Yayınlar

Ekim, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ara Güler'in lakabı nedir?

      Ara Güler’in lakabı nedir ? Kendisinin bir lakabı olduğunu bilmiyordum. Cenaze töreni canlı yayınlandı televizyonlardan. Akşam haberlerinde de yer aldı cenaze töreninden haberler. Ama izlediğim haberlerin hiç birinde lakabına dair bir şey söylenmedi.       Hadi yarışmasında sorulmuş lakabı. Bu yarışmayı arada sırada bende oynarım. Bu soru bana da gelseydi bende öylece kalırdım. Lakabı neymiş biliyor musunuz? İstanbul’un Gözü . Neden bu şekilde bir lakap konulmuş bulamadım internette.       50’lerin, 60’ların İstanbul’una dair çok fotoğraf çekmiş. Onun çektiği fotoğraflar sayesinde o yılların İstanbul’una dair bilgimiz varmış. Sanırım o yılların İstanbul’una, fotoğraflarıyla ışık tutması nedeniyle bu lakap uygun görülmüş kendisine. Hatta Orhan Pamuk, o fotoğrafları görünce hemen oturup yazmak İstanbul hakkında.

Şarkılar içinde kaybolmak...

Saat şu anda 23:29. Buray’dan Sahiden şarkısını dinliyorum. Slov şarkıdan diğer bir slov şarkıya geçmek istiyorum. Şarkılar içinde kaybolmak. O şarkılar içinde bulabilir miyim aradıklarımı? Şarkılar geri verebilir mi bana geçmiş güzel günleri?

Müslüm filmini ilk üç günde kaç kişi izledi?

     Müslüm filmini ilk üç günde kaç kişi izledi? Her pazartesi, akşama doğru, geçtiğimiz hafta sonunun gişe rakamları açıklanır. Bugünü merakla bekledim bende. Müslüm filmini anlata anlata bitiremediler. Herkes olumlu yorum yapıyor. Son olarak Ayşe Özyılmazel ’in film çıkışındaki hikayesini gördüm. “Boğazım düğüm düğüm oldu” demiş.       Filmin çok iyi reklamı yapıldı. Ve bu reklamın karşılığını da almış görünüyor. Film ilk üç günde, 600,141 kişi tarafından izlenmiş. Harika bir başlangıç yapmış. Bakalım bu gişe başarısı ilerleyen günlerde devam edecek mi? Filmin yapımcısı da Ayla filminin de yapımcısı olan Mustafa Uslu . Acun Ilıcalı, Uslu’yu, işine aşık biri olarak niteliyor. İşini çok sevdiğinden dolayı da gişe başarılarının geldiğini belirtiyor.

Beyaz tv muhabiri, dayak yemek için röportaj yapmış resmen...

      Beyaz tv muhabiri dayak yemiş. Dün akşam kanal D haberde gördüm. O dayak sahnesini gördüğümde, dayak atan sürücüyü haksız bulmuştum. Sonuçta trafik kuralları ile ilgili her kanal röportaj yapıyor. Aşırı tepki gibi gelmişti bana. Ama o röportajdan önce yapılan diğer röportajları izlediğimde durum değişti.       Aslında o muhabir daha önce dayak yiyebilirmiş. Sürücülere öyle sert biçimde konuşuyor ki. Sanırsın muhabir değil de trafik polisi. “Niye telefonla konuşuyorsun? Yasak olduğunu bilmiyor musun?” falan gibi yargılayıcı bir şekilde. Mazlum adamlara denk geldiği için kimse bir şey dememiş. Ama o adam, sanki diğerlerinin hakkını almış.        Sosyal medya da bunun için mizansen diyen varmış. Daha önce hiçbir kanalın muhabirinin başına böyle bir şey gelmediğini göz önünde bulundurursak. Neden olmasın? Adam dayak yedim diye utanır yahu. Belki diğerlerinin de başına böyle bir şey geldi. Ama onlar haber yapmamış olabilirler. Utanmış olabilirler. İnsan dayak yediği görünt

Diziler ve kitap arasında geçen bir gün...

     Dün Fringe ’in 3’üncü bölümünü izledim. İlk iki bölüme göre biraz durgundu. Bölüm süresi de kısaydı. 50 dakikacık. Bugün ise Şahsiyet dizisine kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Ustam ve Ben kitabını okumaya devam ediyorum. 360’a geldim. Kaldı son 100 sayfa. Çok ayrıntılara girmiş bu son okuduğum yerlerde. Biraz sıktı.       Aslında yazıyı akşama yazacaktım. Ama şu an oda o kadar sessiz ki. Böyle bir fırsatı bulmuşken rahat rahat yazmak istedim. Televizyon falan açıkken ya da yanımda birileri varken yazıya konsantre olamıyorum. Kafamı toparlayamıyorum.       Dünde bugünde çokça Youtube ’dan video izledim. İnsan bir izlemeye başladı mı, duramıyor. O videodan o videoya savrulup duruyor. İzlediklerim de bilgi videoları. Öyle challenge falan değil. Siz tatili nasıl değerlendiriyorsunuz bakalım? Biraz da siz anlatın.

İzlediklerim #21- Çernobil- Orkun Işıtmak

     İzlediklerim bölümünün 21’incisinin konuğu, Orkun Işıtmak . Youtube kanalları arasında gezinirken Çernobil faciasını anlatan bir bölüme denk geldim. Ruhi Çenet’in videosu sanıp açtım. Meğer Orkun’muş. Çernobil’i gezmeye gitmiş. İlk defa haberim oldu bu videodan. 6 Milyon kişi izlemiş.       Patlama 4’üncü reaktörde olmuştu. Eğer patlama olmasaymış 5’incisi de açılacakmış. Patlamadan sonra yarıda bırakılmış. İşte o 5’inci reaktörün yanına kadar gitmiş. Bırakın 5’inciyi, hemen yanında 6’ıncısının bile betonu dökülmüş. 15 reaktöre kadar kuracaklarmış.       Gezi sırasında uyulması gereken kurallar dikkatimi çekti. Hiçbir şeye dokunmak, bir şeyler yemek yok. Gezenlerin güvenliği için tabi. Ben olsam, “Ne olur ne olmaz” deyip Çernobil’e gitmezdim. Hala risk devam ediyor çünkü. Gerçi elinde devamlı radyasyon ölçerle dolaşıyor ama.   Yine de cesaret edemezdim. Ya siz? Şuradan izleyebilirsiniz.

Hafta sonu gelmiş hoş gelmiş...

     Bugün haftanın son günü. Yani cuma. Bir haftalık gece vardiyasının son günü aynı zamanda. Hem cuma günü olması, hem de gece vardiyasının son günü olması nedeniyle moraller yüksek. Geçen her dakika, iki günlük tatile götürüyor beni. Saat 12:21. Saat 13:00’de servise bineceğim. Şu an bu yazımı yazarken Cnn Türk ’te, dünya gazetelerinden seçilmiş haberleri izliyorum. Seviyorum bu tip haberleri. Spikere de hayran kaldım.       Telaffuzu çok iyi. Gece vardiyasında olduğumdan Şahsiyet dizisini izleyemiyordum. Bakamıyordum değil İzleyemiyordum. Rehitu abime selamlar :) Hafta sonu tekrar diziye kaldığım yerden devam edeceğim. Fringe dizisi de var tabi. Ha birde kitabım var. Ustam ve Ben . Bu hafta bitirmeyi umuyorum. Herkese iyi hafta sonları.

Beni küçük küçük mutlu eden şeyler...

     Perşembe sabahına yağmurla uyandık. Bloğumu takip edenler bileceklerdir. Bu hafta gececiyim. Aslında bu saatte benim uyuyor olmam gerekirdi. Bilgisayarın ekranından saate bakıyorum. 07:55. Gece 00:30’da eve gelmişim. 01.30’da yatmışım. Yarım saat de yatakta dönme. Oldu mu saat sana 02:00.       Bizimkiler ayaklanınca bende kalkmış bulundum. Camlarda yağmur damlaları. Sobamız yanıyor. Bizim buralarda sobalar çoktan kuruldu. Bir şeyler atıştırdım. Şu an bu yazımı çayımı içerken yazıyorum. Mutluluk bu olsa gerek. Ya da huzur. Ya da ikisi iç içe mi? Bu aralar hep bu tür yazılar yazmak istiyorum. Yağan yağmurdan, içilen bir bardak çaydan. Küçük küçük beni mutlu eden şeylerden. Ya da huzurlu eden şeylerden mi demeliydim :)

Kuzey Kore sınırına gittim-izlediklerim #20

Yeni takip etmeye başladığım Youtube kanallarından Emre Durmuş’un, Kuzey Kore Sınırına Gittim videosunu izledim. Bu kanalı yeni takip etmeye başladım ama çok beğendim. Favori kanallarımdan biri haline geldi. Bu bölümde Güney Kore ile Kuzey Kore’yi birbirinden ayıran DMZ bölgesine gidiyor. Keyifli seyirler.

Muharrem İnce, Mustafa Sarıgül yolunda mı?

     Muharrem İnce, İstanbul Belediye Başkanlığı için aday olacağını söylemiş. Ama ön seçim şartıyla. Bu gidiş bana Mustafa Sarıgül’ü hatırlattı. Oda ilk genel başkan olmak istedi. Sonra İstanbul’a adaylığını koydu. Şimdi tekrardan başladığı yere Şişli’ye adaylığını koydu.       Bu bir hedef küçültmedir. Ahmet Hakan’a dediğine göre, İstanbul’u kazanıp sonra Cumhurbaşkanı olacakmış. Yani Erdoğan’ın yolunu takip edecek. O zamanında olmuş bitmiş bir iş. Şimdiki durum aynı mı? Madem genel başkanlık için çıktın ortaya, oraya devam et. Yine, bir lider olma potansiyelindeki birinin gün gün eriyişini izliyoruz.  

İzlediklerim...#19

     Aslında bugün için planladığım şeyleri gerçekleştiremedim. İnsan bir şeyi planlayıp yapamadığı zaman morali bozuluyor. Şu an benim moralimin bozulduğu gibi.      Sözde bugün iki dizi izleyecektim. Biri, Şahsiyet. Diğeri, Fringe. Geçtiğim her akşam Şahsiyet dizisine baktım. 6’ıncı bölüme kadar geldim.      Fringe dizisine ise her hafta bir bölüm olarak bakmayı planladım. İlk 2 bölümüne de baktım. Ama bu hafta 3’üncü bölümüne bakamadım.      Bu hafta gece vardiyasındayım. Şahsiyet’e de bakamayacağım. Kaldı öbür haftaya.      Yatmadan iki video izledim Youtube’dan. Biri Pena kanalından. Celal Şengör ’ün konuk olduğu bölüm. Kendisinden hoşlanmasam da görüşleri enteresan.      Diğeri video ise, Barış Özcan . Çin, uzaya yapay ay gönderecekmiş. Bunu anlatmış. Bu adamın anlatımına hastayım. Zevkle izliyorum. Araya ufak ufak mizah sıkıştırması da çok güzel.      Yeni bir haftaya başlıyoruz. Bu hafta benim için zor geçecek. Gece vardiyasındayım. Herkese iyi haftal

Bir cumartesi günüm böyle geçti...

Tatil sabahları niye insan işe giderken ki saatte kalkar? Bugünde öyle oldu. Saat 07:00’de de ayaktaydım. Takip ettiğim blogların yazılarını okudum. Gözlerim kapanmaya başladığında tekrar koydum kafamı yastığa. Kalktığımda saat 12:30’du. "Çok uyumuşum" dedim. Bir bardak çay içip, birkaç zeytin ve peynir ağzıma atıp hemen giyindim. Liseden arkadaşım Yaşar ile buluşmaya gidecektim. Saat 13:30 otobüsüne bindim. Her yarım saatte bir otobüs kalkar Düzce merkeze. Sabahları işe giderken bir tişört giyer, üzerine de hırka çeker giderim. Servise kadar üşüsem bile gün boyu iş yerinde olacağımız için, kazak giyip giymemem sorun olmaz. Ama illa ki dolaşırız sokaklarda, turlarız diye kazak giydim. Nerden giydiysem onu da. Otobüste yandım. Hırkayı çıkardım yetmedi. "Bir an önce ineceğim yere varsa da insem şu otobüsten" deyip durdum. Dışarısı otobüsün içi gibi değildi. Biraz serinceydi. Yaşar’la Cihat’ın Yeri’ne gittik. Bizim Düzce’de hamburgerci. Meşhurdur

Beni sarhoş etme İstanbul...

      Beni sarhoş etme İstanbul . Şiirin adının bu olduğunu zannediyordum. Meğer değilmiş. Şiirin adı: Üstüme varma İstanbul . Ümit Yaşar Oğuzcan yazmış. Benim şairim. Sevdiğim birkaç şairden biridir kendisi.      İşyerinden arkadaşım Tuğba’nın bir İnstagram hesabı var. Adı: Nill_alyaa . Beğendiği şiirleri, kendi sesinden, güzel bir müzik eşliğinde okuyor.      Seslendirdikleri arasında en beğendiğim şiiri bu oldu. O kadar duygu dolu seslendirmiş ki. Şiirlerini sizlerin de dinlemesini istedim. Şiir seslendirmek duygu işi. Dinleyen kişi etkilenmeli. Şiirin anlatmak istediğini, dinleyene verebilmelisin. Şiire uygun bir fon müziği de olmazsa olmaz.      Güzel ve hisli okuyan, adeta şiiri okurken yaşayan biri olmalı okuyan. Ve o şiire göre de, ona uygun bir fon müziği. Hepsi birbirini tamamlamalı.      İşte bu dediklerimi Tuğba yapıyor. Bakalım siz en çok hangi şiirini beğeneceksiniz? İnstagram adresi: https://www.instagram.com/nill_alyaa/

Hangi konuda yazmak beni mutlu eder?

     Sıkılıyorum. Yazmaktan değil ama yazdığım konulardan. Bir konunun üzerine çok yoğunlaşırsam, birkaç yazı sonra sıkılıyorum. Son yazılarım medya ve güncel konular üzerineydi. Bir anda bu tür yazılarım sevimsiz geldi bana. Hemen kendi hayatımdan ya da yazmaktan, okumaktan yazmak istedim.      Aslında kendi hayatımdan konuşmayı da yazmayı da sevmem. Ama bu blog ile beraber kendimden biraz biraz bahseder oldum. Bu blog sayesinde başkalarının hayatını okumaktan da zevk aldığımı öğrendim. Genelde kendi hayatında olup bitenleri yazan bloglar favorilerim oldu.      Kendi hayatını yazan blog olarak ilk Evren Günlüğü’nü gördüm. Bir insanın nasıl kendi hayatını çok güzel anlatabildiğine tanık oldum.      Çok da ilgi çekici başlıklar kullanıyor Evren Günlüğü. Başlık çekiyor ilk başta insanı. Bazen kısacık yazmasına rağmen, o bile çok anlamlı oluyor.      Ama sorun şu ki: Devamlı kendi hayatımı yazdığımda da bir süre sonra ondan da sıkılıyorum. Yahu benim devamlı üzerine

Her akşam, Şahsiyet dizisini izliyorum...

     Akşamlarımı boş geçirmemeye çalışıyorum. Her akşam dizi izlemeye çalışıyorum. Geçen iki gecedir Şahsiyet dizisine bakmaya başladım. Mustafa Alnıak son yazısında bahsetmiş.       O yazıyı okur okumaz hemen başladım diziyi izlemeye. Puhu tv’de yayınlanmış. Başrollerinde Haluk Bilginer ve Cansu Dere var. Alzaymır olan bir adam, Haluk Bilginer. Polisliğe yeni bir adım atmış bir kadın, Cansu Dere. Bu ikisinin yolu işlenen cinayetlerle kesişir.       İlk bölüm çok durgundu. İkinci bölüm biraz daha akıcı. Bölüm süresi çok uzun. 1 saat. Bizim Muhammet’e bahsettim. Cansu Dere deyince yüzünü ekşitti. Rolünün hakkından gelmiş. Arkadaşım gibi yüz ekşitenler olursa diye söyleyeyim dedim. Hadi ben 3’üncü bölümü izlemeye gidiyorum. İyi akşamlar blog ahalisi.

Kanal D ana haber, eski günlerine dönme sinyali veriyor...

Akşam 19:40 gibi evde oluyorum. Doğal olarak haberleri kaçıyorum. Eve geldiğimde devam ediyor hala haber bültenleri. Ama benim geldiğim saatte ya üçüncü sayfa haberleri ya da eğlenceli haberler kalıyor. Nedir bu eğlenceli haberler? Zayıflamada yeni yöntemler. Havanın güzel olması nedeniyle insanların kendisini dışarıya atması vs vs. Bu tip haberleri seviyorum. Moral oluyor insana. Ama gündemden bi haber oluyorum bu seferde. Haber kanalları desen gece 23:00 kadar haber yok. Tartışma programları var. “Bu işe bir çözüm bulmam lazım” dedim. Akşamları 20 dakika kadar kanal D haberlerinin tekrarına bakıyorum. Kanal D haberleri baya baya kendini toplamış. Yakında kanal D haberlerini reytinglerin en üst basamaklarında görürseniz şaşırmayın. Mehmet Ali Birand ekolüne dönmüşler. Mehmet Ali Birand ekolü neydi peki? Haberlerde önceliği siyaset alırdı. Her kesimden siyasi partiye, olabildiğince eşit bir şekilde yer verilirdi haberlerde. Gündemi bitirdikten sonra yukarıda bahs

İbrahim Büyükak, daha çok filmler yazacak...

      İbrahim Büyükak , ilk Çok Güzel Hareketler’e dahil olduğunda “Nereden geldi bu çocuk?” demiştim. O zamanlar çok iyi bir Çok Güzel Hareketler izleyicisiydim çünkü.      İlk başlarda nerden çıktı dediğim bu çocuğu bölümler geçtikçe sevmeye başlamıştım. Bu çocukta cevher vardı. Hem oyuncu olarak, hem de yazar olarak.      Her skeçten sonra o skeci kimin yazdıkları söylenirdi. Bir bölümde 8 skeç varsa, en az dördünde onun da katkısı olurdu. Bu çocuğun bir şeyler olacağı o zamandan belliydi.      Sonra hareketler bitti. 3 Adam programı başladı. Eser, Oğuzhan ve İbrahim. Bunlar normalde de çok iyi arkadaştılar ve aynı evde kalıyorlardı. Bu çok iyi anlaşmayı ekrana taşıdılar.      Yine 3 Adam’da güzel esprileri olurdu. O programı izleyenler hatırlayacaklardır. Eser, hep İbrahim’e, “Sen olsan ne yapardın?” gibi sorular yöneltirdi.      Çünkü biliyordu ki İbrahim’den esprili cevap alacaktı. Tabi her zaman kaliteli espriler yapamıyordu. Ama genele vurursak espri kal

Levent Kırca'yı sadece bir sanatçı olarak hatırlayacağım...

     Levent Kırca’dan sonra onun gibi mizah yapan biri çıkmadı. Çıkacağa da benzemiyor. 80 sonrası aileler çocuklarını apolitik yetiştirdi. E haksız da sayılmazlar. Yeni komedyenlerin hiç biri siyasete bulaşmıyor. Ve yeni yeni bu sektöre adım atanlar da aynı şekilde. Hepsi güncel hayattan çıkarır oldular malzemelerini.       Bu durumun böyle olması Levent Kırca’nın yokluğunu daha da baskın bir şekilde hissedilmesini sağlıyor. Kendisini severdim. Özellikle Olacak O Kadar döneminde. Programı bırakıp siyasete yöneldikten sonra hiç takip etmedim kendisini. Çünkü ben Olacak O Kadar’daki kişiyi sevmiştim, siyasettekini değil. Keşke hiç siyasete girmeseydi. Onu adı geçtiğinde sadece Olacak O Kadar’daki hali gelseydi akıllara. Onunla hatırlasaydık.       O programı devam ettirmek için çok direndiğini söylüyor. Ama gün gelip hiçbir kanal yer vermek istememiş. Kimsenin buna diyeceği bir şey yok. Olabilir. Zira iktidar ile arası limoniydi. Oda kendince siyasetten yürümeye çalıştı. Ama

Siz de mi Netflix'cisiniz?

     İnternet platformu deyince akla hemen o geliyor. Kendi yaptığı dizileri dışında filmleri bile var. Bizim Muhammet de Netflix’cilerden. Adam tam bir film ve dizi aşığı. Her sabah sorarım ona. “Dün akşam ne filmine ya da dizisine baktın?” diye. “Valla hacı abi ismini hatırlamıyorum ki” der. Adam ne film olursa izlediği için isimlerini hatırlamamasına takmıyorum o yüzden.       Adam anlatır. “Şöyle şöyle oluyor filmde” der. Netflix’i öve öve bitiremez. Hatta bana da iki dizi önerdi. Birisi, Fringe diye. Bilim kurgu dizisi.   Diğeri de The Last Man on Earth. Bir adam dünyada yalnız başına kalırsa ne yapar? Onun cevabı vermiş bu dizi. Komedimsi gibi. Ee söyleyin bakalım. Siz de mi Netflix’ci misiniz?

Arda, ilk nerede kaybetmeye başladı?

     Arda Turan hakkında yazmak bir zul benim için. Bir zamanlar onun hakkında ne hevesle yazılar yazardım oysaki. O Türk futbolunun yıldızıydı. Ondan konu açılınca gururlanırdım. Ama şimdi öyle mi? Seveni kaldı mı acaba? “Peki zul diyorsun da be adam, niye yazıyorsun öyleyse?” diyecekseniz.       Bu çöküş sürecinin nerede başladığına dair bir düşüncem var, onu yazmak istedim. Tespitimde yanılabilirim tabi ki. Bakalım sizler ne diyeceksiniz. Adım adım dünyanın en büyük kulüplerinden birine giderken, neyi kaybetti Arda? O süreçte çok arzulayıp da sahip olamadığı ne vardı? Çoğu kişi cevabı bulmuştur. Sinem Kobal.       Bir şekilde kızı kaybetti. Bir daha da gönlünü de kazanamadı. Belki ona yalandan rest çekti. Sinem de o resti yemedi. Bir daha dönmedi. Olan Arda’ya oldu. Biz erkekler böyle kayıplardan sonra ilk başlarda çok huzurluyuzdur. Sonraları acısı sarar bünyeyi. İşte Arda, ilk orda kaybetti.       Sonradan bir başkasıyla evlendi. Evlendi ama. Gönülden olduğunu zanne

Güldür Güldür Show ne zaman başlayacak?

Resim
      Güldür Güldür Show ne zaman başlayacak ? Yeni yayın dönemi başladı. Hala yeni sezonu açmadılar. Boşuna beklemeyin. Çünkü bu dönem başlamayacaklar. Ali Sunal açıklamış. 2019 Ocak ayında başlayacakmış. Bunun nedeni olarak ekibin çok yoğun bir tempoda çalışması gösteriliyor. Yıllardan beri program devam ediyor. Yaz ayları desen film çekiyorlar. Dur durak yok yani.       O nedenle bu kararı almışlar. Ocak ayına kadar dinleneceklermiş. Sonra bomba gibi yeniden ekranda olmaya devam edecekler. Bu arada bilmeyenler olabilir. İrem Sak yeniden ekipten ayrılmış. Daha önce de ayrılmıştı kendisi. Sonra yine dönmüştü. Bakalım bu sefer de tekrar geri dönecek mi? Yeni sezon başlayıncaya kadar tekrar bölümleriyle devam edeceğiz. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/food-plate-morning-breakfast-4626/

Google Plus kapanıyor...

Resim
      Google Plus kapanıyormuş. Geç bile kaldılar. Bu uygulamayı zaten kim kullanıyor diye merak ediyordum. Bende sadece blog yazılarımın paylaşımları için kullanıyordum. Yoksa özellikle bir gireyim ne var ne yok diye bakmışlığım yoktur. Kullanıcıların ortalama 5 saniye uygulamada kaldığını açıklayan Google , böylelikle beni de teyit etmiş oldu. Sadece bu durumdan değil ayrıca güvenlik açığı falan varmış. Sonuç olarak kapanıyor yani.       Kapanması biz blogger için kötü olacak.   Orada paylaşım yapıyorduk. Yazılarımızın okunmasına katkısı oluyordu. Oradan gelecek okuyuculara elveda. Bu arada zamanında bu uygulama, Facebook’a rakip olarak kurulmuş. Ama kapatmak için neden bu kadar beklediler, ona şaşırıyorum. 2019’un Ağustos ayında kapatılacak bu arada. Google Plus ’u kapattıktan sonra Google, başka bir uygulama için kolları sıvar mı sizce? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apps-blur-button-close-up-267350/

O Ses Türkiye 2018 yeni sezon hakkında ilk değerlendirme...

Resim
      O Ses Türkiye 2018 yeni sezon ilk izlenimlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Beyaz’ın olumlu katkısı çok. Esprileriyle renk katıyor programa. Ama jüri olarak hala bir soru işareti. Aslına bakarsanız böyle bir şeyin olduğuna hala inanabilmiş değilim. Acun’un teklifi ve Beyaz’ın da şak diye kabul etmesi. Seda Sayan’lık bir durum göremedik. Müzik bilgisini konuşturuyor.       Kadın zaten şarkıcı. Aslı mesleği bu. O yönden kimsenin bir problemi yok zaten. Ama o televizyonculuk geçmişi antipati yarattı toplumun bazı kesimlerinde. Reytinglere baktım. AB’de 1’inci sırada. Seyirci özlemiş programı. Bundan sonra seyircinin ilgisini devam ettirebilmesi için Beyaz ve Seda Sayan’ın performansı önemli yer tutacak. Programın tamamını izlemedim. Ama izlediğim dakikalarda eğlendirdi beni. O Ses Türkiye 2018 yeni sezon için ilk izlenimlerim böyle. Bugünkü bloğumuz Hızlı Adam. Yazısı, Kitap yazmak yerine blog yazdım hayatım değişti . Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/