Yayınlar

Ağustos, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Blogda yorum yapma, cevap vermiyorlar çünkü...

Resim
      Blogda yorum yapma konusunda bu ikinci yazım olacak. Bu konu ile ilgili daha önce bir yazı daha yazmıştım. O yazımda art niyetli yorum yapanları yazmıştım. Seni, yazını çekemeyenleri. O yazıma isterseniz buradan bir göz atabilirsiniz. Google’ın istediği gibi yazı içerisinde eski bir yazımıza link verdiğimize göre, yazımıza devam edebiliriz. Şimdi arkadaşlar. Blog dünyasında gördüğüm yanlışları elimden geldiğince yazmaya, dile getirmeye çalışıyorum. Bana göre yanlış olan şeylerden biri de, yapılan yorumlara cevap verilmemesi. “Nasıl yani?” derseniz. Şimdi bir blog yazısını okuyorsun. Beğeniyorsun. “Ulan bu yazı yorumu hak ediyor” deyip yorum yapıyorsun. Ama blog sahibi zat, zahmet edip de yorumuna cevap vermiyor. BLOGDA YORUM YAPMA, SAYGI GÖSTERMİYORLAR      Blogda yorum yapma konusunda gel de bir daha istekli ol. Adamda ne istek, ne de şevk kalıyor. Ve o blogger hakkında da pek de olumlu şeyler düşünmüyorum tahmin edeceğiniz gibi. Ben yazını okuyup vaktimi harcadıysam v

Facebook: Vaktimi çalan site...

Resim
      Facebook , pek fazla vakit geçirdiğim bir sosyal ağ değildi. Ama eskiden. Şimdi en çok vakit geçirdiğim site diyebilirim. Bu nasıl oldu peki? Herkes gibi bende boş vaktim olunca ilk iş internete girerim. Eğer dışardaysam bir şöyle girer çıkarım. Ama evdeysem geniş geniş bakarım. Videoları izlerim. Video olarak Youtuberlara bakarım önce. Sonra en çok da Facebook’ta vaktim geçer. Beğendiğim bir videoyu açıyorum. O video bitince o videonun altında diğer videolar çıkıyor. Siyaset videosu açtıysan siyasetle ilgili başka bir video geliyor. “Onu izleyeyim, bunu da izleyeyim” derken dakikalar geçiyor. Tabi telefondan izledim. Hiç bilgisayardan açıp denemedim. Videoları kısa olduğu için, telefondan da bakması sorun olmuyor. ARKADAŞLARDAN HABERDAR OLMA ŞANSI VERİYOR      Facebook üzerinden yoğun bir şekilde video izliyorum anlayacağınız. Ama bunun dışında normal paylaşımlar için fazla vakit harcamıyorum tabi. Beğenip beğenip geçiyorum. Güzel bir yanı da şu: Ortaokuldan, lise

Tartışma kültürümüz...

Resim
      Tartışma kültürümüz diye bir kültürümüz yok zannediyorum. Daha çok tartıştığımızı zannediyoruz. Tartışmalarımızın çoğu ağız dalaşına ve sonunda da yumruklaşmaya varabiliyor. En çok da bu durumu siyasi tartışmalarda yaşıyoruz. Daha önce tanıdıklarla siyasi tartışmaya çok girerdim. Ama baktım ki karşımdakilerin çoğu tartışmayı bilmiyor. Senin söylediklerine doğru dürüst cevap veremeyince kişiliğinle ilgili şeyler söylemeye başlıyor. Sonuç olarak aranız bozuluyor. Benden bundan böyle yakınlarımla tartışmayacağım. Sadece tartışmayı bilenlerle tartışacağım. Özellikle bu siyasi konularda her akşam haber kanallarında tartışma programları var. Yaptığımız tartışmaların benzerlerini her akşam haber kanallarında yapıyorlar. En son biri programı terk etmişti. Bu tartışmayı bilmediğimize örnek olabilir.  BIRAK, “SÖZÜMÜ KESMEYİN” MUHABBETİNİ      Tartışma kültürümüz karşımızdakini anlamaya yönelik değil. Tek derdimiz kendimize göre doğru olanı karşımızdakine kabul ettirmek. Yani ama

Osmanlı arması kim yaptı?

Resim
Osmanlı arması kim yaptı diye hiç merak ettiniz mi? Ben ettim ve öğrendim. Öğrendiklerimi de çok kısa bir şekilde sizinle paylaşmak istedim. Armayı yapan Charles Young adında bir arma ressamıdır. Bugünkü bildiğimiz haline ise II.Abdülhamit’in yaptığı eklemelerle almıştır. Armayı niye bir Türk yapmamış peki? Aslında Osmanlı’da arma yokmuş. Ama İngiltere kralı III.Edward, Abdülmecid Han’a Diz Bağı Nişanı’nı hediye edince arma ihtiyacı ortaya çıkmış. Çünkü o nişanı alan kişilerin armaları saraydaki kilisede yüksek bir yere asılırmış. Arma ihtiyacı buradan çıkmış işte. İngiltere’den arma yapılması için çağrılan kişi de Charles Young’muş.

Notlarım #9...

Resim
      Notlarım bölümünü uzun zamandır yazmıyordum. Artık daha fazla bu bölümü boş bırakmamak gerekir diye düşündüm. İşte onlar; GÜNDEMİ SÜREKLİ İŞGAL EDEN ŞEYLER * Bir bakıyorsun ay, bir bakıyorsun güneş tutuluyor. Hasılı bu döngü böyle devam ediyor. * Evlilik programları ha kalktı ha kalkacak deniyor. Sonra devam ediyor. Sonra yine kalkacak haberleri çıkıyor. Bunlar nasıl bir programdırlar ki, kalkacak haberleri bile ilgi çekiyor. * Dünyanın her yerinden Dursun Özbek istifa pankartları açılıyor.  YEŞİL BİBERİ NERELERDE SEVERİM? * En başta yemek yerken tuza banarak yemek. Ama biber acı olacak. Yoksa tuza banıp yemeye hiç gerek yok. * Izgara köftede. Ama orada da tatlı olmayacak. Acı olacak. Öyle bir güzel gidiyor ki. * En sonda salatada. Salatada tatlısı gider bak. Ama onda da çok az acı olursa, salatada da gideri vardır. KÖPEK DEYİNCE AKLIMA GELEN * Bu aralar köpek deyince aklıma dişler geliyor. Birkaç hafta önce bir köpek bana havlayıp durmuştu. Orad

Kış ayı gelsin artık...

Resim
      Kış ayı sevdiğim aylardan biridir. Ben genelde her mevsimi severim. Çünkü her mevsimin kendine göre bir güzelliği var. Yaz aylarının sonlarına doğru bende bir özlem basar. Pencereden kar yağışını izlemek ya da sobanın üzerinde kestane pişirmek özlemi gibi. Ama bu sefer bu ayı özlememin nedeni bunlar değildi. Özlememin nedeni: Sıcaklardı. Herkesi olduğu gibi beni de bezdirdi bu sıcaklar. İnsan dayanamayacak noktaya geliyor. Su içiyorsun ıp ılık. Her taraf yanıyor. Cam kapı açık fayda etmiyor. En sonunda, “Soğuklar gelsin. Ellerimin donmasına razıyım. Yeter ki şu sıcaklar geçsin” dedim. Böyle dedim ama. Bakmayın biz insanoğlu nankörüzdür. O zaman da, “Kış gelsin” deriz. Geçen yaz bu şekilde bir söz ettiğimi hatırlamıyorum. Demek ki geçen sene canıma tak etmemiş. Geçen sene dediğim gibi, sadece kışın kendine has güzelliklerine özlemim olmuştu o kadar. Ama bu sene, “ Kış ayı bir an önce gelsin” diyorum.

Ruhi Çenet, Yüksekova videosunu izledim...

Resim
      Ruhi Çenet izler misiniz? Belki kendisinden haberiniz vardır. Ama tarzı size uymuyordur. Belki de haberiniz var ve videolarını çok seviyorsunuz. Ya hiç haberi olmayanlar. Bu yazıyı hem hiç haberi olmayanlar için yazıyorum hem de son izlediğim ve beğendiğim videosunu sizlerle de paylaşmak istedim. Kendisi Hakkari’nin Yüksekova ilçesine gitmiş. Orası ile ilgili bir video yapmış. Video 10 dakikalık ama sıkılmıyorsunuz. Önyargılarımızı kırmak için oraya gitmiş. Otele yerleşip sokağa çıkar çıkmaz yolda çocuklara rastlıyor. Çocuklar onu görünce gülümsüyor, “Abi ne işiniz var burada?” diyor. Bir anda karşılarında onu görünce mutlu oluyorlar. Oralarda bile takipçileri var yani. Sonra yine onu videolarından tanıyan bir Hakkari’li eşlik ediyor ona. Ve gitmesi gereken yerlere götürüyor onu. NEDEN HABER KANALLARI HABER YAPMADI?      Ruhi Çenet oraya giderek on numara iş yaptı. Çünkü bugüne kadar onun yaptığını hiçbir haber kanalı yapmadı. Zaten videoda kendisi de bundan bahsediyo

Eurovision 2018...

Resim
      Eurovision 2018 şarkı yarışmasında Türkiye olarak yine yokuz. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ bugün açıklamış. Manga’nın sosyal medya paylaşımından sonra ülke olarak heyecanlanmıştık. Hatta anketler bile yapılmaya başlanmıştı, “Kim gitsin?” diye. Ntv’de bir programda yapılan ankette Aleyna Tilki birinci sırada götürüyordu. Tabi ben bu ankete katılmıyorum. Aleyna Tilki bizi temsil edecek kapasitede değil şu an. Programda ayrıca Model’in eski solisti Fatma Turgut da vardı. Onun da ismi ankette yer alıyordu. Ama 3’üncü sıradaydı herhalde. Ben asıl onun bir numarada çıkmasını beklerdim. Model’den ayrılda ya, belki ona karşı bir antipati oluşmuş olabilir. Yarışma hakkında ne düşündüğü de soruldu kendisine. Ülkemizi temsil etmeyi istediğini söyledi. BU JÜRİ OLAYINI BEN DE SEVMEDİM      Eurovision 2018 yine bizim için anlamsız olacak. Biz yokken, ben açıp bakmıyorum bile yarışmaya. Zaten hala TRT’de yayınlanıyor mu bilmiyorum ya. Öne çıkan şeyler zaten haber oluyor medyada.

Çernobil...

Resim
      Çernobil hakkında bugün harika bir yazı okudum. “Bunu blogda muhakkak paylaşmalıyım” dedim. Paylaşacağım yazı Onedio sitesinden. Yazıyı yazan arkadaşımız ise Nihat Bilge. Olayın başlangıcından günümüze kadar olan gelişmeleri bir bir ele almış. Kapsamlı bir yazı olmuş. Zaten bu emeğinin de karşılığını almış. Google’de ilk sayfada ve birinci sayfada çıkıyor. Ama bunu hak ediyor. *31yıl dönümünde Çernobil nükleer felaketi ve günümüzdeki izleri

İnternetim bitti...

Resim
      İnternetim bitti sevgili okuyucular. Daha önce kontörlü hat kullanıyordum. “Ben hiç faturalıya geçmem” diyordum. Ama büyük konuşmamak lazımmış. Şimdi faturalı kullanıyorum. Faturalıya geçtikten sonra hiç netim bitmemişti. Faturalıya geçtiğim bir yılı geçmiştir.      3GB paketim dün itibariyle bitti. Ama işte ne yapacaktım? Çünkü alışmışım her molaya çıktığımda hemen sosyal ağlara ve bloğa bakmaya. Bu sefer bakamayacaktım. İlk saatlerde etkilenmedim de, ileriki saatlerde içim içimi yedi.      “Acaba bloğa yorum yapıldı mı?” ya da “Bugünkü okunma sayısı şu saate kadar kaç oldu?” diye. Bir bakıma da bu durumun iyi olduğunu düşündüm. İnternetsizliğe nasıl bir tepki verecektim? İnternetin tutsağı olduk ya. Her şeyin fazlası zarar sonuçta. HEMEN NETE BAĞLANMAK      “ İnternetim bitti diye karalar bağlamayayım. Bardağın dolu tarafından bakayım” dedim. Ama şimdilik buna hazır değilim galiba. Çünkü eve gelir gelmez hemen nete bağlandım. Heyecanla gelecek bildirimlere