kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kendine saygı duyuyor musun?

*Kendine saygı duymak. Her zaman duyduğumuz bir kavram. Kendinizle baş başa kaldığınız da hiç bunu düşündünüz mü? “Ben kendime saygı duyuyor muyum gerçekten?” diye kendinize sordunuz mu hiç?

*Uçsuz bucaksız hayaller kurmak. Çok iddialı bir söz. Bir insan için uçsuz bucaksız bir hayal ne ola ki?

*Milli Voleybolcumuz Eda Erdem’in heykeli dikildi. Ama Eda’ya benzemiyor. Heykel yapma konusunda millet olarak niye bu kadar beceriksiziz?

*Murat Kurum’un yaptığı gafları hiç birine benzettiniz mi? Ben benzettim. Kemal Kılıçdaroğlu’na benziyor.

*Birkaç saatimi yine boşa harcadım. Böyle durumlarda kendime o kadar kızıyorum ki.

*Elinden geleni yapmana rağmen hayallerine ulaşamıyorsa bir insan bunu da kabullenmeli diyor kişisel gelişimciler.

*Apartman üniversiteleri. Tam bir skandal. Oralardan mezun olana güvenilir mi hiç?

 

Whatsapp muhabbeti, kişisel gelişim, hedefsiz insan...

Sıcaktan piştiğimiz günlerden biriydi yine. 

Akşam iş yerinden Uğur ile Whatsapp’tan konuştuk. Baya derin konulara daldık. 

Sonra bizimkilere baktım. Atv’de, Üvey Anne dizisini izliyorlardı. 

Kaç gündür Peyami Safa’nın aldığım iki kitabından birine başlamak istiyorum ama bir türlü başlayamadım. Neyse ki Rıfat Ilgaz’ın hikayeleri imdadıma yetişiyor. Bir hikaye de olsa okumaya çalışıyorum. 

Erkin Koray hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. Kendisi Kanada’da yaşıyormuş. Ben de yeni öğrendim. 

Bazen düşünüyorum da kişisel gelişim dedikleri koca bir zırvadan mı ibaret? Zırva da olsa dinlemek hoşuma gidiyor yine de. Bu da bir gerçek. 

Hedefi olmayan insan var mıdır şu dünyada? Mesela bu yazıyı okuyanlar arasında, “Benim dünyada hiç hedefim yok” diyen birisi çıkar mı?

Kişisel gelişim loading...

*Kişisel gelişim yolculuğumda daha kendimi tamamladım. Daha yükleniyorum.

*Kişisel gelişim diye bir yolculuk içinde miyim onu da bilmiyorum ya.

*Burnu büyük ve kendini beğenmiş insanlardan nefret ediyorum.

*Bazen haberlerde kavga, dövüş ve cinayet haberlerini yasaklamak istiyorum.

*Hafta sonu, sabah kahvaltısının yanında sıcacık simit çok iyi gider değil mi?

*Youtuberler video çekecek konu bulamadıklarında kafayı yiyorlar mıdır? Çekilmeyen bir içerik kalmadı çünkü. Saçma konular bulup video çekiyorlar mecburen.

*İnstagram, TikTok’laşmaktan kurtarmak istiyormuş kendini. Ne yapacaksın da kurtaracaksın kendini? Hadi yap da görelim. “Adamlar söylediler ve yaptılar. Helal olsun” diyelim.

*Her şeyi küçümseyen insanlardan da nefret ediyorum. Arkadaş beğenmiyorsan okuma, izleme ve yorum yapma.

*İki gündür felaket sıcak. Oturduğum yerde terliyorum.

*Artık bu ülkeden bir şey olmaz derken geleceğe umutla bakıp, güzel şeyler söyleyen insanları duydukça insan moral buluyor.

*Kaç gündür İnstagram’da hikaye paylaşmıyorum. İçimden gelmiyor.

*Kedilerin dünyaya geliş amacı ne ola ki?

*Ruhi Çenet nerelerde acaba? Hiç yeni video da paylaşmıyor. Ya da ben denk gelmiyorum.

*Son yapılan anketlerde AKP %35’lerde gözüküyor.

*Ankapark’a harcanan paralar ve dinazorlar konuşuluyor. Bu dinazorlar milletin ocağına incir ağacı dikti.

*Gecenin ilerleyen saatlerinde insanın midesinin kazınması. Nedense insanın iştahı da açılıyor o saatlerde.

*Siyasi tartışma programları insanı sinir hastası yapar.

*Pilav ve cacık çok iyi gidiyor be.

 

Haykırın, "İnadına kendim olacağım" diye...

      “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin” demiş büyük üstat Tarkan. Bundan yıllar yıllar önce.

     Şimdilerde, “Başkası olma, kendin ol” slogan oldu kişisel gelişimcilerde. Ben bu slogana gönülden inanıyorum.

     Ne varsa kendin olmakta var. Haykırmalıyız aslında, “İnadına kendim olacağım” diye. 

ÇOK HIZLI VE KAĞNI GİBİ AKAN SAYFALAR…  

     Peyami Safa’nın, Bir Tereddüdün Romanı adlı kitabını okuyorum bu aralar. Kitap biraz ağır gibi.

     Diğer kitapları gibi değil bu kitap. Bazı sayfalar hızlı hızlı akarken, bazı sayfalarsa kağnı gibi gidiyor. İttire kattıra.

İSMİ HOŞUMA GİDEN KİTABI ALMAYA KALKINCA…

     Kütüphanede kitaplara bakarken, “İsmi hoşuma giden kitabı alayım” dedim.

     İsmi hoşuma giden kitaplardan bir tanesini aldım, baktım ve inceledim. Benim okuyacağım tarzda bir kitap olmadığını gördüm.

     Eğer sadece isme göre almış olsaydım, bir tane kitabı boşuna almış olacaktım.

MARS’A GİTSEK BİLE MASKEDEN KURTULUŞ YOK…

     NASA’yla ilgili bir haber gördüm. Mars’ı yaşanabilir hale getirecekmiş. Haberin görselinde şöyle bir mizansen var.

     Bir baba ve bir çocuk var. Ele ele tutuşmuş geziyorlar. Ama her ikisinin üzerinde de astronot kıyafetleri var.

     Yani dışarıda devamlı o elbise ve başınızda camdan küre ile dolaşacağız.

     Bugünlerde maske takıyoruz, o günlerde de camdan küre işte. Farkında mısınız? Git gide öyle bir hal alıyor ki.

     İnsanlar ne dünyada ne de farklı bir gezegende başlarına ve yüzlerine bir şey takmadan dolaşamıyorlar.

     Dışarıdan soyutlanıyoruz resmen.

     Ben hala aynı düşüncedeyim: Mars’ta, insanlık olarak yaşamamız hayal.

Kişisel gelişim videolarının etkisi miydi?

      Pandemi dönemiyle beraber normalde izlemeyeceğim kadar kişisel gelişim videoları izledim.

     Beyhan Budak, Haluk Tatar, Başak Kablan ve Hikmet Anıl Öztekin gibi kişisel gelişimcilerin videolarıydı bunlar.

     Başkaları da vardır muhakkak ama şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ve ağırlıklı olarak da bunları takip ediyorum.

     Kaymakamlığa gitmiştim bugün. Şimdi oradaki insanlarla konuşmaya nasıl başlayacaktım?

     Çekingenlik var da biraz ben de. “Kendine güven oğlum ya. Alt tarafı bir soru soracaksın” dedim. Kendime gaz verdim.

     Sonucunda gittim ve konuştum. Yine az biraz çekingenlik yaşadım. Ama sonucunda gittim, konuştum.

     Kaymakamlık binasından çıkarken öz güvenim tavandı. Bir şeyi başarmış olmanın mutluluğu içindeydim.

     İşte tam o anda sordum bu soruyu kendime: “İzlediğim kişisel gelişim videolarının bugünkü konuşmam da etkisi neydi?” diye.

Kişisel gelişimin başlangıç noktası, Afrika'ya gidip su kuyusu mu açtırmak?


     Evet, evet aynen öyle. Sizin dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Kim hayatında radikal değişiklik yapmak istiyorsa soluğu Afrika’da alıyor. 

     Ve oradaki halka, su kuyusu açıyor. Su kuyusu açılınca sevinen çocuklarla fotoğraf ve video çekiyor. Niye başlangıç noktası olarak orayı görüyorlar? 

Afrika'da su kuyusu açmak
foto kaynak: unsplash.com

     Bu şeye benziyor: Hani dünyanın başlangıcını Big Bang’ten başlatırlar ya. Büyük patlamadan. Kendini değiştirmeye ve geliştirmeye niyet eden insanların da başlama noktası Afrikalı çocuklar gibi olmuş. 

     Belki de onlar bunları iyi niyetle yapıyorlar ama bana bir noktadan sonra oradaki çocukları kendi çıkarları için kullanıyorlar gibi geliyor. 

     Belki de çok yanlış düşünüyorum. Fesatça bir düşünce bu. Ama bugünün, kimseye güvenmemek gerektiğini haykıran dünyası da bana bunu düşündürüyor.

"1 lira dahi olsa yatırıma yönlendir"


yatırıma yönlendirme

     İnstagram’da kişisel gelişim ile ilgili liste yayınlıyor bir sürü hesap. Bu listelerden birinde, “1 lira dahi olsa yatırıma yönlendir” diyordu. Bu benim çok hoşuma gitti. Bugünden yarına neyin ne olacağı belli değil. O yüzden günlük değil, uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Artık bende bu şekilde düşünmek istiyorum yatırım yapacağım zaman. 1 lira dahi olsa yatırıma yönlendireceğim.

Elini sallasan gripli birine çarpıyor...


HERKES GRİP, HERKES HASTA…
     İş yerinde herkes hasta. Herkes grip. Herkes öksürüyor. Mesela Öznur. Gribi çok ağır atlatıyor. Salı günü doktora gitmişti. Bir gün rapor almıştı. Bugün gelmiş ama ne gelme. Yine burnundan konuşuyor. Daha tam iyileşememiş yani. Bugünü zor yaptı. İki gün izin aldı. “İnşallah bu iki günde iyileşirim” diyerek evinin yolunu tuttu.

grip olmak

BENDE DURUMLAR NASIL?
     Bende grip olma aşamasındayım. İlaçlarla tam yakalanmadan geçirmeye çalışıyorum. Daha tam atlatamadım.

KİŞİSEL GELİŞİM KİTAPLARINI OKUMAYI SEVİYORUZ, İÇİNDEKİLERİ UYGULAMAYI DEĞİL…
     Bir arkadaşımı kişisel gelişim kitabı okurken gördüm. Bir başka görüşümde bu sefer o kitaptan notlar alıyordu. Bende bir zamanlar notlar almıştım. Ama ne işime yaradı? Hiç. İşte tam o anda bunu düşündüm. Galiba bizler kişisel gelişim kitaplarını sadece okumayı seviyoruz, içindekileri uygulamayı değil. Zaten bu kitaplarla ilgili söylediğimiz bir cümle vardır, “Adam çok güzel yazmış. Ama içindekileri uygulamak mesele”.

Foto kaynak: unsplash.com


Sen beni ölsen unutamazsın...

Geçtiğimiz günlerde haberlerde izledim. Belki siz de denk gelmişsinizdir. Bir postacının emekliliğine çok az kalmış. Oda emekliliğine az kalan bu dönemde, her namaz çıkışı, cami cemaatine tatlı dağıtıyormuş. Böyle yapmasının nedeni ise: Helallik almak. “Bunca yıldır insanlara iyi ya da kötü haberler getirdim. Kalbini kırdıklarımız olmuştur. O yüzden bende böyle bir şey düşündüm. Cami çıkışı cemaate tatlı dağıtıyorum. Onlardan helallik istiyorum” diyor. Bu arada şu bilgiyi de vereyim. Bu postacı abimiz, 30 yıldır aynı çevrede postacılık yapıyormuş. Ben insanımızın, bu huyunu seviyorum ya. Helallik almak kavramı çok önemli. Birde şu helallik almak kavramı, ömrümüzün sonuna doğru değil de her zaman aklımızda olsa. Yanlış anlaşılmasın. Ben Postacı abiyi eleştirmiyorum. Zaten adamın halinden, tavrından belli. Öyle reklam kokan bir hareket değil yaptığı. Hepimiz şu helallik alma kavramı üzerinden yaşamaya çalışsak, yaşadığımız bunca sıkıntılar, ruhen doyumsuzluklar geride kalır diye düşünüyorum. 
postacı, helallik, kişisel gelişim, emre aydın, sen beni unutamazsın, güncel
                                           İNSAN, DEVAMLI GÜLEREK YAŞAYAMAZ
     Bence hayatı yaşamak, devamlı gülüp eğlenmek, kakara kikiri yapmak değildir. Zaten insan devamlı gülemez ki. Bu insanın doğasına aykırı. Bu kişisel gelişim kitaplarında, konuşmalarında sanki hep bu öğütleniyor. Devamlı hayata karşı dik durun. Gülün, eğlenin. Ben tam da bunun zıttını düşünüyorum. İnsan yeri gelir ağlar da. Artık bir şeyler çekemeyeceği bir noktaya geldiyse, artık canına tak dediyse, gözyaşları boşanmalı. Ağlamak da bizim için çünkü. Ağlayınca hayata karşı yenilmiş sayılmazsın ki. Yeri gelir güleceksin, yeri gelir ağlayacaksın. Kendini, “Her zaman pozitif olacağım. Daima gülümseyeceğim” diyerek programlamamalı insan. Bence bu kişiye kaybettirir. Rahat olun. Hayatı olduğu gibi yaşayın.
                                          HARİKA BİR, BENİ UNUTAMAZSIN ŞARKISI
     Bu zamana kadar unutamamak adına çok şarkı yapıldı. Hala da yapılıyor. Ve dünya durdukça da yapılmaya devam edilecek. Çünkü her seven kavuşamıyor. İlk aşklar hiç unutulmuyor. Yıllar geçse de, yaşlı bir ihtiyar olunsa da. İçte bir sevda ateşi kalıyor. İlk aşkımızı, kavuşamadığımız yarimizi hatırlatan bir şarkı da, Emre Aydın’dan geldi. Haykırıyor sevdiği kadına,”Sen beni unutamazsın” diyor. Ona diyor da, sanki kendisi unutacak. Kendisi de unutamayacak. Öyle ömür boyu yaşanmayan aşkın acısı kalacak kalplerde. Şarkının beni en çok vuran sözleri, “Bir adam, bir akşam, misal bana benzeyen, tutar geçer tam önünden/ Ne yapsan sen beni unutamazsın/ Bir yağmur yağsın da, bir şarkı çalsın/ Sen beni ölsen unutamazsın” oldu. Şarkıyı şuradan bir dinleyin isterseniz. Bakalım benim gibi hissedecek misiniz?