blog yazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Her blog yazarının gönlünde her gün yazmak yatar...

     Eski bloglardan birinin, eski yazılarını okudum bu akşam. Bloğun adı: Beyn. Bilenleriniz vardır muhakkak. İlk defa duyanlarsa, beyn.org’a bir göz atabilirler. Şimdilerde çok sık olmasa da yazıyor. O da bundan dertli. Baya eski yazılarında çok sık yazma peşindeymiş. Hatta her gün yazma peşinde. Kaç tane yazı yazmış bunun üzerine. Yıllarca günün özeti diye, o gün başından geçenleri yazmış. Sonradan yazı düzeni bozulmuş falan. Geleceğim yer: Demek ki her blog yazarının kalbinde her gün yazma sevdası var.  

YOUTUBE TRENDLERİNİ TAKİP ETMELİ…

     Okul bahçesinde Sefo’nun, Bilmem Mi şarkısını söyleyen çocukların fotoğrafını paylaşıp, yorum yapmış Kübra Par. Ama yorumun bir yerinde, “Bu şarkıyı da ilk defa duyuyorum” demiş. Bence bir gazetecinin YouTube trendlerini takip etmesi lazım. Günlük olarak hem de. “Bakalım YouTube’da şu sıralar ne trend?” diye sorması lazım. Gündemi yakalaması lazım.

KÖŞE YAZARI ÖNERİSİ…

     Kübra Par demişken. Köşe yazılarını severim kendisinin. Bence tarafsız yazan bir yazar. Muhalefet ya da iktidara yaranmak için yazmıyor. Kendince olması gerekeni yazıyor. Köşe yazısı okumayı sevenler için önerimdir.

İLGİ ÇEKİCİ YOUTUBE VİDEO BAŞLIKLARI…

     Takip ettiğim YouTube kanallarından ikisinin, yayınlanan son videolarının başlıklarını yazmak istiyorum. “Ya evren canlıysa” birinin başlığı. Diğerinin ise, “Varoluşçuluk’a göre hayatın anlamı nedir?” Sizce de, dikkat çeken video başlıkları değil mi? Ama zaman lazım bunları izlemeye. Biri 17 dakika, biri 32 dakika.

GÜNEŞ, AY KONULARINI SEVENLER İÇİN PROGRAM ÖNERİSİ…

     Yarın akşam, yani cumartesi akşamı TRT 1’de, saat 00:15’te, Pelin Çift’le Gündem Ötesi programında yine sevdiğim bir konu var. Kozmik olaylar. Mesela güneş tutulmaları depremi tetikler mi? Güneş patlamalarının bize olan etkileri? Kanlı ay nedir? Eğer ilginizi çeken konularsa şimdiden haberiniz olsun.

HAVADA AŞK KOKUSU DEĞİL, KAR KOKUSU VAR…

     Havada kar kokusu var sanki. Yağmur da yağıyor yavaştan. Yağmurun arkası kara çevirebilir. Ve yılın ilk karını görebiliriz cumartesi ya da pazar günü.

YURDUN DÖRT BİR YANINI DOLAŞAN DEPREM…

          İki gün önce bizim burada yani Düzce’de 5,3’lük deprem olmuştu. Bugün de Erzurum’da 5,1 büyüklüğünde deprem olmuş. Ülkedeki tüm fay hatlarını dolaşıyor mu bu deprem nedir?

OKULLARDA KUKLA DERSİ…

     Bu söyleyeceğim belki de hayal ama yine de söylemek istiyorum: Okullarımızda kukla dersi olmalı bence. Her öğrenci, kuklasını konuşturmalı. İçine kapanık yetişmekten, başkalarının yanında konuşamamaktan, kendini ifade edememekten kurtulmanın yollarından biridir bence kukla oynatmak.

    

İlk günlüğümü nasıl tuttum?

     Bir blog yazarı olarak, elbette bende konu sıkıntısı çekiyorum. Konu sıkıntısı ile ilgili okuduğum yazılarda, ortak tavsiyelerden biri, okumak. Ama gelin görün ki, son zamanlarda okumakla hiç aram yok. Hiç aram yok derken, yanlış anlaşılmasın. Blogger arkadaşlarımın yazılarını okuyorum. Takip ettiğim köşe yazarlarının yazılarını takip ediyorum. Ama ya kitap? İşte orda sorun var. Akşam işten geldikten sonra yemekti, oydu buydu derken, zaman su gibi akıp geçiyor. Sonra zaten göz kapakları yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Ya, bir blog yazarı olarak, kitap okumam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yazar dediğin, aynı zamanda bolca da kitap okumalı. Ama şimdilik belli bir düzende kitap okumam zor görünüyor.
günlük tutmak, blog yazarı, kitap okumak, her derde deva ilaçlar, yaşadıklarım

                                            İLK AMATÖR GÜNLÜĞÜM
     Tuttuğunuz ilk günlüklerinizi hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum. Ben o zamanlar günlük dendiğinde günlük, yaptığım işlerin yazılması sanırdım. Ne bileyim, duyguların kelimelere dökülmesi olayı olduğunu. Tabi şimdi de yaşadığımız bir olayı günlüğümüze not ediyoruz. Ama bize ne hissettirdi, mutluluk, hüzün, ayrıntısına girerek anlatıyoruz. Ben daha o çocuk yaşlarımda, sadece yaptıklarımı yazıp geçiyordum. Mesela, “Okuldan geldim, yemek yedik, sonra yattık” gibi. Böyle kısa kısa yazıp geçiyordum. O tuttuğum günlüklerim şu an elimde olmasını o kadar isterdim ki. Ama kim bilir neler oldu? Ya sobada yakılmıştır, ya da temizlik yapılırken yaramaz kağıt diye toplanıp, çöpe atılmıştır. O zamanlar öyle saklama huyum yok ki. Günlükle ilgili bir yerde yazı gördüm. O yazıdan hareketle, bende ilk tuttuğum günlüğümü yazmak istedim.
                             NEREDEYSE ÖLÜME ÇARE BULACAK İLAÇLAR
     Devamlı, 24 saat Türk filmi yayınlayan kanallar var. İlla ki denk gelmişsinizdir. Bazı zamanlar, kanallar arasında geziyorum. Doğru dürüst bir şey yoksa eğer, o kanallara geçiyorum. Güzel bir Türk filmi olursa, bakıyorum. İşte o filmleri izlerken, araya giren reklamlar var ya. Ondan bahsedeceğim size. Kimileri krem reklamı yapıyor, kimileri hap reklamı yapıyor. Ama o nasıl bir kremdir? Ama o nasıl bir haptır? Mübareklerin deva olmadıkları dert yok. Kalp, tansiyon, şeker, kolesterol… liste uzuyor da uzuyor. Neredeyse ölümü bile önlüyor diyecekler. Bu tip reklam yapan uydu kanallarının, kapatıldığını duymuştum. Ama mantar gibiler. Sen ne kadar kapatırsan kapat. Yine açılıyorlar işte. Ne diyeyim? Burası Türkiye.  

Psikolojim bozuk değil o zaman roman yazamaz mıyım?

      Yazar olmak için illa bir psikolojik sorunumuz mu olacak kardeşim. Normal, sağlıklı, sıhhatli bir şekilde yazar olamayacak mıyız? Yani şöyle aklı başında falan. Bakıyorsun büyük büyük yazarlara-gerçi hepsinin değil- psikolojik sorunları var. E bizim yok. Biz ne yapacağız şimdi? Ulan şöyle bir yeteneğimiz yok ki. Çatır çatır hikaye-roman yazalım. Kitaplarımız çok satsın. Yazarız diye ele güne caka satalım. “Hobim mesleğim oldu” diye mutluluktan havalara uçalım. İşte biz de böyle blog yazarak kendimizi avutuyoruz. Ne yaparsın? Öyle hikaye ya da roman yazamıyorum. Biz de olan, böyle yazı yazıp kendi halimizde takılmak. Hikaye-roman yazmak öyle dışardan göründüğü kadar kolay da değil.

                                           YAZARKEN SESSİZ ORTAM ÖNEMLİ
      Ben birkaç kere denedim. Bi kaç tane de hikayem var. Ama gerçekten deli işi. Yani her şeyin bedeli var. O hikayeler-kurgular başka bi kafayla da yazılmaz zaten. En ince ayrıntısına kadar her şeyi hesaplıyorsun. “Nasıl bir karakter olsun? Yok nasıl hilkayeyi bağlayayım?” falan da filan. İnsan strese giriyor. Bunalıyor. İnsan kendinden vazgeçiyor yani. Sessiz sakin bir ortam olacak. Çıt çıkmayacak. Hep yazarlar anlatıyor işte. Geçen Zülfü Livaneli anlatıyordu işte. Yazarken bırak ülke içinde sessiz sakin bir yere gitmeyi, ülke dışına en ücra yerlere gidiyormuş. Tüm yazarlarda bu durum böyle galiba. Yazar arkadaşım Selma Maden Avcu’da aynı şeyden bahsetti.
                                        HİKAYE YA DA ROMAN YAZARI DEĞİLİM
      Son kitabı, “Melekler Sizi Korusun’u nasıl yazdın? Yazım süreci nasıldı?” diye bizzat sordum. O da aynısını anlattı. “Eve kapanırım. Hiç dışarı çıkmam. Kitaptaki karakterlerle yaşarım” dedi. Ben öyle bir şeye sürekli konsantre olamıyorum. Hemen canım sıkılır. O yüzden böyle denemeler yazmak daha kolayıma geliyor. Yaz ve bitir. En fazla bir saat otururum yazı başında. Hani bi zamanlar şampuan reklamı vardı ya. “Yıka ve çık” diye sloganı vardı. Deneme de benim için öyle işte. Yaz ve kalk. O yüzden yazarlara büyük bir saygım var. Yaptıkları iş büyük bir beyin gücü gerektiriyor. O yüzden ben hikaye ya da roman yazarı değilim. Ben blog yazarıyım.

Foto kaynak:pixabay.com


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com