Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlber Ortaylı'dan 4 tarihi soruya cevap...

       İlber Ortaylı’nın Tarihin İzinde kitabını okuyorum.Daha önce hiçbir kitabını okumamıştım.Gerçi tam olarak bu kitabını da okumuş sayılmam.Çünkü kitabın yarısından fazlası soru cevap.Kitap ikiye ayrılmış.Birinci bölümde söyleşiler yer alıyor.İkinci bölümde ise makaleler.Ama makalelerde bomba konuları ele alıyor İlber Oltaylı .Şunu da hemen belirteyim,bazı yerlerde tarih bilgisi eksikliğimden dolayı kitaptan istediğim şekilde faydalanamadım.        Peki Tarihin İzinde kitabını neden okumalıyız?Bunun için size 4 neden sunuyorum.Eminim bu nedenler sizin de dikkatinizi çekecektir.Tabi tarih ile ilgileniyorsanız.Hemen başlayayım.        Madde-1) Osmanlıca son dönemde baya tartışılmıştı.Herkes bu konu hakkında bir şeyler söyledi.Peki bu konu hakkında İlber Ortaylı’nın düşüncesi ne?Sayfa 111’de bu konudaki görüşünü bulabilirsiniz.        Madde-2) Bir zamanlar Ortaylı Topkapı Sarayı’nda müdürlük yapmıştı.Peki Ortaylı,Topkapı Sarayı’nı nasıl tanımlıyor?Sayfa 115’de merakınızı gi

Gazete okunacak 5 mekan...

Resim
      Takip ettiğim köşe yazarlarını internetten de okuyorum ama gazeteden okumanın yerini tutmuyor. Gazeteyi hele ki küçük çaycılarda,kahvelerde okumak çok güzel oluyor.Kendimi o tarih kitaplarında gördüğümüz mekanlarda hissediyorum,oralarda gazete okurken.Ya da Anadolu’yu karış karış gezen programlarda röportaj yapılan o nostaljik kahvelerde hissediyorum.Kendimi bildim bileli eskiye,nostaljiye özlemim vardır.      Bizim burada,yani Düzce’de uğrak iki caddemizden biri olan Gaziantep Caddesi’nde küçük bir çaycı var.Caddeden geçerken göremiyorsunuz.İçeride kalıyor.Ufacık bir çayhane.Üç dört masa var.Karşıda televizyon.Ve masalarda aşağı yukarı her gazete var.İstediğin gazeteyi seç seç oku.Çayhanede de devamlı bir koşturma oluyor.Diyafondan devamlı çay isteyenlerin sesi geliyor.”Şuraya üç çay” yok “Buraya beş çay biri açık”gibi.       Bu örnekte anlattığım gibi gazete okumayı sevdiğim mekanları paylaşmak istiyorum.Bunlar beş tane; 1)Küçük çaycıda gazete okumak(Ya da çayhane)

Okunacak 4 köşe yazarı...

Resim
       Yazı öyle bir yazılmış olacak ki.Okurken adeta yağ gibi kayacak. Kelimeleri böyle yuta yuta okuyacaksınız.İşte böyle bir yazıyı okumanın keyfine doyulmaz.O yazıyı bir daha,bir daha okumak istersiniz.İşte yazı yazarken de benim amacım bu.Öyle bir yazmalıyım ki yazı akıp gitmeli.Okuyan bir solukta okumalı.Yazının ne zaman sonuna geldiğini anlamamalı.İşte benim için yazı,böyle bir şey demek.       O yüzden ben ne okursam okuyayım her zaman yukarıda saydığım özellikleri ararım.Özellikle köşe yazısında bu dediklerim çok öne çıkıyor.Köşe yazısında ne söylemek istiyorsanız az ve öz bir şekilde söylemeniz gerekir.Sayfalar dolusu anlatma şansınız yoktur.O yüzden köşe yazısı yazmak maharet ister. Sınırlı kelimelerle ne anlatmak istediğini çok net bir şekilde anlatan iyi bir yazardır.      Herkesin takip ettiği köşe yazarları vardır.Benim de var.O kadar da çok değil.Sadece 4 tane.Bunlar;Hıncal Uluç,Haşmet Babaoğlu,Ayşe Özyılmazel ve Mehmet Barlas. Elimden geldiğince takip ederim y

Keşke dememek hayalmiş...

Resim
        Hiç yapmadığınız bir şeyden pişman oldunuz mu? Ya da bu sorunun tersi de olabilir.Hiç yaptığınız bir şeyden pişman oldunuz mu?Yani keşkeleriniz var mı?Benim var.Hem de birkaç tane.Ve ömrümün sonuna kadar da bu keşkelerim devam edecek gibi.Kendimi tanıyorum çünkü.”Acaba olumlu karar verip evet deseydim mutlu olur muydum?”diye soruyorum kendime.Yoksa pişmanlıktan kıvrılır mıydım?        Bu sorular kafamı meşgul ediyor.Ve işin kötüsü asla bu soruların cevabını bilemeyeceğim.Bu soruyu yaşadığım bir olaydan dolayı sorup duruyorum kendime.Ama bu olayı paylaşmak istemiyorum. Belki eleştirilmekten çok korktuğum içindir. Belki de biri,”Çok kötü yapmışsın keşke evet deseydin”derse dünya başıma yıkılır zannettiğim içindir.Kendi hayırıma destekçi bulamamaktan korkuyorum galiba.        Hayatta tecrübesiz olmak çok zor. Neyin ne getireceğini bilemiyorsun.Ve hep ürkek adımlar atıyorsun,verdiğin her kararda.Ve attığın bu ürkek adımlar bir zaman sonra geliyor kafana takılıyor işte.Ben

Kitap okumak değişimi...

Resim
      Bugün bir karar aldım. Artık okuduğum kitaptan zevk almadıysam kendimi zorlamayacağım ve o kitabı okumayı bırakacağım. Daha önceleri bir kitaptan hoşlanmasam bile 100’üncü sayfaya kadar okurdum.Eğer 100’üncü sayfaya kadar okuyup beğenmediysem o zaman bir kitabı okumayı bırakırdım.Ama şimdilerde o kadar sabrım yok.Artık bir kitabın daha ilk sayfalardan beni kendisine bağlamasını istiyorum.       Kitabın türü önemli değil.Roman da olabilir,bir şiir kitabı da.Bunların dışında tarih kitabı da olabilir ya da siyaset içerikli bir kitap da.Ama önemli olan anlatım.Neyi anlattığından çok nasıl anlattığı önemli kitabın.Daha önce benim için ilk sırada olan neyi anlattığıydı.Artık bu görüşüm de değişti. Demek ki zamanla diyorum insanın öncelikleri değişebiliyor.       Bugünkü bu kararı almam da etkili olan sabah okuduğum bir kitaptı.Polisiye bir romandı.Tanınmış bir yazarımızın yazdığı bir roman.Daha önce bir kitabını okumuştum ve hayran kalmıştım.O kitabı hatırlayarak bu kitabını d

Şarjın çabuk bitmesi...

Resim
     Bu sözde akıllı telefondan çektiğim nedir ya!Bu şarj sorunu artık ayyuka çıktı.Bazılarınız bana,”Günaydın,daha bundan yeni mi haberin oldu diyebilirler”.Tabi ki yeni haberim olmadı ama ancak fırsat bulabildim yazmaya.Bazen o kadar moralimi bozuyor ki şu şarj sorunu,”Alayım kamerasız,netsiz bir telefon kurtulayım bu eziyetten”diyorum.Artık telefonumun şarjının hiç olmazsa bir gün gitmesini istiyorum.      Bu akıllı telefona güvenip yolculuk falan yapamazsın.Seni yarı yolda bırakır.Filmlerde de gördüğümüz gibi en lazım olduğu yerde şarjı biter,kapanır.Seni dımdızlak ortada bırakır.O yüzden dışarı çıkarken mecbur yanıma şarj cihazını da alıyorum.Bir mekana girdiğim zaman ilk dikkat ettiğim şey,telefonumu şarj edebileceğim bir priz mi var mı ona bakıyorum.      “Teknoloji bu kadar ilerlemiş.Bir şarj sorununa mı çözüm bulamıyorlar”diye düşünüyorum.Bazen de bilerek uzun ömürlü batarya üretmediklerini düşünüyorum.Neden üretmezler?Üretseler ne kaybederler ona da bir açıklama get

Açlık ve market denklemi...

Resim
       Bugün bir kez daha öğrendim ki aç karnına markete girilmezmiş.Hep orda burada duyardım ama insanın başına gelmeyince anlamıyor işte.”Bir musibet bin nasihatten evladır”diye boşuna dememişler.Aç karnına insan almayacağı şeyleri de alıyor.Sanki orda açıp hemen yiyecekmiş gibi.”Ben kendime hakim olurum”derdim hep.Ama büyük konuşmamak gerekiyormuş.Ona da bir atasözümüz var.”Büyük lokma ye ama büyük konuşma”diye.        Aslında olay daha da kötüye gidebilirdi.Neyse ki market arabasının kontrolü bende değildi.O arabayı benim sürdüğümü hiç hayal edemiyorum.O arabayı tepeleme doldurabilirdim.O potansiyele sahip olduğumu bugün anladım.Bakın öyle bir hayalim de var şimdi.Market arabasını tepeleme doldurmak.Ama onun için baya iyi bir bütçe lazım.O bütçe de şimdilik bizde yok.        Millet ölmeden önce neler neler söyler yapılması için,benim ise yapılacaklar listemde tepeleme market arabası doldurmak var.Hayat işte.Yaşantıya göre yapılacaklar listesi oluşturtuyor insana.Normalde b

Yeni kitaba başlamanın yaşattığı duygular...

Resim
      Dün size bir kitap bitirdiğim zamanki hislerimi paylaşmıştım.Bugün de yeni bir kitaba başlayacağım zamanki hislerimi paylaşmak istiyorum.Yeni bir kitaba başlayacağım zaman içim kıpır kıpır olur.Artık yeni bir hikayeye atılacağım için.Yeni bir olayla karşılaşacağım için.Bunu düşünmek bile beni heyecanlandırır. Zaten insana her yenilik heyecan vermez mi? Onun gibi işte.Yeni bir kitap,yeni bir hikaye demektir.       Yeni kitapla beraber beni heyecanlandıran bir başka unsur da farklı yazı stiliyle karşılacak olmamdır .Biliyoruz ki her yazarın kendine özgü,kendine has bir yazım tarzı vardır.İşte yeni bir yazım tarzıyla tanışacak olmam da bu yüzden heyecanlandırır beni.Sonuçta bende yazı yazıyorum.Ne kadar farklı yazı stilleriyle karşılaşırsam o kadar yazımda gelişir,şekillenir.Daha iyi yazmak için bir adım daha atmış olurum.       Dün yeni bir kitaba başladım.Ve anlattığım bu duyguları yeniden yaşadım.Attila İlhan’ın bir kitabı.Yıldız,Hilal ve Kalpak ismi.Attila İlhan’ın şiir

Kitap bitirme hüznü ve heyecanı...

     Sonunda Muzaffer Buyrukçu’nun Dünden bugüne(Günlükler)kitabını bitirdim.15 günde anca o da.Bazı zamanlar canım istemedi.Bazı zamanlar da işim vardı.Akşamları eve geldikten sonra da o yorgunlukla da kitap okuyamıyordum.Öyle böyle derken sonunda bitirdim.”İyi ki okumuşum”diyorum.Size de tavsiyem okumanızdır.Özellikle benim gibi yazar olmak heveslisi olanlar muhakkak.Bir yazarın günleri nasıl geçiyormuş birebir ağzından öğreniyorsunuz.       Her kitabın sonuna doğru beni hem bir heyecan hem de bir hüzün sarar.Heyecanlıyımdır çünkü;Bir kitabı daha bitirmeye çok yakınımdır.Okuduğum kitaplar arasına bir yenisini daha eklemek üzereyimdir.Hüzünlüyümdür çünkü;Bir hikayenin sonuna gelmişimdir.Artık ayrılık vaktidir.Hele de çok sevdiğim bir kitapsa daha zordur.O kitapla aramda bir bağ kurmuşumdur.Hele de,bir de finalde kitabın kahramanı hayatını kaybediyorsa o kitap bana daha da koyar.      Mesela Adı Aylin kitabını örnek verebilirim.Ayşe Kulin’in harika kitabı.Harika bir dili vardı

Çarşamba hangi diziye bakılacak?

Resim
      Genelde kardeşimle aynı şeyleri izleriz.Ama Çarşamba günleri hariç.O,yeni başlayan Poyraz Karayel’e bakmak istiyor.Bense Diriliş Ertuğrul’a .”Nasıl çözüm bulacağız”derken sağolsun kanallar bu konuda bize yardımcı oldular.Son iki bölümdür galiba,artık TRT 1,Diriliş Ertuğrul’un tekrarını yapmama kararı aldı.İlk etapta ben onu yanlış anlamışım.Baktım özeti yayınlıyor.”Hani özetsiz olacaktı?”diye sordum kendi kendime.        Tabi duruma sonradan uyandım.Benim jeton biraz kareli biliyor musunuz?O yüzden geç düşüyor.Daha önce yine TRT mi yapmıştı yoksa başka bir kanal mı tam hatırlamıyorum.Yine bir dizi için tekrarsız diye çok reklam yapmıştı.”Tekrarı olmadığı için mecburen Diriliş Ertuğrul’a bakıyoruz”dedim kardeşime.Aslında internet paketim bitmese önemli değildi.O televizyondan istediğine bakardı.Bende netten bakardım.Ama maalesef net paketim bitti.Mecbur Çarşamba benim istediğim kanal açılacaktı.        Kanal D’de sağolsun diziyi tutturacam diye durmadan Poyraz Karayel’i

Harika 2 şekerleme yöntemi...

      Şekerleme ya da uyuklamayı çok seviyorum .Ama yerine ve zamanına göre.Her an her yerde yapılan şekerleme hoşuma gitmez.Zaten öyle bir yapım da yok.Hemen başımı yasladığında uyuyan tiplerden değilim.Olmak ister miydim?İsterdim galiba.Çünkü o tipler, çizgi filmler ya da filmlerde hep sempatik gösteriliyorlar o yüzden benim de sempatim oluştu o tiplere karşı.      Benim sevdiğim şekerleme tiplerine gelirsek birincisi;Serviste ya da otobüste uyumak.Ama nasıl uyumak?Şöyle ki;dışarısı soğuk olacak tıpkı şimdiki gibi.Otobüse girdiğinde sıcacık olacak.Ayaklarıma sıcaklık vuracak.İki üç gün önce bu anlattığımın aynısı oldu.Kafamı yasladığım koltuğa.Ayaklarıma sıcak sıcak hava vuruyor.Kendimi kaptırdım uykunun kollarına.Harika bir duygu.Ölmeden önce denenecek şeylerden biri de bence bu.      İkinci en sevdiğim uyuklama şekli ise kitap okurken.Uyurken öyle an geliyor ki kitap elimden düşüyor.Ama ne tatlı uyku,ne tatlı uyku.Yavaş yavaş kelimeler siliniyor.Gözlerim kapanıyor.Bir anda

Güzel akşam koşturmaları...

Resim
      Akşama doğru kardeşim Pınar ile birlikte markete gittik.Akşamın o saatlerini çok seviyorum.Bana çok moral veriyor.Herkes fırından ekmeğini alıyor.Marketten alışverişini yapıyor.Arabası olan arabasıyla,olmayan yürüyerek evine gidiyor.Güzel bir akşam geçirmek için.Havanın soğuk olması nedeniyle adımlar biraz daha hızlı atılıyor.Hem sıcak bir aile ortamına,hem de sıcacık bir odaya gidiliyor.      Akşam olunca bir sevinç oluyor herkeste.Eve gideceği için.Ailesine kavuşacağı için.İşte, akşamları böyle alışveriş yapanları görünce aklıma bunlar geliyor.Fırından ekmek alan birini gördüğümde.”O ekmek ailenin tüm üyelerinin sofrada olduğu bir ortamda bölünecek herkese”diyorum.Dağıtılan o her ekmek dilimiyle beraber aslında o ortamdaki aile sıcaklığından da bir parça verilmiş olur herkese.       Ne zaman akşamları dışarıda olsam hep bunlara dikkat ederim.Herkesin bir an önce eve gitmek için koşuşturmaları sıcak bir duygu oluşturur bende.Günün bütün yaşananlarından sıyrılarak nefes

İş olmadan tat yok...

Resim
     Bayadır çalışmıyorum.Artık çalışmak istiyorum.Evde durmaktan patladım ve sıkıldım.Çalışırken,”Keşke evde olsam da şu diziye şu filme ya da şu programa bakabilsem”der dururdum.Ve iş bulamadığım zaman diliminde bu imkanım oldu.Ama iyi bir şey değilmiş.Her şey yerine göre tatlıymış.Çalışmak gerçekten çok önemli.Dilerim başvurduğum yerlerden en kısa süre içerisinde bir cevap gelir de rahatlarım artık.      İlk zamanlarda tatlı geliyor tabi çalışmamak.Ohh devamlı evdesin.İstediğin saatte yatıyorsun,istediğin saatte kalkıyorsun.İstediğin ne ise sabahlara kadar izleyebiliyorsun.Bunlar bir zamana kadar çok güzel.Ama an geliyor onlar da sıkmaya başlıyor artık.Bir şeyler yapmak istiyorsun.Bir şeyler üretmek ve bu ürettiğin şeyler karşılığında paranı kazanmak.    Aslında anlıyorsun ki çalışmak tek para içinde değil.Kendini bulmak,sosyal ortama katılmak ve bir işe yaradığını hissetmek gibi manevi bir yanı da var çalışmanın.Devamlı dört duvar arasında kalınca bitiyorsun.Paslanıyorsun

Yine panik ataklı bir akşam...

Resim
    Dün akşam saat 20:30 gibi bir sıkıntı geldi.Bunalmaya başladım.Her şey üstüme üstüme gelmeye başladı.Eğer siz de benim gibi bir panik atak hastasıysanız bu dediklerim size de yabancı gelmeyecektir.İlk atağımı daha doğrusu panik atakla ilk tanışmam bundan 5-6 yıl önce oldu.Yine bir gece durup dururken bir sıkıntı basmıştı.Ve her şey o akşamla başladı.     İşte o 5-6 yıldan sonra onun gibi ya da ona benzer bir atak yaşamamıştım.Ta ki dün akşama kadar.Panik atak başladığında öyle saçma şeylere takarsınız ki.Bu atağı geçirmeyenler ya da daha önce duymayanlar ya da duyup da internette merak edip,”Nedir bu?”diye araştırmayanlara o kadar saçma gelir ki.İnanamazsınız.     Saçlarım baya büyümüştü.”Bugün kestiririm,yarın kestiririm”derken saçlar alıp başını gitmişti.İşte o atak geldiğinde o saça taktım.O saçı o anda kestirmem lazımdı.Yoksa çıldıracaktım.Gece 22:00’da saçlarımı kestirmeye gittim.Aslında çok saçma ama.O atak geldiğinde yönetim senin elinden gidiyor.Şansıma berber aç

Kitap kokusu...

Resim
      Kitap okumayı çok sevmesem de yine de kitaplara karşı bir hissiyatım var.Mesela kitap kokusu.En sevdiğim kokulardan biridir.Bir kitabı okumaya başlamadan önce kitabı açarım ve koklarım.Ve her zamanki gibi mis gibi kitap kokusunu içime çekerim.Tüm kitapseverlerin ortak özelliklerinden birisidir bu koklama işi.Gerçi bu durum bende yeni başlamadı taa ilk okuldan beri vardı.        Bir de kitaplar arasında dolaşmayı severim.Kütüphanede ya da kitapçı da.içim sevinçle dolar.Huzurla dolarım bir anda.Hemen gözlerimi kitaplar arasında gezdiririm.Neler var neler yok diye.Kimisini alır bakarım açarım.Yazım şekline kitabın baskına bakarım.Ve bir önceki paragrafta anlattığım gibi de güzel kitap kokusunu ciğerlerime çekerim.Kitap tutkusu da böyle bir işte.Koklamaktan ne anlıyorsun değil mi?Ama öyle değil işte.        Tuğla gibi kitaplar olur ya.Bir de onlar çok hoşuma gider.O kitabı yazanı kıskanırım.”Bu kadar bilgiye nasıl sahip olmuş?”diye.Keşke bende böyle olabilseydim.O kadar bilg

Yazarların bencillikleri...

Resim
     Güne takip ettiğim köşe yazarlarını okuyarak başladım.Köşe yazılarını her zaman belli bir sıraya göre okurum.İlk Haşmet Babaoğlu’nu en son da Hıncal Uluç’u.Zaten topu topu takip ettiğim köşe yazarı sayısı 5’dir.Ayşe Özyılmazel ünlü annelerin kızları hakkında konuşmalarını yazı konusu etmiş.”Anneler karışmamalı kızlarının hayatlarına”demiş.Bence de.İki sevgilinin arasında annenin ne işi var.Önemli olan ne olursa olsun çocuklarının yanında olmaktır gerisi hikaye.      Okumaya başlamışken,”Devam edeyim”dedim.Günlükler kitabını okumaya devam ettim.Muzaffer Buyrukçu’nun kitabi.Kitapta nasıl yazarların,şairlerin birbirini çekemediğini okudum.Yükseklere koyduğumuz insanların ne kadar da bencil olduklarına şahit oldum.Mesela Rıfat Ilgaz,Can Yücel.Kitap beş yüz küsür sayfa.Ben daha üç yüzlerdeyim.Sonra da takip ettiğim bloglara baktım.Yeni yazı var mı diye,yoktu.      Bu akşam Diriliş Ertuğrul gecesiydi.Ona baktım.Bu bölümde tempo resmen yerlerdeydi.Gitgide artması gereken bir tem

Şiir ezberleme...

Resim
     Blog yazarı olarak devamlı yeni içerik girmek zorundayım.Bu da yeni konular demek.İş sadece konu bulmakla da bitmiyor.Bir de onu en iyi şekilde anlatabilmek var.Burda da kelime dağarcığınız devreye giriyor.Kelime dağarcığınız ne kadar genişse o kadar iyi anlatabiliyorsunuz elinizdeki konuyu.Hem yazarken zorluk çekmiyorsunuz.Hem de sizi okuyan takipçileriniz daha lezzetli yazılar okuyor.      Kelime dağarcığını geliştirebilmek için yapılabilecek en önemli ve size en katkı sağlayabilecek egzersiz kitap okumaktır.Ne kadar çok kitap okursanız o kadar kelime dağarcığınız gelişiyor ve genişliyor.Çok olmasa da ben de kitap okuyorum elimden geldiğince.Kendimi geliştirmek için.Çünkü gelişme,”Hiçbir zaman bitmez”derler bilirsiniz.Gerçekten de öyle.Her yeni kitap farklı bir yazı stili ve yeni kelimelerdir.      Okumanın dışında şiir ezberlemenin de kelime dağarcığını geliştiriyor.Ben de bunun üzerine şiir ezberlemeye başlama kararı aldım.İlk hangi şiiri ezberlesem derken bana izled

Şarkılar ve hatıralar...

Resim
Hj Bazı ş arkıların anlamları benim için farklıdır.Gökhan Türkmen’in Çatı Katı ş arkısı mesela.Askerdeyken çar ş ı iznine çıktı ğ ımda dinlerdim.O yüzden ne zaman bu ş arkıyı dinlesem aklıma askerdeki çar ş ı izinlerim gelir.Bundan yıllar yıllar sonra da çocuklarımla bu ş arkıyı dinlerken,”Bak o ğ lum,bak kızım bu ş arkı ben askerdeyken çıkmı ş tı”deyip o günlerimizi yad edeyece ğ iz beraber.     Sonra Demet Akalın’ın mucize sarkısı.Hem akrabam hem de can arkadasım olan Tarık’ın askere gitmesine bir hafta kala beraber çok dinlerdik.Simdi mucizeyi ne zaman duysam o son bir hafta gelir aklıma.Sanki dünmüs gibi.Sarkılara böyle anlamlar yüklemek hosuma gidiyor.Onlar sayesinde anılarımı tekrar canlandırma fırsatı buluyorum.Yoksa çarsı iznim ne zaman gelecek aklıma.Belki bir gün arkadaslarla askerlik sohbeti açıldıgında.     Serdar Ortaç ile Bengü düet yapmıslardı.Korkma kalbim sarkisina diye hatırlıyorum ama yanlıs da hatırlıyor olabilirim.iste o düette bir İ stanbul gezisini hatır

Gece bir başkadır...

Resim
      Ben geceyi,gündüze göre daha çok seviyorum.Özelikle geceleri ışıklar yanar ve sokaklar,caddeler aydınlanır ya.O çok hoşuma gidiyor.Her yer ışıl ışıl bir sokakta gezdiğinizi düşünsenize. Yaşadığım bu duygu favori duygularımdan biridir.Bir şehrin yaşadığının göstergesi ışıl ışıl aydınlık caddelerdir.Ve o caddeleri doldurmuş insanlardır.İnsan yaşadığını hisseder böyle caddelerde.İnsanın içi sıcacık olur.       Bir de gece yolculukları çok hoşuma gider. Gece yapılan otobüs yolculukları ne de güzeldir.Otobüsün ışıkları yanar.Kafanı yaslarsın cama.Otoyoldaki ışıklar geçer yanından bir bir.İşte keyif verici bir mutluluk.Koridora doğru başımı uzatırım.Şoförün o büyük camından önümüzde uzanan o yola bakarım.Arda arda sıralanmış ve geceyi aydınlatan lambaları görürüm ışıl ışıl.Gece demek ışık demektir.İkisi birbirinden ayrılmaz.Ve ikisi birbiriyle güzeldir.       Gece olur ve evlerin teker teker ışıkları yanar ya.(Sanırım bu söz bir şarkının içinde de geçiyor)Bu durum da bana ayr

Her zaman çay...

Resim
      Ben bir çay sevdalısıyım.Çaydan vazgeçemiyorum.Kahveye bir türlü alışamadım.Anladım ki alışamayacağım da.Özellikle askerdeyken üçü bir arada içmek durumunda kaldım çoğu zaman.Her zaman çay olmuyordu.Sıcak su oluyordu.Mecburen üçü bir arada içmek durumunda kalıyorduk.Onu da zar zor içiyordum.Yarıya kadar içip attığım kahveler çoktur.Kendimi alıştırmak için çok zorladım o aralar.” Çay olmuyor her zaman kahveye alış”dedim kendi kendime yine olmadı.       Yemek yedikten hemen sonra canım hemen çay ister.”Bir çay olsa da içsek”derim hemen içimden.İşte bu kadar çay tutkunu olmuş bir durumdayım.O yüzden benim hayatımda kahveye geçit olmayacak.”Yaşasın çay ”diyerek bir dernek bile kurabilirim.Öyle bir dernek kursam inanın ki üyelerimiz binleri bulur.Çünkü bizim millet çay aşığıdır.Sohbetler çaysız gitmez bizim ülkemizde.       Tabi buradan yanlış anlaşılmasın kahve içenlere de saygım sonsuz.Sadece ben sevemedim o kadar.Bu anlattıklarımdan sabah akşam çay içtiğim de anlaşılmas

Sergen Yalçın idealizmi...

Resim
      Sergen Yalçın ,yorumculuk gibi sıcak stüdyoda çalışmak varken bunu istemeyip Sivasspor’a teknik direktör oldu.Dışardan gördüğüm kadarıyla Sergen Yalçın rahatına düşkün biri gibi duruyor.Bu şartlarda yıllarca yorumculuk yapabilirdi.Rahat rahat oturduğu yerden parasını kazanabilirdi.Ama o,bunu yeterli görmedi.Çünkü,içinde yanan bir futbol ateşi var.”Ben bu işi biliyorum.Çok iyi yerlere geleceğim.Bunu herkes görecek”gibi bir tavrı var.      İçindeki bu istek nedeniyle de sıcak stüdyo ortamında para kazanmayı elinin tersiyle itip teknik direktör oldu.Çünkü bir amacı var.Yapmak istedikleri var.Sergen’de bunların peşinden koşuyor.Başarılı olabilir mi bilmiyorum.Ama olamasa da hayallerinin peşinden koştuğu için tebrik etmek lazım Sergen’i.Teknik direktörlüğü için de,”Işık var” diyebiliriz.Aldığı takımlara bir şeyler kattığı bir gerçek.      Sergen,futbolculuk döneminde antremanı pek sevmezdi.Gerçi bu durum sadece Sergen’e özgü değil.Bizim futbolcularımız sevmezler antremanı.Biz

Sneijder ne istiyor?

Resim
       Sneijder gibi futbolcuları zorla elinizde tutamazsınız.Zorla elinizde tutsanız bile verim alamazsınız.O yüzden,Galatasaray’ın fazla kasmasına gerek yok.Bu gibi transfer durumlarında önemli olan futbolcunun kalmak isteyip,istemediğidir.Kalmak istiyorsa sorun yoktur.Ona göre plan yapmak düşer.Ama yok,bir kere gitmeyi kafasına koymuşsa ne yaparsanız yapın durduramazsınız.Bu takdirde de olabildiğince yüksek fiyata satmak peşinde koşmalısınız.       GS taraftarı olarak ben de Sneijder’in gitmesini istemem.Kim,takımındaki bir dünya yıldızının gitmesini ister ki?Ama gitmek istiyorsa da ok yaydan çıkmış demektir.GS yöneticileri taraftar gibi duygusal düşünemez.Gerçeklerle yüzleşmeli ve hemen ona göre plan yapmalı.Satıştan gelecek para.Belki yeni bir yıldız transferi.GS’ın geleceği için en iyi seçenek hangisi ise o belirlenmeli.Ve hemen ona göre harekete geçirilmelidir.      Sneijder’in şu an için tek istediği şey para değil gibi.Aynı zamanda oynamak istiyor.Burada önemli olan

Yabancı sınırlaması ve İstiklal Marşı...

Resim
     Yabancı sınırlamasının kaldırılacağı haberinden sonra,herkes gibi bende yorumları takip ediyorum.Gözüme çarpan birkaç yorumu sizlerle paylaşmak istiyorum.Bunlardan biri Hasan Şaş’ın yorumu oldu.”Bu karardan sonra Türkiye’nin menajerler için bir cennet olacağını” söyledi.Yani diyor ki,”Menajerler çok para kaldıracak.”Federasyon bu kararı alırken menajerler konusunda bir düzenleme yapmamış.En azından ben şu ana kadar bir şey duymadım.      Tabi,olay daha yeni.Bu projenin tüm yönleri şu anda kamuoyu ile paylaşılmamış durumda.Kafalarda hala bir sürü soru işaretleri var.Dikkatimi çeken bir başka yorum da,Okan Buruk’tan geldi.”11 yabancı ile çıkılırsa İstiklal Marşı nasıl okunacak?”dedi.Kırk yıl düşünsem bu aklıma gelmezdi.Kimsenin de aklına gelmemiş.Okan Buruk’tan başka.Olayların böyle küçük,aslında büyük ayrıntılarını görebilenleri hep sevmişimdir zaten.      Gerçekten merak ediyorum.Acaba,Federasyon bu konu hakkında gerçekten düşünmüş müdür?”11 yabancı ile çıkarsak ne olac

Yabancı sınırlaması devrimi...

Resim
      Futbol kamuoyunu anlamak zor.Zamanında yabancı sınırlamasından dolayı,”Avrupa kulüpleriyle yarışamıyoruz”diyorlardı.Sonra,”Sınırlamadan dolayı Türk futbolculara yüksek paralar ödüyoruz”diyorlardı.Şimdi, yabancı sınırlaması kalktı.Yine memnun değiller.Ortalığı birbirine kattılar.Futbol Federasyonu’nu bu kararı aldığına,alacağına pişman ettiler.Tamam, dört dörtlük bir plan olmayabilir.Ama eskisinden iyi değil mi?Çok yakındığınız,çok dert ettiğiniz sorunlara çare getirmiyor mu?      Tamam,bu adımla tüm sorunlar çözülmeyecek.Ama bu bir adımdır.Yanlışlarıyla,eksiklikleriyle atılan bir adım.Ülkemizde daha önce yapılan bir uygulama değil bu.Onun için neler getireceğini bilmiyoruz.Zamanında play off meselesi çok konuşuluyordu.Yapıldı.Ne oldu?Beğenilmedi.Bunu da deneyeceğiz,göreceğiz.Bize futbol olarak neler kazandıracak,neler kaybettirecek bunu pratik edeceğiz.Ondan sonra elimizde somut veriler olacak.Bu verilere göre daha önümüzü aydınlatacak kararlar alabileceğiz.Bana göre bu,b

Ertuğrul Sağlam istifa ederek doğru olanı yaptı...

Resim
       Ertuğrul Sağlam Eskişehirspor’daki teknik direktörlük görevinden istifa etti.Bence de en doğrusunu yaptı.Zaten Sağlam gibi karakterli bir insandan beklentim buydu.Çünkü artık takıma verebilecek bir şeyi kalmamıştı.O da bunu fark etmiş.Bunu fark edebilmek bir erdemdir.Bunu fark edip,”Yine de başarılı olacağım”diye takımın başında durmamak,istifa etmekte bir erdemdir.Sağlam açısından kolay bir karar değildir eminim.       Sonuçta Türkiye’de şampiyonluk yaşamış teknik direktörlerden birisiniz.Hem de üç büyüklerde değil.Bir Anadolu kulübünde.Yıllarca tabu olan bir genel yargıyı yıkmışsınız.Bunu düşünerek,”Ben Anadolu kulübünde şampiyonluk yaşamış biriyim.Başarısızlığı asla kabul edemem.Kalacağım ve başarılı olacağım”diye tutturabilirdi.Alacağı böyle bir karar hem kendisine hem de takıma zarar verirdi.Her zaman olduğu gibi yine olgun bir karar verdi Ertuğrul Sağlam .       Bu sonuçta sadece Sağlam’ın başına gelmiş bir olay değil.Koskoca Fatih Terim bile Galatasaray’a ikinc

BJK-GS derbisine Olimpiyat darbesi...

Resim
     Koskoca BJK-GS derbisi Olimpiyat Stad’ında oynanacak.Olacak iş mi bu?Türkiye’ye yakışıyor mu bu durum?Futbolun en son oynanacağı(belki de hiç oynanmayacağı)yerde böyle bir büyük derbiyi oynatmak olacak iş mi?BJK yönetimi ne yapıp ne edip bu maçı başka sahada oynatmalıydı.En başta kendi yararı için.BJK teknik takım.Top oynayarak kazanacak.Ama saha müsaade edecek mi oynamalarına?Hele bir de yağmur yağarsa bak sen işe. Ben bir GS’lıyım.Bizimkiler de teknik bir takım.Saha ne        kadar iyi olursa bizim de yararımıza.Şimdi Olimpiyat’ta nasıl oynayacak bizimkiler?Orada oynanan toptan hayır gelir mi?Tribünle saha arasında dağlar var.Rüzgarı desen ayrı bir problem.Topu vurursun top döner kalene gol olur.Öyle rüzgar var.Rüzgarlık falan diyorlar ama bence hikaye.Bir işe yaramaz onlar.       Yani o stadda ne oynayan,ne de izleyen maçtan zevk alır.Yine öylesine yavan bir maç olacak.Oyun kalitesi daha maç başlamadan düştü demek Olimpiyat’ta oynamak.Hani diğer sahalarımız

Okumak serüvenimde yaşadıklarım...

Resim
       Bilmiyorum sizde de oluyor mu?Bazen durmadan okumak istiyorum.Sabahlara kadar.”Sadece yemek için ara vereyim devamlı okuyayım”diyorum.Ama bir zaman da geliyor ki canım hiç mi hiç okumak  istemiyor.Sanki bir daha elim hiç kitaba gitmeyecekmiş gibi hissediyorum.İsterdim ki canım hiç sıkılmasın devamlı okuyayım.Bilmiyorum devamlı roman okumaktan dolayı mı böyle hissediyorum?        Değişik türde kitaplar okumuş olsam bu sorun ortadan kalkar mı diye düşünmedim değil.O yüzden son olarak kütüphaneden aldığım kitapların hepsini roman olarak almadım.Bir tane günlük aldım.Bir tane inceleme kitabı aldım.Üçüncü kitabı da farklı alacaktım ama farklı bir şey bulamadım.Mecburen yine roman almak durumunda kaldım.İlk olarak günlükleri okuyarak başladım.Romanı en sona bıraktım.        Günlük okumanın güzel yanı da:Kimin ismi geçiyorsa hemen google’a yazıp resmini görüyorsun.”Şu anda hakkında bahsedilen adam demek buymuş”diyorum.Romanda,sonuçta hayali bir karakter.Ne kadar hayal edebilir

Barış Atay bu yaptığın eleştiri değil...

Resim
      Ülke olarak bir türlü eleştiri yapmayı öğrenemedik.Onun yerine hep hakaret ettik.Ne kadar çok hakaret edersek o kadar iyi muhalif olduğumuzu sandık.İşte kendini böyle sananlardan biri de Barış Atay .Twitter’da yaptığı paylaşımı görmüşsünüzdür.Görmeyenler için tekrar paylaşıyorum.Bu fotoğraf karesinde sana göre yanlış şeyler olabilir.Ama bunu kimseyi kırmadan,incitmeden dile getirebilirdin.       Artık inanın bu tip paylaşımlardan sıkıldım.Biz ülke olarak hakaret etmeden,küçük düşürmeden derdimizi anlatamayacak mıyız?Pekala da hakaret etmeden doğru dürüst bir şekilde eleştirimizi yapabiliriz.Karşımızdakine ne söylemek istiyorsak saygı çerçevesi içinde söyleyebiliriz.Barış Atay bunu yaptı da eline ne geçti?Kendi takipçilerinden bile tepki çekti.O tweet’i silmek zorunda kaldı.Sözde eleştirecekti ama bir çuval inciri berbat etmiş oldu.Kendi takipçilerinin bile güvenlerini sarsıcı bir davranış yapmış oldu.      Ama sevindirici olan bir şey de var ki.Kendi takipçilerinin bile

Yazar olmak isterdim...

Resim
     Siz,neye yeteneğiniz olduğunu bulabildiniz mi?Ben bulamadım.Bu gidişle de bulamayacağım herhalde.Yaş 27 oldu.Bu saatten sonra yeteneği bulmayı beklemek saflık mı olur bilmiyorum ki.Ama sanatçı olmak isterdim bak onu biliyorum.En başta yazar olmak isterdim.Zaten bir nebze de olsa bu isteğimi gerçekleştirmek için blog açtım ya.Ne bileyim bir Elif Şafak ya da Orhan Kemal gibi bir yazar olmak isterdim.      Bunun dışında şair olmak isterdim.Tıpkı Orhan Veli gibi.Ya da Ümit Yaşar Oğuzcan gibi.Bu iki şairi çok severim.Şiirde benim favorilerimdendir ikisi de.Hele Orhan Veli.Şiirde yeni bir kapı açmış arkadaşlarıyla beraber.İşte ben de böyle olmak isterdim.Hangi sanat dalında olursam olayım bir çığır açmak isterdim o sanat dalında.      Gördünüz gibi sadece istekle olmuyor,yetenek lazım.Yetenekli adam zaten kendini küçükten belli ediyor.Hikaye yazmaya başlıyor.Karikatür çiziyor.İşte ben de böyle bir yetenek yok.Sadece istek var.Ya da heves de diyebiliriz.Bloğum sayesinde bir n