Kayıtlar

Şubat, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sağım solum önüm arkam ağrı...

Resim
     Hafta başında belim ağrıyordu. İşyeri doktoruna gittim. İlaç verdi. Geçeceğine bu sefer de boynum ağrımaya başladı. Bu ne iştir la? Neyse buna da şükür. Beterin beteri var. Belim baya bir geçti. Ama hala boynumda az daha ağrı var. Eğer yine geçmezse bu sefer doktor yolu gözükecek gibi. Biliyorsunuz biz millet olarak yatağa düşecek hale gelmeden doktora gitmeyiz. Bende bu milletin bir ferdi olarak bunu uyguluyorum 😊 Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/drink-girl-glass-hands-576831/

Hamsi tekrar Karadenize gelmiş...

Resim
     Hamsiler tekrar Karadenize gelmiş. Hem de bu sefer büyük ve enine de genişmiş. En son bir hamsi yemiştim. Serçe parmağım kadar boyu ve kalınlığı vardı. Tadı da olmadı doğal olarak. Bir arkadaşım var yemek ayırmaz. Ama balıktan hiç hoşlanmaz. “Sen çok şeyler kaçıyorsun” dedim 😊 Şimdi ilk fırsatta bu yeni gelen hamsiciklerin tadına bakmalı 😉 Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/people-fish-market-marketplace-3713/

Haftaya rahat bir başlangıç...

Resim
     Bugün pazartesi olmasına rağmen yoğun bir iş günü değildi. Haftaya rahat bir giriş yaptık diyebilirim. Aklıma yazacak bir konu gelmedi. Bugünlük bu kadar. Herkese sevgiler. Foto kaynak: https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3411035895969180712#editor/target=post;postID=5398715917856982420

Sabahattin Ali, iyi ki doğdun...

Resim
Bugün Sabahattin Ali’nin 111’inci doğum günüymüş. Böyle büyük bir yazarın doğum gününde bir şeyler yazmadan olmazdı. Ben kendisinin bugüne kadar sadece 2 kitabını okudum. Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna. Şimdi ise okumak istediğim bir diğer kitabı ise İçimizdeki Şeytan kitabı. Bir tane edebiyat sitesinde o kitaptan birkaç sayfasını okumuştum. Çok hoşuma gitmişti o birkaç sayfası.      Sabahattin Ali bu toplumun içinden biri. Bunu kitaplarındaki diyaloglarından çok iyi anlayabiliyorsunuz. Tıpkı çok sevdiğim diğer bir yazar olan Orhan Kemal gibi. Eğer benim roman yazabilme özelliğim olsaydı tıpkı bu iki yazarımız gibi yazmak isterdim. Devamlı bu iki yazar üstüne çalışırdım. Sabahattin Ali iyi ki doğdun. İyi ki bu unutulmayacak eserleri hayatımıza kattın. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/yellow-and-red-heart-knot-on-black-labeled-book-220314/

Şarkıyı radyodan mı, Youtube'dan mı dinlemek?

Resim
Ben şarkı dinleyeceksem şu an yaptığım gibi açarım radyomu radyodan dinlerim. Genelde de ya Süper fm ya da Pal fm dinlerim. Benim tarzıma yakın radyolar bunlar. Son dönemde Pal fm’e ağırlık verdim. Çünkü Süper fm beni sıkmaya başlamıştı. Yahu biri bir şarkı yapmış. Her yerde o şarkı çalıyor. Tutmuş o şarkıyı çalmıyor da daha önceki şarkılarından birini çalıyor. Niye abi? Ne gereği var ki? Ben zaten günceli takip etmek için radyo dinliyorum. En son hangi şarkılar çıkmış? Youtube’dan devamlı aynı şarkıları dinlediğin zaman yeni şarkılardan haberin olmuyor tabi.       Hem aynı şarkıyı tekrar tekrar dinlemek de istemiyorum. Bir zaman sonra o şarkıdan iyice sıkılmaya başlıyorum. Halbuki o şarkıyı ilk dinlediğimde beni çok etkilemişti. Neredeyse o şarkıyı bir daha hiç duymak istemiyorum. Beni derinden etkilemiş bu şarkının sonradan gözümde böyle bir pozisyona gelmesini istemem. O yüzden radyoda ne zaman denk gelirsem o zaman dinliyorum. Şarkının tadını çıkarıyorum.      Mesela

"Çocuklar Duymasın komedi dizisi değil"

Resim
     “ Çocuklar Duymasın komedi değil” demiş Cengiz Bozkurt. Herkesin bildiği ismiyle Erdal Bakkal. Kendisi biliyorsunuz yeni başlayan Jet Sosyete dizisinde oynuyor. Peki yanlış mı söylüyor? Bence çok yerinde bir tespit yapmış. Sadece bunu demekle kalmamış. Niye böyle dediğini de açıklamış. “ Çocuklar Duymasın drama bağladı” demiş. Aynen, aynen, aynen.       Büyük bir hevesle kanal D’de başlayacak haberini almıştık Çocuklar Duymasın’ın. Ama bir başladı ve gördük ki. Artık anlatacak bir hikayesi kalmamış. Daha önceki bölümlerde ne anlattıysa Birol Güven aynısını tekrar yazmaya başlamış. Aslında ben anlatacak hikayesi kalmamış lafına da karşıyım. Yüzlerce kez anlatılan şeyi sen tekrar anlatabilirsin. Çok da izlenir hem de.       Çocuklar Duymasın yine bu dediğimin bir örneğini yapabilirdi. Birol Güven öyle anlatırdı ki, yine dillere pelesenk replikler ortaya çıkardı. Ama bu dediğimi yapabilmek kolay bir iş değil tabi. Baktı ki reytingler aşağı doğru gidiyor. Dizi final y

Jet Sosyete hakkında fazla eleştirel bir yazı...

Resim
     Gülse Birsel’in yeni dizisi Jet Sosyete dün gece ilk bölümü ile Star’daydı. Ben Çocuklar Duymasın’ı tercih ettim. Nasılsa defalarca yine yayınlarlar. Sosyal medya ikiye bölünmüş. Kimisi çok beğenmiş kimisi yerin dibine sokmuş. Benim de görüşüm negatif. İzledikten sonra bir daha bir kez daha değerlendireceğim tabi.       Fragmanlardan gördüğüm kadarıyla Avrupa Yakası’ndaki gibi bir ofis var. Ve ofiste de Burhan’ı andıran Çağlar Çorumlu. Zaten millet “Avrupa Yakası” diye diye ortalığı inletiyor. Sen de tutuyorsun onu andıran bir mizansen yapıyorsun. “Ne Avrupa Yakası’ymış kardeşim” diyenleriniz olabilir. Onu zamanında izleyen herkes ağzından düşürmez. Jet Sosyete bakalım böyle bir etki yapabilecek mi?       Jet Sosyete fragmanlarını izledim dün. 1,5 dakikalık fragman olur mu gerçi, oda ayrı bir konu. Youtube’da gezinirken denk geldi. “Acaba çok mu önyargılı davranıyorum?” dedim. Tüm objektifliğimle izledim. Yok abi yok. Daraldım, bunaldım. “Yok be Gülse olmamış” de

Man of the year ödül töreni izlenimlerim...

Resim
      Man of the year ödül törenine denk geldim bugün Ntv’de. Canlı yayını izleyememiştim. Ne zaman yayınlandığından da haberim yoktu. “Bir denk gelsem de izlesem” diyordum. Başka bir şey isteseymişim olacakmış. Bir kere oturma düzenine hayranım.       Harika bir sahne düzeni var. Ortada yuvarlak bir sahne. Konuklar o sahnenin etrafında yuvarlak bir düzende oturmuş. Sanki Türkiye’de değil, Amerika’daki bir ödül törenini izliyorum hissi uyandırıyor. Sevdiğim bir diğer yanı da verilen ödül sayısının az olması. Mesela Altın Kelebek ödül töreninde millet ödül vermekten bıkıyor. Hem gelen konuklar hem de biz izleyiciler de sıkılıyoruz. Burada ise bir saatte bitti. Man of the year kendine has bir ruhu var.       Man of the year ödül töreninden önce bir de ödül alanlar fotoğraf çektiriyor. Dans ediyorlar falan. Bu sene çekimlerde herkes kırmızı renklere bürünmüştü. Kırmızı çok yakışan bir renk. Hele Gülse Birsel’e çok yakışmış. Dansını da çok sevdim ben. Bu erkeklere ödül ver

Küçük bir mim...

Resim
     Bayanlar baylar! Yeni bir mim ile yine karşınızdayım. Bu sefer ki mimin adı: Küçük bir mim. Şule Uzundere beni bu mime davet etmiş. Kendisine buradan çok çok teşekkürler. Sorular zor gibi görünüyor. O zaman lafı fazla uzatmadan sorulara geçelim. 1-Dünyayı değiştirecek sizce 3 küçük adım nedir? *Çocuk işçi diye bir kavramın ortadan kaldırılması *Kadınlara tüm dünyada lafta değil gerçekten pozitif ayrımcılık yapılması *Tüm insanlığın sadece insanlık için çalışması 2-Dünyanın daha fazlasına ihtiyacı olduğu şey nedir? Bir insana sırf insan olmasından dolayı değer verilmesi. Hiç bir ayrım gözetilmeksizin. Ama bu dediğimin olacağına inancım çok az hatta hiç yok. Çünkü insanlık bir takım kör ideolojilerin ve paranın esiri olmuş. Artık insanlık için ok yaydan çıkmış. İnsanoğlu koşar adım uçuruma gidiyor. 3-Okuduğunuz son kitap nedir? Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali. Yakınlarda okumuştum bu kitabı. Ben beğendim. Tekrar okuyacak olsam hiç mızırdanmadan tekrar

Vatanım Sensin, senaryodaki aksaklıklar neler?

Resim
      Vatanım Sensin dizisi severek izlediğim dizilerden biridir. Ama bu yıl dizinin senaryosunda beni tatmin etmeyen noktalar var. Mesela Tevfik karakteri. Onun senaryodaki görevi geçen sene bitmişti aslında. Bu sene karşımıza bir vatansever olarak çıktı. Hem de nam salmış bir efe olarak. Yahu o Tevfik’in o kadar fedakarlık yapacağını sizin aklınız kesiyor mu?      Tevfik gibi adam dağlarda yaşar mı? Çıkarı olmayan bir şey için kılını kıpırdatır mı? Bu sene o durumu kendi içinde yaşadığı bir savaşa verdiler. Kendisi iyi bir insan olmaya çalışmış. Ama başaramamış. Sonunda tekrar kötülük damarı yakalamış onu. Bana hiç mi hiç inandırıcı gelmedi. Peki ya size, değerli Vatanım Sensin izleyicileri?      Vatanım Sensin dizisindeki içime sinmeyen durumlardan bir diğeri ise Dağıstanlı vakası. Adam ilk bölümlerde vatanı için gözünü kırpmadan çekip abisini vuruyor. Bu akşamki bölümünde ise vatan hainliği ile diziye veda ediyor. Yahu bu inandırıcı mı? Dağıstanlı başından beri ne

Sevgililer Günü mü, çiçek günü mü?

Resim
      Sevgililer Günü , çiçekçilerin en çok para kazandığı gün olsa gerek. Bugün çalıştığım yerdeki kızların neredeyse hepsine çiçek geldi. Bizim danışmada devamlı çiçek getiren çocukları gördüm. Çiçek gelmeyenlere sordum. “Çiçek istemiyoruz” dediler. Bilinenin aksine her kadın çiçeği seviyor diye de bir şey yok. Bazıları ise kız arkadaşına çiçek değil, giysi almış. Yani iş yerinde sabahtan akşama bir Sevgililer Günü muhabbetidir gitti.      Devamlı danışmadan içeriye telefon geldi. “Çiçek gelmiş” diye. Kim danışmaya gidip çiçeği alıp gelirse hemen millet, “Oooo” dediler. Bu gün boyu böyle devam etti.      Her yerde kalp şeklinde kırmızı balonlar vardı. Buram buram Sevgililer Günü kokusu vardı ortalıkta. Benimde çiçek almışlığım vardır. Çiçek Sepeti’nden almıştım. Bir kere aldım ya ordan. Her özel günde mesaj geliyor. Geliyor da boşa geliyor. Artık çiçek gönderecek bir sevgili kalmadı be.      Kardeşimde Düzce merkezdeydi. Herkesin elinde çiçekler varmış. Kafayı

Kayhan gişe rakamları neden düşük?

Resim
Kayhan gişe rakamları hiç iç açıcı değil. Acaba Şahan Gökbakar bunu bekliyor muydu? İlk üç günde sadece 252.458 kişi tarafından izlenmiş. Şöyle internetten filmle ilgili haberlere baktım. Kayhan gişede çakıldı gibi başlıklar gördüm. Ama gerçekten öyle. Fragmanına baktım filmin. Recep İvedik’in genç hali gibi geldi bana. Sırf bu yüzden gişede başarılı olabileceğini düşündüm.      Zira bizim milletin neye gülüp gülmeyeceğini kestirmek zor oluyor. Ama ilk üç gün rakamları tam bir fiyasko gördüğünüz gibi. İlerleyen günler ne getirecek? Onu yaşayıp göreceğiz. Ama Kayhan’ın o kadar da çok tanıtımının yapıldığını da düşünmüyorum. Benim bile fragman çıktıktan sonra haberim oldu. En azından fragman çıkmadan orada burada haberlerini görürdüm.      Kayhan gişe tartışması yapıyorsak bence bunda tanıtım eksikliğinin de payı var. Mesela, “Şahan yeni filmi Kayhan’ın çekimlerine başladı” gibi bir haber görmeliydik. Şahan kabuğuna çekilmiş gibi. “Benim nasıl olsa Recep İvedik ile oluş

Ahmet Ümit de sevilmiyormuş...

Resim
      Bugün Ahmet Ümit’in Patasana kitabını okumaya devam ettim. Devam etmek denilebilirse tabi. 5-10 sayfa okudum okumadım, gözlerim kapanmaya başladım. Kitap okurken niye böyle oluyorum ya? Kitabı bırakıp yattım. Sözde uyukluyordum. Uyku muyku yok tabi. Sonra da devam etmedim kitabı okumaya. Meğer Ahmet Ümit’i de sevmeyen ne çokmuş. Genelde herkesin Ahmet Ümit’i herkesin seveceğini düşünürdüm oysa.      Kitabı alacağım zaman kitabın muhabbeti geçiyor aramızda. Yan yana çalışıyoruz zaten çağrı merkezinde. 5-10 kişi dahil oluyor ne konuşulursa. Mesela Zeynep. Daha önce hiç Ahmet Ümit okumamış. Ama bu son dönemde bir okumaya başlamış. Sonra tüm Ahmet Ümit kitaplarını okumaya başladı. Ama bazı arkadaşlarım hiç hoşlanmadıklarını söylediler. Kitaplarından ziyade kendisinden de.      Bu sevmeme olayını daha çok Elif Şafak hakkında duymuşumdur. Çoğu kişiden ondan hoşlanmadıklarını duydum. Bana pek şaşırtıcı da gelmedi. Çünkü onun durumu belli zaten. Ama konuştuğumuz yazar A

Hayatımın dolmayan boşluğu...

Resim
     İnsanları gözlemlemeyi seviyorum. Bugün Düzce’min sokaklarını dolaştım. Hava soğuktu ve yağmurda hafiften serpiştiriyordu. Ama buna rağmen kalabalıktı. Sokakları kalabalıkken seviyorum zaten. Bizim İstanbul Caddesini trafiğe kapattılar. Ama hala yolun ortasından yürümeye çekiniyorum. İpini koparan bisikletli, motorsikletli o caddeye dalıyor çünkü. İnsanların üstüne çıkacaklar neredeyse. Kimsenin onlara dur dedikleri de yok. O yüzden hala kaldırımdan yürüyorum.      Yürümek ve havayı içime çekmek çok iyi geldi bana. Bizim buradaki Krempark avm ye gittim. Girer girmez kalp şeklinde yapılmış büyük bir sepet ve tavana doğru asılmış kırmızı renkteki yüzlerce kalp karşıladı beni. Yani avm çoktan Sevgililer Günü moduna girmiş. Şimdi hiç Sevgililer Günü tartışmasına girmeyeceğim. Ama bir hareket oluyor. Ortam şenleniyor.       Zemin kattaki kitapçıya da uğradım gitmişken. Oda dükkanın dışına bir stand kurmuş. 3 kitap 20 liraya. Kitaplara baktım. Bana hitap eden kitaplar yok

Tolgshow...

Resim
      Tolgshow tanıtımları dönmeye başladığında, “Tolga Çevik’de artık Beyaz gibi, show programı yapacak herhalde” dedim. Artık gitmiyordu program çünkü. “Oda çok radikal bir karar alıp, formatı değiştirmeye kalktı” dedim. Yapıp yapamayacağına dair kafamda şüphelerim vardı. Çünkü show programı farklı bir mecra. Ama program başladıktan sonra, işin aslı ortaya çıktı. Arkadaşım Hoşgeldin’den hiçbir farkı yokmuş. Sadece sahnenin ortasında bir show programı masası, o kadar. Yine, gelen ünlüyle spontane bir şeyler yapma üzerine kurulu bir program. Ben ilk bölümünden itibaren bakmadım. Cem Yılmaz’lı bölümüne baktım. Gelen konuk Cem Yılmaz yahu. Ama ona rağmen, ilerleyen dakikalarda sıkıldım be. “ Tolgshow bu muymuş yani” dedim.       Tolgshow buysa ben izlemem abi. Bu programı ilk yaptığı zamanlarda bir programa çıkmıştı Tolga Çevik. O zamanlar program çok meşhur olmuştu. Ama buna rağmen Tolga Çevik, o programı bitirmişti. “Neden?” diye sordu sunucu. “Her şeyi tadında bırakmak la

"Okumanı istediğim bir kitap var"

Resim
     İşyerinde Elif (Aydın) ile konuşuyorduk. “Senin okumanı istediğim bir kitap var. Görüşünü merak ediyorum. İsmini duymadığım bir yazar. Ama kitabı beğendim. Sana getireyim, oku” dedi. “Tabi getir” dedim bende memnuniyetle. Birinin bir kitap hakkında görüşümü merak etmesi çok hoşuma gitti. Bende birkaç kişi hakkında böyle düşünürüm. Mesela Nagehan için. Mevlana ve Şems kitaplarını çok okur kendisi. “Elif Şafak’ın Aşk kitabını muhakkak okumalısın” dedim. Okudu. “Ayetlerle hadisleri karıştırmış” gibi bir şey söylemişti. Yarıda bıraktı. Elif’in getireceği kitabı heyecanla bekliyorum. Elif’in dikkatini çektiyse boş bir kitap değildir. Çünkü Elif’le genelde kitap zevklerimiz uyuşur. Mesela Lontano kitabını öve öve bitirememişti. Kitabı okuduktan sonra bende onun gibi övmeye başlamıştım kitabı. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/background-bench-blur-book-346735/

Sıradan bir gün...

Resim
     Bizim iş çıkışı saatimiz 19:00’dur. Ama bu akşam bir saat mesai vardı. Akşam 20:00’de işten çıktım. Eve geldim. Yemeğin hazırlamasını beklerken Ruhi Çenet’in ölmeden önce izlenmesi gereken o videosunu izledim. Beklediğim gibi değildi ama yine de iyiydi. Televizyonda bir şey yoktu yine bu akşam. Saatin 00:00 olmasına yine birkaç dakika kaldı. Birazdan yine yatacağım. Sonra yine iş. Kısır bir döngü yani. Aslında bilgisayarın başına oturduğumda amacım bu yazıyı yazmak değildi. Ama aklıma bir konu gelmeyince bugün yaşadıklarımı yazdım bende. 

Jet Sosyete beni sarmadı ahali...

Resim
      Jet Sosyete ’nin fragmanını izlediniz mi? Hani Gülse Birsel ’in yeni başlayacak yeni dizisinin canımm. Ben izledim ve hayal kırıklığına uğradım. Ahh Avrupa Yakası nerdesin? Tam kardeşimle televizyona bakarken fragmanına denk geldik. Fragman biter bitmez göz göze geldik. “Bundan iş çıkmaz” dedik. Yine Yalan Dünya havası var. Arkadaş ben Yalan Dünya’yı beğenmedim, sevemedim. Doğruya doğru şimdi. Herkes Avrupa Yakası gibi efsane olacak bir şey bekliyor. Ama o efsane bu dizide de gelmeyecek gibi. Tabi ki ilk bölümünü izleyeceğiz. Bakalım o zaman beğenecek miyiz? Ama şunu belirteyim: Fragmanı görene kadar içimde bir heyecan vardı. Ama şimdi hiç heyecanım kalmadı. Foto kaynak: https://unsplash.com/

"Sana da hizmet edenlerin olsun kızım"...

Resim
     Eski insanları seviyorum abi ya. Misafirlikteydik. Bir amcamız, genç kızımızdan su istedi. Kızımız bir bardak su getirdi. “Sana da hizmet edenlerin olsun kızım” dedi amcamız. Bu sözü duyar duymaz hayran kaldım. Gerçi daha önce de duymuş gibiyim sanki. Neyse önemli değil. Önemli olan: Sözün güzelliği ve içerdiği mana. Bu ne güzel bir duadır. Bu sözün tokat gibi çarpan bir yanı da var aslında. Şimdi gençliğinde ihtiyarlara yardım edersen, sen de bir gün ihtiyar olduğunda sana da hizmet eden olur. Gençler için bu söz anlamsız gelebilir. Ama yaş aldıkça, yaşadıkça bu sözün ne kadar geçerli olduğunu anlayacaklardır. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/old-man-6110/

Haber sitelerini okumak istemiyorum artık...

Resim
      Ben yandaş haber sitelerini de muhalif haber sitelerini de takip ederim. Bilirim ki sadece birinden haberleri okursam, olaylara eksik bakmış olacağım . Ama artık her iki kesimin de haber sitelerine bakmak istemiyorum. Neden? Çünkü hangi siteye girsem, karşı taraf hakkında karalama, hakaret, alaycı yaklaşımlar. Yahu ben sadece haber okumaya giriyorum. Tamam, yandaşsın ya da muhalifsin. Bunu bilerek sitene geliyorum. Kardeşim en azından kendi kesiminle ilgili haberlere yer ver. Ama diğer tarafla ilgili haber yapıp durma. Artık kaldıramıyorum bu tür haberleri. O yüzden Facebook ya da Twitter’da gezerken ilgimi çeken haberler olursa onlara tıklıyorum, bahsettiğim bu haber sitelerinin. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/gray-laptop-computer-near-journals-177557/

Sensiz kış ayının tadı yok...

Resim
     Mevsim kış. Ama hala kar yok buralarda. Soğuklarla geçiştiriyor kış ayı kendini. Ben çok üşüyorum. Bir bu soğuktan, birde sensizlikten. Sara sarılıp ısınırdım oysa. Hatırlıyor musun? Kar topu oynamıştık seninle. Ellerin donmuştu. Ellerini ısıtmaya çalışmıştım. “Koskoca adam kar topu oynar mı?” demiştim içimden. “Bu sefer seni dinlemeyeceğim içimdeki ses” demiş, bırakmıştım kendimi kar topuna. Şimdi kar topu oynasam ne fayda. Sen olmadıktan sonra ne karın, ne de kar topu oynamanın tadı var. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/snow-woman-winter-snowflakes-54200/