Aslında gün içinde yazarım diye notlar almıştım ama şimdi o notları buraya yazmak istemiyorum. Ben de böyle değişik biriyim işte.
Kişisel
blog yazıları serisinin yeni yazısına hoş geldin. Yine mekandayız, yine
blogdayız işte.
Bugün cuma. Haftayı güzel bir şekilde kapattık diyebilirim. Darısı diğer haftaların başına.
Her hafta da aynı şeyler, aynı şeyler ve yine aynı şeyler.
Başka bir şeyler yapmalıyım ve bu döngüyü kırmalıyım.
Ama ne yapmalıyım?
Sence ne
yapmalıyım?
İşten eve dönerken, farklı bir yoldan mı gelmeliyim?
Bunu kim ortaya attıysa, onu
pişman edinceye kadar ağzımda sakız edeceğim bu öneriyi.
KENDİMİ İŞE KARŞI MOTİVE ETME ŞEKLİM…
İşte
çalışmıyorum ve evdeyim. Akşamı nasıl edeceğim? Nasıl vakit geçireceğim? Bu
soruları sorarak kendimi işe karşı motive etmeye çalışıyorum. Öyle böyle hayat
meşgalesi işte.
Meşgale
demişken aklıma geldi. Dünyada huzurlu olmanın yolu olarak bir işle meşgul
olmayı öğütlüyor uzmanlar. İşte bir meşgale sonuçta. Bu açıdan bakmaya
çalışıyorum işe, çalışma hayatına.
Evet,
size böyle anlatıyorum, dert yanıyorum ama devamlı bunları konuşmak da sıkıyor
beni. Özellikle iş arkadaşlarınla.
Devamlı
işin olumsuz yanlarından bahsedilmesi beni soğutuyor. Tamam, dediğin yerlere
ben de katılıyorum. Ama her dakika da bunu dile getirirsen ben de motivasyon
falan bırakmazsın ki. Zaten zar zor çalışıyorum.
Çalışmaktan
çok bahsettim değil mi? Hayatımın büyük bir alanını kaplıyor da ondan. Gerçi bu
ülkede herkesin büyük bir alanını kaplıyor bu çalışma hayatı.
YAZAR OLMA HEVESİ…
Zaman
zaman neden yazar olma hevesine kapıldığımı düşünüyorum.
Bunca
insan var yazar olmak isteyen. Bunca yazı atölyeleri açılıyor. -Onlar da iyi
para kırıyorlar bu arada. Yazı atölyesi işine mi girsek, ne yapsak?- Atölyeler
dolup dolup boşalıyor. Peki kaçı yazar olabiliyor? Ya da o atölyelere ne amaçla
gidiyorlar?
Bir
Orhan Pamuk, bir Ayşe Kulin, bir Ahmet Ümit olmak için mi?
Yani
diyorum ki kendimizi kandırıyor olabilir miyiz? Sen ne dersin bu konuda?
Benim
yazar olma hevesim kitap yazmak üzerine değildi. Roman yazımı üzerine yazılar
okudum, videolar izledim. Benim yapabileceğim bir şey değil zaten. Daralırım
ben. O kadar sıkıya gelemem.
Köşe
yazarı olma hevesi vardı ben de. Yani bu blog işlerine falan öyle girdim.
Girdim de ne oldu? Ünlü mü oldum? Yoo. Peki bu işe heves ederken ne
amaçlıyordum? İnan ki, yıllar oldu ve hatırlamıyorum. Öyle böyle kendi
çapımızda yazıyoruz işte.
Peki
insanlar yaptığın işi ne zaman ciddiye alırlar? O işten para kazanmaya
başladığında. Blogda para falan yok. Daha da kendi cebimizden para veriyoruz. Eksideyiz
yani.
KİŞİSEL BLOGLARDAKİ BOT OKUNMALAR…
Bir
de benim sinirime dokunan bir konuyu daha yazayım: Sizler de biliyorsunuz
aslında konuyu blog arkadaşlarım.
Singapur
ve Çin’den gelen abuk sabuk okunmalar.
Yapay
zekaya sordum: Bot olur diyor, veri topluyorlar diyor. Genelde orijinal
içeriklere geliyorlarmış. Çünkü yapay zeka ile yapılan içerikleri
istemiyorlarmış.
Ulan
bu yapay zeka beni mi kekliyor nedir? Senin yazıların samimi ve orijinal, ondan
senin yazılarına geliyorlar diyor. Yeme beni yapay zeka.
Arkadaş
ben kendi halinde bir bloğum. Neden benim ve diğer arkadaşlarımın bloğunu
istila ediyorsunuz?
Bunları
engelleyemiyor muşuz da. Arkadaş, ben blog istatiklerini açınca Singapur ve Çin’den
gelen bot hesapları görmek istemiyorum. Bizi bi salın kardeşim be.
1
Nisan geçti. Bu ülkede 1 Nisan şakası yapılmadı. Ülke insanın da neşe kalmadı
neşe. Bir de sizin botlarınızla uğraşmayalım.
Büyük
haber sitelerine ve büyük haber sitelerinde yazan köşe yazarlarının yazılarına
da, dadanıyor mu acaba bu bot hesaplar?
Bir
de merak ettiğim konu: Yurt dışından birileri, “Ulan şu Türkiye’deki bloglar
neler yazmışlar acaba? Kendi dilime çevireyim de okuyayım” diyorlar mı?
Ben
demem mesela. Banane arkadaşımın başka ülkelerin bloğundan. Bugüne kadar hiç
böyle heveslerim olmadı.
Yanlış
anlaşılma olmasın. Bu yazıyı okuyanlar arasında böyle yapanlar olabilir. Sadece
ben tercih etmem, onu diyorum. Bana anlamsız geliyor.
Ben
önce kendi insanımı, yurdumu anlamam lazım. Senin bu konuda düşencen nedir
sevgili dostum?
Sevgili
Dostum diye de Beyhan Budak der hep YouTube videolarında. O adamı da seviyorum
ya. Samimi geliyor bana.
Kişisel
blog yazıları serisi devam edecek.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #133
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder