Kayıtlar

Şubat, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yazın bile bacasından duman çıkan evler çizerdik...

Resim
     İlkokulda resim derslerinde hep ev yapardık. Ama yıllar sonra bir capste farkettim. Her yaptığımız ev resminde, bacadan duman tüterdi. Şimdi düşünüyorum da. Demek ki evi hiç yaz ayını düşünerek yapmamışız. Benim yaptığım ev resmi her zaman aynıydı ama. Çift pencereli bir ev. Sonra bir kapı. Sonra tepeye sapsarı bir güneş. Sonra sayfanın aşağı tarafına bir dere. Derenin yanına da ağaçlar. Ağaçları yuvarlak yapmaya çalışırdım. Oda ağaçtan çok dondurmaya benzerdi. Baktım öyle olmuyor. Bu sefer gövdeden dallar çıkarırdım ardı ardına. En azından o yaptığım yuvarlak ve dondurmaya benzeyen ağaçtan daha fazla ağaca benziyordu. Ağaçların gövdelerini kahverengiye boyardım. Dallarını ise yeşile.                                          İNSAN ÇİZMEYE ÇALIŞAN BEN      İnsan yapmaya çalışırdım. Ellerini yaparken çok zorluk çekerdim. Bir türlü ele benzetemezdim. Tavuk kanatları gibi olurdu yaptığım eller. Hele ayakkabılar. Öne doğru bir şekil yapardım. Sözde ayakkabının alt tarafı. Am

Cem Yılmaz, gerçekten Şahan'ı kıskanıyor mu?

Resim
      Recep İvedik 5 vizyona girdi, yine tartışmalar aldı yürüdü. İlk önce Zafer Algöz’ün bir eleştirisi olmuştu. Belki de eleştirinin de ötesi. Neyse işte. Onun yaptığı açıklamalarla ilgili de bir yazı yazmıştım. Ona da isterseniz, buradan bir göz atabilirsiniz. Şimdi de Cem Yılmaz polemiği çıktı. Gerçi hep vardı ya. Bir zamanlar Şahan Gökbakar’ın tv8’de bir skeç programı vardı. Dikkat Şahan Çıkabilir diye. Sonradan Atv’ye geçti diye hatırlıyorum. İşte o zamanlar. Şahan böyle daha yeni yeni parlıyor. O programda bir skeçte de Cem Yılmaz rol almıştı. Şahan’a destek olmak için. O zamandan bu zamana ne değişti de bu ikilinin arası açıldı?                                      CEM YILMAZ’IN FİLMLERİ                             GİŞEDE, ORTALAMA RAKAMLARA                                                      OYNUYOR       Bu durum için, “Boynuz kulağı geçti” diyebiliriz herhalde. Bir zamanlar destek olmak için programında konuk oyuncu olduğu Şahan, şimdi sinemalarda Cem Yılmaz

Evliliği, "Alt tarafı bir imza" diye görmek...

Resim
     Her şeyin suyunu çıkardığımız gibi aşkın da suyunu da çıkarmadık mı sizce? Hemen aşık oluyoruz. Birkaç ay sonra evlilik. Sonra birkaç ay sonra da boşanma. Peki neden böyle oluyor? Neden uzun süreli evlilikler göremiyoruz artık. Bunun nedeni bence: Tamamiyle hayata ve evliliğe bakış açımızın değişmesi. Yaşadığımız çağda artık devamlı kulaklarımıza fısıldanan bir şey var: “Değerli olan sadece sensin. Gerisi boş”. Böyle bir düşünce tarzında yaşıyoruz artık. Hem erkek hem kadın böyle bir düşünce tarzıyla başlıyorlar evliliğe. Bir zaman sonra sıkıntılar baş gösteriyor. Her iki taraf da, “Kimse için hayatımı heba edemem” deyip hemen boşanıyorlar. Şimdi böyle bir düşünce ile evlilikler nasıl hayatta kalır?                                         ALT TARAFI BİR İMZA MI?                      Artık evlilik de eski saygınlığını kaybetmeye başladı. “Alt tarafı bir imza” deniyor evlilik için. O yüzden evlenilmiyor artık. Ama karı-koca gibi hayatlar sürülüyor. Aynı evde. Tıpkı yabanc

Sevdiği kadına dair gözyaşartan bir anı...

Resim
     Arkadaşlarıyla yemek yemeye gitmişti. Burası sıradan bir yer değildi onun için. Burası, gönlünde hala sızısı bulunan, sevdiği kadınla geldikleri yerdi. Arkadaşlarıyla bir masaya geçti. Onlar kendi aralarında kakara kikiri muhabbete dalmışlardı. O ise çoktan ayrılmıştı oradan ruhen. İşte karşıdaki masaydı. Beraber oturdukları, yemek yedikleri. Bir kere yan yana oturmuşlardı. Yemek yerken bir ara durmuştu. Ona bakmıştı, sevdiği kadına. Ona sarılmıştı. Oda başını göğsüne yaslamıştı. Mis kokusunu içine çekmişti. Saçlarından öpmüştü. Sonra ayrıldılar. Bakıştılar. “Canımsın benim” diyerek alnından öpmüştü. İşte bu anı tekrar yaşıyordu. O an bir kez daha yıkılmıştı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Bir damla gözyaşını yanaklarına inmeden sildi. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/wedding-couple-sitting-on-green-grass-in-front-of-body-of-water-at-sunset-70737/

Bir gün geride sadece bloğum kalacak...

     Bir gün gelecek ve bu yazıların sahibi artık yeni yazılar yazamayacak. Bir gün gelecek, sevdiği yazarların kitabını okuyamayacak. Devamlı takip ettiği köşe yazarlarını okuyamayacak. Blog arkadaşlarının yeni yazılarını okuyamayacak. Edebiyat dünyasına dair ne varsa hepsini geride bırakacak. Ve arkasından, “Yaşamdan Yazılar” bloğu kalacak. Blogda yazıları okuyanlar, artık bu dünyada olmayan bir adamın satırlarını okuyacaklar. Bazılarını çok etkileyecek bu durum. Ben okusaydım hayatta olmayan birinin yazılarını, kendimi bi garip hissederdim. Yani sonuçta ölüm diye bir şey var. Bu modern hayat dediğimiz yaşam tarzı, ölümü bizden fersah fersah uzak gösteriyor. Okunan selaları duyduğumuzda, “Biri daha ölmüş” diyerek geçiyoruz. Sanki o sela bir gün bizim için okunmayacakmış gibi.

"Referandumdan kesin evet çıkar" diyebilir miyiz?

Resim
     Referandum için yapılan anketlere baktığınızda, belli bir fikir sahibi olamıyorsunuz. İktidara yakın olan anket şirketlerinde evet önde. Muhalif kanada yakın anket şirketlerinde ise hayır önde. Hem de bu referandum anketlerinde aralardaki farklar da dağlar kadar. Her iki kesimin yaptığı anketlerde neredeyse %10 yakın bir fark görüyorsunuz. Tabi bu durum bu referanduma özel bir şey değil. Diğer seçimlerde de bu böyleydi. Ama bu referandumun bir farkı var gibi. Diğer seçimlerde iktidar tarafı zaferden emin bir tavır sergiliyordu. Şimdi ise akıllarda soru işaretleri var gibi. Bunun delili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Vatandaş olayı hala tam olarak anlayabilmiş” açıklamasını gösterebiliriz. O yüzden bu 16 Nisan’da yapılacak referandum için kesin bir şekilde, “Evet” çıkar demek zor görünüyor. Foto kaynak:https://www.flickr.com/photos/bracknellforest/5366709862/in/photolist-9beMSo-dqhEwN-5zgyev-62Vcai-bAXspc-dpBF6c-bTSc1k-betqg2-doXRcJ-5zhQkm-5xPTHh-dux6Gt-fq1P6o-4zsThX-a

Bu ülkede herkes biraz senaristtir...

     Bu ülkede dizi izleyen herkes, biraz senaristtir. Mesela, ailecek bir dizi izliyorsunuzdur. Aileden biri, “Bak şimdi şu olacak” der. Hemen arkasından, onun dediği olur. Hemen aile grubundan başka biri de, “Vayy be! Senarist misin? Sen mi yazdın diziyi?” der. Çünkü artık dizilerde işlenmeyen konu kalmadı ki. O kadar dizilere boğulmuşuz ki. Artık sahnelerde, nerdeyse oyuncunun söyleyeceği söze kadar tahmin edebiliyoruz. Ama tüm bunlara rağmen, her çeşit diziyi izlememize rağmen, yine de bakıyoruz. Dizi izleyicisi olarak da geliştirdik kendimizi. Bu yüzden öyle sıradan işler tutmuyor. Bunda, ülkemizde yabancı dizi izlenme oranlarının yüksek olması da etken. Yönetmeni de, senaristi de, izleyicisi de izliyor bu yabancı dizileri. Kaliteyi görüyoruz. O yüzden hepimiz kaliteli işler bekliyoruz artık.

Google, bir çocuğun hayalini gerçekleştirdi...

Resim
    İşte size güzel bir haber daha. 7 yaşında bir kızcağız. Adı: Chloe Bridgewater. Şimdilerde bu kızcağız dünyanın dilinde. Nedeni ise Google’ın ceosuna yazdığına mektup. Chloe mektupta Google’da çalışmak istediğini yazmış. Ve bu kızımızın mektubuna Google’ın ceosu Sundar Pichai ’den cevap gelmiş. “Okulun bittiği zaman senden bir iş başvurusu almayı dört gözle bekliyorum” yazıp gülücük koymuş sonuna.  Kim bilir o çocuk ne kadar da mutlu olmuştur. Sınırsız hayaller kurabildiğimiz tek zaman dilimimiz çocukluk. Ve bu zaman diliminde çok büyük bir hayaliniz gerçekleşiyor. Google’da çalışmaya başlamasa bile Google’un ceosundan mektubuna cevap alıyor. O çocuğun yaşadığı mutluluğu düşünsenize. Bir çocuğa bu kadar önem verip, onun mektubunu cevaplayan biri çocuk ruhludur. Ve büyümesine rağmen hayal kurmaktan vazgeçmeyen biridir. Google’ın ceosu olmasında eminim hala çocukluğundaki gibi hayal kurmasının yeri büyüktür.   Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/girl-in-red-short-sl

Kuyu köpek için gösterilen olağanüstü bir çaba...

Resim
     Kuyu köpek sonunda kurtuldu. Hıncal Uluç, kuyu köpek hakkında harika bir yazı kaleme almış. Bu yazıyı muhakkak okumalısınız. O yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Bir küçük köpek yavrusu için, bu kadar imkanların seferber edilmesi beni çok mutlu etti. Demek ki hala merhametimiz ölmemiş. Daha bundan birkaç ay önce, arabanın arkasına bağladığı köpekle biri yakalanmıştı. Canım köpeğin ayakları kanamıştı. Ondan önce ona benzer bir görüntü daha görmüştük. Ve daha bunun gibi birkaç iç kaldırmayan örnek daha işte. Bunların yaşandığı bir ülkede, kuyu köpek için elden gelen her şeyin yapılması çok güzel. Hele ki kuyu köpeğin kuyudan çıkarılma anındaki sevinç ve coşku harikaydı.       Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/animal-dog-pet-focus-7720/

Yanan bir evle yanan anılar...

Resim
Bilmem kaç yıllık bir ev. Ahşaptan. İki katlı. Çocukluğumda o eve girip çıkmışlığım vardır. Bundan birkaç gün önce o evde yangın çıktı. Ve o ev tamamen yandı. Hemen söyleyeyim: Şükür hiçbir can kaybı olmadı. Zaten bir kişi kalıyordu. Oda yangın sırasında evde değilmiş zaten. Peki yanan sadece bir ev miydi? Hayır tabi ki. O evle beraber anılar da yandı. Az önce de söyledim ya. “O eve girip çıkmışlığım vardır” diye. O evin önünden ne zaman geçsem o çocukluk günlerim aklıma gelirdi. Böylelikle çocukluğumdan bir parça daha gitmiş oldu. Bu evle ilgili daha önce de bir yazı kaleme almıştım. Orada da bahsetmiştim.                                                                                                                 GENİŞ BİR AİLEYDİLER      Geniş bir aile yaşıyordu evde. 4 kız, 1 oğlan iki de anne-baba toplam 7 kişilik bir aile. O evin içi cıvıl cıvıl olurdu. Bizde kardeşlerimle onlara giderdik. Ablalarla oyunlar oynardık. O geniş aile, o hareketlilik hep ilgimi çekerdi

Vatanım Sensin dizisi neden izlenmeli?

Resim
     Vatanım Sensin dizisine bakıyor musunuz? İlk başta bu dizi için pek de hoş duygular beslediğimi söyleyemem. Ama önyargımı bir kenara bırakıp izledikçe ne kadar güzel bir iş yapıldığını görmüş oldum. Vatan sevgisini öyle güzel anlatıyor ki. Hele müziği. O müzikle beraber o vatan sevgisini anlatan sahneler yok mu? İnsanın tüylerini diken diken ediyor. Halit Ergenç’ten pek hoşlanmam. Ama ondan hoşlanmamam, onun ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu söylememe engel değil. Adam harika oynuyor. Hele bu akşamki bir dua sahnesi vardı ki. Muhafazakar kesim pek sevmez Halit Ergenç’i. Ama bu diziyle beraber ona karşı bir sempati oluşabilir. Hele bu akşam ki dua sahnesinden sonra. “Eğer sizin de benim gibi bu diziye bir önyargınız varsa, hemen onu bir kenara bırakın ve hemen ilk bölümünden itibaren izlemeye başlayın” derim. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/camera-photo-lens-video-29737/

Müzik dinleyeyim derken canınızdan olmayın...

Resim
     Benim de dikkatimi çekiyordu. Hatta bunu daha önce de yazdım diye hatırlıyorum. Sokağa çıkın, bir yürüyün şöyle. Tüm gençlerin kulaklarında kulaklık var. “Bunlara araba çarpacak olsa haberleri olmaz” derdim. Aynı dediğim gibi bir olay, bir kızcağızın başına gelmiş. Haberlerde gördüm. Kız takmış kulaklıkları yürüyor. Arkasında son sürat hızla bir tır geliyor. Tırdan demir falan mı ne düşmüş. Çıkan o sesten kız,”Ne oluyor?” diye arkasına bakmış. Tırın son sürat geldiğini görünce kendini bir anda kenara atmış. Eğer o tırdan demir falan düşmemiş olsaydı. O kız tırın sesini duyamayacaktı. Belki de bugün hayatta olmayacaktı. O yüzden kulaklıklarını takıp dünyayla bağlantılarını kesen arkadaşlarıma duyurulur. Yolda falan böyle kulaklık takıp yürümeyin. İlla alıştıysanız kulaklığın biri takılı olsun en azından. Yanınıza gelip geçenden haberiniz olsun.  Foto kaynak:https://www.pexels.com/photo/woman-with-headphones-listening-music-6399/

Zafer Algöz'ün içinde olmaması gereken bir polemik...

Resim
      Abi, Zafer Algöz’ün Recep İvedik ile alıp veremediği ne? En son açıklama yapmış yine. Recep İvedik 5 vizyona giriyor ya. “17 milyon izlense de o filmde oynamam” demiş. Hatırladığım kadarıyla bu ilk açıklaması değil Recep İvedik ile ilgili. Abi tamam bir kere konuştun bırak. Bir daha konuşma. Hadi ben yanlış hatırlıyorum diyelim. Yine de bu açıklamayı yapmanın gereği ne? Sen böyle açıklama yapınca Şahan Gökbakar’da yapıştır cevabı: “İnsanların kenarından köşesinden  sahneye çıkma çabaları” demiş. Senin böyle bir çabaya ihtiyacın mı var ya. Sen Zafer Algöz ’sün. Ama bak adam sana bunu yakıştırıyor. Ben Zafer Algöz gibi bir sanatçıyı böyle bir tartışmanın içinde görmek istemezdim doğrusu. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/film-maker-machine-control-panel-27008/

İrfan Değirmenci ve gazetecilik...

Resim
      Kanal D’de İrfan Değirmenci’nin görevine son verilmiş. Nedeni ise: Sosyal medyada referanduma, “Hayır” demesiymiş. Doğan Medya’dan yapılan açıklamada, kendilerinin yayın ilkeleri gereği yapılan bu paylaşımın tarafsızlık ilkesiyle uyuşmadığı belirtilmiş. Bence iyi, güzel, mantıklı bir açıklama. Şahsen İrfan Değirmenci ’ yi severim. İşine son verilmesine üzüldüm. Peki onun yerine kimi getirmişler ? Emin Çapa. Kafadan muhalif. Bu adam sosyal medyadan paylaşım yapmaz, direk ekrandan, “Hayır” der. Bu nasıl bir görevlendirme ben bunu çözemedim arkadaş. Ya bence gazeteciler son zamanlarda gazetecilik ile muhaliflik arasındaki çizgiyi iyi hesap edemiyorlar. Bir gazeteci gibi değil de sanki bir muhalefet partisi genel başkanı gibi hareket ediyorlar. O tip gazetecileri dinlemiyorum açıkçası. Gazeteci dediğin iyisiyle, kötüsüyle her şeyi ortaya koyacak. Ama hakaret etmeden, yalakalık yapmadan.  Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-business-camera-commerce-245132/

Bir kaç dakikalığına çocuk olmak...

Resim
     Bugün bir arkadaşımla buluşmak üzere evden çıktım. Yürürken önüme bir top geldi. Baktım tek başına bir çocuk. “Abi topu atar mısın?” dedi. Ben daha iyisini yaptım. “Hadi gel çalım, çalım” dedim. Tek başına oynadığından bu teklifime hayır demeyeceğini biliyordum. Tam da tahmin ettiğim gibi oldu. “Tamam abi” dedi. 9-10 yaşlarında bir çocuk. Bir iki çalımda yedim kendisinden ha. Bir iki çalım da ben attım ona. Dakikalar geçtikçe tabi benim nefes alışverişler hızlanmaya başladı. “Tamam. Be yoruldum. Senin kadar genç değilim” dedi. Sonra yoluma devam ettim. Birkaç dakikalığına çocuk oldum yani anlayacağınız. Bazen şu hayatın sorumlulukları o kadar bunaltıyor ki. Böyle kısacık mutluluklar iyi geliyor. foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/boy-covered-in-maple-leaves-24648/

Küçük bir kitapçı dükkanın olacak...

Resim
      Küçük, ufak bir kitapçı dükkanın olacak. Sabah gidip, akşam geleceğin. Kendi yağında kavrulup gideceksin. Her gün işine, uça uça gideceksin. Sabah dükkanının kapısını açtığında, kitap kokusu karşılayacak seni. Gün boyu da o kitap kokusu sarıp sarmalayacak seni. Biraz kitap okuyacaksın, biraz raflardaki kitapları düzenleyeceksin. Sonra kitap kurtları gelecek dükkanına. “Ben şu kitabı arıyorum” diyecek. Hemen o kitabı hangi nedenle aradığını soracaksın? “Ders için mi? Öğretmen kitabı okuyup üzerine yazmanızı mı söyledi?” diyeceksin. Hemen o çocukla muhabbete koyulacaksın. “Okumakla aran nasıl?”. “Yok abi işim olmaz. Öğretmen ödev verdiği için” derse. Hemen hangi konuların ilgisini çektiğini soracaksın. Kitabın konusuna göre, kitabı okurken zevk alıp alamayacağını söyleyeceksin. Ya da bir kitap kurdu gelecek. Bir yazarın kitabını soracak. Hemen ona da, o yazarın hayranı olup olmadığını ya da tüm kitaplarını okuyup okumadığını soracaksın. Müthiş bir edebiyat sohbeti yapacaksın iş

Evlilik programlarını yerin dibine sok, sonra da en çok onları izle...

Resim
      Bi bakıyorsun, herkes evlilik programlarını yerden yere vuruyor. Ama nedense bu programlar reytinglerde en üst sıralarda. Aga bu nasıl iş? Rtük’e hep şikayet geliyormuş. “Evlilik programları toplumun ahlakını bozuyor” diye. E abi bunları ben izlemiyorum ya. Şöyle bir bakın. Ne kadar şikayet edilen program varsa, onlar hep yüksek reyting alıyor. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” derler adama. Ee neymiş. “Evlilik programları toplumun ahlakını bozuyormuş”. Kimse kimseyi yemesin. Toplumun ahlakı zaten bozuktu. Sanki o programlardan önce herkes çok ahlaklıydı da o programlardan sonra herkes ahlaksız olmuş gibi konuşuyorlar. Yani, yekten evlilik programları ahlakımızı bozuyor” denemez. Ama bozulmasında etkisi var mıdır? Vardır. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/couple-in-a-grayscle-scenery-87273/

Gökyüzünde Sezen Aksu diye bir göktaşı var...

Resim
     Şu dünyada neler oluyor ya. Ntv’nin sitesinde gördüm. Bir tane Fransız gökbilimci, yeni bulduğu göktaşına, tutmuş Sezen Aksu’nun ismini vermiş. Dedim, “Ne alaka?”. Olay tamamen bir tesadüften ibaretmiş aslında. Bu bilim insanı, adamcağızın ismini de yazalım. Jean Claude Merlin. Adam gökyüzünde araştırma yaparken bir göktaşına rastlar. Bu daha önce keşfedilmemiş göktaşıdır. Hemen Uluslararası Astronomi Birliği’ne bu keşfi bildirmek ister. Ama buna isim vermesi gerekmektedir. Peki ne isim verecektir? Bizim yönetmenlerimizden Ferzan Özpetek’in, Serseri Mayınlar filmine bakıyormuş. Özpetek’in böyle bir filmi olduğunu ilk defa duyuyorum ben daha. Neyse konumuza dönelim. Filmde, Sezen Aksu ’nun söylediği “Kutlama” şarkısını dinlemiş. Ve bizim Minik Serçe’nin sesi çarpmış adamı. “Tamam buldum. Göktaşının adı Sezen Aksu olacak” demiş. Ama merak etmeyin. Dışarıya çıplak bir şekilde çıkıp koşmamış 😂 Ve o göktaşına, “266854 Sezen Aksu” ismini vermiş. Yani anlayacağınız, Sezen Aksu sadece

Millet, obez oluyoruz haberiniz olsun...

Resim
      Dünyadaki obez sıralamasında ilk 10 içerisinde yer alıyormuşuz. Yani anlayacağınız, obezlik almış başını gidiyor bizim memlekette. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı harekete geçmiş. Artık markete gittiğinizde alacağınız ürünün paketinde renkler olacakmış. Mesela kırmızı renk, yüksek kalori anlamına gelecekmiş. Sarı renk, orta düzeyde kalori. En son yeşil renk ise, düşük kalori anlamına gelecekmiş. Sağlık Bakanlığı bu tür konularda aktif şimdi. Haklarını yiyemem. Haberde röportaj yapıyorlar. Geç bir kıza soruyor spiker. Kız da diyor ki: “Kırmızı renkte olursa, tabi ki almam” diyor. “Yeme bizi ya. O kırmızı işaret bir cips paketinin üzerinde olsun da göreyim bakalım. Alıyor musun, almıyor musun?” dedim 😂 Bizim millet lafa gelince atar tutarda. İcraatımız yoktur. “Atın ölümü arpadan olsun” der, yine paket paket alırız o kırmızı renkli, yüksek kalorili ürünlerden 😄 foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/food-meal-eat-fat-34570/