Yayınlar

Ocak, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bari düğün gününü böyle şeylere alet etmeyin...

Resim
     Bu hafta gececiyim. Öğlen 13:00’de çıkıyorum evden. O saate kadar televizyona da bir göz atıyorum. Dün annem bir tane kanalda- kanalı hatırlamıyorum şimdi- düğüne bakıyordu. Köy düğünü. Hayret ettim. Bir kanal, köy düğünü yayınlasın. Hem de hiç yarışma falan da yok. Ne güzel. Böyle olsun işte. Ama ilerleyen dakikalarda işin aslı çıktı ortaya. Meğer bu da bir yarışmaymış.       Her gün bir düğünü gösteriyorlar. Diğer gelinlerde düğünü eleştiriyor. Köy düğünü de olsa masaların üstünde çiçek falan olabilirmiş. Bilmem kaç bilezik alacakmış kazanan. Yahu yapmayın kardeşim. Milleti para uğruna birbirine kırdırmayın. İnsanın en mutlu günlerinden biri düğün günü .       O güzel günü de böyle şeylere alet etmeyin. Hadi kanal bunu yapıyor. Bir gelin bunu nasıl yapabilir? İyisiyle/kötüsüyle bir düğün olmuştur. İnsan düğününü başkasının eleştirmesine nasıl izin verir? Özel bir gününe bu kadar bodozlama dalınmasına gönlü nasıl razı olur? Ben anlayamıyorum. Foto kaynak: http

Yapılan yardımlar yerine gidiyor mu?

Resim
     Geçen akşam Tv8’de O Ses Türkiye Final programını izliyoruz. Evdekilerden biri, Murat Boz’un bir tane kuruma yardımda bulunduğunu söyledi. “Helal olsun. Güzel bir şey. Ama önemli olan o para yerine gidecek mi? Adamların arabalarının lastiklerinin değiştirilmesi için kullanılmasında” dedim. Aile içinde bile güven ilişkileri bu kadar sarsılmışken ben bir kuruma hiç güvenemem.       Ki, kötü örnekleri de var. O akşam bir tane kanser hastası çocuk çıktı şarkı söylemeye. Sosyal medyadan Acun’a ulaşmış. Çok istiyormuş o sahnede şarkı söylemeyi. Acun bu istediğini yerine getirdi. “ Acun muhakkak bu çocuğa yardım eder” dedik. Bak o konuda Acun’a gözü kapalı güvenirim mesela. Ona öyle bir yardım gelse, yerine ulaşacağından emin olurdum. Gönüm ferah olurdu. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/76HhAKI5JXI

Naylon poşete kesin çözüm önerisi...

Resim
     İşyerinde arkadaşlarla konuşurken ücretli poşet muhabbeti açıldı. Arkadaşlardan biri, “Ücretli poşetin amacı çevre değil para. Madem ki olay çevre, bundan sonra hiç poşet üretmezsin. Onun yerine herkese file verirsin. Yoksa 25 kuruş adamı durdurmaz. Parasını verip alır yine. Bu bir şeyi değiştirmez” dedi.       “Ooo, sen çok radikal düşünüyorsun. O dediğin bir anda olacak bir şey değil. Yavaş yavaş olur. Hem bir yerden başlamak lazımdı” dedim. Dedim ama arkadaşın söylediği de aklıma takılmadı değil. Eğer bu konuda bir samimiyet varsa bunu pekala bu şekilde gösterebilirlerdi. Poşet üretimini durdurmak ne kadar gerçekçi onu bilmiyorum. Ama ben arkadaşımın söylediğini çok beğendim. Ya siz? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/umx_UGgkTa8

Acun, işini yaparken hayatı kaçırıyor olabilir mi?

Resim
     Geçen günkü yazılarımdan birinde Doğu Demirkol ’dan bahsetmiştim. O Ses Türkiye Yılbaşı Özel programındaki performansını yazmıştım. Kısa bir stand-up şov yapmıştı. O şovda Acun Medya’ya gidip Acun Ilıcalı ile olan görüşmesini anlatmıştı. Acun görüşmeye geldiği zaman çok yorgunmuş. Doğu, bir şeyler anlatmış. Acun, boş boş bakıp, “Bir daha anlatsana” demiş. Bu olayı dinleyince, “Yorgunluktan ölecek kadar çalışma niye?” dedim.       Şundan eminiz. Acun, sevdiği bir işi yapıyor. Onda sıkıntı yok. Ama sevdiği hatta çok sevdiği bir iş olsa bile kendini bu kadar kaptırması doğru mu? Doğu ’nun anlattığına göre resmen uyur gezer bir hali varmış. İnsan çok sevdiği bir işi yapsa bile hatta hobisini meslek edindiyse bile bu kadar çalışması fazla değil mi? Hobisini yaparken hayatı kaçırıyor olabilir mi Acun ? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/WdJkXFQ4VHY

Hikaye yazabilirim zannetmiştim...

Resim
     Yine, “Ne yazayım?” diye konu araştırması yaparken, “Niye hikaye yazmayı denemiyorum ki?” diye sordum kendime. O an, bir hikaye yazabileceğime o kadar inandım ki. Bir adam hayal ettim. Karlı bir günde, mahallesinin sokağında yürüyen. Etrafında kimsenin olmadığı. Peki bu adamın sokakta ne işi vardı? Çünkü evinde kimse yoktu. Tek başına yaşıyordu.       Evde sıkılmış, kar kış olsa da hava almaya çıkmıştı. Sonra eve döndü. Evde iki tür soğuk karşıladı onu. Bir, havanın soğukluğu. İki, tek başına yaşamanın o manevi soğukluğu. İşte buraya kadar yazdım. Ama bundan sonrası gelmedi. Tıkandım kaldım. Oysa bu hikayeyi yazmaya başladığımda, bir çırpıda yazacağıma o kadar inanmıştım ki. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/_AR74EoWdy0

Süper fm'in internet sitesini beğendim. Ya siz?

Resim
     Şarkıları genelde radyodan dinlerim ben. Özellikle internette gezinirken iyi oluyor. Arka planda çalıp duruyor. Bu aralar Süper fm dinliyorum. Daha önce karnaval sitesinden ulaşıyordum radyoya. Google’a yazdım. Baktım radyonun kendine özel sitesi var. Çok güzel bir site tasarımı olmuş. Ben beğendim. Kimin şarkısı çalıyorsa onun fotoğrafını koyuyorlar büyükçe. Hemen yanında da şarkının adı ve şarkı sözleri.       Bazen ilk defa duyduğum şarkılar oluyor. Söyleyen kişiyi de tanımıyorum. Bu gibi durumlarda çok güzel oluyor. Hemen resmine bakıyorum siteden bilmediğim şarkıları duyduğumda. Genelde hep bilindik şarkılar çalıyor. Yani hit olmuşları. Buda Süper fm ’e daha fazla sempati duymamı sağladı. Şuraya tıklayarak radyonun sitesine ulaşabilirsiniz. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/7NJE_JbVReo

Arka Sokaklar, ilk olarak Netflix'de yayınlanmaya başlasaydı ne olurdu?

Resim
      Netflix , artık Türk dizileri de yapmaya başladı. İlki de bildiğiniz gibi Hakan: Muhafız ’dı. Şimdi ikincisi de yolda. İkinci dizide Beren Saat olacakmış. Artık bir kere Türk dizileri yapmaya başladı ya. Gerisi gelir. Ama Netflix, dizilerinde fantastik, mistik ögelere yer veriyor. Beren Saat’in oynayacağı dizide Göbeklitepe , ana mekan olacakmış. Genelde bu tarz diziler izleniyor, evet. Ama bizim de bir dizi kültürümüz var. Dünyanın her tarafında izleniyor. Bu dizi kültürünü ekrana niye taşımayı düşünmedi Netflix ?       İlk başta pat diye bizim dizilerden yap demek olmaz. Ama ilerleyen zamanlarda bizdeki potansiyeli görüp, bizim dizilerden birini ekrana taşıyabilir mi? Mesela İçerde ’yi, Arka Sokaklar ’ı düşünün. Alsın bunları koysun demiyorum. Sanki büyük kanallardan birine dizi yapıyorlarmış gibi yaptıracak yapımcılardan birine. Sonra koyacak. Acaba nasıl olurdu o zaman? Yabancılar nasıl tepkiler verirdi? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ngMtsE5r9eI

Her akşam bir şeyler yapınca mı hayatı daha iyi yaşamış oluruz?

Resim
     Her akşam ya da her fırsatta bir yerlere kaçan arkadaşlarım var. “Her fırsatta bir şeyler yapan arkadaşlarım gerçekten hayatı daha mı iyi yaşıyorlar ?” diye soruyorum kendime onları gördükçe. Gerçekten fotoğraflarda göründükleri gibi mutlular mı? Yüzleri gibi, kalpleri de gülüyor mu? Yoksa o gülen yüzleri sadece bir maskeden mi ibaret?       Sanki şöyle bir algı var. Ya da sadece ben böyle algılıyorum. Her akşam bir şeyler yaparsan, bir yerlere gidersen hayatın tadı ancak o zaman çıkar gibi. Bir şeyler yapmadığın akşamlar sanki hayatının kayıp günlerinden sayılıyor. İnsan gerçekten hayatın tadını çok sosyalleşince mi çıkarır? Yorgun düşene kadar gezince mi hayatı yakalamış olur? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ZQU9Q1xidQs

Whatsapp'dan yeni bir edebiyat doğar mı?

Resim
     Dün gece Habertürk ’te, Büyük Sorular programına denk geldim. Veyis Ateş’in sunduğu. Konuğu ise, Rasim Özdenören ’di. Yazar ve aynı zamanda düşünürmüş. Kanalda isminin yanında öyle yazıyordu. “Yeni teknoloji edebiyatı öldürür mü?” sorusuna cevap verdi.       “Ben Whatsapp ’ın edebiyatı öldüreceğini düşünmüyorum. Onun kendine ait bir dili var. Bu dil kendi edebiyatını ortaya çıkaracaktır. Bu dilin ürünlerini ya yine internette görürüz ya da kağıtlara basılır yine, orasını bilemem. Edebiyat bir şekilde yine yolunu bulacaktır” dedi.        Bana çok mantıklı geldi. Bakış açım değişti. Normalde Whatsapp nesline bakışımız olumsuz. Selam yerine slm, kendine iyi bak yerine kib vs. Dilimiz ölüyor diye yakınıyoruz. Peki ya yeniden doğuyorsa? Bu arada Rasim Özdenören kimdir diye, benim gibi merak edenler buraya tıklayarak bilgi sahibi olabilirler. Foto kaynak:  https://unsplash.com/photos/33oxtOMk6Ac

Okunması gereken kişisel blog yazıları...#2

Resim
     Okunması gereken kişisel blog yazıları serisine devam ediyorum. Bu yazıda, 3 blog arkadaşımın yazısına yer vereceğim.      # Bir Yıldızın Hikayesi yani bizim Yıldız, Yürekten İstemek adında bir öykü yazmış. Öyküyü okumadan önce yorumlara baktım. “Sonu harika olmuş” gibisinden yorumlar okudum. Hikayenin ilk satırlarını okuduğumda, “Acaba sonunda nereye varacak?” derken sonunda öyle bir vurdu ki. Bence daha fazla hikaye yazmalısın Yıldız. Tavuk Suyuna Çorba tadında bir hikayeydi.      # Pudra Şekerim yani Mehtap, Şampiyon filmine gitmiş. Sadece filmi yazmamış. Çevresindeki insanları, onların hallerini bir bir dökmüş satırlarına. Sanki bir hikaye okuyor gibiydim. O kadar güzel tasvir etmiş ki. Niyetimizde Yoktun Şampiyon yazısını birde siz okuyun. Bakalım siz nasıl düşüneceksiniz?      #Son yazı ise Almanyalı Gelin ’den. Senenin İlk Karı yazısının başlığı. Karın güzelliğini anlatmış. Çocukluğunu geçirdiği İstanbul’daki karları anmış yazısında. En çok kış ayını

Cep telefonlarını da israf ediyormuşuz...

Resim
      Türkiye’nin israf verileri açıklanmış. Ekmek israfımızda bir değişiklik yok. Hala ona bir çözüm bulamadık. Canım sıkılıyor bu duruma. Birde ekmek bizim için kutsaldır. Yerde görsek öpüp başımıza koyarız. Ama gelin görün ki iş israfa gelince bu kadar titiz davranmıyoruz. Birde telefonda israf ediyormuşuz. Bir telefonu ortalama 3 yıl kullanıyormuşuz.       Tamam da bir telefonu ne kadar süre kullanırsak israf etmiş olmayacağız? Bu kadar araştırma yapıyorsunuz. Bari yanına ne kadar süre kullanırsak israf etmiş olmayacağız, onu da iliştirseydiniz ya.   Hem 3 yıl sanki kısa bir süre mi? Bence 3 yıl telefon değiştirmek için makul bir süre. Bu kadar modelin değiştiği bir ortamda 3 yıl kullanıyor oluşumuz bile çok iyi bence. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/VUyb7WeQ0QA

Blog yazarlığında, Enes Batur gibi ol...

Resim
      Enes Batur ile blog yazarlığının ne alakası var? Şu alakası var: Enes Batur uzun süreden beri her gün yeni video yüklerdi kanalına. Her akşam onun kanalını açtığımda bilirdim ki, yeni video yüklenmiş olurdu. Şimdilerde 2 günde 1 yükler oldu. Yani devamlı güncel tutuyor kanalını. Ondan sonra diyorlar, “Niye bu kadar takipçisi var?”. Olur tabi. Çünkü devamlı güncel. Çünkü devamlı yeni içerik üretiyor.       Bizde blog yazarları olarak her gün olmasa bile belli aralıklarla içerik üretmeliyiz. Ama senin bloğunu takip eden kişi, “Şu gün muhakkak yeni yazı girer” demeli. Haftada birse bir. Haftada üçse üç yazı. Ama bu yazıların günleri belli olmalı. Mesela pazartesi, çarşamba ve cuma gibi. O zaman hep takipçi sayısı, hem de okunma oranları artacaktır bence. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/HDMqSQxjNBE

En çok okunan kişisel bloglar listesinde niye yokum?

Resim
      En çok okunan kişisel bloglar listesine kafadan girerim diye düşünmüştüm bu bloğu açtığım zaman. Kendime çok güveniyordum. Yazdıklarım devamlı güncel konulardı. Ve takip ettiğim köşe yazarları da bu konuları yazıyorlardı. Ama hiç beklediğim gibi olmadı. Kaç yıl oldu blog yazmaya başlayalı. Okunma oranları çok düşük. “Galiba ben iyi yazamıyorum. Kendimi fazla büyütmüşüm” dedim.      Bu kendine güvenmeyi ukalalık olarak almayın. Sadece yazılarıma çok güveniyordum. Hala da güveniyorum. Sadece o zamanlar blog dünyası hakkındaki bilgim kısıtlıydı. Ama şimdi az çok bilgi sahibiyim. Genelde belli bir tema üzerine yazanlar çok okunuyor. Benim gibi ortaya karışık yazanlar pek tutulmuyor. Bu nedenle en çok okunan kişisel bloglar listesinde yokum. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/9l_326FISzk

Cansu Canan Özgen, Gündem Dışı programı ile yine bizlerle...

Resim
      Cansu Canan Özgen , bildiğimiz program formatıyla tekrar ekranlara döndü. Artık her pazar akşamı, A Para ’da olacakmış. 23:00’de başlıyor program. Şimdi söyleyeceğimi hesabından kendisine de yazdım. Pazar günü iyi bir seçim olmamış. Sabahı iş var çünkü. Yeni bir haftaya başlıyoruz. Tamam, programa yer bulamadınız. Bari saatini erkene alsaydınız. Mesela 20:00 olabilirdi. Program başlamadan önce, Baba filmi vardı. Yani başka bir program yoktu. Saat 20:00’ye çekilebilirdi. Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen, yeniden ekranlara dönmesine çok sevindim.        Habertürk ’teki programın adı Öteki Gündem ’di. Aynı isimle devam edecek mi diye merak ediyordum. Eski isimle devam etmedi yoluna. Programın yeni ismi: Gündem Dışı . İlk programda Türkler kimdir sorusuna cevap arandı. İlk konuk ise, Tarihçi Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’dı. Programın ilk yarım saatine baktım. Dediğim gibi yarın iş vardı çünkü. Zevkli bir programdı. Özlemişiz bu programı. Türkler nereden geldi? Kızılderili’ler

Kim Milyoner Olmak İster, özel bölümüyle bile konuşuluyor...

Resim
      Kim Milyoner Olmak İster programına helal olsun. Özel bölümleri bile Google trendler listesinde kendisine yer buluyor. Dün akşam yine özel bölümü vardı. Özel bölüm dediği de daha önceki bölümlerden karma yapmışlar. Dün akşamki bölümünü daha önce izlemiştik. Bu bölümün daha önce yayınlanmasına rağmen soruların internette bu kadar aratılması ilginç geldi bana. Durumdan haberi olmayan da ilk defa yayınlanmış zanneder bu bölümü. Kim Milyoner Olmak İster hakkında yazmışken. Birkaç şey daha söyleyeyim.       Programda uzun süre reklam verilmiyor. Bu da insanı sıkıyor. “Hadi reklam girsin artık. Sıkıldık be” dedirtiyor insana. Bu kadar bunaltmasalar iyi olur bence. Programın bitmesine yakın ise reklamdan geçilmiyor. O zaman da, “Daha şimdi reklamdan çıktın. Ne reklamı?” dedirtiyor insana. Bu konu hakkında kanala hiç şikayet gelmiyor mu acaba? Kim Milyoner Olmak İster ’in bu reklam politikasından şikayetçi olan bir ben miyim? Foto kaynak:  https://unsplash.com/photos/i--

Doğu Demirkol, O Ses Türkiye Yılbaşı Özel performansı nasıldı?

Resim
      Doğu Demirkol, O Ses Türkiye Yılbaşı Özel programında kısa bir stand up şov yaptı. Güldür Güldür Show’dan bu yana izlemeyi özlemişiz kendisini. O program ile patlamıştı. Hala ara ara internetten açar izlerim o bölümünü.       Meğer daha önce Yetenek Sizsiniz Türkiye ’ye katılmış. Ama çok kötü bir performans sergilemiş. Hatta yuhalanmış. –Bahsettiği bölümü izlemedim. O yüzden yuhalama var mıydı bilmiyorum. Belki espri olsun diye de söylemiş olabilir. – Benim ilk defa o akşam haberim oldu bu macerasından.       O yarışmanın öncesini, sonrasını anlattı. Adam başından sonuna yaşadığı her şeyden espri çıkarmış. Bu özelliğine hayran kaldım. Biz blogcular gibi. “Acaba bundan yazı konusu çıkar mı?” diye etrafı kolaçan etmemize benzettim ben bunu.       Adam kendi filmiyle bile dalga geçti. “ Ahlat Ağacı filmini babam bile izlemedi. Oğlum ben 3,5 saat duramam” demiş. Filmin kadrosunda gördüğümde, “Bu filmle, bunun ne alakası var ki?” demiştim. Adam komedyen. Böyle ağı

Asıl mesele, kitap yazmak ve bastırmak mı?

Resim
      Kitap yazmak ve bastırmak değil mesele. Mesele, o bastıracağın kitapta ne yazdığın? Yoksa kitap bastırmak o kadar da zor değil artık. O kadar hevesliysen bi 50 tane kendin için bile bastırabilirsin. Alırsın kitaplarını, verirsin yakınlarına. Masanda durur kitabın. Herkese gösterirsin. Ve tabi kendine de. “İşte bastırdım kitabımı” diye.       Olay, okurların senin kitabını beğenmeleri. Yayınevinin seni arayıp, kitap için ikinci baskıya başladıklarını haber vermesi. Böyle olmayacaksa kitap yazsan ne, kitabını bastırsan ne? Şu an istesem blog yazılarımın yer aldığı bir kitap bastırtabilirim. Bunu blog yazımda da paylaşırım. Kendin çal, kendin oyna durumu olur. Kitap yazmak ve bastırmak , belki de bu devirde en kolayı. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/iMwiPZNX3SI

İnstagram'da hikaye paylaşma istiyorum hunharca...

Resim
      İnstagram’da hikaye paylaşma özelliğini çok seviyorum. Eskiden İnstagram’ı bu kadar sevmezdim. Bu hikaye özelliği daha çok sevmeme ve daha çok vakit geçirmeme neden oldu İnstagram’da. Takip ettiğim kişilerden genelde hikaye paylaşanlar belli. İlk işim hikayelere bakmak oluyor. Yeni okumaya başladığı kitaptan, izledikleri filme kadar her şey hikaye yapılıyor. Çok küçük şeyler bile. Çalıştığı yerin masasını bile paylaşanlar var.       Bir an bu akıma kapılmak istiyorum. Anlık ne yaptığımı paylaşmak istiyorum hikayelerle. “Dur, kendini kaybetme” diyorum sonra kendime. “Onu bunu paylaşarak milletin canını sıkma. Gerçekten paylaşılacak bir şey olursa paylaşırsın. Hikaye yaparsın” diyerek frenliyorum kendimi. Bu arada normal paylaşım yapan çok azdır artık herhalde. Gördüğüm kadarıyla herkes hikaye yapıyor. İnstagram’da hikaye paylaşma akımına sizin de kapılmak istediğiniz anlar oluyor mu? Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/wukJ9ug5KV8

Palu ailesi mi? O ne ki?

Resim
     Günlerdir Palu ailesi konuşuluyor. Ama ben konuşmuyorum. İnternette nereyi açsam karşımda onlar. Ama inadına neymiş bu aile diye araştırmadım. İnternette video izlemedim. Neden izlemiyorum biliyor musunuz? Duyacağım şeylerden korktuğum için. Kim bilir ne iğrençlikler duyacağım yine. Her duyduğum şeyde insan denen ırkımızdan biraz daha nefret edeceğim. Biraz daha kalbim ezilecek.       Psikolojim bozulacak. “Lanet olsun böyle dünyaya” diyeceğim. En iyisi mi bunları hiç yaşamamak. Onların yaptıkları pislikleri duymamak. Bilmemek en iyisi dostlar. Bu çağda her şeyi bilmek, belki de bize bir ödül değil de ceza olmuştur. Artık ben ciddi ciddi böyle düşünmeye başladım. Telefonun, televizyonun, internetin olmadığı bir dönemde yaşasaydık daha mutlu olurduk belki. Palu ailesi mi? Benim öyle bir aileden haberim yok. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/kX9lb7LUDWc

Cemal Süreya'yı hangi şiiriyle tanımıştım?

Resim
     Cemal Süreya ’yı ilk olarak, “ Sizin hiç babanız öldü mü ?” şiiriyle tanımıştım. “Benim bir kere öldü kör oldum” dizesini okuduğumda, “Bu nasıl bir dize böyle” demiştim. Sonra sosyal medyada çok paylaşılan, “Hayat kısa kuşlar uçuyor” dizesi de onunmuş. “Bu dize onun muymuş” diye şaşkınlığımı dile getirmiştim.      Kanallar yılbaşı nedeniyle dizilere ara verdiler ya. Her akşam kanallarda genelde yabancı filmler oluyor. Bir an için dizisiz bir televizyon hayal ettim. Düşünsenize. Hiçbir akşam, bir tane bile dizi yok. Ne yapacaktı o zaman bu kanallar? Şimdiki gibi her akşam yabancı film yayınlayıp dururlardı herhalde. O zaman evdeki annelerimiz ne yapardı dizisiz? Benim için iyi olurdu diye düşünüyorum. İzlemek istediğim yabancı filmler yayınlandıkça izlerdim. Bilgisayardan film izleme alışkanlığım yok. Televizyondan izlemek daha kolay geliyor. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/F3ig12CrnGo     

Ayla filmi yorumum...

Ayla filmini bu akşam Fox’da izledim. Film bittikten sonra filmi tekrar yayınladı Fox. Tv’de ilk kez yayınladığın akşam olsa anlarım. Seyirciyi sıkmayın. Filmin ilk yarım saati soluksuz gitti. Ayla’yı arabanın altına itip koruduğu anlara kadar. Ondan sonra tempo acayip düştü. Bir ara sıkıldım. Sonlara doğru tempo yine yükseldi. Bavula koyup kızı kaçıracak kadar sevgiyi anlamadım ben. Kızın, nişanlandığını söylediği ve adamı bırakıp gittiği sahne yıktı geçti. Her filmde Çetin Tekindor oynatılmak zorunda mı? Çetin Tekindor’u görünce canım sıkıldı. Tamam, oyunculuğuna diyecek bir şey yok. Ama her projede onu görmek de sıkıyor insanı. Filmin sonunda gerçek, Süleyman ve Ayla’nın kavuşmasının gösterilmesi on numara bir hareketti.

TRT 1, yeni başlayacak dizisi için reklam vermemelidir...

Resim
      TRT 1 , bu akşam başlayacak olan yeni dizisi Vuslat için Hürriyet gazetesinin internet sayfasının en başına reklamını vermiş. Bu kaçıncı yazışım bilmiyorum. TRT, bir özel televizyon gibi davranamaz. Popüler gazete sitelerinden birinin en başına, yeni başlayacak dizisinin reklamını vermek devlet televizyonun yapacağı bir iş değildir. Bu, tam bir özel televizyonun yapacağı bir harekettir.       Onları böyle yapıyorlar diye yargılamıyorum. Çünkü onlar izlenmek durumunda. Ne kadar izlenirse o kadar reklam ve o kadar para demek. Daha önceki yazıyı bilmem kaç zaman önce yazmıştım. Görüyorum ki değişen bir şey yok. Bundan sonra da değişeceğini zannetmiyorum. Ama ben yine de yazmak istiyorum. TRT 1 , yeni başlayacak dizisi için reklam vermemeli. Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/ZtSl6qxcgus

Yapımcılar ve sinemacılar tartışmasında somut rakamlar niye yok?

Resim
Günlerdir sinemacılar ile yapımcılar arasında bir tartışmadır gidiyor. Parada anlaşamıyorlar orasını anladık. Ama kaç parada anlaşamıyorlar. Ortaya somut rakamlar koymuyorlar. Yok mısır parası, yok şu, yok bu parası. “Yapımcılar olarak biz bir biletten şu kadar lira almamızın hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Ama sinemacılar bize şu kadar veriyor. Burada anlaşamıyoruz” demiyor kimse. Ve görünen o ki, iki taraf da istedikleri olmadıktan sonra anlaşmayacaklarını gösteriyorlar. Bakalım ilk kim pes edecek? “LİKE’LARINIZIN DA HESABINI VERECEKSİNİZ “ Bu söz sosyal medyada baya gündem oldu. Nihat Hatipoğlu söylemiş bunu. Mizahı muhakkak yapılacaktır. İlk duyduğumda bende de bir gülümseme belirdi. Ama muzipliği bir kenara bırakıp düşünürsek. Nihat Hoca haklı. Bir kişi hakkında yalan yanlış bir tiviti sende paylaşırsan, senin takipçilerin de bunu görecek. Sende milletin bu yalan yanlış haberden, haberdar olmasına vesile olacaksın. Çok saçma gibi ama değil. Şimdi sosyal medya daki p

İnternette her paylaşılan şeyi doğru kabul etmek...

Resim
Bir tane fotoğraf. Altında o kişinin söylediği iddia edilen söz. Ve bu fotoğrafı paylaşanın yorumu. Yorumu o fotoğraftaki sözün doğru olduğunu kabullenerek yapıyor. Tamam da ne belli? Artık ben bu tarz paylaşımlara inanmıyorum. Çünkü o kişiyi karalamak isteyenler bunları yapıyor. Onların yaptıkları bu olaylara alet olamam. O fotoğrafta yazan sözleri, o kişinin ağzından duymadıktan sonra inanmam. Eğer böyle paylaşımlar yapanlar varsa, bence bir düşünsün. BU SENE KAR TUTMAYACAK MI? Düzce ’de bu senenin ilk karı yağdı. Ama nasıl yağdı? Geldi geçti. Kar tutmuyor bu sene. Bunun tek nedeni olarak küresel ısınma geliyor aklıma. Buralar kardan geçilmezdi. Şimdiler yağıp geçiyor. Yoksa bu sene gerçekten kar tutmayacak mı? İlerleyen günlerde göreceğiz. İDEFİKS, GÜZEL KİTAP REKLAMI YAPMIŞ Dün akşam televizyonda İdefiks reklamlarına denk geldim. Harika olmuş. Mesela bir kızcağız. Otobüste kitap okuyor. Kitaptan bir cümleyi dış ses okuyor. Sonra, “ Kitap okumak güzel ” gibi bir ş

Murat Bardakçı, okuduğum köşe yazarları arasında artık...

Resim
      Murat Bardakçı , Gülriz Sururi hakkında bir yazı kaleme almış. Ne demiş diye merak ettim ve okudum yazıyı. Tek kelimeyle harika bir yazıydı. Yazılarında hak neyse, gerçekten onu söylüyor. Tarafsızlığını seviyorum. Okuduğum yazıyı beğenince diğer yazılarını da okudum. Onları da çok beğendim. “Ben bu adamı bu zamana kadar niye takip etmemişim” dedim. Kendime tümden haksızlık etmeyeyim. Yazılarına bakmışımdır. Ama bu kadar beğendiğimi hatırlamıyorum. Yazı dili de çok güzel. Takip ettiğim köşe yazarları listesine Murat Bardakçı ’yı da aldım bundan böyle. ARKA SOKAKLAR’I NEDEN BU KADAR ÇOK SEVİYORUZ? Hüsnü’nün çocukları, Mesut’un çocuğu hep gözümüzün önünde büyüdü. Arka Sokaklar ’ı bu kadar çok sevmemizin nedenlerinden biri de bu olabilir mi? O çocukların sevinçlerine, üzüntülerine şahit olduk. Elimizde büyüdü derler ya. Bu çocuklar, Arka Sokaklar izleyicilerinin gözünde bu şekilde. GÖZLÜĞÜMÜ MAVİ IŞIK KORUMALI YAPTIRARAK HATA MI YAPTIM? Gözlüğümü yeniledim. 1’di 1