklarından biri Nebil Özgentürk’tü. Konu bir ara Sabahattin Ali’ye geldi. Sabahattin Ali’nin cesedi hala kayıpmış. “Nasıl yani?” dedim. Tamam, onun bir faili meçhule kurban gittiğini biliyordum. Ormanda kafasına vurularak öldürüldükten sonra cesedini buldular sanıyordum. Meğer işin aslı öyle değilmiş.

     Bugün bunu öğrenince şok oldum. Programdan duyduklarımın yanında internetten de araştırma yaptım. Ama programdaki gibi net ifadelerle cesedinin hala kayıp olduğu bilgisine rastlamadım. Cesedinin hala nerede olduğunun bilinmemesi. Sabahattin Ali’nin ruhu acaba bundan huzursuzluk duyuyor mudur? Farkında mıdır bu durumun?

     Sabahattin Ali, yazdıkları dolayısıyla hapise girer. Bu hapise girişlerinden birinde de Sinop cezaevinde, Aldırma Gönül şiirini yazar. Hani sonradan şarkısı yapılan. Ve hala dillerde olan ve unutulmayan. Devamlı hapise girmekten dolayı rahatsızdır ve yurt dışına gitmek için pasaport çıkartmak ister. Ama kendisine pasaport verilmez. Kaçak yollardan yurt dışına çıkmayı dener.

Sabahattin Ali'nin ölümü...

     Kendisine yardımcı olacak adamla beraber yola koyulur. Ve bir ormanlıkta, yine o adam tarafından kafasına vurulan sopa öldürülür. Cesedini 2 ay sonra bir çoban bulur. Ceset tanınmaz haldedir. Hastaneye götürülür ve ceset hastanede kaybolur. Ve o gün bugündür kayıptır. Aile, Sabahattin Ali bulunduğunda yanındaki eşyaları talep eder. Ama eşyaları kendilerine verilmez.

     Programda cesedin hastanede kaybolduğu söylendi. Fakat araştırmalarım sonucunda başka şeyler de okudum. Cesedi bir çobanın bulduğunu söylemiştik. Cesedi buldukları yere gömmüşler. Davasında zabit katipliği yapan Cemal Tuncer, cesedin hala orada olduğunu ve teşhis için sadece kafatasının alındığını söylemiş.

     Fakat Beypınar’da bir köylü kaybolmuş. Karısının başvurusu üzerine ceset gömüldüğü yerden tekrar çıkarılmış. Kadın, kocası olmadığını söyleyince bu sefer Beypınar’a gömülmüş. Yani cesedinin hala nerede olduğu bilinmiyor. Başka bir ifadeyle Sabahattin Ali’nin mezarı yok. Sadece öldürüldüğü yer olan Kırklareli’ndeki Istranca dağlarında, anıt bir taş dikilmiş. O taşın üzerinde de, “Başım dağ/Saçlarım kardır/Benim meskenim dağlardır” dizeleri yazıyor. Cesedi bulan çoban ile Sabahattin Ali’nin eşi Aliye Ali konuşmuşlar. Çoban, sırtından vurulan birinin cennetlik olduğunu ve eşinin de sırtından vurularak öldüğünü anlatmış.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-framed-eyeglasses-163142/


Türk Hava Yolları 85.Yıl reklamı çok güzel olmuş...


     Türk Hava Yolları 85.yıl için çok güzel bir reklam filmi hazırlamış. Belki de kısa film de diyebiliriz. Aynı zamanda Türkiye’nin 85.yıllık tarihi gibi de olmuş. İlk yurt dışı uçuşu 1947 yılında yapılmış. Sonra 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda yolcu uçaklarının koltukları sökülmüş. Ve o şekilde ordumuzun hizmetine sunulmuş.
     
     Reklamda sıra, eve dönüş 1985 yazısında. Bir yerde kapalı olan Japon’ları kurtarıyoruz. Bu eve dönüş hikayesi nedir diye internetten baktım. İran-Irak savaşı zamanı. İran’daki Nissan firmasında çalışan 215 mühendis ve teknik elemanın oradan çıkarılması lazım. Ama Saddam, “Sivil uçakları vuracağım” diyor. Kimse de gidemiyor tabi. Türk Hava Yolları’ndan başka. Başbakan Turgut Özal’ın onayıyla beraber oradaki Japonları alıp ülkemize getiriyoruz.

     Sonra uçakta dünyaya gelen sürpriz yolcu dedikleri, bebekcik. Hamile kadına yardımcı olan hostes de sanki hostes değil de bir ebe gibi. O kadar profesyonel yaklaşıyor kadına. O kadını görünce, “Ya bu kadın bir anne ya da Türk Hava Yolları’nda böyle bir eğitim de veriliyor herhalde” dedim.

Türk Hava Yolları 85.Yıl reklamı

     Ve yakın zamanda futboldaki en büyük başarılarımızdan Dünya kupası üçüncülüğü. Gündüz vakti millet televizyon başındaydı. Ben de o zamanlar lisedeydim. Grubun ilk maçını lisemizin spor salonunda izlemiştik. Duvara büyük bir bez asıp ona yansıtmışlardı. Hey gidi günler hey. İşte o zaferin dönüşünde uçağımıza savaş uçaklarımız eşlik ediyor. Ve savaş uçaklarından birini kullanan pilotumuz, teknik heyet ve futbolculara, “Yuvanıza hoş geldiniz” diyor.

     Acaba o zamanki görüntüler kullanılsa mıymış diye düşündüm. Reklamın dokusunu bozar mıydı, bozmaz mıydı diye ikilemde kaldım. İçerideki futbolcuları temsilen, uçağın camında, arkasında Türkiye yazan eşofmanlı biri gözüküyor. Tamam, o zamana ait görüntüler kullanılmamış olabilir. Ama bu da çok sönük kalmış ya. Hiç olmazsa birkaç kişi daha olsaydı camdan bakan.

     Ve dünyanın en çok ülkesine uçan hava yolları olmak. Reklam filminde, 2012 Somali dünyaya açılıyor diye kendine yer bulmuş. Ve reklamın sonundaki söz: “Her seferinde bu bayrağı taşımanın gururuyla yükseldik gökyüzüne”. Reklama birde siz göz atın. Reklamı buradan izleyebilirsiniz.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/air-air-travel-airbus-aircraft-358319/

13 Haziran 2018 Çarşamba

Siyasi yazılar yazmak istiyorum ama yazamıyorum...


                                             SİYASİ KONULAR
     Siyasi konular yazamıyorum. Ben siyaseti severim. Tuttuğum defterlerde de çokça siyasi yazılar yazmışımdır. Ama blogda yazamıyorum. Çünkü siyasi ortam hiç uygun değil. Herhangi bir partiye ve liderine eleştiri yapsam, hemen yanlış anlaşılma durumum var. AKP’yi eleştirsem CHP’li olacağım, CHP’yi eleştirirsem de AKP’li. Hemen etiketleniyorsunuz yani. 

     2002’den beri siyaset izlemeyi severim. Buna da kafa yorarım. Benim gibi siyaseti seven arkadaşlarımla da tartışmayı severim. Ama blogda yazamıyorsun yani. Hani blog yazarlarına hep önerilir ya, sevdiğiniz konularda yazın diye. Siyaset de benim sevdiğim konulardan biri. Bir tane blog yazarı. Bundan 5-6 yıl önce bir yazı yazmış. Ve o yazı nedeniyle adamı ifadeye çağırmışlar. Dava falan açılmış. Gel de bu ortamda yazı yaz hadi.

siyasi yazılar
                               
                                     GÜNLÜK SİYASİ MAKALELER
     Günlük siyasi makaleler okumayı severim. Devamlı takip ettiğim yazarlar vardır. Hem sağcısı hem de solcusunu. Ben her kesimden okumayı seviyorum ya. Bir kesimi okuyunca rahat edemiyorum. Korkuyorum aslında. Sadece bir tarafı okursam, hep o taraf gibi düşünürüm diye. Diğer tarafın söylediklerine duyarsız kalırım diye. 

     Seven vardır, sevmeyen vardır. Ben Ahmet Hakan’ı seviyorum. Son bir yıldır falan takip ediyorum herhalde. adam ne görüyorsa onu yazıyor. Bu muhalefet, bu iktidar diye ayırmıyor. “Sen bilmezsin, ne fırıldaktır o” diyenler olacaktır. Ben o dönemlerine tanık olmadım abi. Takip ettiğim dönemde böyle bir şeyle karşılaşırsam da açık yüreklilikle söylerim.

     Diğer takip ettiğim köşe yazarlarını da yazayım. Sabah gazetesinden Haşmet Babaoğlu, Mehmet Barlas ve Engin Ardıç’ı takip ediyorum. Sözcü gazetesinden Emin Çölaşan, Bekir Coşkun ve Can Ataklı. Bunların hepsini günü gününe takip ettiğimi söyleyemem. Haftada 3-4 gün işte. Bu yazarlar iki tarafın en çok okunan yazarlarından.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-and-blue-plastic-pen-non-top-of-black-covered-notebook-1120347/


12 Haziran 2018 Salı

Bulmaca çözme hevesim depreşti...


     Uzun zamandır bulmaca çözmüyordum. Ama sağ olsunlar birkaç gündür Kübra, Cansu ve Şeyda’nın sayesinde bulmaca çözme hevesim depreşti. Bu saydıklarım yan yana masalarda çalıştığım arkadaşlarım. Galiba Cansu başlattı bu bulmaca işini. Posta gazetesi almış. Ondan Kübra’ya sıçradı. Ondan da Şeyda’ya. Baya baya kafalarını verip çözmeye çalışıyorlar. 

bulmaca çözmek

     Zamanında ne uğraşmıştım bu bulmaca işine. Bende o zamanlar Posta’nın bulmacasını alırdım. Bence en iyi bulmaca eki. Her gün alır, bir önceki gün çözemediklerimin cevaplarını yazardım defterime. Artık o hale gelmiştim ki, arka sayfadaki bulmacayı birkaç dakikada çözerdim. O günleri hatırladım. Arka sayfadaki bulmaca az biraz zorlaşmış. Ama yine de çözülüyor. Cansu, Kübra ile baş başa verip çözdüler. Bizde Şeyda ile. Güzel vakit geçti.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-writing-on-puzzle-win-paper-233221/

11 Haziran 2018 Pazartesi

Hafta sonu için mi yaşıyoruz?


     Çalışanlar olarak isteğimiz bir an önce hafta sonunun gelmesidir. O en güzel gün cuma. O gün, diğer günlere göre daha bir motive gideriz işe. Çünkü bugün cumadır ve yarın hafta sonuna açılan kapıdır. Peki hafta sonu oluyor da ne geçiyor elimize? Bir anda pazartesi olmuş. Yine pazartesi sabahı suraklar asık, tutuyoruz işin yolunu. 

Hafta sonu

     Sonra yine hafta sonunu bekliyoruz. Yine gelsin Cuma. Ya hayat hafta sonundan mı ibaret? Bizler hafta sonu için mi yaşıyoruz? Bir şeyleri kaçırıyoruz. Bir şeyleri ıskalıyoruz. Devamlı hafta sonunun hayalini kurarak bir yaşam geçer mi? Hayatımızın yönünü başka bir tarafa çevirmeliyiz. Ama ne tarafa? Ne yaparsak bu kısır döngüden çıkıp çekiveririz hayatımızı?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/mountains-nature-sunset-summer-91224/

10 Haziran 2018 Pazar

Bu ramazan ayı da bitiyor...


     Ramazanın son 4 günü. Bu ramazan da bitiyor be. Sağ olana her gün geliyor. Geçen ramazan hayatta olup da bu ramazan hayatta olmayanlar var. Onu bırak, daha bugün hayatını kaybedenler var. Bayramı göremeyecek olanlar. Belki bende, belki bu yazıyı okuyan siz de bayramı göremeyeceğiz. Ecel vade artık. 

Ramazan ayı

     Bayram geliyor diye bir yandan seviyorum. Ramazan ayı gidiyor diye de bir yandan üzülüyorum. Az önce annem söyledi. “Ramazan güle güle gelirmiş, ağlaya ağlaya gidermiş” diye. “Bu dünyaya iyi ki gelmişim” diye hep bu güzel günlerde söylüyorum. “Yaşamak güzel şey” diyorum. Tabi bunu o kadar az söyletiyor ki bu dünya. Daha çok, “Bu dünya çekilecek dert değil” dedirtiyor insana. Bir daha ki ramazan ayını görebilmek, bu güzelliği tekrar tadabilmek umuduyla.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ortakoy-mosque-1115765/

9 Haziran 2018 Cumartesi

Aleyna Tilki, Yalnız Çiçek şarkı değerlendirmesi...


     Aleyna Tilki yeni şarkı çıkarmış. Şarkının adı: Yalnız çiçek. Şu anda şarkı Youtube trendlerde 1 numara. Şarkı, Yıldız Tilbe’ye ait. Abi ben Yıldız Tilbe’nin bu şarkısını bilmiyordum ha. Aleyna’dan dinledikten sonra internetten baktım. Şarkı 1994’de çıkmış. Ama şarkı Aleyna’ya cuk diye oturmuş. Tabi Emrah Karaduman şarkıyı Aleyna’ya göre düzenlemiş. 

     Bu Aleyna Tilki’nin üçüncü şarkısı. Ben 3’te 3 diyorum. Bu tip yeni yeni isim yapan şarkıcıların her yeni şarkısının tutması lazım. Hatta mümkünse bir önceki şarkısından daha fazla popüler olması lazım. Aleyna’nın Sen Olsan Bari şarkısı, Cevapsız Çınlama’sını kat be kat geçmişti. Şimdi Yalnız Çiçek, Sen Olsan Bari’yi geçer mi? Şimdilik öyle bir potansiyel görmüyorum. Sen Olsan Bari, başkaydı sanki. Tabi bu dediğim gibi şimdilik görünen. İlerleyen günler ne gösterir bilemem. 

     Şu anda şarkı 19 milyon izlenmiş. Klibin 5 Haziran’da yayına verildiğini düşünürsek bu iyi bir rakam olsa gerek. Haa unutmadan. Klibin linkini şuraya bırakıyorum. İsterseniz bir göz atarsınız. Bu kızın seveni kadar sevmeyeni de var. Ben şahsen seviyorum. Başarılı da olmasını istiyorum. Takip ettiğim Youtube kanallarından Yorekok, Aleyna Tilki’nin Yalnız Çiçek klibini değerlendirmiş. Kendine has bir mizahı var Yorekok’un. Keyifli vakit geçirmek için muhakkak izleyin derim. Onun linki de burada.

Aleyna Tilki Yalnız Çiçek


     Yıldız Tilbe’nin şarkılarını söyleyenler arasında Demet Akalın, Gülşen gibi isimler var. Hepsini detaylı dinleyemedim ama Gülşen’in söylemesi bir başka olmuş. Onu da bi dinleyin. Bir ara Orhan Gencebay’da yapmıştı. Eski şarkılarını diğer şarkıcılar söylemişti. Yıldız Tilbe’nin de aynı hesap işte. Ama güzel oluyor böyle ya. Tabi şarkılar kimine yakışıyor, kimine hiç uymuyor. 

     Sen Olsan Bari şarkısını arkadaşlardan duymuştum. Yalnız Çiçek’i arkadaşlardan duymadım ama, “Aleyna Tilki’nin yeni şarkısı çok güzel ya” diyen arkadaşlarımı duydum. Google aramalarda da öyle arama yapılmış. Aleyna Tilki’nin yeni şarkısı diye. Klibi de enteresan. Yine Aleyna’lık bir klip olmuş. Onu yansıtmış. Klip, Alice Harikalar Diyarı’ında mı ne geçiyormuş. Klibin yönetmeni de kendisiymiş. Bir tane yazar da, “Aleyna’nın yeni klibinden bir şey anlayan var mı?” diye sormuş 😊


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-vintage-headphones-with-mobile-smartphone-6319/

8 Haziran 2018 Cuma

Blogger kapanıyor mu?


     Blogger kapanıyor mu? Kapanırsa kapanır abi. Ne yapalım yani. Google’un, Blogger’ı iplediği de yok zaten. Hiç umursamıyor ki. Tamam, onca verdiğimiz emek boşa gidecek. Tamam, bu hiç hoş bir durum değil. E ölecek halimiz de yok. Başka platformlar bulup yola devam ederiz. Yapacak başka bir şey var mı? Geçeriz Wordpress’e. 

Blogger kapanıyor mu?

     Zaten Google böyle bir şey yaparsa, bu alanda Wordpress tekel haline gelir. Tabi bu söylediğim yine Google için bir şey ifade etmeyebilir. Bir ara Blogger kapanmış gerçi. Ama o Blogger kaynaklı değilmiş. Blogda maç yayını falan mı ne yapmışlar. Mahkeme kararıyla kapanmış. Yani işin özü arkadaşlar, Blogger gider Wordpress gelir. O gider, başkası gelir. Elbet yazacak bir yerler buluruz yine.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/laptop-notebook-working-internet-3054/

7 Haziran 2018 Perşembe

Erdal Demirkıran'dan Cahit Hoca hikayesi...


Bir şeyi başarmak istiyorsan özgüvenin olacak. Özgüveni olan bir kişi nasıl başarıya ulaşmış bir örnek vereceğim size. Daha doğrusu Erdal Demirkıran verecek. Geçenlerde yeni bir videosuna rastladım. Videonun başında Kadir Çöpdemir ile harika bir sohbetleri var. Bu arada şu Kadir Çöpdemir gibi olmak isterdim. Olaylara bakışı, yaklaşımı. Onun gibi bir mizah yapım olsun isterdim. 

Erdal Demirkıran'dan Cahit Hoca hikayesi

Bu son videoda Erdal Demirkıran’dan Cahit Hoca hikayesini dinleyeceksiniz. Ve kendisine özgüveni olan bir matematik hocasının nerelere gelebileceğini göreceksiniz. Ben ilk izlediğimde, “Bu Cahit Hoca kim ola ki?” dedim. Ama videonun sonunda cevabımı aldım ve hayretler içinde kaldım. Bahsettiğim videoyu buraya bırakıyorum. Bi izleyin bakalım. Siz ne diyeceksiniz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-and-black-dynamic-metal-microphone-53462/

6 Haziran 2018 Çarşamba

TRT propaganda konuşmaları...


     Muharrem İnce, TRT’nin propaganda konuşmalarına katılmayacağını söylemiş. “Alın 10 dakika sizin olsun” demiş. Bence de haklı demiş. Abi artık TRT’ye ihtiyaç mı kaldı ya. Artık her lider televizyonlarda kendine yer buluyor. Hem de kaç 10 dakika. Televizyonun tek kanallı olduğu veya özel televizyonların yeni yeni çıktığı dönemlerde TRT’de konuşmanın bir anlamı olabilirdi. Artık hiçbir geçerliliğinin kalmadığını düşünüyorum. 

TRT propaganda konuşmaları

     Haber kanalları mitingleri zaten canlı yayınlıyor. Yetmedi yine kanallar liderleri ağırladıkları programlar yapıyorlar. Bol bol propaganda konuşmaları yapıyorlar. Yani kimse TRT’nin bilmem kaç dakikasına muhtaç değil. Muharrem İnce’nin bu çıkışından sonra belki diğer liderlerde bundan sonra propaganda konuşmalarına çıkmayabilirler. Sizin bu konuda görüşünüz nedir?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/music-sound-communication-audio-2235/

5 Haziran 2018 Salı

Ali Koç, Fenerbahçe'de neler yapacak?


     Sadece Fenerbahçe’lilerin değil neredeyse tüm Türkiye’nin istediği oldu ve Ali Koç başkan seçildi. İnsanoğlu her zaman değişim istiyor. Kendine yeni umutlar verenin peşinden gitmek istiyor. İşte Fenerbahçe’de bu kişinin adı Ali Koç’tu. Şimdi herkeste bir heyecan var. “Ali Koç ne yapacak?” diye. Ortaya çok büyük bir vizyon ile çıktı. 

     İsim yapmış teknik direktörler Fenerbahçe ile anılıyor. Öncelikle futbolda büyük işler yaparak başlayacağı düşünülüyor. Ama bunu nasıl yapacak orası muamma. Çünkü UEFA’nın şu mali kriterleri var. Futbolda yapacağı işler dışında birde kurumsallaşma adına ne gibi adımlar atacak bu da büyük bir merak konusu. Öyle bir sistem kurması bekleniyor ki. Futbol artık kendi kendine yetecek. Ve hatta artıya geçecek.

     Ben Ali Koç’un yerinde olsam hiç başkanlık falan ile uğraşmazdım. Abi bu başkanlık işlerinde adamı yiyip bitirirler. Hem maddi, hem de manevi olarak. İnsan sağlığından olur ya. Stres üstüne stres yapar. Ben olsam locamdan izlerdim maçları, gerisine karışmazdım. İş adamlarının kendi alanları dışında farklı bir mecrada pek de başarılı olamadıkları görülüyor. Mesela siyaset gibi. 

Ali Koç

     Ama ben Ali Koç’un başarılı olmasını isterim. Kendisinin ortamı gerginleştirecek bir yapısı yok. Her zaman aklı selimden yana bir tavır koyacak gibi. Bu da Türk futbolu için büyük şans olur. Aziz Yıldırım sayesinde kulüpler arasında düşmanlık peydah oldu.

     Futbola olan bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Bu da başkanlardan başlıyor. Çünkü taraftarlar başkanlara bakıyor. Kamuoyu da başkanlara bakıyor. Aziz Yıldırım döneminde Fenerbahçe sevilmeyen bir kulüp oldu. Şahsen ben de sevmiyordum. Ama Ali Koç, Galatasaray taraftarında bile sempati ile karşılandı. Ben de bir Galatasaray taraftarıyım. İnsan ister istemez Ali Koç’a sempati duyuyor. 

     Ama kendisi için asıl olay şimdi başlıyor. Atacağı her adım kamuoyu tarafından pür dikkat takip edilecek. Bu çok büyük bir sorumluluk yüklüyor kendisine. Umarım bunun farkındadır. Yazıyı toparlarsak. 1) Futbolun başına kimi teknik direktör olarak getirecek? Ve hangi futbolcuları transfer edecek? Zira çok büyük isimler bekleniyor. 2) Kurumsallaşma adına ne gibi adımlar atacak? Dünya kulübü yapabilecek mi?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/grass-sport-football-soccer-102448/

4 Haziran 2018 Pazartesi

Millet Bahçesi güzel proje ama...


     İstanbul Atatürk Havalimanı kaldırılınca o canım araziye ne olacaktı? Muhtemelen oraya siteler ve gökdelenler yapılacaktı. Eminim bu ülkede yaşayan çoğu insan böyle düşünüyordu. Ama hükümet bizi ters köşeye yatırdı. Oraya Millet Bahçesi yapılacakmış. Yani bildiğimiz park. İnsanların o koca koca yapılardan bunaldıkları anlarda kendilerini atacakları bir alan. 

     Hala bu ülkede böyle bir şeyin yapılabileceğine inanamıyorum. Çünkü bu ülkede TOKİ denen bir kurum var. Nerede boş bir alan görseler apartman dikiyorlar. “TOKİ’ye yine iş çıktı” demiştim bu havalimanı muhabbetini duyduğumda. Ayrıca bu Millet Bahçeleri sadece İstanbul ile sınırlı kalmayacakmış. Birkaç büyük şehire daha bu parklardan yapılacakmış. Valla bu sevindirici bir gelişme.

     Bu ülkede güzel şeyler de oluyor haberi, tam da bu haber işte. Her zaman olumsuz şeyleri yazıyoruz. Böyle olumlu gelişmeleri de yazalım. Geleceğe biraz umutla bakmamızı sağlasın. Böyle bir şeyi kim düşündüyse, onu tebrik etmek lazım. Bu bir seçim yatırımı mı? Yatırımsa yatırım. Yeter ki seçim yatırımları böyle olsun. 

Millet Bahçesi

     İşte olayın içine seçim yatırımı mevzuu girince işkilleniyorum. Niye mi? Seçimden sonra alınacak bir kararla bu Millet Bahçesi olayından vazgeçilirse. İnsan ister istemez endişe ediyor. Bu ülkede olmaz olmaz diye bir şey yok. Her şey oluyor. Bilmiyorum siz böyle bir endişe taşıyor musunuz?

     Bizim ülkemizde böyle büyük alanlara park yapılması gibi bir alışkanlığımız yok. Genelde böyle alanları evler yapmak için kullanıyoruz. Böyle evlerle geleceğe bir şey bırakamayız. Bazı küçük parkların yıkımına karşı çıkan vatandaşlara mikrofon tutulduğunda, çocukluklarının bu parkta geçtiğini söylerler. İşte biz yeni nesile bunu deme fırsatını bırakmıyoruz. 

     Onlar parklarda hoplayıp zıplayamayacak. Bir alan olmadığı için de çocuklar internete, yani eve hapsedilmiş olacak. Bu bir toplumsal sorun aynı zamanda. O yüzden bu park işini çok önemsiyorum. Zaten medeniyet demekte yeşillik ve ağaç demek değil midir? Millet Bahçesi ismi hoşuma gitti benim. Yazıyı toparlarsak. 1) Bu proje seçimden sonra rafa kalkar mı? 2) Sizler Millet Bahçesi ismi için ne diyorsunuz? Ya da isim öneriniz var mı?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/feeding-the-pigeons-6050/


2 Haziran 2018 Cumartesi

51 bölge nedir?


     4 Temmuz 1947 gecesi New Mexico’nun Roswell kasabasına bir cisim düşer. İddialara göre bu cisim bir uçan dairedir yani ufodur ve içinde de uzaylılar vardır. Uçağın enkazı, içindeki uzaylılarla beraber kaldırılır. Düşen cismin ufo olduğu dünyada son dakika haberi olarak verilir. Ama daha sonra ABD tarafından yapılan açıklamada düşen cismin ufo değil, meteoroloji balonu olduğu belirtilir. 

     51 bölgede ufo ve uzaylılar üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Hatta uzaylılara otopsi bile yapıldığı söylenir. ABD, 51 bölgenin varlığını daha öncesine kadar kabul etmiyordu. Ta ki 2013 yılında yayınlanan CIA raporuna kadar. Ama açıklanan raporda da uzaylılar ve ufolarla ilgili bir bilgi yoktur. Gizli casus uçakların üretildiği bir yer olarak bahsedilir 51 bölgeden.

51 bölge

     Tüm bu iddialar konuşulurken eski bir Amerikan subayı, 51 bölge ile ilgili bir açıklamada bulunur. Açıklamasında 1947 yılında Rosweel’e düşen şeyin ufo olduğunu söyler. Bu subay, o zamanın 51 bölge halkla ilişkiler subayıdır. Yine aynı subay ölümünden sonra yayınlanmak üzere bir mektup yazar. Mektubunda Amerika’nın bugünkü teknolojisinin kaynağının, o ufo gemisindeki teknoloji olduğunu söyler. O gece düşen nesnenin ufo olduğunu söyleyen askerlerinde öldürüldüğü iddia edilmektedir. 

     51 bölge hala gizemini korumaktadır. ABD’nin Nevada kentindedir. Ve bir çölde kuruludur. ABD başkanları bize özel izin ile ziyaret edebilmektedir. Ve askeri üs olarak geçmektedir. Yakınına 50 kmden fazla yaklaşmak ve fotoğraf çekmek yasaktır.Bu uyarıların dikkate alınmaması durumunda oradaki görevlilerin sizi öldürme yetkisi bile vardır. Az önce de belirttiğim gibi orası askeri bir üs olarak geçmektedir. Bu nedenle bölgeye giden turistler bile 50 kmden fazla yaklaşamazlar. 

     Bölgede kullanılan araçlar hep beyazdır. Ve üzerlerinde ne bir yazı, ne de bir sembol vardır. Belli aralıklarla bölgeye yine beyaz renkte, büyük tırlar gelmektedir. Ve hala içeriye ne getirdikleri bilinmemektedir. Ve yine başka bir iddiaya göre yerin altında 40 kat daha vardır. Akla uçuk gelse de orada uzaylılarla toplantı yapıldığı bile söylenir. Akla yakın gelen iddia ise, 51 bölge de nükleer bomba testlerinin yapıldığıdır. Mantar şeklinde patlamalar gördüklerini söyleyenler bile vardır.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/astronaut-standing-beside-american-flag-on-the-moon-39896/

Blogger tarafından desteklenmektedir.