Yayınlar

Mart, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Milliyetçilik duygusundan reyting yapmak...

Resim
      Son günlerde yaşanan olaylardan dolayı, milliyetçilik duygularımız kabardı ya. Kanal D ve Star’da, bu pastadan pay alma yarışına girmişler. Kanal D, İsimsizler diye bir dizi başlatıyor. Star’daki dizinin adı da, Söz mü neydi? Bir kere İsimsizler ismi bile, bu kabaran milliyetçilik duygularından reyting yapmak istediklerinin direk işareti gibi. Abi yapmayın şunu ya. Bir ara yine kanal D, yine böyle duygular kabarmışken, yayın akışındaki filmi değiştirdi ve yerine Dağ filmini koydu. Bu kadar kolay televizyonculuk yapmayın ya. Aslına bakarsanız yaptıkları çok normal. “Şu anda milliyetçilik dalgası almış başını gitmiş. Bu araya milliyetçilik dozu tavan yapmış bir dizi yaparsak, iyi reyting alırız” diyebilirler.                                                                                                                  NİYE ŞİMDİ?      Başka bir olay olsa anlayacağım. Ama bu olay prim yapılacak, reyting yapılacak bir olay değil. Başka bir şey popüler olur, onun sonuna

Sabahattin Ali, Aldırma Gönül'ü nerede yazmıştır?

Resim
                                              ONUNCU YIL HATRINA      Aldırma Gönül şarkısının, Sabahattin Ali’nin olduğunu biliyor muydunuz? Aldırma Gönül şarkısını, Sinop cezaevinde yazmıştır. Tabi şarkı olarak değil, şiir olarak. Şiirin adı: Hapishane-5. Müziği ise Kerem Güney’e ait. Sinop cezaevinden önce Konya cezaevinde yatmış. 29 Ekim 1933’de hapisten çıkmış. 1933, Cumhuriyetin onuncu yılı. Onuncu yılı kapsamında af çıkarılmış. Oda afdan yararlanıp çıkmış. Bu arada cezaevine 1932 yılında girmiş. Biliyorsunuzdur, Aldırma Gönül şarkısını Edip Akbayram söylüyor. Hem de ne harika söylüyor.                                                 ÖYKÜ DE YAZMIŞTIR      Aldırma Gönül şarkısını ilk Hababam Sınıfı’nın bir sahnesinde duymuştum. Bu şarkıyı duyunca hemen Hababam Sınıfı’nın o sahnesi gelir aklıma. Bu şiirinin dışında Duvar adlı bir de öykü yazmıştır Sinop Cezaevinde. Sinop cezaevinde kalan tek edebiyatçı Sabahattin Ali değil. Refik Halit Karay’da kalmış orda, Ahmet Be

Bizden niye bir Bill Gates çıkmıyor?

Resim
                                     SİYASETE MOLA VEREN PROGRAM      Cnn Türk’te Pazar akşamıydı galiba. Gündem Özel programı vardı. Her akşam tartışma programlarında devamlı 16 Nisan referandumu konu. Cumartesi ve Pazar günleri, bu programda siyaset dışı konular konuşuluyor. İlk başta yadırgamıştım. “Diğer haber kanallarında bangır bangır referandum tartışılırken, bu ne alaka?” demiştim.      Ama sonradan, insana nefes aldıran bir program olduğunu anladım. Siyasi tartışmalardan bıkanların uğrayacağı, bir durak oldu bu program. Gerçi birkaç haftadır, devamlı kansere takmış durumda kafayı program. Ama yine de iyi. Programın sunucusu Deniz Bayramoğlu. Kendisini yine Cnn Türk’ün sabah haberlerinden hatırlarım.      Programı onun sunduğunu görünce, “Bakalım moderatörlük performansı nasılmış?” diye sormuştum kendime. Ama hakkını veriyor. İyi bir moderatör. Belki bilmeyenler olabilir. Kendisi aynı zamanda, yine bir haber sunucusu ve harika bir moderatör olan, Ece Üner’i

Notlarım #8...

Resim
                                      PARAMPARÇA FİNAL YAPIYOR      Paramparça izleyenlerine kötü haber. Dizi gelecek hafta yani 27 Mart’ta final yapıyor. Bu haberi daha az önce gördüm. Dizi reklama girdi. O arada gelecek haftadaki bölümünü gösterdi. Bir baktım, final yazıyor. “Ne finali?” dedim. Bu sene artık final yapacağı belliydi ama bu kadar erken beklemiyordum. Haziranda final yapılır diye düşünüyordum.             Birkaç dakikalık fragmana baktım. Hiç de final havası görünmüyordu. Normal bu haftanın devamı olan bir bölüm gibi görünüyor. Belki bir final bile yapmamışlardır. Normal çekilmiş bölümü final diye koymuş bile olabilirler. Bir zamanlar Küçük Ağa dizisi vardı. Onda da final yapmamışlardı. Final diye normal bölümünü koymuşlardı. Hikaye öylece ortada kalmıştı.                                                                                          SEBEP AZİZ YILDIRIM MI?      Futbol zirvesi yapılmış. Zirvede tüm kulüp başkanları bir araya gelmiş. Hepsi

Yıkılan anıtlarımız ve Seyit Onbaşı...

Resim
                                                YIKILAN ANITLARIMIZ      Bugün 18 Mart, Çanakkale zaferinin 102’inci yıldönümü. Her zaman olduğu gibi Gelibolu’da anma törenleri yapıldı. Törene Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, Başbakan Binali Yıldırım ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’da katıldı. Töreni Trt’den takip ederken Çanakkale ile ilgili iki video izledim. Biri Seyit Onbaşı ile ilgiliydi. Diğeri de Çanakkale zaferinden sonra yapılan 6 anıtla ilgiliydi. Bu 6 anıttan sadece 2’si günümüze ulaşmış. Diğer 4 anıt ise Mondros Mütarekesiyle beraber Çanakkale’ye gelen işgalci devletler tarafından yıkılmış. O yıkılan 4 anıtın fotoğraflarını gördüm. O zamanki şartlar altında eldeki imkanlarla yapılmış o 4 anıt. Videonun sonunda yine orjinallerine göre, o 4 anıtın yapılmasının uygun olacağı söyleniyordu. Aynen katılıyorum. Bir dahaki 18 Mart’a, o yıkılan 4 anıt yapılmış olarak girilse güzel olmaz mı?                                                                 

Notlarım #7...

Resim
                                              ANKARA LASTİĞİ VARDI      Biz çocukken Ankara lastiği diye lastik ayakkabılar vardı. Çok dayanıklıydı. Öyle hemen yırtılmazdı. Biz de çocuğuz. Devamlı top peşinde koşturuyoruz. O devamlı koşturmaya spor ayakkabı mı dayanır. Bir süre sonra yırtılmaya başlıyorlardı. Yırtılsa da top oynanamayacak hale gelinceye kadar çıkmazdı o spor ayakkabılar ayaklarımızdan. Artık paramparça olur, giyilemeyecek hale gelir, sonra atardık. Yine böyle ayakkabıların yırtıldığı dönemde ayakkabı bulamazsak, Ankara lastiği dediğimiz lastikleri giyerdik. Tabi spor ayakkabı gibi rahat olmazdı. Ama yine de işimizi görürdü.                                            HAYATIN KÖTÜ TARAFINI                                            İZLEMEK İSTEMİYORUM      Geçen hafta sonu Trt Müzik kanalında bir program izledim. Programda Trt arşivinden görüntülerle mizahi bir program yapılmış. Tabi o programlardaki kişilerle alay geçmeden. Makul mizah diyebileceğimi

Notlarım #6...

Resim
     Her yıl haberler yapılır. Ama değişen hiçbir şey olmaz. Bilmem üreticide fiyatı bu kadarmış. Pazara gelince şu kadar oluyormuş. Hep bu haber yapılır. Ama bunun çaresini, çözümünü sorgulamazlar. Üreticiden pazara gelince mi artıyor fiyatlar. Benzin parası, bilmem şu bu parası mı? O zaman, o aradaki aracıları kaldıracaksın abi. Üreticiden malı alıp pazara devlet getirecek. O aradaki maliyeti kaldıracak. Ancak devlet yaparsa olur bu iş. Yoksa her yıl bu haberler yapılmaya devam edilir. Ha diyeceksiniz ki, “Devlet maliyetini karşılamak için vergi alacak”. Devlet her durumda vergi alıyor kardeşim.                                                                                                            SURVİVOR TV      Survivor başladı diye O Ses Türkiye’yi boşladılar. Ne güzel izlemeye alışmıştık. Şimdi konsantrasyonumuz bozuldu. Haftada bir araya sıkıştırıyorlar onu da. Bir an önce bitip gitsin diye. Ben bakmıyorum artık. Arayı o kadar açarsan olacağı budur. Survivor ba

Notlarım #5...

Resim
     Küçükken, tekerlemelerle aram pek iyi değildi. Gerçi şimdilerde de pek iyi olduğunu söyleyemem. Çocukken en çok tekrar ettiğimiz, yani popüler olan tekerlememiz, “Şu köşe kış köşesi, şu köşe yaz köşesi, ortadaki su şişesi”ydi. Yavaş yavaş söyleyince bir problem yokta, hızla söylemeye başlayınca takılıyorum. Hala bu yaşta bile hızla tekrar etmeye çalıştığımda takılıp kalıyorum. Peki siz bu tekerlemeyi hızlı bir şekilde, teklemeden söyleyebiliyor musunuz? Bugün günlerden çarşamba. “Yani ne anlamı var?” diyeceksiniz. Çarşamba akşamları bizim için Poyraz Karayel akşamlarıydı. Bu çarşamba, Poyraz Karayel’siz ilk çarşambamız. Bir hafta oldu ama hala, “Keşke Ayşegül’ü öldürmeselerdi be” diyorum.                                                                                 TELEVİZYONDA ÇIK KARŞIMA      Ya bizim şu siyasetçilerin de şu televizyon sevdalarını bir türlü anlayamadım gitti. Bir şey oluyor, televizyonda tartışmaya çağırıyorlar sanki düelloya çağırır gibi. Hep bu t

Notlarım #4...

Resim
     Ekranlar boşboş. Yazmak gerek ama ne? Bembeyaz bir sayfa. Ben ona bakıyorum. O bana. Bizimkiler Star’daki Anne dizisine bakıyorlar. Şöyle bir göz gezdirdim. Bu diziye yürek mi dayanır be? Çocuğa yapmadık eziyeti bırakmıyorlar. Bizde millet olarak böyle şeyleri seviyoruz abi. Tabi daha fazla katlanamazdım bu diziye. O yüzden taktım kulaklığımı çekildim kendi dünyama. Şimdi bu satırları yazıyorum işte. Süper fm dinliyorum. Son bir aydır geceleri dinliyorum. Yazı yazarken iyi gidiyor. Ama son birkaç gündür işin suyunu çıkardı. Duyulmadık duyulmadık isimlerin şarkılarını çalıyor. Ya tamam bir zamanlar Aleyna Tilki’de duyulmamıştı. Ama sonra popüler oldu. Aldı yürüdü. Artık bunu çalmadan olmaz.                                                                             CANSU DERE BİR DERİ BİR KEMİK                                                              OLMUŞ      Ama daha hiç popüler olmamış şarkıları niye çalıyorsun ki? Süper fm devamlı hit şarkıları çaldığı için

Poyraz Karayel, veda edememiş...

Resim
     Dün akşam sosyal medya yıkıldı. “Böyle veda mı olur?” diye. Poyraz Karayel’den bahsediyorum. Poyraz Karayel böyle bir vedayı hak etmemişti. Tam bir hüsrandı benim için. Ve eminim bir çok Poyraz Karayel izleyicisi de benim gibi düşünüyordur. Zaten daha önceki yazılarımdan birinde de söylemiştim. Aslında bu dizi geçen sezon final yapmalıydı. Tuttu ya. İlla ki devam ettirecekler, her zamanki gibi. Anlatılacak hikaye bitmişti. Buna rağmen devam ettirdiler. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu gibi, bu dizinin de haziranı göremeyeceği belliydi. Gelelim finale. İki bölüme sığacak bölümü tek bölümü sıkıştırmışlar. Çok uzadı. Bir ara sıkıldım. Reytinglerde artık ne kadar düştülerse, fazladan bir bölüm daha çekememişler.                                         BU AŞK, ÖLÜMÜ HAK ETMEMİŞTİ      Final yapmak için final yapmışlar işte. Veda bölümünde bir bir herkesi öldürmenin ne gereği vardı. Bence akıllarınca yapımcı hazirana kadar bu işin devam edeceğini öngörmüştü. Sen

Yazdığın blog yazın orjinal mi?

Resim
      Bazen insan yazamıyor. Tak geliyor, kalıyor öyle. Deminden beri düşünüyorum, “Ne yazsam, ne yazsam” diye. Ben de baktım bir şey çıkmayacak, “Yazamamayı yazayım” dedim. Tüm blog yazarlarında oluyordur bu durum. Bende bu durum devamlı olmuyor. Ama bir oluyor, pir oluyor. Birkaç gün yazamıyorum. Bazen bir haftayı bile bulduğu oluyor. Bazen de öyle anlar geliyor ki. Bir anda yazacak bir sürü konu çıkıyor önüme. Onları hemen not ediyorum tabi. Ve belli bir sırayla yazılarıma konu ediyorum onları. Bazen dinlediğim bir müzikten, bazen de televizyonda izlediğim bir diziden ya da reklamdan konu çıkarabiliyorum. Ama bazen de ne izlersem izleyeyim, bir şey olmuyor.                                                    YAZINI KONTROL ET      Aslında bir yandan düşündüğünde yazacak konu o kadar çok ki. Ama diğer yandan bakınca yazılabilecek her konu yazılmış gibi. Sanki benim yazdığım yazılar tekrara düşecek gibi geliyor bana. Bugüne kadar yazılarımda hiç kopya içerik kullanmadım. Ama