30 Eylül 2018 Pazar

Uzun kış geceleri sevinci...


     Servisten indim, eve doğru gidiyorum. Cebimden telefonu çıkarıp saate baktım. Saat 19:36. Bu saatlerde hava aydınlık olurdu. Şimdi her yer karanlık. Gece hüküm sürmeye başlamış. İçim huzurla doldu. Ben uzun kış gecelerini severim. Uzun kış geceleri, aile ile geçirilecek daha fazla zaman demek. 

uzun kış geceleri

     Her yazımın sonuna bir blog arkadaşımın yazısına yer vereceğimi duyurduğum yazıma çok olumlu geri dönüşler aldım. Ve bu beni çok mutlu etti. ilk yer verdiğim blog olan Yine Bir Gün Biz Böyle bloğunun yazarı Özlem, bana teşekkür etti. Ayrıca kendi yazısında da o yazıma yer verdi. Özlem’e bu inceliğinden dolayı teşekkür ediyorum. 

Bugün yazısına yer vereceğim blog arkadaşım, Ters Pabuçlar. Yazısının başlığı, Alemci Kuşlar. Şuradan yazısını okuyabilirsiniz.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/astrology-astronomy-dark-night-376706/

29 Eylül 2018 Cumartesi

Artık her yazımın sonunda, bir blog arkadaşımın yazısına yer vereceğim...

     Bugün tatildim. Kendimi Buldum kitabını okumaya devam ettim. Kitabı okuyanların mektuplarından oluşan bir kitap. Ama bir günde bitireceğimi düşünürken yarına kaldı. Yarın, üçüncü günü olacak. Her mektupta ayrı bir yaşantıya konuk olduğum için herhalde. her mektubu bir hikaye gibi de görebiliriz. Okuduğum şeyi özümsemek istiyorum. Bu da zaman alıyor tabi. 

Blog yazıları

     Az önce de Barış Özcan’ın, Japonlar bir asteroide robot indirdi videosunu izledim. Tek kelimeyle hayran kaldım. Bu videosunu defalarca izleyebilirim. Sizde şuradan izleyebilirsiniz. Yarın Pazar. Herkes pazar tatili yaparken ben çalışacağım. Blogla ilgili yeni bir fikir geldi aklıma bu arada. Bundan sonra her yazımın sonunda bir blog arkadaşımın yazısının linkini bırakacağım. 

İlk talihli blog arkadaşım, Yine Bir Gün Biz Böyle. Kendisinin Dramatik Yazarlık-2 yazısına buradan ulaşabilirsiniz. Evet, saat 23:18. Yavaş yavaş yatma zamanı geliyor. Herkese iyi geceler ve iyi pazarlar.
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/art-materials-close-up-color-pencil-colors-460087/

Mesut Yar, Posta gazetesinden neden ayrıldı?


     Mesut Yar, Posta gazetesinden ayrılmış. Ya da gönderilmiş mi demek lazımdı. Biliyorsunuz Doğan grubuna ait gazetelerden biriydi Posta. Sonra Demirören grubuna satıldı. Şimdi bir bir muhalif kim varsa hepsini gönderiyorlar. Ama Mesut Yar’ı niye gönderdiler anlayamadım. Hiç hükümet karşıtı bir yazısını okumadım. Sadece televizyon üzerine yazıyordu. 

Mesut Yar

     Üzüldüm açıkçası. Yazmaya devam etmesini isterdim. Devamlı takip ettiğim bir yazar olmasa da denk geldiğimde okurdum. Yazı dilini severdim. Bakalım bu ayrılıktan sonra başka bir gazete kendisine teklifte bulunacak mı? Gerçi medyanın çoğunun durumu da belli. Burada istenmediyse çoğu yerde de istenmeyecektir. Görünen o ki, Mesut Yar bir süre köşe yazarlığından uzak kalacak gibi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/assorted-colored-pens-998586/

28 Eylül 2018 Cuma

Hayatınızı değiştirecek kitaplar okudunuz mu?


     Hayatınızı değiştirecek kitaplar konusu nerden geldi aklıma. Bugün okumaya başladığım kitaptan. Kendimi Buldum, kitabın adı. Yazarı ise, Halit Ertuğrul. Kendisinin ilk defa bir kitabını okuyorum. Gerçi yine de kendisinin kitabını okumamış oluyorum. “O nasıl şey yani?” dediğinizi duyar gibiyim. Kendisi daha önce Kendini Arayan Adam adında bir kitap yazmış. Bu kitap çok ses getirmiş. Bu kitapta bir ateistin İslam’a dönüşü anlatılıyor. 

Hayatınızı değiştirecek kitaplar

     Çoğu insan bu kitaptan etkilenip dinini yaşamaya başlamış. Bu insanlardan bazıları mektup yazmışlar yazara. Yazar da bu mektupları kitaplaştırmış. Bu nedenle yine Halit Ertuğrul’un kalemi ile tanışmamış oluyorum. Peki siz böyle bir kitap okudunuz mu? Okuduysanız bu hangi kitaptı ve hayatınızda ne değişti? Ve hala o kitabı bulamamış olanlara da bir fırsat. Şuradaki Onedio testinde, hayatınızı değiştirecek kitaplar hangisi onu bulabilirsin. Testten ne çıktı onu da yazın isterseniz.

Huzursuz Bacak kitabı yorumu yazım da burada.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/abstract-bright-color-dark-397998/

27 Eylül 2018 Perşembe

Blog yazıları derlemesi için ilk 2 yazıyı belirledim...


     Bloğum için yeni yazı fikirleri başlıklı yazımda belirtmiştim. Bundan sonra okuduğum bloglar arasından seçme yazılar derleyeceğimi. İsterseniz o yazıma, şuradan göz atabilirsiniz. Şimdiye kadar 2 yazı belirledim. İnce eleyip sık dokuyorum. Önüme gelen her yazıyı listeye eklemiyorum. Çok çok çok beğendiğim yazılar yer bulacak kendine. Umarım sizlerde beğenirsiniz. 

Blog yazı derlemesi

     Dün gece 12’ye 20 kala yattım. Sabah 07:15’te de kalktım. Gece hiç uyanmadım. Genelde geceleri kalkarım ben. Ama buna rağmen yine de verimli bir uyku olmadı benim için. Uyku alamama sorunu devam ediyor. İş yerinden Mustafa ile konuştuk bugün. 

     Kitap getirecekti bana unutmuş. Karamazov Kardeşler’i istemiştim. 2 ciltmiş. 300 sayfadan ikisi 600 sayfaymış. “Bitirebilecek misin?” dedi. Nerdee. Bir ayda anca biter onlar. “Başka var mı klasiklerden?” dedim. Hedefim tüm klasikleri okuyup bitirmek çünkü. “Eve gideyim. Sana kitapların fotoğrafını çeker yollarım. Hangisini istersen getiririm” dedi. En yakın zamanda yeni kitap gelecek yani. Saat 23:25. Dün akşamki gibi 12’yi geçirmeden yatayım yine. Şu uykuyu düzene sokmam lazım. 

     Şuraya da Ezgi’nin Günlüğü’nden, Sigaramın Dumanına Sarsam şarkısını bırakıyorum. Gecenin bu saatine çok uygun zira.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blur-close-up-green-page-416702/

26 Eylül 2018 Çarşamba

Rüzgarlı bir akşamda yazılanlar...


     Dışarıda rüzgar var. Evimizin hemen yanındaki ağacın yaprakları bir o yana, bir bu yana sallanıyor. Hava soğuk. Battaniye ile oturuyoruz. Ciddi ciddi soba kurmayı düşünüyoruz. Bugün iş yerinde çok uykum geldi. Eğer kafayı adam akıllı masaya koymuş olsam, uyuyup kalırdım. İOS 12’yi telefona yükledim. Ama herhangi bir farkını göremedim. Ama bizim Muhammet söylemişti. 6’larda bir farkı olmuyormuş. 6’ların üstündeki modellerde fark yapıyormuş. 

Rüzgarlı bir akşam

     Ben İphone 6s kullanıyorum bu arada. Kaç gündür doğru dürüst uykumu alamıyorum. Bugün iş yerinde uyuya kalacak gibi olmamın nedeni de buydu. Bir türlü uyku işine çözüm bulamadım. Saat 22:40. Hemen de yatmak istemiyorum. 23:30 gibi yatarım herhalde. Hazır akşamdan bahsetmişken. İsterseniz şuradan, güzel akşam koşturmaları başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/road-amidst-bare-trees-327308/

25 Eylül 2018 Salı

Dövüş Kulübü film müziği...


     Dövüş Kulübü film müziği dinliyorum şu an. Eğer filmi izlediyseniz muhakkak bu müziği bilirsiniz. Son sahne ile beraber başlıyor bu müzik. Filmi izleyince daha anlamlı oluyor tabi. Ne filmdi ama o filmde. Filmin ortasına kadar izlemiştim. Ve sıkılmaya başlamıştım. Artık filmi kapatmaya hazırlanıyordum. İşte tam o sırada film sarmaya başladı. 

Dövüş Kulübü film müziği

     Ve filmin finalinde büyük bir sürpriz ile karşılaşmıştım. Tabi ki filmin sonunu söylemeyeceğim. Ama şunu söyleyebilirim: Bu film asla bir dövüş filmi değil. Sanırım yazacaklarım bu kadar. Bugünlük uzun uzun yazamadım. Her zaman da uzun uzun yazılmıyor değil mi? Size filmin müziğini şuraya bırakıyorum. Evet evet, geceye bir müzik bırakıyorum. Dövüş Kulübü film müziği sizlerle.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/white-cassette-tape-1261578/

24 Eylül 2018 Pazartesi

Çiğ köfte partisi...


     Çiğ köfte partisi yapmıyorduk uzun zamandır. Bu akşam servisle eve gelirken Yaşar hatırlattı. “Abi gece vardiyasından çıktıktan sonraki ilk gün, bize çiğ köfte ısmarlayacaktın” diye. Bize derken, diğer kişi de Şuayip. Artık bizde bu gelenek haline geldi. Ara ara çiğ köfte yeriz. Bu akşam çiğ köfte ısmarlama sırası bendeydi. Şuayip ile ben acılı söyledik. Şuayip, marul falan da istemedi. Lavaşın üstüne çiğ köfte tamam. 

çiğ köfte partisi

     Yaşar normalde hiç acı istemedi. Ama hazırlanışını izlerken onun da canı çekti. “Az bana da acı koysana abi” dedi.  Ama acılı acılı iyi gitti. Ondan sonra bir başka geleneğimize geçtik. Çay içme. Hemen ilerdeki çaycıda her zamanki gibi çaylarımızı söyledik. Bir 15 dakika falan da orada takıldık. İşlerin nasıl gittiğinden, gönül işlerinden konuştuk. Kısa zamanda çok şey konuştuk yani. Ondan sonra da evlere dağıldık. Böylece bir çiğ köfte partisi daha son bulmuş oldu.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pineapple-fruit-1071879/

23 Eylül 2018 Pazar

En büyük hayalim...(MİM)

     En büyük hayalim, mimi ile sizlerleyim. Bu da sanki bir radyo ya da televizyon programının açılışı gibi oldu. Yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim. Girift beni mimlemiş. Akşam saatlerinde yazısını okurken gördüm. Mimlenenlere bir baktım. “Aaa ben” dedim. Bugün yazı da yazmamıştım. “En iyisi mi, mimi hemen yapayım. Sonra unutuyorum” dedim. 

     Şu anda saat 22:45 ve bu yazıyı kaleme alıyorum. Günlerden Pazar. Yarın iş var. Pazartesi sendromlu olarak yapıyorum bu mimi. Sevgili Girift’in yazısına şuradan bakabilirsiniz. Benim öyle koca koca hayallerim yok. Mesela bir Elon Musk gibi, marsa insan göndermeyi hayal etmiyorum. Ya da dünyanın en büyük blog yazarı olmayı da hayal etmiyorum. Aslında iyi bir hayalmiş. Dünyanın en büyük ve en tanınmış blog yazarı. Hakikaten şu an dünyada en büyük blog yazarı kim? Bilen varsa yorumlara yazsın. Merak ettim bak.

     Küçükken Cem Kazan polis yazarmışım evin duvarlarına. Büyüdüğümde hiç polislik hevesim olmadı. Nereden tutturduysam polis olacağım diye. Benim hayalim çok basit aslında. Beni takip edenler bilirler. Bunu da devamlı okumaktan sıkılmamış olmalarını umarak, yazarak geçinmek diyorum. Yani sadece blog yazarak para kazanmak. Blog yazarak geçimimi sağlamak. Ama bu şartlarda mümkün gözükmüyor. 

En büyük hayalim

     Pucca gibi ünlü olmayı kim istemez. Bu arada Pucca ile ilgili yazdığım yazıya da isterseniz şuradan bakabilirsiniz. Pucca’yı sevmeyenler olabilir. Bende pek hazzettiğimi söyleyemem. Ama bir gerçek var ki, blog yazarak ünlü olmuş. Bu arada Pucca’nın yazılarını okudum. Yazılarıyla ilgili sorunum yok. Karakter olarak pek sevmiyorum. 

     Çok merak ediyorum. Acaba şu andaki blog grubundan, ileride böyle meşhur olacaklar var mı aramızda? Günlük olarak şu şekilde bir hayatımın olacağını hayal ediyorum. Sabah 9-10 gibi uyanmak isterim. Sonra bir kahvaltı. Sonra bir haber kanalları turu. Sonra sosyal medya. Öğleden sonra otururum yazımın başına. Özene bezene yazarım yazımı. Sonra takip ettiğim blog yazarlarının yazılarını okurum. Sonra takip ettiğim ulusal köşe yazarlarının yazılarını. Sonra da kitap okumaya geçerim. Büyük bir gazetede yazmaya başladıktan sonra bloğum ne olacak peki? Onu da o zaman düşünürüz değil mi? En büyük hayalim bu benim dostlar.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-sitting-on-dock-1060515/

22 Eylül 2018 Cumartesi

Yorumsuz blog yazısı bırakmamaya var mısınız?


     Elimden geldiğince her blog yazısına yorum yaparım. Hatta sırf yorum yapacağım diye klasikleşmiş şeyler yazarım. “Çok güzel yazmışsın. Eline sağlık” gibi.  Ya da, “Bu faydalı bilgi için teşekkürler” tarzı. Ama ne yapayım. Aklıma başka bir yorum da gelmiyor. Ama o yazıyı da yorumsuz bırakmak istemiyorum. Eğer bir yazıyı yorum yapmadan kapatırsam, kendimi suçlu gibi hissediyorum. 

     Yorum, bir blog yazarı için çok önemlidir. Onu tekrar yazmaya teşvik eder. “Yazdıklarım boşa gitmiyormuş. Bak, okuyorlar ve yorum yapıyorlar” der. Bu nedenle yorum yapmaktan kaçınılmamalı. Gerekirse çok bilindik yorumlardan biri yazılmalı. “Kalemine sağlık” denilmeli. Blog yazarı bunu görsün. İnsan, denetlenmeyi bekleyen yorumlar kısmında hiç yorum görmeyince morali bozuluyor. Ama birde 4-5 tane yorum olduğunu görünce. Sayfa baştan aşağıya yorum dolu olunca. O kadar büyük bir moral oluyor ki ona. 

Blogda yorum yapma

     Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum. Benim yazılarıma yorum yapmak isteyip de, “Her zaman eline sağlık da denilmez ki. Boşver, yorum yapmayayım” diyen varsa, artık demesin. Gönül rahatlığıyla ne istiyorsanız yazın. İsterseniz hep aynı şeyi yazın, ama yazın. 

     Bazen blog yazılarında hiç yorum görmüyorum. O yazıya hemen yorumumu yapıyorum. Hiçbir blog yazısı yorumsuz kalmamalı. O yaptığım yoruma blog yazarı o kadar candan bir cevap veriyor ki. “İyi ki o yorumu yapmışım” diyorum. Ya da şunu yapın. Yukarıdaki tüm yazdıklarımı unutun. Hiç yorum almamış bir blog yazısı gördüğünüzde, muhakkak ama muhakkak yorum yapın. 

     Ben ilk yorumumu aldığımda ne sevinmiştim. Havalara uçmuştum. Bir kişi, benim bloğuma yorum bırakmıştı. Hangi yazıma ve yorum nasıl bir yorumdu hatırlamıyorum şimdi. Belki de deminden beri bahsettiğim standart yorumlardan biriydi. Ama ben çok sevinmiştim. Bir ara da o yazıma ve ilk yorumuma bakayım. Merak ettim şimdi bak. Hatta bundan güzel bir blog yazısı bile çıkabilir. Hemen bunu listeme alayım. Sonradan unutuyorum. Telefonda, Google Keep uygulamasına not ediyorum. Bu arada bu konu hakkında yazmak isteyenler de yazabilir. “Şimdi bu yazıyı yazarsam, Cem bunu ben yazmıştım” der diye düşünmeyin. Yazın.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-view-indoors-instrument-pencil-141966/

21 Eylül 2018 Cuma

İnstagram hikaye sıralaması neye göre oluyor?


     İnstagram hikaye sıralaması neye göre oluyor hiç merak ettiniz mi? Bu zamana kadar ben hiç merak etmemiştim. Son birkaç gündür baya hikaye yapmaya başladım. “Kimler görmüş?” diye bakıyorsun. 10’uncu sırada olan biri, birkaç saat sonra listenin tepesinde yer alabiliyor. Peki bu neye göre belirleniyor? İnternette bunun üzerine biraz araştırma yaptım. Bir şey söyleyeyim mi size? Kimse niye olduğunu bilmiyor. 

İnstagram hikaye sıralaması neye göre oluyor

     Devamlı tahminler yürütülüyor. İnstagram bunun sırrını vermiyormuş. Tahminler neler dersiniz? Listenin tepesindekilerle ara ara ya da devamlı DM’den yazıştığınız oluyorsa. Birbirinizin fotoğraflarını beğeniyorsanız. Yine listedeki kişilerin profillerine devamlı giriyorsanız. İşte bu nedenlerden dolayı o listede ilk sıralarda çıkabilirlermiş. İnstagram hikaye sıralaması neye göre oluyor sorusunun tahmini cevabı bu.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-photography-of-smartphone-744462/

20 Eylül 2018 Perşembe

Sahibinden araba reklamı...


     Sahibinden araba reklamı çok hoş olmuş. Reklamın sloganı muhtemelen yoktur. İki kişi bir araba görüyor. Bu arabanın Sahibinden’de ilanı var mı diye bakıyorlar. Bakıyorlar ki yok. Sonra bir dünya insan beliriyor ekranda. “Biz de fark ettik” diyorlar. Sonra en baştaki iki adamdan biri, arabaya yaklaşıyor. Arabanın camına diliyle dokunuyor. “E bu araba değilmiş, pastaymış” diyor. Bu koca pastadan bir parça kesiyor. Diğer kilolu abimiz, “Kestane mi o?” diyor. Sonra oradakilerin hepsi, koca pastayı bitiriyorlar. 

     Reklam filmi çok kısa ama vurucu. Bu kadar kısa zamanda vermek istediği mesajı çok iyi veriyor. Mesajı vermenin dışında, insanda sempati oluşturuyor reklama ve firmaya karşı. Reklam filmine şuradan ulaşabilirsiniz. Zaman zaman reklam filmleri hakkında yazıyorum. Türk Hava Yolları’nın 85’inci yaşına özel çekilen reklam filmi hakkında yazıma, isterseniz buradan bir göz atabilirsiniz. 

     Hangi firmanın hangi reklamı hakkında yazacağımı nasıl belirliyorum? Burada kurum ve firma ayrımı yapmıyorum. Önemli olan reklam filminin beni bir tüketici olarak yakalaması. Bir reklam uzmanı değilim. Hoşuma giden reklamları sadece sizlerle paylaşıyorum. Yazılarını yazdığım reklamlar, genelde toplumun beğenisini kazanan reklamlar oluyor. Hemen aşağıda en çok okunun 10 yazımdan biri de Türk Hava Yolları hakkında yazdığım yazıdır. Buradan da anlaşılıyor ki toplum, o reklamı televizyonda gördükten sonra ya da başkalarından methini duyduktan sonra, internetten de izliyor reklamı. 

Sahibinden araba reklamı

     “Millet internetten reklamı mı izlermiş canım” demeyin. Zira izleniyor. Ben internetten bakmıyorum sevdiğim reklamlara. Televizyon çok izlediğim için aşağı yukarı her reklam kuşağında çıkıyor sevdiğim reklamlar. Milletin beğenisini kazanacak reklam yapmak kolay olmasa gerek. Sahibinden’in bu araba reklamını ele alalım mesela. Daha bu reklam ortada yokken hayal ediyorsun. İki adam bir arabayı görüyorlar. Sonra Sahibinden’de var mı diye bakıyorlar. İlanını göremiyorlar. Sonra adam, o gördükleri arabanın pasta olduğunu anlıyor. Hem de diliyle. Öyle bir durumda ben dilimle kontrol etmezdim. Elimle dokunurdum. Tabi orada reklamın daha ilgi çekici bir hal alması planlanmış. 

     Reklam yazarı olmak isterdim. Onlar da hayal kuruyorlar. Tüketicinin beğenisini kazanacak reklam filmi yazmaya çalışıyorlar. Bu da halkın nabzını yakından tutmayı gerektirir diye düşünüyorum. Sahibinden araba reklamı hakkında sizin görüşünüz ne peki?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/asphalt-auto-automobile-automotive-381228/

19 Eylül 2018 Çarşamba

Hayatımı yazsam roman olur mu?


     Hayatımı yazsam roman olur mu? Bu soruyu hiç kendinize sordunuz mu? Ya da hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Benim hayatımdan bir roman çıkmaz. Sıradan, rutin ve heyecansız bir hayatım var. Sabah işe git, akşam eve gel. Blogda yazı yaz. Sonra yat. Sonraki sabah tekrar işe git. Bu hayatın neresini yazabilirsin ki? Bu hayattan bir roman çıkmaz. 

     Peki romanlık bir hayat nasıl olur? Bir insanın hayatında neler olmalı ki o hayat romanlık olsun. Devamlı bir aksiyon olmalı. Ya da devamlı bir yerlere gidip gezmeli. Yerinde hiç durmamalısın. Gezmek derken? İşyerinde bir arkadaşım var. Buğra. Kendi arkadaşıyla beraber fırsat bulduğunda kampa gider. Neresi olursa. En son İzmir’e mi ne gitmişlerdi. Arkadaşıyla beraber alıyorlar sırt çantalarını. Çantalarda baya büyük. Otostop çeke çeke gidiyorlar her yere. İnstagram’dan takip ediyoruz onları. 

     Bir, bu şekilde gezmek var. Birde günlük olarak bir yerlere gitmek var. Mesela İstanbul’a. Yine iş yerinden bir arkadaşım geçen hafta boğazda yemek yemeye gitti. Bu iki gezme türü dışında bir tane daha var. Yaşadığın yerde neresi varsa, oraları gezmek. Genelde kafelerde takılmak. Avm’ye gitmek. Masa tenisi gibi oyunlar oynamak. Her fırsatta böyle organizasyonlara katılmak. Böyle gezmek olursa hayatında, o zaman romana konu olabilecek bir hayat yaşamış olur muyuz? 

Hayatımı yazsam roman olur mu?

     Aksiyon dediğimizde böyle şeyler geliyor benim aklıma. Eğer hayatımızda bunlar yoksa o hayattan bir roman çıkmaz mı? Çıkabilir. O nasıl olur peki? Ruh dünyanla ilgili yazılabilir. Sıradan bir hayattan roman çıkarabilecek kadar usta bir yazar olunmalı o zaman da. Sıradan hayatlar dizi olmaz mı peki? Sıradan bir aile hayatı da dizi olabilir. Roman değil dizi yapacaksın. Ama dizilerde de böyle bir durum göremiyoruz. Devamlı bir kaçırılma, aldatma, cinayet olacak. Onu izliyoruz. Demek ki hayata bakış açımız böyle. 

     Bir hayatın romana ya da diziye konu olabilmesi için olağandışı şeylerin olması gerekiyor. Çok mu saçmaladım nedir? Saçmaladıysam lütfen söyleyin. Sizce de bir kişinin hayatının roman olabilmesi için, hayatında devamlı aksiyon mu olması lazım? Sizin hayatlarınız romanlık mı? Hayatımı yazsam roman olur mu? Bu soruyu cevaplamaya çalıştım.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-steel-framed-aviator-sunglasses-on-top-of-book-during-daytime-157852/

18 Eylül 2018 Salı

Yatırım aracı olarak İphone...


     Hiç İphone’u bir yatırım aracı olarak düşündünüz mü? Tıpkı Dolar, Euro ve Altın gibi. Benimde aklıma daha önce böyle bir şey gelmemişti. Arkadaşlarla İphone üzerine konuşana kadar. Biliyorsunuz Apple yeni telefonlarını piyasaya sürdü. Yeni telefonları ülkemizde 15 bin tl’ye satışa çıktı. Tartıştığımız konu buydu. 

İphone

     Muhammet, “Telefonun fazla değişen bir özelliği yok. Daha büyük o kadar. Ama millete yeni olsun. Kredi çeker. Bir şekilde o telefonu alır” dedi. Bu söze kim karşı çıkabilir. Bizim millet böyle. Bir telefon düşünün. Durduğu yerde değerlensin. Mert daha önce İphone 7 Plus almış. 3500 liraya. Şu anda aynı telefon 6 bin lira olmuş. Şimdi gel de bu telefon için yatırım aracı deme.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-iphone-6-on-gray-and-brown-stone-50603/

17 Eylül 2018 Pazartesi

Bloğum için yeni yazı fikirleri...


     Bloğum için yeni yazı fikirleri buldum. Bundan sonra aylık olarak, o ay izlediğim ve çok beğendiğim Youtube videolarını yazacağım. Her zaman olmasa da çok iyi videolar çıkıyor ortaya. Bu videolardan sizin de haberdar olmanızı istiyorum. İzlediğim Youtube kanalları genelde bilgi içerikli. Eğlence içerikli olanlar da var. Ama her zaman aynı kaliteyi yakalayamıyorlar. 

Blog için yazı fikirleri

     Ne kadar çok içerik, o kadar kalite düşüyor gibi. Siz ne dersiniz bu konuda? İkinci yazı fikrim ise: Haftalık ya da aylık olarak-buna daha karar vermedim- çok beğendiğim diğer blogların yazılarından seçmeler yapıp, yazacağım. Bu bir nevi blog keşif etkinliği gibi de oluyor. Daha önce hiç bilmediğiniz bir blog ile karşılaşabiliyorsunuz bu tür listelerde. Bu yeni yazı fikirleri için sizin görüşlerinizi bekliyorum.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blur-bulb-close-up-glass-390426/

16 Eylül 2018 Pazar

Yaptıkları uçan araba değil, bildiğin uçak...

     Uçan araba yapmak insanlığın hayallerinden biri. Jetgiller, çizgi filminde vardı. O daha çok, uçan daire gibiydi tabi. Sonra Geleceğe Dönüş filminde vardı. Uçan Araba dendiği zaman, Geleceğe Dönüş’teki araba gibi bir şey anlıyorum ben. Ama yapılanların hiç onunla alakası yok. Uçan araba diye yaptıkları, tek kişilik uçak gibi. 

Uçan araba

     Sen araba yapmıyorsun, uçak yapıyorsun. Helikoptere benzeyenler de var. Uçan araba bana göre nasıl olmalı. Belki Geleceğe Dönüş filmini izlemeyenler vardır. Bildiğin sokaktaki otomobilin, uçan halidir. İnternetten açın bakın. Uçan araba örneklerine. Hiç araba ile ilgileri var mı? Yaptıkları uçak ya da helikopter.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/blue-sedan-on-snow-at-daytime-849835/

15 Eylül 2018 Cumartesi

Dolar'ları, Türk lirasına çevirmekle kalmayalım sadece...


     Artık kiralar Dolar üzerinden değil, Türk lirası üzerinden olacak. Bunun dışında araba satışları da. Başka bir uygulama, diğer ülkelerle milli paralar üzerinden alış veriş yapma. Hepsi Dolar’ın hegomanyasını kırmak için. Bu tür uygulamaların hayata geçirilmesini destekliyorum. Paramızın değerini koruyalım. Ama sadece bunu yapmakla kalmayalım. 

Dolar

     Dışarıya satacak ürünler yapalım. İthalatı azaltalım. Bunun için planlar yapalım. Tekrar tarım ülkesi olalım. Kendi kendimize yetelim. Düşünün bir savaş oldu. Ya da ülkemize ambargo koydular. Bize ne gıda maddeleri, ne silah, ne teknoloji satıyorlar. Böyle bir durumda bile ayakta kalalım. Ülke buna göre yönetilmeli. Daima en kötüsünü düşünerek. Çünkü bizim dostumuz yok, düşmanımız çok.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-holds-10-u-s-dollar-banknote-928201/

14 Eylül 2018 Cuma

Her telefon uygulaması yapan para kazanıyor zaten...


     Çocuklar Duymasın’da Havuç, bir telefon uygulaması yapıyor. “Bundan ne kadar para kazanacaksın?” diyorlar. “Çok para” diyor. Bir uygulama yaptı ve her şey bitti öyle mi? Her uygulama yapan kesin para kazanıyor zaten. Bu hevesle yanıp tutuşan o kadar genç var ki. Mesela bizim Yazılımcı. Oda bir uygulama yaptı. Ama uçmadı kaçmadı Ogün. Kendi çapında bir yazılım şirketi var Ogün’ün. O yüzden ona, “Yazılımcı” diyorum. Bu iş çok basit algısı veriliyor gibi geldi bana.

telefon uygulaması

RUHU DİNLENDİREN BİR SES
     Bu sesin adı: Feride Hilal Akın. Şehrin Yolu şarkısını İlyas Yalçıntaş ile beraber söylemiş. O kadar değişik bir ses rengi var ki. Ve sesi o kadar dinlendirici ki. Birde siz dinleyin. Sizde benimle aynı fikirde olacak mısınız?

ALTIN İÇİN SÖYLENEN SÖZLER HEP AYNI
     Ekonomi programlarında denk gelmişsinizdir. Ya da akşam ana haberlerde. Altın için söylenen sözler hiç değişmiyor. “Altın her zaman güvenli limandır. Uzun vadeli bir yatırım aracıdır.”

İŞYERİNDE HER CUMANIN SON SAATLERİ
     Cuma günü mesai bitimine doğru herkeste bir keyif oluyor. Gülmeler daha içten. Moraller daha bir yüksek. Herkeste hafta sonunun kapıyı çalmış olmasının rahatlığı. Hele de cumartesi ve pazar tatilse, değme keyfine. Çağrı merkezinde hatlar boş olduğunda iki gün izin oluyor. Ama birde yoğunluk başladı mı, her hafta bir gün iznin olur. Mesela ben. 4 haftadır sadece pazar günü izinliyim. Ve yarın yine çalışıyorum. Bu üst üste 5’inci haftam olacak. Bu akşam yine herkeste bir neşe vardı. Gırgır şamata cabası. “Bunu yazmalıyım” dedim bende.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-blur-business-close-up-267447/

13 Eylül 2018 Perşembe

"Siz erkekler de hemen pes ediyorsunuz."

     Çağrı merkezine daha ilk başladığım zamanlar. Yıl 2010. Eğitimin daha ikinci ya da üçüncü günü. Eğitimciye, “Ben yapamıyorum. Beni başka bir bölüme alın” demiştim. Oda tuttu beni, bir kadının yanına götürdü. Ya insan kaynaklarında çalışıyordu ya da başka bir görevi vardı kadının. Geçmiş zaman, hatırlamıyorum şimdi. Genç, güzel ve tam bir iş kadınıydı. Sanırım Düzce’li değildi, İstanbul’luydu. İş dünyasına baya hakimdi. Konuşmasındaki kendine güvenden belli oluyordu. Yanımdaki eğitimci durumu anlattı. Oturduk konuşuyoruz. İnternet firmasının çağrı merkezinde çalışacaktım. Modemler falan filan, onlar anlatılıyor. Teknik konular. 

çağrı merkezi

     Ben bir şey anlamıyorum. Evimde internet falan yok. Kırk yılda bir, bizim Düzce’de Spor Sokak’taki, Metin Büyük kafeye gidip takılmışlığım vardır, o kadar. Ama sınıfın yarısından fazlasının evde interneti var. Çoğu şeyi biliyorlar. Bu beni psikolojik olarak mahvetti. “Bilmiyorsan ne olmuş? Öğrenirsin. Siz erkekler de hemen pes ediyorsunuz” dedi. Motive edici bir konuşma yaptı sonra bana. Aldığım gazla devam ettim o eğitime. İyi ki devam etmişim. O sayede harika üç dost kazandım. O sayede iş tecrübem oldu. O sayede ilk paramı kazandım. O konuşma benim için kırılma anıydı. Başka bir projeye gitseydim hiç yapamayabilirdim. Çünkü diğer projeler genelde kart satışıydı. Ama benim çalışacağım bölüm, internete giremeyenlerin arayacağı bölümdü. Çağrı merkezi defteri benim için kapanacak ve harika üç dostu kazanamayacaktım.

12 Eylül 2018 Çarşamba

15 bin liraya İphone alır mısın?


     Normalde sabahları iş yerinde çay içip, simit yerim. Ama hafta başından beri kahvaltı yapıyorum. Bizim Şafak’ın dükkanında kahvaltılık var. Yedi sekiz tane bor camı koymuş masanın üstüne. Zeytin, peynir, salam vs. Sadece 5 lira. Neredeyse işe girdiğimden beri 5 lira. Oda yakında zam yapar herhalde. Eli kulağındadır. Bugün kahvaltı masasının konusu, ülke meseleleriydi. Dolar’daki yükselişi, ekonomiyi falan konuştuk. Ben, Mehmet abi, Sacit ve Şuayip ile. Zamları konuştuk. Ben hemen atladım. “Abi büyük tüp 90’dı 100 lira oldu” dedim. Bu ülkede bazı şeylerin değişmeyeceğini bilerek kalktık masadan.
                                                                  *      
     Molalardan birinde Şafak’ın orada oturmuş çay içiyoruz. Bu arada Şafak, o gün zabıtanın gelmesinden sonra şekerleri artık kapalı veriyor. Ve tek şeker olarak veriyor. Twitter’ı açtım bakıyorum. Gündemde ne var diye. “Yabancı sınırlaması konuşuluyormuş abi” dedim. Şafak’ın yanında çalışan çocuk, “Abi bizim futbolcuların hepsine sınırlama gelsin. Hepsi yabancı olsun. Onlar daha kaliteliler” dedi. Sonra milyon Euro’lar alan Tarık Çamdal vs. isimler zikredildi.
                                                              *         
     Emre Akbaba üzerine de konuştuk. Türkiye’nin yeni Arda’sı dedim ben. Sonuna da ekledim. “Arda gibi sonradan şımarmasa bari” dedim.
          
                               İphone

                                                                 *         
     Bu yazıyı yazdığım sıralarda- şu an saat 23:02- Twitter’ın ikinci sırasında #AppleEvent etiketi ikinci sırada. Apple, yeni telefonlarını tanıtıyor. Millette bir heyecan, bir heyecan. Atılan tivitlerden, yeni çıkan telefonlar hakkında bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Bir şey anlayamadım. Nedir, ne değildir bu anlama işini Youtube kanallarına bıraktım. Onlar telefonları inceliyorlar ya. Bir telefonu yakından tanımak için çok iyi oluyor. Bu arada hangi modeli bilmiyorum ama Türkiye’de satışa çıkan İphone’lardan birinin fiyatı 15 bin lira olacakmış. Biri de anket başlatmış. “15 bin ile telefon mu alırsın, bedelli mi yaparsın?” diye. Ne ara aklına geldi bu mübarek. Bizim milletin mizah anlayışını seviyorum ya.
                                                                 *
     Son olarak karma eğitim meselesine değinip yazımı sonlandıracağım. Yine bu konu hakkında biri tivit atmış. “Kabe’de kadın-erkek birlikte tavaf ederken bir şey olmuyor da kız erkek bir arada okuyunca mı bir şey oluyor?” diye. Gerçekten, Kabe’de niye kadınlar ve erkekler birlikte tavaf ediyor?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-iphone-on-a-green-grass-191841/

Blogger tarafından desteklenmektedir.