Kişisel Blog Yazıları #135

Kişisel blog yazıları serisinin yeni bir yazısından merhaba.

Nasılsın? Nasıl gidiyor hayat? Yorumlara tek cümleyle senin için hayatın şu an nasıl gittiğini not düşmek istersen beklerim.

PARA İSTEYEN ÇOCUK…

Bugün arkadaşım ile buluştuk. Bir şeyler yedikten sonra bir kafeye gittik oturmaya.

Bu kafede daha önce olmayan bir şey oldu ve bir çocuk geldi yanımıza. 10-12 yaşlarında.

Yanıma yanaştı ve para istedi.

Üstü başı öyle aç bir çocuk gibi de görünmüyordu. “Ne yapacaksın parayı?” diye sordum.

Bir şey dedi ama anlamadım.

Bu arada arkadaşım, cebinden çıkarıp 50 lira verdi.

Arkadaşımın parayı verdiğini görünce, “Tamam abi verdi sana” dedim. Çocuk, “Olsun olsun, sen de ver” deyip cüzdanıma elini attı.

Tabi cüzdanı çektim hemen ve vermedim.

Sonra da çocuk gitti.

Arkadaşım da, “Verseydin ne olacaktı? Pintilik yapma lan” dedi.

“Yok abi, sen verdin işte. Hem de bir şeye ihtiyacı var gibi gözükmüyordu çocuk” dedim.

Çocuklarda işin kolayını bulmuşlar. Para kazanmanın kolayını yani.

Ülke olarak kolay para kazanma peşindeyiz zaten. Bu çocuk da o modaya uymuş.

Aç olan çocuk, bir şeye ihtiyacı olan çocuk böyle mi davranır?

Vermem abi. Böyle çocuklara para falan vermem.

SOKAK MÜZİSYENİNE PARA VERMEK…

Bugün yaşanan başka bir para verme olayı. Aynı arkadaşımla geziyoruz yine sokakta.

Bir yerlerden çok güzel bir klarnet sesi geliyor. “Bir yerlerde yüksek sesli bir müzik açık herhalde” dedim.

Çünkü o sokakta daha önce klarnet çalan bir sokak müzisyenine denk gelmemiştik.

Baktık müzisyen.

Arkadaşım hemen cebinden para çıkardı ve önündeki kutuya attı. “Nerede müzisyen görsem para atarım” dedi.

“Ulan keşke benim de böyle bir şey çalma yeteneğim olsaydı. Ben de sokaklarda çalardım” dedim.

Her zaman sanata ilgim olmuştur.

Resime, bir müzik aleti çalmaya. Zaten sanata ilgim olduğu bir bloğum olduğundan belli değil mi?

SOSYAL MEDYA BİZİ NASIL ETKİLİYOR?

Şu dünyada bize nefes aldıracaklar bir şeyler lazım. Artık kötü haberleri ve olayları duymaktan boğuluyoruz.

Bazı zaman düşünüyorum, “Teknolojinin olmadığı bir dönemde yaşasaydım daha mı iyi olurdu?” diye.

Elimizin altında İnstagram ve X var. Her an, her şeyden haberimiz oluyor.

Sosyal medyalar ilk çıktığında ne sevinmiştim. Anında her şeyden haberim olacaktı. Ne gereği varsa. Neden seviniyorsam.

Sosyal medyalar çıkmadan önce haber kanallarını izlemeyi severdim.

Çünkü bir şey oldu mu hemen son dakika diye haber geçerlerdi.

Sonra her saat başı haber bültenleri olurdu.

Eğer o akşam ana haberleri izleyemediysem, bilmem gecenin kaçında haber kanallarından birinin- genelde de Ntv’nin- saat başı haberlerin açıp, günün gelişmelerinden haberdar olurdum.

Peki ya şimdi?

Saat başı haberlerini izlemiyorum bile. Çünkü gereği kalmadı. Çünkü, anlık haber, hemen elimin altında.

İstediğim an, İnstagram ve X’e girip, neler olup bitiyor öğreniyorum.

Ama bu benim moralimi bozuyor. Olmadık haberlere tanıklık ediyoruz.

Dünyaya ve insanlara, güvenimizi sorgulatacak, bu dünyada bizi yaşamaktan soğutacak hatta depresyona sokacak, bir dünya haber.

Hani Cem Yılmaz bir gösterisinde diyor ya, “Sen istiyorsun ki mesaj hemen gitsin. Hızlı olsun. Ama ne oldu? Hız, senin düşmanın oldu” diye.

İşte anlık haberlere ulaşmak da bizi manevi olarak düşüren bir düşmanımız oldu.

Ara ara sosyal medya detoksu uygulamasam da yine de sosyal medyadan kopamıyorum.

Böylece artık o tür haberlere karşı duyarsızlaşıyorum, hissizleşiyorum.

Bunun sonunda ne olur? İnsan manevi dünyasında canavarlaşır.

ABİ dizisinde Avukat Yılmaz, Doğan’a ne diyor?

Doğan’ın abisi, arabaya konan bombanın patlamasından dolayı yaralanıp, hastaneye getirilip, ameliyat olduğu sırada.

“Sonuçta bir gün hepimiz öleceğiz Doğan. Çok da büyütmemek lazım”

Bir insan bunu diyebilir mi? Evet, der.

Bu bir dizi ve Yılmaz da bir dizi karakteri ama Yılmaz gibi düşünen çok insan olduğunu düşünüyorum toplumda.

Sen ne diyorsun ve ne düşünüyorsun bu konuda?

FATİH ALTAYLI VE MAHFİ EĞİLMEZ DE BLOGGER OLMUŞ…

Google’da zaman zaman kişisel blog yazıları yazarak aratırım. Bakalım ilk sayfalarda hangi bloglar var diye.

Bir de ne göreyim.

Fatih Altaylı’nın sitesi ikinci sayfada çıkıyor. Sadece o da değil. Ekonomist Mahfi Eğilmez’in de sitesi ikinci sayfada çıkıyor.

Yani anlayacağınız Google, Fatih Altaylı ve Mahfi Eğilmez’in sitelerindeki yazıları da, kişisel blog yazıları kategorisinde değerlendirmiş ve aramalarda ikinci sayfaya yerleştirmiş.

Buradan anlayacağız şu blog arkadaşlarım: Fatih Altaylı ve Mahfi Eğilmez de blogcu olmuşlar. Onlar da blog ailesine katılmış oldular.

Bu bir gelenek halini alabilir.

Nasıl ki geleneksel medyada çalışmak istemeyen gazeteciler- Cüneyt Özdemir, Nevşin Mengü gibi- YouTube’a geçtilerse, gazetelerden ayrılıp kendi bloglarında yazmaya devam eden gazetecileri de görebiliriz.

 *Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #134

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder