Yayınlar

Nisan, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Steve Jobs neden öldü?

Resim
      Steve Jobs neden öldü? Pankreas kanseri nedeniyle oluşan komplikasyonlar ölüm nedeni olarak gösteriliyor. 7 yıldır pankreas kanserini yenmek için mücadele ediyordu. Modern tıbbın yanında alternatif tıbbı da denesede kanserin ilerlemesi durduramadı. Modern tıpçılar, alternatif tıp ile zaman kaybettiğini ve kanserin ilerlediğini savundular.       Alternatif tıpcılar ise tam tersi olarak tekrar modern tıp tedavisine dönmesinin kanseri ilerlettiğini savundular. Hatta karaciğer nakli bile yapıldı. Yakalandığı kanser türü tekrar edici türdendi. Ondaki kanserin nedeni ise: Vücudundaki tümörden kaynaklanıyordu. Bu tümörün adı ise: Nöroendokrin. 06.10.2011’de 56 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Buradan da öldüğü günkü yapılan haberlerden bir tanesine ulaşabilirsiniz. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-camera-over-black-background-306763/

Poz vermek bağımlılık mı yapıyor?

Resim
Bugüne dair bana göre ne güzeldi, ne güzel değildi sıralaması yaptım.      *Pazar sabah kalkıp işe gitmek güzel değildi. Ama işten gelirken radyoda Galatasaray’ın attığı ilk golü duymak güzeldi.      *Gece 00:00’ye kadar aklıma yazacak konu gelmemesi güzel değildi. Ama 00:00’de de olsa sonunda aklıma yazacak konu gelmesi güzeldi.      *Bugün dışarıda hava mis gibiyken içeride çalışmak güzel değildi. Ama bir ara molaya çıktığımda dışarının sesini dinlemek güzeldi.                      SABAHLARI NİYE KALKMAKTA ZORLANIYORUZ? Okuduğum bir haberde, uykumuzu alsak bile kalkarken yine de zorlanmamızın sebebi yazıyordu. Sebebi: Kalktığımızda karşılaşacağımız sorumluluktan kaçmamızmış. Bu nedenle tatil günleri daha rahat kalkarmışız. Hakikaten doğru la. İşe giderken koşarak gitmiyoruz sonuçta. Tatil günleri ise zıpkın gibi kalkıyoruz doğal olarak.             FACEBOOK’TA ESPRİLİ ŞEYLERİ PAYLAŞMAYI SEVİYORUM Aga Facebook’ta güzel mizah içeren video ve karikatürler oluyo

Okuduklarım #28...

Resim
     Bugün harika iki yazı okudum. Birincisi; Hıncal Uluç’un, “ Güzel yaşama sanatı ”. Bu adam bu yazıları harika yazıyor ya. Zaten yazımına hastayım. Zaten bu yazı işlerinde ilk başlarda hep onun gibi yazmak isterdim. Hala o istek bitmiş değil. Ve hala onun gibi yazabilmiş değilim. Sade ve anlaşılır.       İkincisi; Haşmet Babaoğlu’nun, “ Dinlemek ” yazısı. Abi bu tür yazılarını okumaya başlar başlamaz kendinizi bir kitap okuyor zannedebilirsiniz. Tasvirler falan, harika. Artık bu tür hayata dair yazıları bıraktı. Arada bir yazıyor. Cumartesi ya da pazarları. Birde öyle benzetmeler yapıyor ki. Bende onun gibi yapmak istedim ama olmuyor. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/creative-smartphone-desk-notebook-97050/

Ali Sabancı'nın girişimcilik hakkında söyledikleri...

Resim
      Ali Sabancı , girişimcilik üzerine Atılım Üniversitesinde konuşmuş. Ben de videosundan izledim. Sağolsun bizim yazılımcı Ogün, Messenger’dan atmış bana, “Bunu muhakkak izlemelisin” diye. Akşam izleme fırsatım oldu. Öncelikle zevk aldım. Ali Sabancı iyi bir konuşmacı. İzlerken ilginiz dağılmıyor. Kendisini daha önce Abbas Güçlü ile Genç Bakış programında da izlemiştim. Ve o programda çok güzel geçmişti.       Bu arada Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına ne oldu? Canım program bitti gitti. Ali Sabancı deyince benim aklıma hemen Pegasus Hava Yolları geliyor. Sahibi o. Ama bunun dışında kendi başına bir işlere girip, başarı elde etmiş mi bilmiyorum. Videoyu izledikten sonra insanın içi bir hevesle doluyor. Motive oluyorsunuz. Şimdi Ali Sabancı neler demiş, onlara bakalım isterseniz.      *Girişimci doğulmaz. Girişimci sonradan olunur.      *Girişimcilik genlerle geçen bir şey değildir.      *Herkes girişimci olmalı mı? Tabi ki hayır.      *Yanlış yapmak

Erdal Demirkıran'ın anlattığı kişi ben değilim...

Resim
      Erdal Demirkıran’ın videolarından birini izledim. Videoda diyor ki Demirkıran, “Dünyada yediği döner ekmeğin son lokması ile içtiği ayranın son yudumunu birbirine denk getiren başka bir millet yok”. Ama bir dakika. Ben yediğim döner ekmek ile içtiğim ayranın son fırtını birbirine denk getirmiyorum ki. Ben döner ekmeğimi yerim, ayranımın kalan son birkaç fırtını öyle içerim. O zaman ben bu milletten biri olmuyorum muyum? Ben o zaman dahi olmuyor muyum?      Hakikaten la. Millet son lokma ile son fırtı birbirine denk getirirken ben niye getiremiyorum? İşin özü: Erdal Demirkıran’ın videoda anlattığı o kişilere ben dahil değilim. Şunu da farkettim: Sadece döner ekmek ve ayran konusunda değil, çoğu şeyde beklenenin dışında davranışlar sergiliyorum. Neyse, bu da başka bir yazı konusu. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/american-background-beef-big-236487/

Popstarla ilgili bir anım...

Resim
     Şimdilerde kanal D’de yayınlanan popstar yarışmasının ilk yayınlandığı dönemleri hatırlıyorum da. Türkiye’yi kasıp kavuruyordu. Onun olduğu akşamlar herkes kanal D’yi açıyordu. O çok meşhur olduğu zamanlarda da yine kanal D’de yayınlanıyordu. 2002 falan olması lazım. Lise son sınıftayım. Düzce Endüstri Meslek Lisesi . Haftanın üç günü staja gidiyorum.       Elektrik bölümü okuyordum. Sonraları çok pişman oldum Endüstri Meslek Lisesine gittiğim için. Ama iş işten geçmişti işte. Staj zamanında bana göre bir meslek olmadığını bir kez daha anlamıştım. Bu sefer işin içinde olarak. O aralar seçimler yapılmıştı. AKP iktidara gelmişti. İşte o günden beri de iktidarda.        Popstarla ilgili şöyle bir anım var: Dışarıda kar yağıyordu. Mesainin bitmesine de az kalmıştı. 8-4 çalışıyorduk. Ustalardan biri: “Şimdi eve giderim. Gürül gürül yanan sobanın üzerinde kestane pişiririm. Televizyonda da popstar var. Mis gibi ona bakarım” diyordu. Bu akşam popstarı görünce aklıma bu ha

İnternetten nasıl parayı kırarız?

Resim
     Yeni bir girişim, yeni bir girişim. Yeni bir şeyler bulmalı. Yeni bir şeyler bulmalı ve internetten parayı kırmalı . Kim bilir bu düşüncede olan kaç milyon yurdum vatandaşı vardır güzide ülkemizde. Ben de onlardan biriyim. Bu ülkede yırtmak diye bir şey var. Ve biz erkekler yırtmak için her şeyi yaparız. Gerçi son dönemde kızlar bizi bile geçtiler bu konuda. Bak bu da başka bir yazı konusu olabilir. Bunu not alayım ben.       Sesli düşünüyorum. Ne olabilir, ne olabilir? Zamanında Bitcoin almadık şimdi vururuz kafaya tabi. Bir arkadaşımın ahhlanması ve vahhlanması bu replik. İsim vermeyim, o kendisini bilir. Ama şaka maka Bitcoin ucuzken alsaymış adam paraya para demeyecekmiş. Kader işte. O zaman Bitcoin’i geç.       Çiftlikbank türü bir şey desen, bizim Tosun ülkeyi dolandırdı gitti. Bunu da geç. O zaman ne bulacağız? Ya Facebook, Twitter ve İnstagram gibi bir sosyal medya ortaya koyacaksın. Ya da böyle çok tutacak bir uygulama. Nasıl bir telefon uygulaması yapıls

Araba kullanmak gibi bir hevesim olmadı hiç...

Resim
     Benim hiç araba hevesim olmadı. Yok, “Ehliyet alayım sonra araba alayım” falan. Tüm otobüsler benim be abi. Böyle konuşmalarda falan konu ehliyete gelince hemen soruyorlar. “Sende ehliyet var mı?” diye. “Yok” diyorum. Hemen, “Yaş kaç?” diye soruyorlar. “30” diyorum. “Kardeşim sen geç kalmışın ya. İnsan bu yaşa bırakır mı ehliyet işini” diyorlar.       Sanki bir erkekte olmazsa olmazlardan biri gibi ehliyet. “Olmazsa ne olur be kardeşim?” dedim. Şu an ne cevap verdiğini hatırlamıyorum. Hala da hevesim yok. Ehliyet almam gibi duruyor. Araba kullanmadım mı? Kullandım.       Birkaç kere. Belki de arabaya pek hevesli olmamamın nedeni, çok az araba kullanmış olmamdır. Bu birkaç defa araba kullanımlarımda da zevk aldım. Almadım değil. Ama o kadar. Devamı gelmedi. Bir kere bu işe niyetlendim. Bir arkadaşım öğretecekti. Oda lafta kaldı. İş güç derken vakit ayıramadık. Öyle kaynadı gitti.       Gerçekte pek araba kullanmasam da araba kullanmaya hevesim olmasa da rüyalarım

İzlediklerim #18- Barış Özcan- 23 Nisan'da sihirli bir kalem diliyorum

Resim
Barış Özcan’dan yine harika bir video. Farklı bir 23 Nisan videosu olmuş. Bir çocuk nasıl isterse diğer çocukların kaderini değiştirebilir, onu anlatmış. Hele videonun sonlarına doğru tüylerim diken diken oldu. Muhakkak ve muhakkak izleyin. Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=6oUUkdGMYDs

23 Nisan kutlu olsun...

Resim
     Bugün çocuk olup 23 Nisan ’ın heyecanını yaşamak vardı. Şimdi de heyecanını yaşıyoruz tabi. Ama çocukluktaki 23 Nisan heyecanı bir başkaydı. Bazı zamanlar hava yağmurlu ve kapalı olurdu. Bugün Düzce’de hava çok güzel. Mis gibi ve güneşli bir hava var. Tam 23 Nisan’lık. Çoğu arkadaşımda okullardan canlı yayın yapıyorlar. Orada çocukları görmek çok güzel.       Halkı görmek çok güzel. Çocukken bende o heyecanı yaşadım çünkü. Bütün millet gelirdi bayrama. Öğlene kadar sürerdi bayram. Bugün hava güzel. İnsan daha da bir coşkulu oluyor. Şuraya 23 Nisan şarkısını bırakıyorum. Açın, dinleyin. Çocukluğunuzdaki 23 Nisan’ları hatırlayarak dinleyin. Sesini açarak dinleyin. Bir yandan sizde eşlik edin. Sevinin büyükler, övünen küçükler. 23 Nisan kutlu olsun. Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=9rtQ8YmMpZM

Uzaylı dansı nedir abi ya?

Resim
     Abi bu internet aleminde bir anda neyin popüler olacağı belli olmuyor. En saçma şeyler bile bir anda çok tıklananlar arasında kendine yer buluyor. En son bu uzaylı dansı . Bir tane uzaylı yapmışlar. Dans edip duruyor. Millet de onun gibi dans etme derdinde. Uzaylı ne hareket yapıyorsa millet de onu taklit ediyor. İş yerinde de bunun muhabbeti geçti. Kız arkadaşlardan bazıları, “Bende yapmak istiyorum yaaa” dediler.       Kızlar şu aaa’ları uzatıyorlar ya, çok yakışıyor onlara. Bir ara da, “Örümceeeekk, korktun mu?” meşhur olmuştu. hiçbir anlamı ve amacı yok. Ama nedense insan bakıyor. Hatta ben bakmakla kalmadım. Kimi gördüysem, “Örümceeek korktun mu?” deyip durdum. Bunu söylediklerim de hemen, “Korkmadın mı?” deyip cevap verdiler. Böyle şeylere bakıp geçmeli mi yoksa gırgırı mı yapılmalı, bilemedim. Ama iyi gırgırı oluyor, o kesin. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/photography-of-a-woman-listening-to-music-783243/

Seçimlerde parmak boyası kullandınız mı?

Resim
     Seçimlerde parmak boyası kullanmadım hiç. O zamanlara yetişemedim. Son zamanlarda yine bu parmak boyama muhabbeti isteniyor. Olur mu bilmem. Ama pek olacağa da benzemiyor. Geçen hafta salı günü hiçbir şey ortada yokken, erken seçim muhabbeti patlak verdi. Abi nasıl bir ülkede yaşıyoruz ya. Bir anda ülkenin gündemi değişiyor.       Köşe yazarları da zaten hep bu durumu vurgularlar. “Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız yazacak konu sıkıntısı çekmezsiniz. Çünkü bu ülkede gündem kadar hiçbir şey bu kadar sık değişmez” derler. Erken seçim kesinleşince, “Bu konuda bir şeyler yazmam gerek” dedim. Ama bu yazacağım siyasi bir analiz olmamalıydı. O analizleri iki ay boyunca dinleyeceğiz, okuyacağız zaten. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/board-game-box-business-card-262028/

Yalnız kalmak istiyorum...

Resim
      Yalnız kalmak istiyorum . Her şeyden uzakta. Dışarıda yağmur yağıyor şu an. Hava kapalı. Yatağımda yatmak, üstüme yorganı çekmek ve düşünmek istiyorum. Geçmişimi, geleceğimi. Kendimle konuşmak istiyorum. Ya da iç sesime kulak vermek. Ben zaman zaman yaparım bunu. Eminim siz de yapıyorsunuzdur. Zaman zaman da sesli olarak konuşurum kendimle. Sesli düşünürüm de diyebilirsiniz.       İnsan o kadar rahatlıyor ki. Bakın bir defa deneyin. O kadar rahatlıyorum ki. Hemen bir pozitiflik yayılıyor vücuduma. Evde hiç kimse yokken yapıyorum bunu. Anlatıyorum kendimi, kendime. İnsanın yalnız kalmaya ihtiyacı var. Hiçbir ses istemiyorum. Sadece başımı yastığa koyup düşünmek. Bu zamana kadar neler yaptıklarımı ve gelecekte yapacaklarımı. Yalnız kalmak istiyorum ama maalesef işe gitmek zorundayım şu an, zira gece vardiyasındayım. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-standing-near-lake-670720/

"Sevgilim yok", o zaman telefon kullanmıyorsun...

Resim
     “ Sevgilim yok ” dedi bir arkadaş. “O zaman telefon kullanmıyorsun sen” dedim. Bu muhabbet nasıl çıktı peki? Bir arkadaş grubunda oturmuş sohbet ediyoruz. Konu telefonlara geldi. Hatta ilk telefonlara. Ben ilk telefonumu gazeteden almıştım. Kupon biriktirerek. Sabah gazetesiydi. Alcatel’di ilk telefonum. Onu anlattım. “Benim telefonum da eskidi ya” dedi.       “Alsana bi tane kardeşim ya” dedim. “Fazla kullanmıyorum ki. Bir konuşmak için” dedi. “Sevgilin var mı senin?” dedim. “Yok” dedi. “Olsaydı o zaman görürdüm seni. Telefon elinden düşmezdi. Boyna pıt pıt mesaj yazıp dururdun” dedim. Zamanında benim de öyleydi, şimdiki sevgililere bakıyorum, yine öyle. Telefon ellerinden düşmüyor. Sevgilisi olsun da o arkadaşımı göreceğim ben. Telefon nasıl vücudunun bir organı haline geliyor. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-red-white-and-blue-check-long-sleeve-shirt-beside-woman-in-black-and-white-stripes-shirt-hugging-each-other-while-sitting-on-a-concrete-surf

Blogger yerine Medium'da mı yazsam?

Resim
      Blogger , yıllardan beri yazdığım blog platformu. Gerçi bunun dışında ne varsa blog adına her yerde üyelik açtım. Medium, Wordpress, Milliyet Blog. Ama hiç birine devam etmedim. Arada Medium’da yazmaya devam ediyorum işte. İşte bu son dönemde Medium’da yazmaya başlayınca çok rahat bir kullanımının olduğunu gördüm.       Mobil uygulaması var abi. Şu anda yazdığım bu yazı Word’de yazıyorum mesela. Sonra blog ekranına yapıştıracağım. Ona görsel bulacağım. Görsele kayıt gireceğim. Sonra etiketliyeceğim. Hemen altta kalıcı bağlantıyı düzenleyeceğim. Hemen onun altında da arama açıklamasını gireceğim. Yazı başlığını gireceğim. En son da yayınlayacağım. Sonra Google Plus’ta paylaşacağım. Facebook ve Twitter’da paylaşacağım.       Ki ben birde 100 kelime yazıyorum. Blogger kullanan biri 300-500 kelime yazıyorsa birde onu düşünün. Ama Medium’da hiç böyle değil. Yazını yazıyorsun. Hemen genel kategorilerden birini seçip, yazını yayınlıyorsun. Hemen ana sayfada yazın görünmey

Blog yazmak, Twitter kullanmak gibi...

Resim
     Blog yazmak benim için bir hobi. Elimden geldiğince yazmaya çalışıyorum. İlk başlarda yazı başına 300 kelime yazmaya çalışırdım. Sonra baktım olmuyor, yazabildiğim kadar yazmaya başladım. Yazı başına 100 kelime kesiyor beni. Ben de artık 100 kelime yazıyorum. Ben bu durumu Twitter’a benzetiyorum. Ama 100 kelime olanından. Nasıl ki Twitter’da az ve öz yazıyorsun.       Nasıl ki 280 karakter yazıyorsun. Bende blogda 100 kelime yazıyorum. Ve blog benim için bir anlamda Twitter gibi oluyor. Tivit atar gibi hangi konuda ne yazacaksam hemen girip, yazıp, yayınlayıp çıkıyorum. Twitter’da niye yazmıyorum? 280 karakter de az geliyor be kardeşim. Meramımı anlatamıyorum bu sefer de. O yüzden blog yazmak benim için Twitter gibi. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-writing-on-a-notebook-beside-teacup-and-tablet-computer-733856/

Facebook bff yalanı...

Resim
Facebook bff yalanı dolanıyor ortalıkta. En sonunda bu durum haberlere de konu oldu. Bu haberlerden biri Pc Hocası sitesinin. Buradan bakabilirsiniz ilgili habere. Bu haberler çıkmadan önce paylaşımlara baktığımda, “Hesabınızın güvende olup olmadığını hemen test edin. Bff yazın yeşil olursa güvendedir” diye yazıyordu. Ben böyle kumpaslara hiçbir zaman inanmıyorum abi.  Böyle bir şey olsa zaten bana bildiriliyor. “Yine millet bir şeyler peşinde” dedim. Bazı arkadaşlarım da yapmış. Hatta yeşil olmuş yazı. “Bende mi denesem” demedim değil. Ama kendime hakim oldum. “Bunun da kokusu çıkar” dedim, ki çıktı. Bu bff dedikleri, arkadaş etiketleme zımbırtısıymış. Ama bazı çakallar fazladan etkileşim almak için milleti trollemişler. Bundan sonra Facebook bff yalanı ile kandırılmayın. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-computer-keyboard-247780/

Celal Şengör, cehenneme gideceksin...

Resim
     Celal Şengör , Teke Tek programına İlber Ortaylı ile konuk olduğu programlardan biri. Fatih Altaylı gelen mesajlardan birini okuyor. “Hocam seni seviyoruz ama cehenneme gideceğin için üzülüyoruz” diyor mesajda. Bunun üzerine herkes bir kahkaha patlatıyor. Ama özellikle İlber hocaya dikkat edin. O sonradan kahkaha atmaya başlıyor. Enteresan bir kahkahası var kendisinin.  Video çok kısa bir video ama çok eğlenceli. Ben genelde Teke Tek programını izlerim. Ama bu bölüm gözümden kaçmış. Kaçması da normal değil mi? 21 saniyelik bir video zaten. “Bu videoyu muhakkak paylaşmalıyım, herkes izlesin” dedim. Ben izlemediğime göre çoğu kişinin de gözünden kaçmış olabileceğini düşündüm. Celal Şengör bu mesaja da ilginç bir cevap veriyor bu arada. Video kaynak:  https://www.youtube.com/watch?v=Yzao8zfKVhk

Sevgili günlük #9...

Resim
     Sevgili günlük , bugün Miraç kandili. Şükür bir kandile daha eriştik. Adım adım Ramazan ayına doğru gidiyoruz. Geçen sene oruç nasıl tutmuşum ya. Bu sene çok erken acıkıyorum. Geçen sene Ramazan’ın büyük çoğunluğunda oruç tutmuştum. Bu sene de nasip olursa tutmayı düşünüyorum. Tanıdıklara böyle deyince, “Allah bi kolaylığını verir kardeşim” diyorlar.  O günlerde insana bir dayanma gücü geliyor gerçekten. Bu akşam eve geldim. Bizimkiler kanal D’ye bakıyorlar. Haberler bitti. Bi baktım, akşam 21:00’da mevlüt yayını varmış. Bunca yıldır kanal D’ye bakarım. İlk defa bu kadar erken saatte mevlüt yayınladığını gördüm. Kanalın el değiştirdiği belli oluyor. Sevgili günlük yarın iş var yine, görüşürüz. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/notes-paper-pen-writer-7073/

Masa dergisi hoşuma gitti...

Resim
Masa dergisi , son bir haftadır okuduğum bir dergi. Elimdeki Yusuf Atılgan sayısı. Bizim Elif Aydın almış. Baktım masasında gördüm. “Alabilir miyim?” dedim. Sağolsun, “Sormana bile gerek yok” dedi. Ya hala Yusuf Atılgan’ın bir kitabını okuyamadım. O yüzden onunla ilgili yazıları okumadım. Önce yazarın bir kitabını okumalıyım ki bir anlamı olsun.  Resimdeki adam araba dergisine bakıyor. Bunu buldum idare edin. Marily Monroe hakkında bir yazı vardı. Çok güzeldi. Sonra daha bugün okudum, yazar Marcel Proust hakkında bir yazı vardı. Oda harikaydı. Ve yine bugün okudum, Onno Tunç’u anlatan bir yazı. Genel olarak dergiyi beğendim. Sevdiğim şairler Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan ve Orhan Veli sayısı olduğunda alırım bir Masa dergisi bende. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-blue-and-white-gingham-print-shirt-reading-car-magazine-129063/

Medium: Yazılarını saatlerce okuduğum blog sitesi...

Resim
     Medium nedir derseniz? Blogger gibi bir blog platformu. Blog yazmaya ilk başladığım dönemlerde orada da bir blog açtım. Tabi fazla bir yayınım olmadı. Son bir haftadır oraya yazı girmekle beraber orada yazılanları da takip etmeye başladım. Orada genelde biz blogcuların tarzının dışında bir tarz var. Evet, bizim gibi de yazıyorlar ama genelde kişisel gelişim, girişim ve bilgisayar programları üzerine.       Kişisel gelişim ve girişim yazılarını zevkle okuyorum. Hele kişisel gelişim yazıları. Yazının sonunda gaza gelip, “Ben de kişisel gelişeceğim lan” diyorum. O kadar gaza getiriyor yani. Alın size bir örnek . Takip ettiğim kişiler yeni yazı girince bildirim geliyor. Blogger’da niye böyle bir uygulama yok lan. Medium yapmış, Blogger niye yapmıyor? Kullana kullana bu tip yazmak üzerine görsel bırakmadım       Medium uygulamasını telefonuma indirdim. Rahat rahat okuyorum yazıları. Gelen bildirim sonrası yazıyı okumaya bir başlıyorum, yarım saat çıkamıyorum. Oradan o

Künefe yemeğe gidip, dondurma yemek...

Resim
     Künefe, bundan birkaç yıl önce yediğim bir tatlıydı. Ama hoşuma gitmemişti. Ve aramızdaki mevzuu da orada başlamış ve bitmişti. Ta ki geçen aya kadar. İşyerinden Mehmet Abi, ben ve Ogün çıktık akşama doğru. Ogün tutturdu sizi künefe yedirmeye götüreceğim diye. Ulan ben künefe sevmem falan dediysem de adamlara anlatamadım. Soluğu künefeci de aldık. Künefeden başka bir şey yok aga. Teması künefe üzerine kurulu. Bizimkiler aldılar menüleri. Yok şunu alalım yok bunu alalım muhabbeti yapıyorlar.  Künefe fotoğrafı bulamadım millet bununla idare edin      Bende bir köşede resim amaçlı bakıyorum menüye. Neyse söylediler künefeleri geldi. Bense dondurma söyledim. Çünkü benim aram yok. Bizimkiler afiyetle mideye indirdiler künefeleri. Bense dondurmayı yemekle uğraştım durdum. Birde Ogün demez mi, “Abi sen künefe sevmiyorsun galiba he?” diye. Şimdi mi anladın be kardeşim, helal olsun. Kıyak adammışsın helal olsun. Ulan Yumurcağa bağladım lan. Neyse orada bir karar aldık. Bir dah

Kimseye inanmıyorum...

Resim
      Kimseye inanmıyorum . Ne yaşlı ve bir karış sakallı amcalara, ne de yaşlı teyzelere. Ne gençlere, ne ona, ne buna, ne de kendime. Hangi taşı kaldırsam altından kötülük çıkıyor. Hangi kalbe baksam fesatlık akıyor. Dört bir yanımız menfaat ile sarılmış. Boğuluyoruz, boğuluyorum. Öyle haberler görüyorum ki. Yapmaz dediklerimiz öyle şeyler yapıyorlar ki. Lanet ediyorum. İğreniyorum.      “Bu nasıl bir dünya lan?” diyorum. Dünyadan gidecek başka bir yer olsa çekip gidesi geliyor insanın. Bu dünyadan tek çıkış yolu, ölüm. Ölümü ister hale gelir mi insan? Bir kurtuluş olarak görebilir mi? Peygamberimiz, “Gün gelecek insanlar, ‘Şu mezardakinin yerine keşke ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz” demiş. Acaba o günler, bugünler mi? Kimseye inanmıyorum . Tek gerçek sadece ölüm dışında. Foto kaynak:  https://www.pexels.com/photo/alone-buildings-city-cityscape-220444/

Baştan savma iş yapmak bizim işimiz...

Resim
      Baştan savma iş yapmak , bizim ülkenin genlerinde var abi. Bu ülkede kimse işini doğru dürüst yapmıyor. Bir insan işini niye doğru dürüst yapmaz. İşini sevmediği için mi? Yoksa ülkedeki herkes böyle davrandığı için mi? Belki adam işini doğru dürüst yapacak. Ama içinden, “Bir enayi ben miyim lan? Herkes kaytaracak ben mi yapacağım?” diyordur.       İşini hevesle yapmaya başlayanların bile bir süre sonra o hevesleri son buluyor. Onlarda sisteme uyuyorlar. Vatandaş da bunu kabullenmiş. “Burası Türkiye” deyip geçiyor. Bu iş düzelmez. Çünkü böyle diyen vatandaşın kendisi de aynı vurdumduymazlığı yapıyor. Baştan savma iş yapmak , nesilden nesile aktarılan bir davranış olacak bu gidişle. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-architect-blueprint-business-416405/