Yayınlar

Ağustos, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uzun yol seyahati, nasıl duygular yaşatıyor?

Resim
     Bugün uzun yol seyahati yaptım. Düzce’den Kırıkkale’ye. Bir arkadaşın arabasıyla gittik. Benle beraber üç kişiydik. Gidiş 5 saat, geliş 5 saat, toplamda 10 saatlik bir yolculuktu. Ben gündüz yolculuğunu severim. Ama gece yolculuğunu daha çok seviyorum. Ben arka koltukta tek başıma oturuyordum. Akşam olmuş, ışıklar yanmıştı. Radyo desen, yayın bir gidip bir geliyordu. Şoförün yanında oturan arkadaşım uykuya geçmişti. Arabanın çıkardığı tek düze ses, insanı uykuya çağırıyordu adeta. Biraz koltukta aşağıya kaykıldım ve gözlerimi kapattım. Kendimi o sesi dinlemeye verdim. Belli bir süre sonra uykuya geçtim. Ama arada yine gözlerimi açıp bakıyordum etrafa. Yine yanımızdan geçen arabaların seslerini duyup, otoyol lambalarının aydınlattığı yola bakıp, gözlerimi tekrar kapatıyordum.                                      NEREYE GİDİYOR BU İNSANLAR ?      Uzun yol seyahati yapmayı özlemişim. Bir ara radyo kesilmeden çalışmaya başlamış. Tekrar gözlerimi açtığımda duydum. Ken

Günahlarımız ile hesaplaşmak...

Resim
    Yüz kızartıcı günahlarımız vardır hepimizin. Kendimize bile söylemekten çekindiğimiz. Dini bir programda dinlemiştim. “Herkesin günahları alınlarında yazsa, kimse utancından dolaşamaz” diyordu. Peki bu soruyu siz kendinize sorsanız. Bakın, kendinizle baş başasınız. Kendinizi kandırmayın. Gerçekten doğru bir cevap verin. Günahlar herkesin alnına yazılsaydı, sizin dışarda gezemeyeceğiniz ve görenlerin sizden nefret ettirecek tarzda günahlarınız var mı? Sizden, “Yorum kısmına bu günahlarınızı yazın” diyemem. Önemli olan insanın kendini hesaba çekmesi, kendini sorgulaması. Belki de öyle günahlar işlediniz ki, her an aklınızda. Belki çok pişmansınız. O günahtan nasıl kurtulacağınızı düşünüyorsunuz? Bu yazıdaki amacım, kimseyi yargılamak değil. Bu çıkarcı dünyada günah-sevap üzerine kendimizi sorgulatmak.                                       RUHUMUZU DARALTAN GÜNAHLAR      Günahlarımız küçük ya da büyük elbette vardır. Herkesin işlediği standart günahlar var  Ama bunl

Yaz biterken bende olup bitenler...

Resim
     Takip ettiğim bazı bloglarda yaz biterken değerlendirmeleri yapıldığını gördüm. Bunun üzerine ben de kendi değerlendirmemi yazmak istedim. Haziran ayı gelmiş, fakat hala ortalık tam manasıyla ısınmamıştı. Dışarısı sıcak, evin içi ise soğuktu. Haziranın ortalarına doğru bu durum düzeldi.  Yaz ayı bloğum açısından çok verimli geçti. Çoğunlukla günü gününe yazı girdim. Takipçi sayım arttı. Ve yepyeni bloglar tanıdım. Ama en büyük değişikliği sona sakladım. Edebiyat bloğu olmaktan vazgeçip,  kişisel blog oldum. Bu benim açımdan devrim gibi bir karardı. Kitap delisi değilsen, kitap üzerine blog açma. İnanın gitmiyor, yazamıyorsun. Ben çok isterdim şöyle bir şeye, deli divane aşık olayım. Onunla yatıp, onunla kalkayım.                                         OKUMA DÜZENİM BOZULDU      Böyle bir konuya hakim olmadığım için, yaz biterken bloğumu kişisel blog yaptım. Hayattaki her şey üzerine yazıyorum şimdi. Yaz ayı, kitap okumak açısından da çok iyi geçti. Bir yanda

MİM: GÖZÜMÜ KORKUTAN KİTAPLAR...

Resim
Yine bir mim yine Ece Evren. Kendisi beni mimlemiş. Buradan kendisine sevgilerimi gönderiyorum. Onun mim yazısına da buradan bakabilirsiniz.  Mimimizin adı: Gözümü korkutan kitaplar. 10 tane soru var bu mimde. O yüzden zaman kaybetmeden sorulara geçelim isterseniz.       1 )     Okuyamadığın bir kitap? Platon’un Devlet kitabını okuyamamıştım. Hem de iki kere denememe rağmen. Birkaç kitap daha vardı ama şu anda onlar gelmiyor aklıma.       2 )     Zaman olmadığı için okuyamadığın bir kitap? Şu aralar vaktim olmadığı için okuyamadığım bir kitap olmadı.       3 )     Bir serinin devamı olduğu için okuyamadığın bir kitap? Öyle bir kitabı, serinin devamı diye okumamazlık yapmadım. Aslına bakarsanız çok da öyle seri şeklinde kitaplar okumadım. Yıllar önce ortalığı Metal Fırtına diye bir kitap kasıp kavuruyordu. İşte o kitabın ikincisi elime geçmişti. Kütüphaneden mı almıştım yoksa bir arkadaştan mı hatırlamıyorum. Serinin bu ikinci kitabını okumuş ve beğenmiştim. Ama sonra fır

Kütüphaneci vurdumduymazlığı bu olsa gerek...

Resim
   Bir kütüphaneci , kütüphaneye gelen kitapseverleri düşünmelidir. Şimdi niye böyle bir giriş yaptım? Anlatayım. Bundan bir hafta önce -galiba salı günüydü- kütüphaneden bir mesaj geldi. “Aldığınız materyalleri cuma gününe kadar teslim ediniz” tarzı bir mesajdı. Kütüphaneden ne alınır? Kitap. O zaman bu materyal ne alaka? Niye materyal diyorsun kitap değil de. Bu mesaj olayına akıl sır erdirebilmiş değilim. Aranızdan bu konuda bilgisi olan varsa, lütfen yorum bölümünde tüm okuyucularla paylaşsın. Neyse biz konumuza devam edelim. Üç kitap almıştım. Üçü de bitmişti. Bir sonraki gün olan çarşamba gittim kütüphaneye. Ama birde ne göreyim? Kapı duvar. Birkaç kere başıma böyle bir şey geldiği için önemsemedim.                                                KÜTÜPHANE KAPALIYDI      Bu gibi durumlarda bir sonraki gün, kütüphaneci muhakkak yerinde olurdu. O yüzden, “Yarın gelir kitapları değiştiririm” dedim. Öbürsü gün tekrar gittim. Baktım yine kapı duvar. “Bu adam böyle yapm

"Ben sadece belgesel izliyorum" sözü doğru mu?

Resim
     “ Ben sadece belgesel izliyorum ” sözü, size tanıdık geliyor mu? Nasıl tanıdık gelmesin ki? Bu milletin genlerinde var bu söz. Bu ülkede kime sorsan, belgesel izliyordur zaten. Bununla ilgili bir örnek de vereyim size. Yabancı bir firma, ülkemizde bir anket yapmış. Ankette halkımıza, “En çok ne izliyorsunuz?” sorusu sorulmuş. Cevap ne çıkmış peki? Evet, bildiniz belgesel. Şirket bunun üzerine, ülkemizde bir kanal kurmaya kalkmış. Belgesel kanalı. Ve o kurulan kanal da, kısa süre içerisinde batmış. Zamanında bir yerden bu olayı duymuştum. Belki uydurulmuş bir haber de olabilir. Ama muhtemelen, bu ülkede bu olay yaşanmıştır bence. Bu olayın yaşanmaması şaşırtıcı olurdu sanki :)                          HER KESİMDEN BELGESEL İZLEYENLER VAR      “ Ben sadece belgesel izliyorum ” sözü, tamamen gerçeği yansıtmasada, bu millet belgesel izliyor kardeşim. Ben bu olayı gözlerimle gördüm. Her türlü sosyal statüden insan, belgesel izliyor. Okumuşu-okumamışı, ayyaşı, ağzına bi

Erdal Demirkıran sözleri bize neyi anlatıyor?

Resim
     Geçenlerde izlediğim bir videodaki Erdal Demirkıran sözleri beni düşündürdü. Bilmiyorum, hiç Erdal Demirkıran ismini duydunuz mu? Duymadıysanız buraya tıklayın. Ya da Erdal Demirkıran’ı sever misiniz? Ben şahsen seviyorum kendisini. Konuşmalarını zevkle takip ediyorum. Bu adam sadece anlatmıyor. Anlattıklarını da yaşıyor. Bana çok inandırıcı geliyor. Eğer daha önce hiç Erdal Demirkıran izlememiş olan varsa, bu yazıyı okuyanlarınız arasında. İlk fırsatta Google’a Erdal Demirkıran yazıp aratın ve harhangi bir videosunu izleyin. Hatta şunu da yapabilirsiniz. Yazıyı daha da iyi yorumlamak için. Yazıyı okumayı burada bırakın. Hemen Google’dan bir Erdal Demirkıran videosu açıp, izleyin. Kendisini biraz tanıyın. Sonra tekrar bu yazıya gelin. Eminim tanıdığınız biri üzerine yazılan bir yazıyı okumak, hiç tanımadığınız biri üzerine yazılan bir yazıyı okumaktan daha iyidir.                                            KUMANDA KAPAĞI ÖRNEĞİ      Duyduğumda beni etkileyen Erdal

Dinlenme tesisleri yemek fiyatları uçmuş...

Resim
      Dinlenme tesisleri yemek fiyatları nedir kardeşim ya. Dün bir arkadaşımla, Almanya’dan gelen abisini karşılamak için, Sabiha Gökçen Havalimanına gittik. Bir ara o kadar trafik vardı ki. Adım adım hareket ettik, inanır mısınız? Yani o dakikalarda, rahatlıkla bi 20-30 sayfa kitap okuyabilirdim. Birde hava sıcak ve bunaltıcı. Güneş tepemizde. Oysa trafiğe takılmayalım diye, saatler öncesinden çıkmıştık Düzce’den yola. Buna rağmen saatlerimizi otobanda harcadık. Neyse ki, ordan burdan sohbet ettik, o sıkıldığımız dakikaları geçirdik.. İşte bu sıkıntılı yolculukta, ister istemez karnımız acıktı. Çevrede lokantada olmadığı için, mecburen dinlenme tesisine girmek zorunda kaldık. Birkaç ay önce Balıkesir’e gitmiştim. Ordan antremanlıydım bu dinlenme tesislerinin fahiş fiyatlarına.                                                       6 LİRALIK ÇORBA      Yemekleri almadan önce, dinlenme tesisleri yemek fiyatları hakkında bilgi aldık. Bir çorba yeterli diye düşündük. O

İlk masalı kim anlattı?

Resim
      Çocukluğumuzun en güzel anlarından biri değil miydi, dinlediğimiz masallar? Tabi herkesin favori masalı farklıdır. Ben en çok, Keloğlan masallarını severdim. Masalı, ya anneniz ya babanız ya dedeniz ya da babaanneniz anlatmıştır. Peki tarihteki ilk masalı kim anlattı diye merak ettiniz mi? Cevabı bulanlarınız var mı? “Şehrazat” diyenler doğru tahmin ettiler. Ama ilk masalı kim anlattı üzerine bir masal daha var. Peki ya onu bilenleriniz var mı? Kabul ediyorum. Bu biraz zor oldu. Oduncu ve karısı desem. Hatırlayanlar oldu mu? Evet, bu yazımda size ilk masalı kim anlattı sorusunun farklı bir cevabını yazacağım . Ben de bilmiyordum. Yeni öğrendim. BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ FİLMİ      Peki ilk masalı kim anlattı sorusunun cevabını nereden öğrendim? Dün gece Star’da, Bir Varmış Bir Yokmuş adlı Türk filmi vardı. Başrollerinde Melisa Sözen ve Mert Fırat oynuyordu. İşte bu filmde Melisa Sözen (Nehir), Mert Fırat’a (Ozan’a) anlattı. Ama Ozan,  ilk masalı kim anl

Ümran bebek son olmayacak...

Resim
     Önce Aylan bebek, şimdi de Ümran bebek. İki fotoğraf da, yüreklerimizi dağlayan fotoğraflar arasına girdi. Ve her ikisini de, yaşadığımız sürece unutacağımızı sanmıyorum. Bu iki fotoğrafı gördüğümde de, “Bu ne biçim bir dünya?” dedim. Bu çocukların halleri ne böyle? İnsan olarak bu görüntüler vicdanlarımızı soluksuz bırakıyor, yaşamayı tatsızlaştırıyor, gönlümüzü bir sıkıntı fırtınasına sokuyor. “Artık bu son olsun” lafını söylemekten ve bu lafı boyna duymaktan bıktım. Çünkü söylemekle kalıyoruz. Daha dün, bu lafı hiç söylememişiz gibi, şimdi de Ümran bebeğin görüntüsü yüreklerimizi burktu. Benim artık bu işlerin düzeleceğine dair inancım kalmadı. Yok, biz insanların olduğu yerde çocuklara huzur, çocuklara mutluluk, çocuklara yaşama hakkı yok.                                    YAŞAMA AZMİNİ NASIL DUYACAK İNSAN?      Çocuklar çocukça, ancak öteki dünyada yaşayabilecekler. Yahu, şu dünyada ey gafiller, alıp veremediğiniz nedir? Neyi paylaşamıyorsunuz? Neyin derdind

Bir Türk'ün olimpiyat oyunlarına bakışı...

Resim
     Burada bahsedilen Türk ben oluyorum :)   Şimdi bu yazımda sizlere, bir Türk’ün gözünden olimpiyat oyunlarını anlatmaya çalışacağım. Bu sene yapılan olimpiyat oyunlarından haberimiz ilk olarak, ülkemizdeki yayın krizi nedeniyle oldu. Haber sitelerinde çokça haber yapıldı bununla ilgili. Yok yayın haklarını ilk Fox almış. Sonra Fox bizim kanalda bu gitmez deyip eski Fb yöneticisi Sadettin Saran’a satmış. Ondan da en son TRT almış. Böylelikle ülkemizdeki yayın krizi meselesi çözüldü. Bunun dışında her gün Google’a girdiğimizde, bir olimpiyat oyununu Doodle olarak görüyoruz. İşte bir Türk’ün olimpiyat oyunlarıyla ilgili bakış açısı budur :)   Yani bizim millet olarak olimpiyat oyunlarıyla pek de ilgilendiğimiz söylenemez.                                       SPOR DEMEK FUTBOL DEMEKTİR      Bizim için spor demek futboldur. Bunun dışında pek spora ilgimiz yoktur. Ha birde yaz ayları uh ah dev adam 12 dev adam marşını duyarız. A milli basketbol takımını izleriz. Abi bu

SatırArasıMim #1

Resim
      Bugün, “Ne yazsam, ne yazsam?” diye düşünürken bir mim haberi geldi. Yağmur Yağar’dan. Yağmur Yağar’ın beni mimlediği blog yazısı için buraya , hala mim nedir bilmeyen arkadaşlarımızda buraya tıklayabilirler.  Sonra baktım. İlk başta bu mimi başlatan Emre Bektaş’da beni mimlemiş. Teşekkürler kardeşim diyerek ona da burdan selam çakıyorum :)  Bu arada Emre’nin bizi mimlediği yazısına da buradan bakabilirsiniz. Yağmur Yağar yine enteresan ve güzel bir mim yazısı kaleme almış. Bende kendi tarzımla bu mimi cevaplamaya çalışacağım. İlk soru gelsin o zaman.     1)      Nasıl blog yazmaya başladınız   Blog yazmaya başlama hikayemi daha önce birkaç kez yazmıştım. Ama bu mim sayesinde yine yazayım. Benim yazmaya başlama hikayem öyle Yağmur Yağar’ın ki gibi enteresan değil :)  Çocukluktan beri kitaba, yazmaya karşı hep ilgim vardı. Ben de köşe yazarları gibi yazmaya heves ederdim. Sonra kendim bir defter tutmaya başladım. Günlük değil ha. Güncel olayları yorumladığım bir defte

17 Ağustos depremi...

Resim
      17 Ağustos depremi yaşandığı zaman, ben küçük bir çocuktum. Rahmetli dedemle yatıyordum. Bir anda uyandık. Dedem benim üstüme kapandı. Başımıza bir şeyler düşüyordu. Bizim ev ahşaptı. Muhtemelen toz topraktı üzerimize düşenler. Deprem biter bitmez kendimizi sokağa atmıştık. Tüm millet dışardaydı. Köy sanki mahşer yeri gibiydi. Neyse ki gidebileceğimiz bir top sahamız vardı. Tüm köylü oraya toplandık. Artçı depremler olmaya devam ediyordu. Ben çok korkuyordum. Birilerinin yanına sığınıp dehşetle, depremin geçmesini bekliyordum. Depremden sonra Düzce merkeze gidip gelenler olmuştu. “Düzce yıkılmış” diyorlardı. O geceyi bir şekilde atlattık. Sabah olmuş, her yer aydınlanmıştı. Neyse ki köyümüzde yıkılan bir ev olmamıştı.  Şükür, can kaybımız da yoktu.                                          DEPREMDE YAŞADIKLARIM       17 Ağustos depremi köyümüzde çok eskimiş ve artık kullanılmayan bir iki ev vardı. Onları yıktı. Depremden sonraki sabah ya da birkaç gün sonra olacak.

Utanmazsan Unutmam şarkısını dinlemelisiniz...

Resim
     Bugün size çok yapmadığım bir şeyi yapacağım, Utanmazsan Unutmam adlı bir şarkıyı önereceğim. Bu şarkıyı ben de bilmiyordum. Sağolsun Simurg’un Kalemi sayesinde öğrendim. Dinleyip, yorumumu söylememi istedi. Ben şarkıyı çok sevdim. O yüzden sizlerinde bu şarkıdan haberdar olmasını istedim. Simurg’un Kalemi şarkıyı bana anlatırken, “Sözleri çok anlamlı” demişti. Özellikle sözlerine kulak verdim. Normalde ben bir şarkının sözlerine odaklanmam. Şarkıyı açarım. O çalar. Ben de o arada yazımı yazarım. Yazımı yazarken şarkı dikkatimi çekerse, “Güzel şarkıymış” dersem. O şarkıyı beğenmişimdir. Adamlar grubunun bu şarkısını böyle dinlemedim işte. Hiçbir şey yapmadan, yazmadan, sırf şarkıya odaklandım. Hakikaten Simurg’un Kalemi’nin dediği gibi varmış sözleri.                                           ŞARKI ADAMLAR GRUBUNUN       Utanmazsan Unutmam şarkısının sözlerini dinleyin. Sizin de bana hak vereceğinize inanıyorum. Bu şarkıyı söyleyen bir grup. Grubun adı: Adamlar. Ben du

Aşk ve Gurur kitap incelemesi...

Resim
     Aşk ve Gurur kitabını, bugün bitirdim. Ve şimdi sıra geldi, Aşk ve Gurur kitap incelemesi yazısını yazmaya. Kitapta, Bennet ailesi ve kızlarının aşk hikayeleri konu ediliyor. Burada öne çıkan aşk ise, Elizabeth ve Darcy’nin aşkı. Kitaba konu olan  aşk ve gurur olayı, işte bu çift arasında yaşanıyor. Gelelim, dikkatimi çeken şeylere. Ailenin babası Bay Bennet’in, çocukları arasında ayrım yapması ve bunu yüzlerine söylemesi, çok iğreti edici bir durumdu. Bu manada, bu anlatılanların hayal ürünü olmasına sevindim. Ama bu hayal ürünü diye, böyle bir şey hiç yoktur da diyemeyiz tabi. Yazar Jane Austen, muhakkak böyle bir babayı çevresinde gözlemledi ya da kendi babası böyleydi.                                         KARAKTERLERDEN KISA KISA      Aşk ve Gurur kitap incelemesi yapmaya devam edelim. Gelelim evin annesi, Bayan Bennet’a. Kızlarını evlendirmek için her şeyi yapan bir anne. Bu amacı için, bazı zamanlar çok da ileri gidiyor. Bir kız annesine yakışmayacak hareke

Yaz ortasında üşümek...

Resim
      Yaz ortasında üşümek deyimini, ülkenin geneli olarak yaşıyoruz sanırım. Akşamları yatarken, üstümüze pike alırdık. Dün akşam itibariyle, battaniye almak durumunda kaldık. Hava böyle az biraz soğuğunca, bunun üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum aslında. Soğukları özlemek üzerine yazacaktım. Bugün Twitter’da dolaşırken, gazeteci Levent Gültekin’in tweetini gördüm. “Bu ne soğuk. İstanbul’da üşüyorum” demiş. Bunun üzerine bu yazıyı yazmam, kaçınılmaz oldu. Belki yıllar yıllar önce, bu soğuğu yaşamış olsaydık, bu durumu garipseyebilirdik. Ama artık yaşadığımız bu soğuğun, kimsenin garibine gitmediğini düşünüyorum. Artık küresel ısınma diye, dünyaca bir sorunumuz var. Ne zaman ki dünyaca bu küresel ısınma lafını sık duyup, ezberler olduk.                                              GERÇİ AYLARDAN AĞUSTOS      İşte o zamandan beri, mevsimlerde olmadık işler olmaya başladı. Tıpkı şu an, yaz ortasında üşümek gibi. Ya da kışın ortasında, günlük güneşlik bir hava gibi. Dikkat

Kore'lilerin Türk sevgisi...

Resim
     Dün liseden arkadaşım, Yaşar Arslaner ile konuşuyorduk. Kendisiyle liseden sonra, pek de görüşememiştik aslında. Yıllar sonra, Facebook’tan mesajlaştık ve yeniden görüşmeye başladık. Bana Kore’lilerin Türk sevgisini gösteren videolar gönderdi. Ben dün akşama kadar Kore’liler tarafından bu kadar sevildiğimizi bilmiyordum.  Benim gibi bilmeyenlerin olduğunu düşünerek, bu videoları sizlerle paylaşmak istedim.  Hatta bu sevgileri o kadar ileri gitmiş ki. Şimdi aşağıda izleyeceğiniz videoda da göreceksiniz. Sunucular bir ülkenin başkentini soracaklar. Hangi ülkenin başkentini soracaklarını yarışmacılara, bakın nasıl bir ipucu vererek anlatıyorlar. “Kardeş ülke?” diye soruyorlar. Ve o gencecik kızların hep bir ağızdan verdikleri yanıta bakar mısınız? “Türkiye, Türkiye” diye inliyor stüdyo.                                        BİZİ KARDEŞ ÜLKE GÖRÜYORLAR      Ben Kore’lilerin ülkemizi kardeş ülke olarak gördüklerini, ilk dün akşam, bu video vasıtasıyla öğrendim. Çok şaşı