31 Aralık 2017 Pazar

Yeni yıl hedefleriniz gerçekçi olsun...

yeni yıl

     Yeni yıl demek, hepimiz için yeni umutlar ve yeni hedefler demek. Hepimiz için yeni bir sayfa açılıyor yarından itibaren. Dilerim hepimiz bu yeni sayfayı istediğimiz şekilde doldururuz. Tabi bu sayfayı doldurmak için bir takım hedefler belirliyoruz. Açtığımız bu yeni sayfada hüsrana uğramamak için, gerçekçi hedefler seçmemiz çok önemli. Yoksa hayal kırıklıkları tekrar kapımızı çalabilir. Sanmayın ki bunları başarmış, üst perdeden biri olarak yazmıyorum. Sizinle beraber aynı zamanda kendime de yazıyorum bunları. Kelimeler Benim bloğunun sahibi Sezer İltekin, son yazısında bunu yazmış mesela. “Hedef koymak, eğer gerçekçi hedefleriniz yoksa moral bozmaktan başka bir işe yaramıyormuş, bunu öğrendim” diyor. Hedefimizi belirlerken bunu kulağımıza küpe yapalım o zaman.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-red-dart-on-green-yellow-and-black-dart-board-226574/

30 Aralık 2017 Cumartesi

Felsefe öğretmeni, felsefe dersini sevdirirse...

felsefe öğretmeni

     Felsefe öğretmeni vardı lise yıllarımızda. Adı Dursun’du. Soy ismi gelmiyor şimdi aklıma. Geçmiş zaman. Ama müthiş dersleri hep aklımdadır. Onun derslerini iple çekerdik. Felsefeye karşı zaten bir ilgim vardı. Birde onun işini severek yapması, daha da sevdirdi bana felsefeyi. Bir soru sorarak başlardı. Herkes aklından geçeni söylerdi. Sınıfın haylaz takımı bile el kaldırıp cevapları o soruları. Bir takım cevaplardan sonra, “Demek ki felsefe buymuş çocuklar” derdi. Bizim verdiğimiz cevaplardan yola çıkarak tanımlardı neyi tanımlayacaksa. Tabi ki doğru cevaplarımızdan. Felsefe derslerimiz salı günleri son saatler olurdu. İnanır mısınız, bir arkadaşım o gün okula gelmemişti. Sırf o gün, o hocamızın dersine girebilmek için son derse gelmişti.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-black-and-white-polo-shirt-beside-writing-board-159844/ 

29 Aralık 2017 Cuma

İnstagramlık fotoğraflar olmuş hayatlarımız...

İnstagramlık fotoğraflar

     İnstagramlık fotoğraflar nerden çıktı şimdi? Bu sabah serviste giderken gökyüzünde müthiş bir görüntüye şahit olduk. Hemen yanımdaki arkadaşıma, “Ne güzel bir görüntü değil mi? Tam da İnstagramlık bir foto” dedim. Niye hemen fotoğraf çekme isteği uyandı içimde? Neden hemen çekip paylaşmak istedim? Bu konuda Hıncal Uluç her zaman, “İnsanlar anın tadını çıkarmıyor” der. Yani önemli olan o görüntünün keyfini sadece kendim yaşamam. “Hemen fotoğrafını çekip paylaşım yapmalıyım” telaşına düşmeden. Bu arada merak edenlere bir not düşeyim. Gökyüzünün sabahki güzel görüntüsünü çekmedim ve paylaşmadım. Çekseydim bile o güzelliği bir fotoğraf karesi anlatamazdı. O an orada olup, o ana tanıklık etmeniz lazımdı. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-iphone-5s-showing-instagram-163184/

28 Aralık 2017 Perşembe

Tiyatrocu olmak...

tiyatrocu olmak

     Tiyatrocu olmak isterdim bir zamanlar. Hangi mesleği yapacağım konusunda kararsız olduğum zamanlardı. Gerçi şimdi de hala neye yeteneğim var bulamadım ya. Hayatımızı idame ettirmek için çalışıyoruz işte. Bizim belediyede tiyatro kursları vardı. Bir ara gittim başvurdum. İsmimi ve telefon numaramı aldılar. Kurs başladığında arayacaklardı sözde. Ama hiç ses seda çıkmadı. O günden sonra da hiç tiyatro meselesiyle ilgilenmedim. Tiyatroya yeteneğim olduğunu düşünmüyorum. Ama yeteneğim olmasa bile, hiç olmazsa bir tiyatro oyununda oynamam gerektiğini düşünüyorum. Tiyatronun tozunu yutmalıyım yani. Gelecek planlarım arasına aldım bunu. O deneyimi yaşamak istiyorum. Gerçi o kadar insanın karşısında heyecanlanmadan nasıl oynarım? Ama diğer yandan da o kadar kişinin seni izlemesi insana cazip geliyor.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/people-at-theater-713149/

27 Aralık 2017 Çarşamba

Kısa blog yazıları hoşunuza gidiyor mu?

kısa blog yazıları

     Kısa blog yazıları hakkında birkaç kelam etmek istedim. Blog yazmaya ilk başladığımda hiç kelime sayısına, uzunluğuna-kısalığına dikkat etmezdim. Sonraları blog hakkında daha fazla yazı okuyup, daha fazla bilgi edinince, en az 300 kelime yazmam gerektiğini öğrendim. Bir süre 300 kelime ile devam ettim. Ama sonraları devamını getiremedim. Her konu hakkında 300 kelime yazmak gerçekten göründüğü gibi kolay değil. Bende karar aldım. En 100 kelime olmak kaydıyla yazabildiğim kadar yazacaktım. Ve sonunda 100 kelimede karar kıldım. Artık 100 kelime yazıyorum. Peki kısa yazılar sizin hoşunuza gidiyor mu? Ya da benim yazdığım kısa yazıları beğeniyor musunuz? 100 kelime ile yazı eksik mi kalıyor? Yoksa tam kıvamında mı oluyor?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/notebook-macbook-pro-designer-technology-34199/ 

26 Aralık 2017 Salı

Blogda yorum yapma kriterim ne?

blogda yorum yapma

     Blogda yorum yapma konusundaki kriterimi yazacağım bugün. Ben diğer bloglara hangi şartlarda yorum bırakıyorum? Neye göre bırakıyorum? Şimdi arkadaşlar! Sabahtan akşama iş güç uğraşıp duruyoruz. Akşam eve gelince bütün blogları tarama gibi bir imkanım olmuyor. Bir ara öyle tüm blogları takip etmeyi ve yorum bırakmayı denedim. İnsanın baya bir vaktini alıyor. O yüzden Blogger’daki okuma listesine bakıyorum. İlgimi çeken başlıklar oluyorsa o yazıyı okuyorum. Genelde bu tip okumalarımda yorum bırakmıyorum. Ama biri benim yazıma yorum bırakmışsa. Muhakkak o kişinin bloğuna giderim ve yorumumu yaparım. Çünkü adam gelmiş, yazımı okumuş yetmemiş birde yorum bırakmış. Ben o kişinin bloğuna yorum bırakmayı bir görev bilirim kendime. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/iphone-notebook-pen-working-34586/

25 Aralık 2017 Pazartesi

Ufo gören masum köylü olamadım...

ufo gören masum köylü

     Ufo gören masum köylü sözünü ilk defa Cem Yılmaz’ın Gora filminde duymuştum. Ve duyar duymaz da çok hoşuma gitmişti. O masum köylüyü de göremedim, ufoyu görüp masum köylü de olamadım. Bu ufo görüntüleri falan her zaman dikkatimi çekmiştir. Hele öyle tür programlara denk gelirsem, izlemeden bırakmam. Özellikle yaz geceleri gökyüzüne bakarım. “Bakarsın ufo falan görürüm” diye. Ama hiç bugüne kadar denk gelmedim. Bizim Düzce taraflarına pek uğramıyorlar herhalde. Gökyüzüne bakarken böyle yanıp sönen cisimler görünce hemen heyecanlanırdım. “Lan bu ufo olmasın yoksa?” diye. Ama hep uçak, helikopter falan çıkardı. Peki sizin aranızdan hiç ufo gören oldu mu? Ufo görmek nasıl bir duygu?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-aged-boy-facial-expression-334029/

24 Aralık 2017 Pazar

Sevgili günlük #7...

    
     Sevgili günlük, bir pazar gecesinden daha merhaba. Yine bir haftayı geride bıraktım. Ve yarın, yeni bir haftaya daha başlayacağım. Yeni bir hafta, yine iş demek. Bende pazartesi sendromu olduğu için moral motivasyon olarak durumumun pek de iyi olduğunu söyleyemem. Geçen hafta neler yaşadım? Onlardan bahsedeyim size.

     Şu kadar senedir çağrı merkezinde çalışıyorum. İlk defa sesim kısıldı. Çağrı sırasında öyle bağırarak konuşan bir yapım da yok aslında. İşyeri doktoru soğuk algınlığından dolayı sesimin kısıldığını söyledi. Ve bana bir antibiyotik, bir ağız spreyi bir de suya atıp içtiğimiz tabletten verdi. Çok şükür iki günde düzeldi. Ses kısıklığı çok kötü. Neredeyse işaret diliyle anlaşacaktım miletle.

sevgili günlük

     Sevgili günlük, uzun bir aradan sonra bir kitabı yarıda bıraktım. Murat Menteş’in, Ruhi Mücerret kitabını. 100 sayfa okudum. “Yok artık. Daha fazla katlanamayacağım” dedim ve kitabı okumayı bıraktım. 100 yaşında bir adam var. Devamlı, “Hala niye ölmedim?” diye yakınıp duruyor. Artık daraldım yani. İzlediğim filmlere gelince. Dün Persapolis filmini izledim. İran’da yapılan devrimlerin, bir kadının hayatındaki yansımasını görüyorsunuz. Aslında bir film daha sıkıştırmak istiyordum bu hafta sonuna. Ama olmadı. Gelecek haftaya artık. Kendinize iyi bakın. Tekrar görüşmek üzere.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/boy-field-grass-green-261501/

23 Aralık 2017 Cumartesi

Altyazılı film izlemek bana göre değil...

Altyazılı film izlemek

     Altyazılı film izlemek bana göre değil. Alışmamışım. Genlerimde yok. Zamanında Cnbc-e diye bir kanal vardı. Onda izlediğim yabancı diziler vardı. Bin Bang Theory ve bir komedi dizisi daha. Ama onun adını hatırlamıyorum. İşte o dizileri altyazı ile izliyordum mecburen. Bazen sinemalarda altyazılı filmler geliyor. Hele birde üstüne para verip asla izlemem. Çok izlemek istediğim bir film olsa bile. Hatta çok sevdiğim bir devam filmi olsa bile. Ben Türkçe dublaj izlemeyi seviyorum. Sevdiğim karakterleri alıştığım seslerinden duymak isterim. Dublajsız duyduğumda garipsiyorum açıkçası. Benim fazla yabancı dizi izleme gibi bir alışkanlığım yok. O yüzden bu altyazılı izleme durumuna yabancıyım. Dublajlı olsun, benim olsun.

Foto kaynak: https://pixabay.com/tr/film-y%C3%B6netmen-clap-filmi-sinema-2545676/

22 Aralık 2017 Cuma

Başka bir ağa bağlanma kardeşim...

başka bir ağa bağlanma

     Başka bir ağa bağlanma sevgili kardeşim. Haberlerde izliyoruz, gazetelerde okuyoruz. Başka bir ağa bağlanıyoruz yok virüs bulaşıyor. Yok başka bir şey oluyor. Daha önce arkadaşlarla bir mekana gittiğimizde hemen oranın wifi şifresini sorardık. Kendi internetimizden yemeyeceğiz ya. Ama bu haberleri duyduktan sonra gittiğim hiçbir yerde oranın kablosuz ağına bağlanmıyorum. İnternetim bitmiş olsa bile. Haa çok mu internete ihtiyacım oldu. Bizim arkadaşların telefonundan giriyorum internete. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-agreement-beard-beverage-541522/

20 Aralık 2017 Çarşamba

Kitap okuma hakkında bir anı...

kitap okuma hakkında

     Kitap okuma hakkında lise yıllarımdaki bir anıyı anlatacağım sizlere. Bizim bir edebiyat hocası vardı. Konu nerden döndü dolaştı üniversitedeki kitap okuma olayına geldi hatırlamıyorum. Kendisi ve arkadaşları zaten edebiyatçı oldukları için çokça kitap okurlarmış haliyle. Ama tıp öğrencileri onlardan daha fazla kitap okurlarmış. Üstelik onlar edebiyat okudukları halde. Şaşırırlarmış. Kalın kalın ders kitaplarından fırsat bulup da nasıl kitap okuyorlar diye. O zaman anlattığında biz de şaşırmıştık. Gerçi hala da şaşırıyorum ya. Bu ne kitap okuma aşkıdır öyle. İmrenmemek elde değil. Bende istiyorum şöyle sabaha kadar bir kitabı okuyup bitirmeyi. Ama hemen sıkılıyorum ya. O yüzden bana göre değil öyle sabahlara kadar okumak.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/beverage-book-brown-cafe-531876/

19 Aralık 2017 Salı

İnstagram mı, blog mu?

İnstagram

     İnstagram ile bloğu karşılaştırmak nerden aklıma geldi? Bu sabah bir fotoğraf çektim ve o an içimden geçenleri yazıp paylaştım. Akşam olduğunda tahminimden fazla beğeni aldı. Bu kadar beğeni almak için ne yaptım peki? Hiçbir şey. Fotoğraf çektim, bir cümle yazdım ve paylaştım. Şip şak, oldu bitti. Ben blogda bir yazı için en az bir saatimi harcarken İnstagram’da en fazla beş dakikamı aldı bir paylaşım. Şimdi böyle pratik bir uygulama varken adam tutup da niye blog açsın abi? Acayip pratik. Blogger’ın da böyle bir mobil uygulaması olması lazım. Bu pratiklik benim çok hoşuma gitti. Ama bu benim tarzım değil. Ben blogcuyum arkadaş. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/lg-smartphone-instagram-social-media-35177/

18 Aralık 2017 Pazartesi

Gökhan Tekin, bloğunda benim yazıma yer vermiş...

Gökhan Tekin

     Gökhan Tekin, sadece beni yazmamış tabi. 2017 yılında kendine göre dikkatini çeken blog yazılarından bir derleme yapmış. Bu derleme yazısında, benim de bir yazıma yer vermiş. “Adsense reklamı almak para kazandırıyor mu?” yazım listede kendine yer bulmuş. Böyle popüler ve kendini kanıtlamış bloglarda kendine yer bulmak, bir Blogger açısından bence önemli. Demek ki havaya yazmıyormuşuz. Öyle kaliteli içerikler yazdığımı söyleyemem. Birkaç yazım vardır sadece kaliteli olarak nitelendirebileceğim. Kalitelinden kastım da bilgi içeren yazılar. Biliyorsunuz, Google’da bilgi veren yazıların ilk sıralarda çıkma olasılığı yüksek. Buda daha fazla ziyaretçi çekmek demek. Ama benim blog, adı üstünde kişisel. Yani biri Google’dan bir bilgi arayıp benim bloğa gelmez. Ama olsun. Ben böyle de mutluyum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/hands-woman-apple-desk-6538/

17 Aralık 2017 Pazar

Facebook'un en iyi yönleri neler?

Facebook'un en iyi yönleri

     Facebook’un en iyi yönleri hakkında bir yazı olacak bu. Ama bu iyi yönler, bana göre iyi yönleri. Öncelikle şu doğum günü bildirimleri. Her arkadaşının doğum gününü hatırlama gibi bir şansın yok. Ama sağ olsun Facebook var. Bakıyorum bir arkadaşının doğum günüymüş. Ya Facebook’tan ya da gidip bizzat kutluyorum. İnsana büyük moral oluyor hatırlanmak. Bunun dışındaki beğendiğim yanı, son günlerde devamlı gelen bildirimlerle ilgili. Şu arkadaşınla bir yıl önce tanışmıştın. Bilmem kaç yıl önce tanışmıştın falan gibi. Bu da çok güzel bir özelliği. Ondan sonra bir yıl önce bunu paylaşmıştın falan. Ha bunların bir diğeri olan videolarına bakıp saatler geçirmeyi de şurada yazmıştım zaten. Ee millet. Siz ne diyorsunuz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/background-blur-chat-colors-433617/

16 Aralık 2017 Cumartesi

4,5 g ye geçmek niye istemiyorum?

4,5 g ye geçmek

     4,5 g ye geçmek şu an planlarım arasında yok. Nasıl olsun? 4,5 g interneti su gibi içiyormuş. Ben şu an 3 g kullanıyorum da yetmiyor. Ay ortasında bitiyor. Ay başına kadar internetsiz bir hal oluyorum. Artık öyle uzun uzun takılmıyorum nette. Hemen girip blog, Facebook, İnstagram falan bakıp çıkıyorum. Bu yeni politikam sayesinde 3 g ancak ucu ucuna yetiyor. Turkcell de devamlı mesaj atıyor. Turkcell şubelerinden ücretsiz 4,5 g sim kartımı alabilirmişim. Kardeşim kusura bakma. Ücretsiz de versen beni cezbetmiyor. Yani ben bu tür pazarlama oyunlarına gelmem 😊 Ne zaman ki, “Teknolojik olarak 4,5 g simine geçmeniz lazım. Yoksa internet kullanamazsınız” denir. O zaman paşa paşa 4,5 g sim kartını alırım 😀

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apps-business-cellphone-cellular-telephone-533446/


15 Aralık 2017 Cuma

Notlarım #10...

Notlarım bölümü kısa kısa notlarla devam ediyor.

*Ruhi Mücerret kitabına başladım. İlk 40 sayfa bitti. Şimdilik beni sarmadı.

*Ayla filmi Oscar’a aday film listelerine bile girememiş. Ayla filminden umudum vardı. Oscar yine başka bir bahara kaldı.

*Bu akşam Beyaz Show var. Konukları; Mustafa Ceceli, Özge Özpirinçci, Buğra Gülsoy ve Tümer Metin. İyi bir karma gibi. Bakalım bu akşam nasıl bir program olacak?

*Ruhi Çenet, 4’üncü boyutu anlatmış. Ama ben anlayamadım. Ondan daha sade bir şekilde izah etmesini beklerdim. Bu arada kendisi kaza yapmış. Ama önemli bir şeyi yokmuş. Buradan, “Geçmiş olsun” diyorum kendisine.

*Türk İş asgari ücret olarak 1.893 lira talep etmiş. İşveren ise, “Bu Türkiye şartlarıyla uyuşan bir teklif değil” demiş. Türk İş de biliyor bunu kabul etmeyeceklerini. 100 lira zam olursa öpüp başımıza koyalım.

*Normalde ben Süper Fm dinlerim. Ama birkaç gündür Pal Fm dinliyorum. Her akşam neredeyse aynı saatte hep aynı şarkıları çalıyor Süper Fm. O yüzden Pal Fm dinliyorum artık.

Notlarım

*Örnek gösterilen çiftler teker teker boşanıyor. Tugay Kerimoğlu ve eşi... Mustafa Sandal ve eşi. Neden ilişkiler tükeniyor peki?

*Manuş Baba. İsim ilk duyduğumda çok garip geldi bana. Bu arada Eteği Belinde şarkısı çalıntı çıktı diye bir şeyler okudum. İlerleyen günler neler getirecek bu konuda bakalım?

*Bir tane inşaat şirketi inşaat yapacağı alanı çevirmiş. Ama o çevirdiği korumalıkların ayakları, gözleri görmeyenlerin sarı yollarının üzerine geliyor. Muhabir yaşlı birine soruyor bu durumu. “Ben geçiyorum” diyor. “Ya engelliler?” diye sorunca muhabir, “Nasıl geçerlerse geçsinler” diyor. İşte bu zihniyet sorunun kaynağı.

*Kanal D eskiden çok iyi diziler yayınlardı. 10 dizi yayına sokuyorsa en az 6-7’si tutardı. Şimdilerde bu sayı 3-5’e geçmiyor. Kanal D kötü yönetiliyor.

*Güldür Güldür Show’un geçen haftaki bölümü acayip kötüydü. Espri diye yaptıklarının çoğu saçmaydı.

*Şu ülkede milleti salak yerine koyuyorlar ya. Bizim millet anlıyor bu durumu. “Ama bunlara elimizden bir şey gelmez. Bari yemiş gibi yapalım diyorlar” herhalde.

Notlarım bu bölüm için biraz fazla tutmaya çalıştım. Yorumlarınızı bekliyorum. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/white-ceramic-cup-with-liquid-inside-on-white-saucer-162614/

14 Aralık 2017 Perşembe

Yıldızlararası filminin bilimsel incelemesi...

     Yıldızlararası filmiyle ilgiyle okuyacağınız bu yazı filmden bilgiler içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz ve izlemek gibi bir düşünceniz varsa bu yazıyı okumamanızı tavsiye ederim. Ne zamandan beri bu filmi izlemek aklımdaydı. Ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Sonunda izledim. Ve çok beğendim. Zaten şu kara delikler, yıldızlar, uzay falan her zaman ilgimi çekmiştir. O yüzden filmi çok dikkatlice ve her saniyesini ilgiyle izledim. Film uzun ama ilginiz varsa sizi yormuyor.

Yıldızlararası

     Filmi izledikten sonra aklımda soru işaretleri oluştu. O yüzden filmle ilgili yorumları okuma ihtiyacı hissettim. Bu ihtiyacımı karşılayan öyle bir yazı ile karşılaştım ki. Bu arada film yorumu derken sinemasal açıdan değil bilimsel açıdan. Mesela filmin sonunda 5’inci boyut geçiyor. Nedir bu 5’inci boyut? Yine filmin sonunda Cooper kara deliğin içine giriyor. Ve orası 5’inci boyut. Ve o 5’inci boyuttan geçmişini görüyor ve hatta müdahale ediyor. Ve bunun gibi tonlarca soru. Bu soruların hepsine Yıldızlararası filminin bilimsel açıdan incelemesini yapan bu yazıdan okuyabileceksiniz.

     Uzun bir yazı. Ama her detayı incelediklerini söyleyebilirim. Yine bu konuya ilgim olduğu için ilgiyle okudum. Normalde bu kadar uzun bir yazıyı okumazdım. Ama sevdiğin bir konu olunca okuyor insan. Yazıyı sizde bir okuyun. Siz ne diyeceksiniz? Film üzerine bir konuşalım istiyorum. Eğer uzaya ilginiz varsa Yıldızlararası tam size göre.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/space-research-science-astronaut-41162/

13 Aralık 2017 Çarşamba

Bitcoin ile maaş verecek şirket açıklandı...

Bitcoin

     Bitcoin ile maaş vermeye hazırlanan şirket Japonya’dan. Çalışanlarının maaşlarının bir kısmını kripto para ile verecek. Bu şekilde maaş almak istemeyen olursa, ona yine para ile ödeme yapılacak. İşveren ile çalışanın iki taraflı onayı ile bu işlemin gerçekleştirileceği için yasal açıdan bir problem oluşturmayacağı düşünülüyor. Şirketin bu yönde adım atmasının gerekçesi olarak, bu uygulamanın benimsenmesi gösteriliyor. GMO İnternet Group şirketi ilk ödemenin 2018’in mart ayında başlayacağını duyurdu. Şunu da belirteyim: Maaşlarının 100 bin yenlik kısmı bu şekilde ödenecek. Dolar olarak hesaplandığında yaklaşık 870 Dolar gibi bir tutar ediyor. Ek bir bilgi daha. Bitcoin, Chicago’da borsada işlem görmeye başlamış. Bu fırtına devam edecek gibi görünüyor. Siz ne dersiniz?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-coins-315788/

12 Aralık 2017 Salı

Enes Batur Altın Kelebek alan ilk Youtuber....

     Enes Batur Altın Kelebek ödül töreninde en iyi Youtuber ödülünü aldı. Ödül törenin ortasına kadar baktım. Ama sonuna kadar izlemedim. Cem Davran program sırasında ilk defa en iyi Youtuber ödülünün verileceğini söyledi. Benim aklıma belirli birkaç kişi geldi zaten. Enes Batur, Barış Özcan, Ruhi Çenet ve Orkun Işıtmak. Ama bunların arasından en fazla abone sayısına sahip olan Enes Batur’du. “Muhtemelen o alır” dedim. Dediğim gibi de oldu. Bundan sonraki yıllarda sırasıyla bu dediklerim alacak. Bu en iyi Youtuber ödülünü kim düşündüyse iyi düşünmüş. Yalnız diğer adayları da görseydik iyi olurdu. Ödül töreninde çok saçma yapmışlar. Daha önce adayları gösterirlerdi. Sonra ödülünü alacak olan alırdı.

Enes Batur Altın Kelebek

     Enes Batur Altın Kelebek ödülünü alacak bir Youtuber mu? İnstagram’da, 1ncicaps ödül törenindeki fotoğrafını paylaşmış. Onun altındaki yorumlara baktım. Çoğunlukla onun bu ödülü hak etmediğini söylüyorlardı. Kimisi, “Çocukca videolar yapıyor” diyor kimisi, “Takipçileri hep çocuk lan” diyor. Ben de video kanalına üyeyim. Youtube kanallarını ilk takip etmeye başladığım zamanlar gözüme çarpan kanallardan biriydi. Devamlı aktif olan ve neredeyse her gün video paylaşan bir kanal onunkisi. Adam çalışıyor. Haa oyun videoları yapıyor. Şöyle yapıyor böyle yapıyor. Adam sonuçta işin içinde. Devamlı bir şeyler peşinde. Her yayınladığı videoyu izlemesem de arada bakarım. Eğlenceli videolar yapıyor. Bana göre tabi. Siz beğenir misiniz bilemem. Zevkler ve renkler tartışılmaz sonuçta.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-close-up-colors-communication-545334/
     

10 Aralık 2017 Pazar

Facebook anketlerindeki tehlike...

Facebook

     Facebook anketler var ya hani. Yaşlandığında nasıl görüneceksin gibi mesela. Bu anket furyası ilk çıktığında yapmıştım birkaç tanesini. Ama sonra baktım ki. Bu anketlerin yapıldığı site hiç de tanıdık değil. Mesela Onedio gibi bilindik bir iste olsa neyse. Ortam sahtekar, dolandırıcı kaynıyor. En iyisi bir daha bu şekilde anketlere katılmamak olduğunu düşündüm. Ve o günden sonra da bir daha yapmadım. İşte o anketlerle ilgili kanal D haberde bir haber gördüm. O anketlerin güvenilir olmadığından bahsediyordu. O anketleri yaptığınızda sizin adınıza başka sitelerde paylaşımlar yapılıyormuş. Bunun ne demek olduğunu bir düşünsenize. Sizin hesabınızdan Cumhurbaşkanına bir hareket mesajı paylaşıldığını düşünün. Ya da terör örgütü propagandası yapan bir paylaşım yapılmış olsa. Derdinizi kimseye anlatamazsınız. Ve kendinizi bir anda hakim karşısında bulursunuz. O yüzden sevgili arkadaşlarım! Bu anketler ne kadar ilgi çekici olsa da yapmayın. Böyle anketlere bende dayanamıyorum. Çok cezbediciler. Böyle anket yapacaksanız bile bilindik sitelerden yapın. Onedio gibi. Hem vaktinizi güzel bir şekilde geçirmiş olursunuz hem de aklınızda güvenliğinizle ilgili soru işaretleri olmaz. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/advertising-alphabet-blog-close-up-267371/

9 Aralık 2017 Cumartesi

Forrest Gump filmini izledim...

     Forrest Gump konusu hakkında bende bugün internetten arama yaptım. Filmi izledikten sonra bir şeyler karalamak istedim. Bugün cumartesi. Bir haftalık gece vardiyasından sonra iki günlük offumu kullanıyorum. Bu off günlerimde artık film izlemeyi bir gelenek haline getirmeyi istiyorum. Şu anda popüler bir çok dizi var. Aslında onları da izleyebilirim. Ama onlara çok emek vermek lazım. Saatlerini o diziye ayırman lazım. Yok şu sezonu yok bu sezonu. Benim o kadar vaktim yok. Her akşam işten gelince yorgun oluyorum zaten. Ki her akşam da bir şeyler izleme modunda olmuyorum.

     O nedenle artık filmlere yöneliyorum. Çünkü film iki saat içinde bitiyor. Bir sonraki güne sarkmıyor. Duygulanacaksan, sevineceksen, ne tür duygu durumunu yaşayacaksan yaşıyorsun işte. Filmlerin en sevdiğim yanı da bu. Normalde çok film izleyen bir yapım yoktur. Ne zaman televizyonda tvde ilk kez yayınlara denk gelirsem o zaman bakarım. Oda o film hakkında daha önce güzel şeyler duymuşsam. Ve oyuncularını seviyorsam. Bu kriterlere uymayan bir filmse zaten hiç şansı yok.

     Madem ki film izlemeye başlayacaktım. O zaman klasik olmuş filmleri izlemem lazımdı. İnternette izlenecek filmleri arattım. Bunun dışında daha önce benim duyduğum ve izlemek istediğim filmlerle beraber kafamda bir liste oluşturmaya çalıştım. Liste deyince öyle 30-40 ya da 50 filmlik bir liste değil. Mesela geçen hafta yine iki gün offum vardı. İlk tatil günümde Yıldızlararası filmine baktım. Bilimkurgu. Bir uzay filmi. Bu filmin methini çok duydum. E uzaya da ilgim var. O yüzden ilk onu izlemek istedim. Sonra diğer gün ise izlenecek filmler listesinde gördüğüm Ölü Ozanlar Derneği’ne baktım. Filmin konusu ve izleyen görüşleri doğrultusunda bu filmi de izlemeye karar verdim. Ve o film de aradan çıktı böylece. 

Forrest Gump

     Her hafta ilerlemeye devam ediyorum böyle. Bugünde aklımda Forrest Gump filmini izlemek vardı. İzlemeden önce Forrest Gump konusu neymiş diye internetten araştırdım. Bu filmde izlenmesi gereken filmler arasında yer alıyordu. Ve gönül rahatlığıyla filmi izlemeye başladım. Çünkü sevmediğim bir film tarzı gibi durmuyordu. İyi ki de izlemişim dedim. Film benim hoşuma gitti. Popüler olan, sevilen filmler boşuna kendilerine insanların gönlünde yer edinmiyorlar. Oyunculuklar çok iyiydi.

     Filmin sonunda Forrest, kızın mezarı başında sorguluyor. İnsanın bir kaderi var mıdır? Yoksa hayat insanı nereye sürüklerse insan oraya mı gider? Forrest kendine göre bu sorunun cevabını verdi. “Bence her ikisi de” dedi. Bu çok tartışmalı bir konu. Her şey tamamen insanın elinde değil. Ama tamamen kaderin elinde de değil. Sen bir şeyi hedeflersin. O şey için çaba gösterirsin. Ama yine de o hedefe ulaşamayabilirsin. Bence bu kaderdir. Çünkü elinden geleni yapmışsındır. Olmuyorsa olmuyordur. Belki de olay, o hayal için çaba harcamanda gizlidir. O istediğin şeyi olmayacaksın ya da elde edemeyeceksin ama onun için devamlı bir savaş halinde olacaksın. Belki de güzel olan budur.

     Dedim ya. Bu çok tartışmalı bir konu. Herkes bu konuda farklı farklı şeyler söyleyebilir. Hepsine de saygı duyarım. Öyle film eleştirmenliği yapma gibi tavrım yoktur. Zaten o kapasiteye de sahip değilim. Kendimce filmin birkaç noktasına değiniyorum o kadar. Filmi izlemeden önce söylemiştim ya. Film hakkında birkaç bir şey okudum diye. Bir tanesi, “Aptalların da zengin olabileceğini gösterdi” diyor Forrest Gump için. Öncelikle Forrest aptal mı? IQ su 75 miş. Bu 75, en düşük IQ seviyesi oluyormuş. Ama buna rağmen Forrest’in davranışları aptalca mıydı? Bence hiç aptalca değildi.

Forrest Gump


     Hele birde, filmin bir yerinde Forrest için, “Deli” deniyor. Bence hiç değil. Bence o sadece nerede nasıl davranacağını bilmiyor. Topluma karşı kapalı büyümüş. Hiç ortam görmemiş. Böyle olunca da herkesin yapmadığı şeyleri yapınca aptalmış gibi duruyor. Diyelim ki aptal. Ama o yetenekleri para edecek cinsten. Okuduğum kişi sanki aptallara bu film cesaret veriyor diye kızıyor gibi yazmış. Niye böyle giderli yazmış anlamadım. İşte o yeteneklerinden biri de masa tenisi. Adam harika bir masa tenisi oynayıcısı. Hem de ülke çapında. O kadar meşhur olunca raket firmalarından biri kendi markalarını kullandığını söylemesi halinde 25 bin dolar vereceklerini söylüyor. Oda söylüyor. Aptal olabilir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Gördüğünüz gibi aptallığına değil masa tenisi yeteneğine para veriyorlar.

     Ah birde Forrest’in annesinin söylediği sözler vardı. Birkaç tanesi hoşuma gitti. Bir tanesinde, “Tanrının yöntemleri esrarengizdir” diyordu. Bir diğeri ise, “Bir insanın ihtiyacı olan para bellidir, gerisi gösteriştir”. Oda annesinin dediğini yapıyor. İhtiyacının dışındaki parayı hayıra hasenata ayırıyor. Kilise falan yaptırıyor. Vietnam savaşına katılıyor. Orada komutanını ve arkadaşlarını sırtında taşıyıp kurtarıyor. Hem de komutanı, “Beni kurtarma, bırak” demesine rağmen. “Orada ölmek benim kaderimdi. Sen beni kurtararak bu kaderi bozdun. Ben şimdi iki bacağım olmadan ne yapacağım” diyor. Eğer Forrest’in yerinde ben olsaydım ve bunlar bana söylenseydi. Ben vicdan azabından bir hal olurdum. Kurtarsan bir türlü, kurtarmasan bir türlü. Neyse ki filmin sonunda Teğmen bir şekilde hayata yeniden tutunuyor. Hayata tutunmasında da baş rolü Forrest oynuyor yine. Böylelikle ikinci defa hayatını kurtarıyor.

     Filmin son sahneleri dokunaklıydı. Jenny ile çocukken beraber oturdukları ağacın altına yaptırıyor mezarını Jenny’nin. Birde dikkatimi çeken bir şey daha oldu. Neden onların mezarları toprakla aynı mesafede de bizim mezarlarımız topraktan yüksek? Forrest Gump izleyerek, hem de güzel bir film izleyerek hayatıma yine renk kattım. Bugünüm de boş geçmedi yani.

Foto 1 kaynak:https://www.pexels.com/photo/adventure-athlete-athletic-daylight-235922/

Foto 2 kaynak: https://www.pexels.com/photo/abstract-analog-art-camera-390089/


8 Aralık 2017 Cuma

Günde 1000 kelime yazmak...

     Günde 1000 kelime yazmak yazısını okuduktan sonra gaza geldim ve dün akşam bu yazıyı kaleme aldım. Bu akşam internette takılırken yine 1000 kelime yazmak mevzuulu yazıya rastladım. “Keşke bende 1000 kelime yazabilsem” dedim. Hevesle o yazıyı yeniden okudum. Ama ilk okuduğum zamanki yazıyı bulamadım. Yazıyı parça parça bölmüşler. Kesip biçmişler. Anlamsız yapmışlar yani.

     Ama beni gaza getirecek birkaç paragrafını okumak fırsatım oldu. İşte o gazla şimdi oturmuş 1000 kelime yazma uğraşındayım. Her akşam yazmayı planlıyorum. Bakalım ne zaman kadar devam ettirebileceğim? Yazıda özellikle okuduğum bir paragraf bana acayip gaz verdi. “Misafirlikte uyandım 1000 kelime yazdım. Evde uyandım 1000 kelime yazdım”. Yani adam nerede olursa olsun kendini 1000 kelime yazmaya şartlamış. 

günde 1000 kelime yazmak

     Bu ne güzel bir irade ya. Artık bir noktadan sonra günde 1000 kelime yazmazsa eksiklik hissetmeye başlamış. Diş fırçalamak gibi sıradan bir şey olmuş her gün 1000 kelime yazmak. Ya şimdi söyleyin bana. Siz bunları okuyunca gaza gelmiyor musunuz?  “Keşke bende günde 1000 kelime yazabilsem” diye iç geçirmiyor musunuz?

     İşte bu yazıdan sonra bende hevesle oturdum bilgisayarın başına. Normalde aklımda bir konu bulup 100 kelime yazıp blogda yayınlamak vardı. Bu akşam bu yazı yine benim aklımı karıştırdı. Bu kafa karışıklığının sonucu olarak bu yazıyı yazıyorum işte. Evet, günde 1000 kelime yazmak hayal değilmiş. En azından bu akşamlık. Her gün kedi kaymak yer mi göreceğiz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-blur-business-indoors-261453/

7 Aralık 2017 Perşembe

Whatsapp çöktü. Her gün çöküyor kerata...

Whatsapp çöktü

     Whatsapp çöktü haberlerini görmekten artık gına geldi. Herhalde tüm haber sitelerinin hazırda beklettikleri görsel ve yazıları var. Bu gibi bir durum olursa, hemen o yazı ve görseli koyuyorlar herhalde 😊Beyler bayanlar. Ben şu ana kadar çöken bir Whatsapp görmedim. Gerçekten çöken Whatsapp nasıl oluyor? 😉Geçen gün yine son dakika haberi geçiyorlar. “Ulan neymiş bu çökme?” deyip açtım Whatsapp’ı. Yoo hayır. Bende bir şey yoktu. Çatır çutur mesajlaşıyordum 😋Çatır çutur deyince aklınıza dakikada bilmem kaç kelime yazarak, baş döndürücü bir iletişim gelmesin. Öyle Whatsapp gruplarımız yok. Dur bir dakika var var. Ama oda işyeri grubu. Orada da kırk yılda bir paylaşım oluyor. Aha yine son dakika haberi. Yine çökmüş 😁

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apple-iphone-app-iphone-6-46924/


6 Aralık 2017 Çarşamba

Eleştiriye gelememek...

eleştiriye gelememek
     
     Eleştiriye gelememek… Çoğu insan hep eleştiriye açık olduğunu söyler. Yeter ki saygı çerçevesi içinde olsun diye de eklerler. Ama bence bu boş laf. Çünkü hiç kimse eleştirilmek istemiyor. Eleştiriyi kaldıramıyor. Eleştiri bizim yapımıza ters. Lafa gelince konuşuyoruz da. Uygulama tırt be kardeşim. Bu durumu her yerde görüyoruz. Toplum önünde olan insanlardan, çevremizdeki insanlara kadar. Eleştirdiğin insanlar hemen gönül koyarlar sana. Hani ben bunu seni geliştirmek için söyledim. Eksik yanlarını dile getirdim falan. Bunları kimsenin taktığı yok. Hemen arasına seninle mesafe koyar. Neden? Çünkü onu eleştirdin. O yüzden sevdiğim insanları eleştirmiyorum. Benim eleştirip aramın bozulmasındansa, gitsin, kendi kendine duvara toslasın daha iyi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-angry-beautiful-blond-366063/

3 Aralık 2017 Pazar

Bu hikayeyi sizde okumalısınız...

hikaye

     Hıncal Uluç’un yazılarından birini okuyordum. Bu yazılarından birinde, arkadaşı Ece Aksoy’un çıkardığı hikaye kitabını yazmış. Çok beğenmiş. Elinden düşürmemiş. Ve o kitaptaki hikayelerden birine köşesinde yer vermiş. Hıncal’ın zevkine güvenirim. O yüzden okudum hikayeyi. Gerçekten iyi bir hikayeymiş. Bu hikayeyi sizlerin de okumasını istedim. Bakalım benim gibi sizin de hoşunuza gidecek mi? İlgili yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-reading-her-notes-258353/

2 Aralık 2017 Cumartesi

Yazacak konu bulamayanlara 101 fikir...

     Blogda yazacak konu bulamıyorum. Bu nedenle internette araştırma yapıyorum. Neler yazabilirim diye. Bu araştırmalarım sırasında Mehmet Erbay’ın, blog konuları arayanlara 101 blog yazısı fikri yazısı ile karşılaştım. “101 tane mi? O kadar da olmaz. Bakalım neymiş bu konular?” dedim. Şunu söyleyebilirim. Bu zamana kadarki en kapsamlı blog yazısı fikirlerini barındıran blog yazısı bana göre. Çoğu blog yazısı önerisinde, “Bunu da yazarım, bunu hepten yazarım, gerçek lan bu niye benim aklıma gelmedi?” dedim. Diğer bloglarda da geldim blog konuları yazılarına. Ama onlarda görsel yoktu.

blog konusu

     Bilmem kaç fikir alt alta sıralanmış. İnsan okurken sıkılıyor yav. Ama bunda öyle değil. Teması çok güzel. Okurken yormuyor. Hele bir yazı tipi var. Hayran kaldım. Bu yazı tipini kendi yazılarımda da kullanacağım. Yazı arasına çok güzel görseller eklemiş. Yazıyı okurken daha da bir zevk alıyor insan. Belki bu yazıdan daha önceden haberiniz olmuştur. Olanlar tekrar okusun. Ama haberi olmayanlar için büyük bir kaynak olacak. Ve ayrıca yazacak blog konusu arayanlara çöldeki su gibi gelecek. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blogging-blur-business-communication-261662/

1 Aralık 2017 Cuma

Bloglar hakkında yorumlarım #1...

     Blog Hocam temasını değiştirmiş. Yeni teması hoşuma gitmedi. Eski teması daha güzeldi. O turuncu ya da sarı menüsü hoşuma gidiyordu. Blog Hocam’ı ilk tanıdığımdan beri o temayı kullanıyordu. Artık o tema ile özdeşleşmişti. Bir ara Blog Hocam’ın yazılarından birine tıkladım. Baktım renksiz bir menü karşıladı beni. Telefondan girmiştim. Acaba mobil görünümünde mi bir problem falan var dedim. Ama yokmuş. Tema değişmiş. Keşke değiştirmeseydi. Temayı değiştirmesinin seo kaynaklı bir nedeni olabilir. Tabi Serdar Hocam daha iyisini bilir. Ne de olsa Blog Hocam

Bloglar

     Gelelim Evren Günlüğü’ne. Blog Yazarları Çalıştayı başladı, bitti. Ama hala kendisinden çalıştay ile ilgili bir yazı göremedik. En azından kendisinden küçük bir yazı beklerdim. “Çalıştayın bütün ayrıntıları ile yakında blogdayım” diye. Evren’den çalıştayı değerlendiren geniş geniş yazılar bekliyorum. Birde her konuşmacının baştan sona konuşmalarının videolarını. Eminim onların da kayıtlarını almıştır bir şekilde.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pie-graph-illustration-669621/

29 Kasım 2017 Çarşamba

Çocukluğumun kandil akşamları...

Mevlid kandili

     Çocukken kandil günleri camiye giderdik. Cami dolu olurdu. Tıpkı Cuma namazı gibi. Cami bir cuma namazında dolu olurdu çünkü. Ha bir de bayram namazlarında. Camiye hevesle giderdik. Şimdi bazıları çocukları camiden kovuyorlarmış. O çocukların gönüllerini nasıl kırdıklarının farkında olmadan. Sonra çocuk camiden soğuyor. Soğur tabi. Neyse işte. Kandil günleri camiden çıkışımızda kapıda lokum dağıtılırdı. Herhangi biri hayrına dağıtırdı. Camide de şerbet ya da küçük poşette şeker dağıtılırdı. Bazen renkli olurdu o şekerler. Sarı, kırmızı, yeşil. Kimi zamanda şekerler kahverenginde olurdu. Ama üstlerinde susam olurdu. Böyle kandil akşamları, hep o çocukluğumun güzel kandil akşamları gelir aklıma. Hepimizin mevlid kandili mübarek olsun.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ancient-arch-architecture-background-532728/

28 Kasım 2017 Salı

Eyvah Eyvah serisini seviyorum abi...

     Bu akşam Show tvde Eyvah Eyvah vardı. Ben bu Eyvah Eyvah serisini seviyorum ya. Üç bölümünü de seviyorum. Orada Ata Demirer ile Demet Akbağ birlikteliği hoşuma gidiyor. İki insanın enerjilerinin birbirine uyması zordur. Kolay yakalanmaz böyle bir bağ. Ama bu seride yakalandı işte. Daha sonra Niyazi Dört Nala filminde de beraber oynadılar.

Eyvah Eyvah

     Ama onda hiç uyumlu değillerdi. Gerçi filmde güzel değildi orada. O yüzden ne zaman Eyvah Eyvah serisine denk gelsem izlerim. Özellikle bir şey olmadığı akşamlar. Bu akşamda, o televizyonda bir şey olmayan akşamlardandı. Maceranın ilk bölümü vardı bu akşam. Efsane yeniden başlıyordu. Yeniden bu hikayenin başlangıcına tanıklık etmek istedim.

     İzlerken sıkılmıyorum. Bilmem kaçıncı izleyişimdi bu. Hep de Show tv yayınlıyor nedense. İki haftada bir yayınlıyor oda. Ne yapsın Show tv? Onun da bir Eyvah Eyvah’ı var. Birde Güldür Güldür Show’u. Dediğim gibi ben bu durumdan şikayetçi değilim. İzlenecek bir şey olmadığında alternatif oluyorlar bana. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/cinematography-film-negative-vintage-603580/

27 Kasım 2017 Pazartesi

Haber izlerken boğuluyorum sandım...


     Bu akşam işten geldim. Bizimkiler Show tvyi açmışlar. Haberlere bakıyorlar. Bende geçtim koltuğa. Açtım telefonumu, nette takılıyorum. Bir yandan da haberlere bakıyorum. Ben izlemeye başladıktan sonra tam üç haber yayınladılar. Üçü de birbirinden iç karartıcı. Ya zaten iş yerinde yorulmuşum, stres yaşamışım. Birde üstüne bu haberler. Boğuluyorum sandım.

haber izlemek

     İnsanı hayattan soğutur bu haberler. “Hay sizin yapacağınız habere. Moral falan bırakmadınız” diyerek kanalı değiştirdim. Birde son haber, özel habermiş. Bak bak. İç karartıcı haberin özel haberi nasıl oluyorsa? Yok, o bunu bıçaklamış. Yok, bu onu yakmaya çalışmış. Fenalık geldi bana. Bu ne abi? Show haberi sunun Julide Ateş’i merak ediyorum. Acaba haberler bittikten sonra nasıl bir ruh hali içerisinde oluyor?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/antique-birch-classic-daylight-174637/

26 Kasım 2017 Pazar

MİM: Güne nasıl başlıyorum?

     Ece Evren sağ olsun beni, güne nasıl başlıyorum diyerek mimlemiş. Onun yazısı şurada. Çalışanlar için güne başlamak klasikleşmiş bir hal alıyor aslında. Ben güne geceden başlıyorum. Yatmadan önce bloğuma ve sosyal medyaya bakıyorum. Sonra alarmımı saat 07:20’ye ayarlıyorum. Benim için gün 07:20’de alarmın çalması ile başlar. Çoğunlukla alarm çalışınca bir iki gerinir kalkarım.

     Ama bazı zamanlar, özellikle geç yattığım geceler alarmı bir 10 dakika erteliyorum. Kalkarken de, “Bu akşam geleyim erkenden yatacağım” diyorum. Ama nerde? Yine geç yatıyorum. Yorganın içi sıcak, dışarısı soğuk. “Bu ne soğuk lan” deyip giyiniyorum. En geç saat 08:00’de evden çıkmış olmam gerekir. Çünkü 08:05 geçe servis geliyor.
MİM: Güne nasıl başlıyorum?

     Bazı zamanlar 08:03 geçe çıktığım oluyor. Tabi o zaman da biraz hızlı bir tempoda yürümem gerekiyor. Hatta biraz da koşmam. Sabah sabah spor yapmış oluyorum yani. 08:30 ile 08:35 arası işyerinde oluruz. Bir bardak çay ve bir tane de simit, sabah kahvaltımı oluşturur. Biraz da lak lak yaparız. 09:00’a 10 kala yukarı çıkarız.

     Bilgisayarları ve programları açarız. Ve saat tam 09:00 olmuştur. Artık çalışma vaktidir. Ve benim için bir gün daha başlamış olur. Mesela yarın da bu dediklerim olacak. Ama yarın pazartesi. Bu dediklerimin yanına siz birde pazartesi sendromunu ekleyiverin. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blur-boy-bright-city-433398/

25 Kasım 2017 Cumartesi

Bir çuval kitapla ne işim vardı?

     Lise arkadaşım Yaşar, çalışmak için yurtdışına gitmişti. Ülkeye döneceğine yakın, benden bir ricada bulundu. Gelirken kendisine ağırlık yapmaması adına, önden kitapları bana gönderip gönderemeyeceğini sordu. Bende, “Tabi ki” dedim. Bir çuval kitap çalıştığım yere geldi. Sağolsun bizim bakkal Murat Abi var. Kitapları onun dükkana bıraktım.

     Bu hafta sonu iki gün tatilim vardı. Kitapları sahibine teslim etmek için güzel bir fırsattı. Çuval biraz ağır olduğu için elde taşınmıyordu. Bende yüklendim sırtıma. Hedef Yaşar’ın yeni açtığı ofisti. Kendisi elektrik projeleri çizer bu arada. Ben elektriği sevemedim. Okul bitti, benim için elektrik de bitmiş oldu. Ama o bırakmadı. Şimdi hayatını proje çizimlerinden kazanıyor.

kitap
Otobüste çektim bunu. O meşhur çuval bu işte 😊

     Ofisinde teker teker kitapları çıkarttı çuvaldan. Okuduklarını, yarıda bıraktıklarını ve hiç başlayamadıklarını. Çuvaldan her çıkarttığı kitap hakkında bilgi verdi. Bende ona, “Bunu okudum”, “Bunu duydum ama okumadım” diye eşlik ettim. Kitap üzerine muhabbetler her zaman tatlı olmuştur zaten.

     Kitaplar arasında ona tavsiye ettiğim Cengiz Erşahin’in Sır adlı kişisel gelişimi kitabı da vardı. O kitabı Bilecik’e giderken almıştım dinlenme tesisinde. “Hey gidi günler hey” dedim. Bundan kaç yıl önce. Daha okumamış. “Bunu muhakkak oku” dedim. Zira görüşünü merak ediyorum.

23 Kasım 2017 Perşembe

Bloğumu kimseyle paylaşamam...

     Bloğunun popüler hale gelebilmesinin yollarından biri olarak konuk yazarlık önerirler. Ya çok popüler bir bloğa konuk yazar olacaksın ya da bloğuna birini konuk yazar ya da misafir yazar olarak kabul edeceksin. Ben ikisine de karşıyım. İlk önce konuk yazarlık meselesini ele alalım. Ben, kişisel bir blog yazarıyım. Yani belli bir konu üzerine yazmıyorum. 

Blog

     Yazdıklarım tamamen benim içimden geçenler. Kimi zaman da argo da yazabiliyorum. O yüzden benim üslubum konuk olduğum kişinin üslubuyla uyuşmayabilir. Konuk olacağım blog, kişisel blog olsa bile. Peki kendi bloğuma başkasının bir yazı yazmasını ister miyim? İstemem. Çünkü ben bloğumu kimseyle paylaşamam.

     Yanlış anlaşılmasın. Bencillikten dolayı değil. Ya da kimsenin yazısını benim bloğuma uygun görmediğimden değil. Benden çok daha iyi yazanlar var. Ki onları da takip ediyorum zaten. Burada anlatmak istediğim büyüyü bozmamak. Bloğumda sadece benim cümlelerim var. Hepsi bana ait. Bir başkasının duygu dünyasının eklenmesini istemem. 


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/iphone-notebook-pen-working-34123/

15 Kasım 2017 Çarşamba

Sevgili günlük #6...

     Sevgili günlük, bu akşam benim için tam bir kültür sanat akşamıydı. Hem film izledim, hem kitap okudum. Şimdi bu satırları ise sana gün sonundan yazıyorum. 24:00’e 20 dakika var bu yazıyı yazarken. Odaya tam bir sessizlik hakim. Bizimkiler çoktan uyudular. Yarın sabah 07:30’da kalkacağım ama bu yazıyı yazmadan yatmak istemedim.

     Bu akşam işten geldim. Baktım kardeşim tv8’i açmış. “Ne varmış bunda?” deyip ekranın sağ alt köşesine baktım. Dönerse Senindir filmi varmış. Hani şu Murat Boz’un filmi. “İyi bari. İzlenecek doğru dürüst bir şey de yoktu zaten” dedim. Ama bir yandan da bu film vizyona girdiği dönemde pek ses getirmedi diye de aklımın bir köşesinde kalmış.

     Sevgili günlük, “Artık şansımıza” deyip filmi izlemeye başladım. Tabi aç karnımı doyururken. Başrollerinde Murat Boz’un dışında İrem Sak ve Yasemin Allen vardı. Şu Yasemin’e nedense bir türlü kanım ısınmadı. İrem Sak desen başrolü yapabilir mi? Oda soru işaretiydi benim için. İşte böyle düşünceler içinde filmi izledim.

sevgili günlük

     Filmin konusu: Mehmet (Murat Boz) ve Selin (Yasemin Allen) tanışıp sevgili olurlar. Sonra Selin, Mehmet’ten ayrılır. Aşk acısı çeken Mehmet bir akşam bir mekanda içki içip takılırken Defne’ye (İrem Sak) denk gelir. Defne artık Mehmet’in, tekrar Selin’i geri kazanması için Mehmet’e yardım edecektir. Kısaca böyle. İlk 15-20 dakikayı beğenmedim.

     O dakikalarda, “Bu filme gitseydim verdiğim paraya acırdım” diyordum. Ama filmin sonunda, “Verdiğim parayı hak etmişti” dedim. Güzel bir aşk hikayesi yani. Filmin dışında kitap okudum. Yazılarımı devamlı takip edenler hatırlayacaklardır. “Bab-ı Esrar” kitabını okumaya başladığımı. Hala devam ediyorum ona.

     Son 200 sayfaya girdim artık. Bu hafta pazar günü çalışmıyorum. Pazara kadar biteremezsem bile pazar günü kesin biter. Bu kitap biter bitmez diğer okuyacağım kitaplar hazır. Bir arkadaşımda Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı var. Ondan söz aldım bitirince bana verecek. Bir diğer arkadaşımda da Ruhi Mücerret kitabı var.

     E filmimi izledim. Kitabımı okudum. E şimdi de yazımı yazıyorum. Bu akşamlık kültür sanata doydum diyebilirim Sevgili günlük.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pen-writing-notes-studying-8769/

Blogger tarafından desteklenmektedir.