Kayıtlar

Nisan, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nusret, reklam firması ile çalıştıysa ne olmuş?

Resim
     Nusret deyince, artık tanımayanınız yoktur. Hani şu acayip bir şekilde tuz dökme hareketi olan. Bu hareketiyle dünya gündemine oturan. O kadar ki, İngiltere’de lig maçında bir futbolcu gol atıyor. Onun tuz dökme hareketiyle seviniyor. Neymiş efendim? Adam kendi kendine meşhur olmamış. Eee, ne yapmış? Bir Amerikan reklam firması ile anlaşmış. O firma da dünya çapında reklamını yapmış. Bu reklam için tam 2 milyon dolar vermiş. Ne olmuş yani verdiyse? Adamı buradan küçümsemeye çalışıyorlar. Adama, “Helal olsun” denmeli. Bir reklam anlaşması nasıl yapılır? Para nasıl sokağa atılmaz gösterdiği için. Bu yaptıkları bir reklam kampanyasının bir parçası olabilir. Ne var bunda?                                                                 TUZ DÖKME HAREKETİ GÜZEL SADECE      Nusret, anlaşılan bazı çevreler tarafından küçük düşürülmek isteniyor. Ben buna karşıyım arkadaş. “Nusret’i çok mu sevdiğinden?” diyeceksin. Hayır. Bi tuz dökme hareketini seviyorum. Ama diğer etlerle yap

Yaşar Kemal: "Çağımız kahramanlığının babası, Galileo'dur"

Resim
     Yaşar Kemal , kahramanlar üzerine ne düşünüyor?  Bugün, bu konu hakkında, kendi kaleminden çıkmış bir yazıyı okudum.  O, Don Kişot’u seviyor. Ona göre bizler, kahramanları tanrılaştırıyormuşuz.  Ama tam da bu noktada Don Kişot’un, aklımızda oluşan bu kalıpları yıktığını söylüyor. Çünkü Don Kişot, kahramanları somutlaştırdı. Onların da bizim gibi birileri olduğunu gösterdiğini söylüyor. Böyle düşünüyor diye, onu kahramanlık karşıtı sanmayın. Aksine saygısı vardır. Tüm insanlar gibi. Don Kişot’tan sonra, yazarların kahramanlığa bakış açısında bir farklılaşma olmuş. Kahramanları daha bir insanı şekilde ele almışlar. Ama bizler? Kahramanları yine tanrılaştırmışız. Biz insanoğlu kahramansız duramıyoruz çünkü. O kahramanın peşinden, oradan oraya sürüklenmeyi istiyoruz.                                                                                     KAHRAMAN, GALİLEO’DUR      Yaşar Kemal , kahramanlık hakkındaki düşüncelerini dile getirmeye devam ediyor. Eski çağlara gidi

Cemal Süreya, utangaç mıydı?

Resim
      Cemal Süreya hakkında bilinmeyen bir özelliğinden bahsedeceğim. Ben okurken şaşırdım. Çünkü şiirlerini okuyanlar bilirler ki Cemal Süreya, son derece cesur şekilde konuşturur kalemini. Kendi ifadesi ile, “Son derece utangaç bir adamım” der. Zaten onu tanıyanlar için bu bilinmez bir şey değildir. Çevresine onun anlatılması istendiğinde, utangaçlığı anlatılmadan geçilmez. Birkaç örnekle bu utangaçlık durumunu somutlaştıralım isterseniz. Verdiğim örnekler birebir kendisinin anlattığı olaylardır. Dükkana gidip, herhangi bir şeyin fiyatını sormaya çekinir. O kadar ki, yanındakilerden yardım alır, onlara sordurur istediği şeyin fiyatını. Şair olmak demek, bu tür utangaçlıkları ortadan kaldırmıyor demek ki. Şairlik ya da yazarlık, içine kapanıkların mı yapabileceği bir iş acaba?                                           BİR ŞEYİN FİYATINI SORAMAZ      Cemal Süreya, bir örnek daha veriyor utangaçlığına dair. Bir şeyin fiyatını soramamasının yanında, bir şeyi tartırıp bil

Oğuz Atay, insanları neden sevmiyor?

Resim
     Oğuz Atay, biz okurlarına mektup yazmış. Bu mektubu okudum. Bugün, yazdığı bu mektubunda, bize nelerden bahsetmiş, onun üzerinde duracağız. Kendisinin yazdığı ilk mektup değil bu. Bunu mektubun girişinden anlıyoruz. Açıklıkla nerede kaldığını unuttuğunu söylüyor. Kalkıp nerede kaldığına bakmak istemiyor, daha önceki yazdıklarından. Çünkü korkuyor. Nerede kalmış olduğuna bakarsa, bize şu anda yazdığı mektubu yazamama korkusu kaplamış içini. Bu nedenle kaldığı yerden değil, o andan başlamış yazmaya.                                                     FIKRA ANLATIŞI BEĞENİLMEZ      Mektubun devamında arkadaşlarından bahsediyor. Onlara fıkra anlatışından. Arkadaşları pek beğenmiyormuş fıkra anlatım tarzını. Ama buna rağmen yine de gülerlermiş. Biz okurlarına da sesleniyor. "Bir gün size de kahve içmeye gelirsem, anlatırım" diyor. "Kahve içeriz" dediğine bakmayın siz. Asıl amacının kahve içmek olmadığını, asıl amacının uzun uzun konuşmak olduğunu söylüyor. Oda he

Aynı kitabı tekrar okumak zevk verdi mi?

Resim
                                                    İLK TECRÜBEM      Aynı kitabı tekrar okumak üzerine bir yazı olacak. Ben daha önce hiç aynı kitabı tekrar okumamıştım. Ama aynı kitabı okumanın büyük bir zevk olacağı inancını taşıyordum. O yaşadığım güzel anları tekrar yaşayacaktım çünkü. Ama yaşadığım ilk tecrübem sonunda durumun, hiç de düşündüğüm gibi olmadığını gördüm. İş aradığım zaman diliminde bir yandan da kütüphaneden kitap alıp, kitap okuyordum.                                           NAZAN BEKİROĞLU’NUN                                              TARZINI BEĞENDİM      Aldığım kitaplardan biri de, Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı kitabıydı. Kitap kalın bir kitaptı. Beş yüz küsür sayfa. 150-200 sayfa okumuşken, iş başvurusu yaptığım yerlerden biri, beni görüşmeye çağırdı. Gittim. Görüşme olumlu geçti. İşe başladım. İşe başlayınca, kitap okumaya eskisi gibi fırsat bulamadım. Kitabın da iade zamanı gelmişti. Kitabı tamamlayamadan kütüphaneye geri verdim. K