blog yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sosyal medya gezmesi, sıcak hava, yatmadan önce yazısı...

Şöyle bir uzanmıştım akşam 19:00 gibi bir kalktım saat 22:00 olmuş. Bizimkiler TRT 1’de Benim Güzel Ailem dizisini izliyorlardı. Ben de biraz izledim onlarla beraber. 

Sonra kalktım geldim bilgisayarın başına. Twitter’da takıldım biraz. Biraz da İnstagram, biraz da blog. Sosyal medya sosyal, medya dolaştım yani. 

Herkes yattı ben ayaktayım. Son olarak bir şeyler yazıp öyle yatmak istedim. 

Hava çok sıcak bu arada. Bu sıcaklarda da doğru dürüst uyunmuyor. Balkanlar’dan falan biraz serinlik gelse o kadar güzel olacak ki. 

İskender Pala’nın, İtiraf romanına devam ediyorum. Umarım bu hafta bitirebilirim kitabı. Uzun süre aynı kitabı okuyunca sıkılıyor insan. 

Tatlı rüyalar, iyi geceler millet.

Boyun ağrısı ile yazılan bir blog yazısı...


     Evet, bu yazının özelliği boyun ağrısı ile yazılan bir yazı olması. Kedim Osman evdeki ete dadanmıştı. 

     Eti mideye indirmesin diye onu engellemeye çalışırken bir anda boynuma bir ağrı saplandı. Bu arada et dediğim çiğ et. 

     Kedilerin çiğ et yemesi kendi sağlıkları açısından iyi değilmiş. Yoksa Osman’dan eti kıskandığım için değil. 

boyun ağrısı
foto kaynak: unsplash.com

     Sabahleyin kahvaltıdan sonra kas gevşetici Cabral ve ağrı kesici Arveles içtim. Geçmeyince biraz önce yine onlardan birer tane daha içtim. 

     Yazı biter bitmez kafamı yastığa koyup bir daha kaldırmamayı düşünüyorum. Robot gibi oldum. 

     Sağa sola dönerken tüm vücudumla dönmek zorunda kalıyorum. İnsanın ağrısı neredeyse canı da orada derler ya. Benim canım şu an boynumda.

Sahurdan sonra yazılan bir blog yazısı...


     Bu yazıyı sahurdan sonra kaleme alıyorum. Saatlerimiz 05:00 gösteriyor. Evde herkes yatıyor. Ben ayaktayım. Mis gibi bir sessizlik var. Bu sessizliği sadece dışardaki kuşların ötüşleri bozuyor. 

     Aslında böyle başlayan bir hikaye yazılabilirmiş. Ama ben devamını getiremem. Evdeki sessizlikten faydalanıp bir hikaye yazmak için bilgisayarının başına oturmuştu gibisinden bir şeyler mesela.

Blog yazılarımı Türkçe karakter kullanmadan yazardım bir zamanlar...

Blog yazmak
foto kaynak: unsplash.com

     Bir zamanlar, yani blog yazmaya daha yeni başladığım zamanlar nereden okuduysam blog yazılarımı Türkçe karakter kullanmadan yazıyordum. Ondan sonra başka bir Blogger’a sordum bu durumu. “Koskoca Google senin hangi dilde yazdığını anlayamayacak mı? Sen Türkçe yaz” dedi. Sonra Türkçe yazmaya başladım. Daha hala ilk blog yazılarım arasında Türkçe karakter olmadan yazdığım yazılarım vardır. Onları bir ara düzelteceğim ama hangi ara bende bilmiyorum.

1999 yılında yazılmış bir blog yazısını okumak...


     21 Ocak 2020 Salı. Neden bu şekilde tarih atarak başladım bu yazıya. Dün internette bloglarla ilgili araştırma yaparken bir blog yazısı ile karşılaştım. Bir günlük yazısı. 1999 yılında yazılmış. Tam 21 yıl önce. O kişi de yazısına o günün tarihini atarak başlamış. Ne tuhaf değil mi? Belki o yazıyı yazan kişi hayatta bile değil şu an. 

blog yazısından etkilenmek
foto kaynak: unsplash.com
     Ve ben okuyorum o yazıyı. Kim bilir belki bundan yıllar yıllar sonra yazdığım bu yazıyı da bir başkası okuyup, aynı benim düşündüğüm şeyleri düşünüp, hissettiklerimi hissedecek. Fazla nostaljik mi davranıyorum sizce? Bilmem kaç yıllar sonra bir başkasının hislerine tanık olmak, o hisleri benim de yaşamam ilginç geliyor bana.

Blogda yorum bölümüne ne yazsam?



blogda yorum yapma
foto kaynak: unsplash.com
     Okuduğum blog yazısına bazen yorum olarak ne yazsam diye düşünüyorum. Sıradan, klasikleşmiş yorumlar yazmak istemiyorum çünkü. Bilgi için çok teşekkürler, kalemine sağlık vs. Ben okuduğum yazı ile ilgili, onun içinden bir şeylerden yorum yapmak istiyorum. Ama bazen ne kadar da buna çabalasam olmuyor. İnanın yazacak bir şey bulamıyorum. Klasik bir yorum da yapmak istemediğim içinde yorum bölümünde öylece bekliyorum.

Geceye bırakılan bir blog yazısı...


     Bu gece 12’den önce yatakta olmam lazım. Dün gece 1’e yakın yattım. Uyku dengemi bozmamam lazım. Şu an saat 23:13 geçiyor. Bu yazımı yazarken yeni demlediğim çayımdan yudumluyorum. Televizyon kapalı. Sadece sobanın üzerindeki çaydanlıktan gelen ses işgal ediyor odayı. Huzurlu bir ortamdayım yani. 

huzur

     Bu gece televizyonda bir şey yoktu. Bende internete geçtim. Ata Demirer’in 40 programına konuk olduğu bölümün yarısını izleyebildim. Neredeyse 2 saatlik bir program. O kadar zamanım yok. Neden? Çünkü 12’den önce yatakta olmam lazım. Ata Demirer’in konuşmasına, hayata bakışına hayran kaldım. Hayatının olgunluk döneminde olsa gerek. Adamı al karşına, hayat üzerine sabaha kadar konuş. Bu arada yaşı 46’ymış. Arada birkaç anlamsız esprisini görmezden geldim tabi. 

     Başka? Başka bir şey yapmadım bu akşam. Belki bu yazıyı tamamladıktan sonra biraz Youtube’a takılırım. Ama fazla takılamam. Neden? 12’den önce yatakta olmam lazım çünkü. Ama önce bir bardak daha çay içeyim. Çayım güzel olmuş.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/tea-poured-in-white-ceramic-cup-82860/

Yorumsuz blog yazısı bırakmamaya var mısınız?


     Elimden geldiğince her blog yazısına yorum yaparım. Hatta sırf yorum yapacağım diye klasikleşmiş şeyler yazarım. “Çok güzel yazmışsın. Eline sağlık” gibi.  Ya da, “Bu faydalı bilgi için teşekkürler” tarzı. Ama ne yapayım. Aklıma başka bir yorum da gelmiyor. Ama o yazıyı da yorumsuz bırakmak istemiyorum. Eğer bir yazıyı yorum yapmadan kapatırsam, kendimi suçlu gibi hissediyorum. 

     Yorum, bir blog yazarı için çok önemlidir. Onu tekrar yazmaya teşvik eder. “Yazdıklarım boşa gitmiyormuş. Bak, okuyorlar ve yorum yapıyorlar” der. Bu nedenle yorum yapmaktan kaçınılmamalı. Gerekirse çok bilindik yorumlardan biri yazılmalı. “Kalemine sağlık” denilmeli. Blog yazarı bunu görsün. İnsan, denetlenmeyi bekleyen yorumlar kısmında hiç yorum görmeyince morali bozuluyor. Ama birde 4-5 tane yorum olduğunu görünce. Sayfa baştan aşağıya yorum dolu olunca. O kadar büyük bir moral oluyor ki ona. 

Blogda yorum yapma

     Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum. Benim yazılarıma yorum yapmak isteyip de, “Her zaman eline sağlık da denilmez ki. Boşver, yorum yapmayayım” diyen varsa, artık demesin. Gönül rahatlığıyla ne istiyorsanız yazın. İsterseniz hep aynı şeyi yazın, ama yazın. 

     Bazen blog yazılarında hiç yorum görmüyorum. O yazıya hemen yorumumu yapıyorum. Hiçbir blog yazısı yorumsuz kalmamalı. O yaptığım yoruma blog yazarı o kadar candan bir cevap veriyor ki. “İyi ki o yorumu yapmışım” diyorum. Ya da şunu yapın. Yukarıdaki tüm yazdıklarımı unutun. Hiç yorum almamış bir blog yazısı gördüğünüzde, muhakkak ama muhakkak yorum yapın. 

     Ben ilk yorumumu aldığımda ne sevinmiştim. Havalara uçmuştum. Bir kişi, benim bloğuma yorum bırakmıştı. Hangi yazıma ve yorum nasıl bir yorumdu hatırlamıyorum şimdi. Belki de deminden beri bahsettiğim standart yorumlardan biriydi. Ama ben çok sevinmiştim. Bir ara da o yazıma ve ilk yorumuma bakayım. Merak ettim şimdi bak. Hatta bundan güzel bir blog yazısı bile çıkabilir. Hemen bunu listeme alayım. Sonradan unutuyorum. Telefonda, Google Keep uygulamasına not ediyorum. Bu arada bu konu hakkında yazmak isteyenler de yazabilir. “Şimdi bu yazıyı yazarsam, Cem bunu ben yazmıştım” der diye düşünmeyin. Yazın.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-view-indoors-instrument-pencil-141966/

Blog yazım ellerimde...



     Blog yazmaya başlayalı 3 yıl kadar oldu. İlk defa blog yazımı kağıda döktüm arkadaşlar. Benim lise arkadaşım var. Yaşar. Bugün kendisinin ofisine gittim. Sohbet muhabbet falan. “Senin yazıcıdan blog yazımı çıkaralım” dedim. Sağolsun beni kırmadı. Ve bloğumdan ilk harfler, kelimeler ve cümleler kağıda döküldü. Devamlı bilgisayar ekranında gördüğüm yazılarımı elimdeki kağıtta görmek bir hoş etti beni. Fotoğrafta gördüğünüz yazımın çıktısı oluyor. Belki gün gelir bloğumu kitap haline getiririm.



Blog yazısı kaç kelime olmalı?

Blog yazısı kaç kelime olmalı?

     Blog yazısı kaç kelime olmalı? İlk blog yazmaya başladığım dönemlerde bu sorunun cevabını çok aradım. Okuduğum yazılarda ortak görüş ise: En az 300 kelime olmalı diyor. Bunun üzerini yazabilirseniz 500. Ama en iyisi 1000 kelime olarak görülüyor. Ben hepsinde de yazdım. Ama en çok 300 kelime yazdım. Ama 300 kelime yazmak hiç de kolay değil. 300 kelimeyi tamamlayacağım diye akla karayı seçerdim. Sadece Google öyle istiyor diye. Yazmak benim için sıkıntılı bir süreç olmuştu. ondan sonra bir karar aldım. “300 kelime yazmak için kendime zorlamayacağım” dedim. Ve o günden bugüne 100 kelimelik yazılar yazmaya başladım. Belki Google’ın istediği sayıda yazamıyorum ama ben böyle mutluyum. Blog yazısı için kelime sayısı, kişinin yazabildiği kadardır bence.