Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yılbaşında izlenecek 2 program...

Resim
        Yılbaşı ekranında gözüme çarpan iki program oldu.Biri Kanal D’de Ben Bilmem Eşim Bilir , diğeri ise tv8’deki O Ses Yılbaşı .Yılbaşı programı dediğin eğlendirecek.Yoksa sıra sıra şarkıcıların çıkıp şarkı söylemesi beni sarmıyor.O iş tek kanallı dönemlerin bir ürünüymüş.Bence o zamanlarda da kalmalı.Gerçi gördüğüm kadarıyla bazı kanallar yine bu taktiği izleyecek.Şarkı dinlemek istesem kanala mı ihtiyaç duyarım.Bunca alet edevat varken.        Artık şarkıcıların şarkı söylemesini merak etmiyoruz.Onları şarkıcılıktan başka yanlarıyla da tanımak istiyoruz.İşte bunu göz önüne alıp yapılan yılbaşı programları tadından yenmez oluyor.Ve reytingleri de doğal olarak alt üst ediyor.Ben Bilmem Eşim Bilir bu akşam da tam da bunu yapıyor.Demet Akalın,İrem Derici,Keremcem ve Ümit Besen konukları.Tek tek eşleriyle tanışma hikayelerini anlatacaklar daha ne olsun.       O Ses Yılbaşı ise bir klasik halini almış yılbaşı programını yapıyor.Eline hiç mikrofon almamış,başka alanlarda başa

Yüksek Sadakat:İyi müzik yapan adamlar

Resim
      Dün akşam Mesut Yar’la Burada Laf Çok’da,performans konuğu Yüksek Sadakat’ti.Söyledikleri tüm şarkıları biliyordum.Daha önce duymadığım bir şarkı söylemediler.Bu da demek oluyor ki yaptıkları her şarkı tutuyor.Yoksa söyledikleri her şarkıyı nerden bilebilirdim ki?Ben ki,o kadar müzik dinlemeyen birisiyim.Benim bile bilmediğim bir şarkıları yoksa gerçekten iyi şarkı yapıyorlar demektir.                                                                                                       Foto kaynak:www.bugunbugece.com        Şarkıları canlı okumalarına rağmen sanki playbackten dinliyormuş gibiydim.Bir müzik kanalı açmışım da şarkıyı dinliyormuşum gibi söylüyorlardı.Bu nasıl bir performanstır böyle.”İşte hakiki müzik adamları bunlar”dedim.Çoğu kişi canlı okuyamıyor.Ve buna rağmen kendilerini şarkıcı olarak adlandırıyorlar.Zaten bizim ülkede herkes kendini bir şey olarak adlandırır.Kendimizi bir şey zannetmede üzerimize yoktur.       Yüksek Sadakat’in solistinin ses

Yılın ilk karı sonunda geldi...

Resim
        Kaç günden beri,”Gelecek” dedikleri kar sonunda geldi.Sabah uyandığımızda kiremitler tamamıyla olmasa da beyaza boyanmıştı.Daha önceki yıllarda olsa şimdiye kadar çoktan kar yağmış olurdu.Ama son yıllarda küresel ısınmadan olsa gerek mevsimler birbirine girdi.Kışın ortasında sıcaktan yanabiliyoruz ya da haziran ortasında donabiliyoruz.Lise zamanında 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramına hazırlanırken daha o zamandan sıcaklar yakmaya başlardı bizi.         Geçen sene temmuz ayına kadar doğru dürüst sıcak çıkmadı bile.Haziran ortasında insan üşür mü?Üşüdük.İşte bu,mevsimlerin nereden nereye geldiğinin göstergesidir.Kendi elimizle dünyanın sonunu getireceğiz herhalde. Kar ,Bolu Dağı’na kadar geliyordu ama bir türlü aşağıya inmiyordu.Haberlerden hep duyuyorduk,”Bolu Dağı’nda kar başladı”diye.Biz de Düzce’liler olarak,”Eli kulağındadır.Bugün yarın bize de uğrar”diyorduk.Ama yok gelmedi.Sonunda bu sabah yılın ilk karı,”Merhaba”dedi.        Kar gelince bir de,”Soğuk hafifler

Onlara şampiyonluk hiç bir şey kazandırmadı...

Resim
      Şampiyon olmak büyük hoca olmak için yetmiyor.Daha önce böyle bir düşünce vardı.”Üç büyüklerden birinde şampiyon olursan büyük hoca sınıfına girersin”diye.Ama bunun böyle olmadığını bizzat yaşayarak gördük.Hem de bir örnek ile değil.Tam üç örnek ile bu olayı deneyimledik.Fatih Terim büyük hocadır.Mustafa Denizli büyük hocadır.Son yıllarda bunların yanına bir ismi daha yazabildik mi?      Ertuğrul Sağlam bir ilke imza atarak bir Anadolu kulübünde,Bursaspor’da şampiyon oldu.Bu Türk futbolu için bir devrimdi.Peki şu anda nerede Ertuğrul Sağlam?Büyük hoca sınıfına girebildi mi?Yanlış anlaşılmasın ben Ertuğrul Sağlam’ı çok severim.Ama şu bir gerçek ki başladığı yere geri dönmüş oldu. Aykut Kocaman ,üç büyüklerden birinde Fenerbahçe’de şampiyon oldu.Aykut Kocaman’ı nasıl hatırlıyoruz peki şimdi?Konyaspor’un GS’a 5-1 yenilmesinden sonraki capslerle.Şampiyon olmuş bir hoca böyle olmamalıydı.       Son olarak da Ersun Yanal .O da Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadı.Peki şampiyon o

Kış ayının güzellikleri...

Resim
        Kış ayı sizin için ne ifade ediyor?Benim için gürül gürül yanan bir soba ve üzerindeki kaynayan çaydanlıktır.Dışarıda kar alabildiğine yağarken ben sobamın yanında ısınırım.Bir de kaynayan çaydanlığın sesi gelir ya.Bu ayrı bir zevktir.Çayınızı koyar ve demlersiniz.Çayı koyarken sakarlık yapıp bir de çayı sobanın üzerine dökerseniz,odanın içini mis gibi çay kokusu sarar.       Foto kaynak :www.renkliweb.com       Bir de o sıcak odanın içinden dışarıda yağan karı izlemek yok mudur?Huzur demektir benim için.Hatta mutluluğun resmidir diyebilirim.Aslında hayatımızda mutluluğun resmi olan o kadar çok anımız vardır ki.Ben,benim hayatımdaki mutluluk tablosundan birini anlatıyorum size.Kar lapa lapa yağar ya.Karı lapa lapa yağarken izlemek bir ferahlık verir bana.Sanki bir tabloya bakarmış gibi izlerim o karı.        Bir de karda yürümek çok güzeldir.Giyinirsin sıkı sıkı.Ayağına geçirirsin botlarını.Ve çıkarsın o beyazlığa.Yürürken her adımında bir de o kara has ses çıkar

Mucize,vizyona bir ilke imza atarak giriyor...

Resim
Mucize filminde Mahsun Kırmızıgül gözleri şaşı olarak harika oynamış.Filmin fragmanında gördüğümüz kareler bile yeterli oluyor böyle düşünmek için.Sadece şaşıyı oynamakla kalmamış.Sempatik bir şaşıyı canlandırmış.Bir insan,hem şaşı,hem de sempatik birisi nasıl olur?Mahsun Kırmızıgül bunun cevabını veriyor.Mucize filminden ilk gözüme çarpan Mahsun Kırmızıgül’ün bu harika şaşı rolüydü.Filmin oyuncularından Metin Yıldız,”Mahsun şaşı olarak kalacak diye korktum”diyor.Düşünsenize çekimlerde şaşı olarak dolaşıyorsunuz.       Foto kaynak:www.beyazperde.com        Fragman çıktıktan sonra film çeşitli programlarda konu oldu.Ve film hakkında da ek bilgiler verdiler.Onlardan biri.Türkiye’de ilk defa bir film tam 930 kopyayla vizyona girecek.Bu gerçekten büyük bir olay.Ne kadar çok kopya,o kadar çok kişiye ulaşması demektir filmin.Bu uygulamayı diğer filmler de takip edecektir.Bu da demek oluyor ki 10 milyon izlenme rakamlarına ulaşmamız yakındır.        Mucize filmi,şarkısı sayesinde

Türk futbolunu kurtaracak proje...

Resim
       Futbolla yatıp futbolla kalktigimiz için ister istemez ben de düşünüyorum,"Türk futbolu ne yapılırsa daha iyiye gider?"diye.Benim önerim:Futbol Federasyonu ülkede futbolun nasıl oynanacagini belirlesin.Ve istisnasiz her takim da ona göre oynasın.Mesela desin ki,"Artık her takım hücum futbolu oynayacak".Bir dusunsenize.Harika olmaz mı?Zevkle maç izlemez miyiz o zaman?          Foto kaynak:www.ses32.com        Hep yorumcularin ağzından duyarız,"Bizim futbolcular defans yapmayı bilmiyor,yapamıyor"diye.Madem oyun karakterimiz bu.Niye futbol sistemimizi buna göre kurmuyoruz?Neden futbolumuzu A'dan Z'ye buna göre dizayn etmiyoruz?Tüm takımlarımız hücum futbolu oynasın.En azından bir görelim bakalım neler oluyor?Hiç bir şey yapmamaktan iyidir diye düşünüyorum.Onemli olan ortaya bir fikir koyulmasi.Beyin jimnastiği yapmaya başlamamiz.           Dedigim projeye örnek olarak İtalyan futbolunu verebilirim.Italyan futbolu deyince akla savunma gel

Diriliş Ertuğrul 3.bölüm aşk damgası...

Resim
Diriliş Ertuğrul 3.bölüm  ile yine reytingleri alt üst etti.3’üncü bölüme damgasını vuran ise aşk oldu.”Seni seviyorum”demeden nasıl aşk-ı ilan edilir dün akşam gördük.Bir dizide aşk sahnelerini izlerken kendinizi gülümser yakalıyorsanız bilin ki o dizi iyi bir iş ortaya koyuyor demektir.Sizin gülümsemeniz demek,o dizinin ekrandan sizin kalbinize dokunduğunun göstergesidir.       Ertuğrul Bey ile Halime Sultan’ın birbirlerine aşklarını ilan ettikleri sahne geceye damgasını vurdu.O sahneyi ancak şöyle açıklayabilirim.Tabu oyunu gibi.Seni seviyorum yasaklı kelime.Onu başka kelimelerle nasıl anlatırsın,işte böyle.Hepimize böyle bir aşk nasip olması dileğiyle.Sonra Ertuğrul Bey’in toyda yeni yurda karşı çıkanlara verdiği cevap da gecenin sözüydü.”Atalarımızın destanlarını masal mı sandın?Onlar bebe uyutmak için değil,adam uyandırmak içindir.”Tek kelimeyle mükemmel bir söz.                                                                                                   Foto kayn

Kütüphaneden yeni kitaplar aldım...

Resim
        Kütüphaneden kitap değişimi yaptım.Yeni kitaplar aldım.Ama bu sefer aldığım üç kitabı da roman almadım.Bilmiyorum neden artık roman okumak sıkıyor beni.O yüzden sadece bir roman aldım. Verdiğim kitaplar(İntibah,Biz insanlar ve Çocukluğum)hakkındaki düşüncelerimi paylaşayım hemen .İntibah çok güzel bir kitap.Muhakkak okunmalı.Çocukluğum ise beni hüsrana uğrattı.Ben Tolstoy’dan yazarlığa nasıl başladığı hakkında bir şeyler bekliyordum.Tutmuş o salt çocukluğunu anlatmış.         Biz insanlar kitabına gelince.Sıktı beni.Yine de,”Devam edeyim”dedim edemedim.Kitabı yarıda bıraktım.O kadar devam etmek istememin nedeni:Yazarının Peyami Safa olmasındandı.Bugüne kadar okuduğum Peyami Sefa kitaplarını hep sevmişimdir çünkü.        Yeni aldığım kitaplara gelince…Osman Aysu’dan Cennete Açılan Kapı.Osman Aysu,Ahmet Ümit gibi bilinmez ama.Çok iyi bir polisiye yazarıdır.Hatta o kadar ki bana göre Ahmet Ümit’ten bile iyi bir polisiye yazarıdır.Diğer kitap Atilla İlhan’dan Yıldız,Hilal

Russell Crowe neden itici bir tip?

Resim
         Russell Crowe bana güven vermiyor.Hani çok kurnaz insanlar vardır.Yüzlerinden hemen belli ederler kendilerini.Yurdum insanı onlara,”Anasının gözü”der.İşte öyle bir enerji yayıyor etrafa.Sanki Cem Yılmaz ile Yılmaz Erdoğan’ı kullanmış gibi bir hali var. Son Umut filminin, Avrupa afişlerinde sadece kendisinin resminin olmasını nasıl açıklayabiliriz bundan başka.Yani taşlar yerlerine oturuyor bu şekilde düşündüğümüzde.                                           Foto kaynak:www.ntvmsnbc.com         Sonra çok büyük burun bir hali var.Dünyayı ben yarattım havasında.Sanki bizimkileri çok küçük görüyor.Bizimkilere olan davranışları pek hoşuma gitmiyor yani.Bana zorlama davranıyor gibi geliyor.Tabi sonuçta adamın içini bilemem.Tanışıp görüşmedik de.Sadece ekrandan bana yansıyanları yazmak istedim.Katılırsınız katılmazsınız o ayrı.Eğer sizde de böyle bir algı olmuşsa paylaşın.Size hangi davranışları itici geliyor mesela?         Film 26 Aralıkta vizyona giriyormuş.İzley

Hakkımda karar çıktı:Diyet...

Resim
        Dün gece yazdığım gibi sabahın 07:45’inde hastaneye gitmek için zar zor kalktım.Ama ne kalkma.Beş dakika yatakta uyanmaya çalıştım.E sabahın 04:00’ünde yatarsan kalkamazsın böyle.08:30 arabasıyla hastaneye gittim.Bir de ne göreyim.Hastane tıklım tıklım.Her zamanki gibi.Bu anı ölümsüzleştirmek istedim ve fotoğrafını çektim.Aşağıda gördüğünüz gibi.Bildim bileli böyle.Ne zaman hastaneye gitsem tıklım tıklım.Abi bu millet hastanelerden derdine deva bulamıyor herhalde.Daha nasıl açıklanır bu durum bilmiyorum.          Dahiliye doktoruna gittim. Kolesterol ile ilgilenen tıp dalı dahiliye imiş.Bir hafta önce yapılmış tahlili gösterdim.”O kadar yüksek değil değerlerin.Döner falan mı yedin?”diye sordu.”Daha önceden de vardı hocam”dedim.”O zaman tahlili yenileyelim.Duruma göre olmazsa ilaç veririz”dedi.Ordan çıktım hemen indim kan alma yerine.Sıra hemen geldi.Şansıma stajyer kız düştü.”Şimdi delik deşik etmese bari kolumu”dedim.Ama neyse ki öyle olmadı.Rahat aldı kanımı.       

Gece gece paylaşım...

Resim
       Gecenin 03:00’ü olmuş ben hala yatmadım.Önemli de değil zaten.İşim yok ki.İşsizim.Yoksa gecenin bu saatinde ayakta olabilir miyim?İşsiz olunca böyle oluyorsun işte.Ne gündüzün belli ne gecen.Siyasi programları izlemeyi severim.Haber kanallarının bir güzelliği var.Akşam yayınlarının tekrarları var gece.Onlara bakıp zaman geçiriyorum bende.Şimdi de NTV’de gündem masası programı izliyorum.İşte size de kanıtı.        Aslında bu saate kadar ayakta olmamam lazımdı.Yarın sabah doktora gideceğim.Yağ değerlerim yüksekmiş.Daha yaşım 27 ama.Yine de böyle bir durum var.O yüzden dahiliye doktoruna görünmem lazımmış.Yarın dahiliye doktoruna çıkacağım bakalım.Ne diyecek bu yağ değerlerim hakkında?Yani kolesterol bilinen adıyla.Hani şu iyisi ya da kötüsü oluyor ya o işte.İnsan birkaç saatlik uykuyla kalktığında sersem gibi oluyor.       Gecenin bu saatinde hazır ayaktayken bunları sizinle paylaşmak istedim.Yanımda kolam,karşımda program.Bir yandan yazıyor,bir yandan kolamı yudumluyor,

Yemek programi disindaki Ezgi Sertel'i tanimak...

Resim
       Dün akşam Ezgi Sertel ablamızı Mesut Yar’la Burada Laf Çok’ta izledik.Programıyla meşhur olduktan sonra ilk defa bir programa katılıyordu.En azından ben ilk izliyordum.Yemek yemesiyle meşhur olan adamları tanıyorduk da,ilk defa yemek yemesiyle meşhur olan bir kadını ilk defa görüyorduk.O yüzden dikkatle dinledik,neler diyor diye.Yemekle ilgili bu ilk programı değilmiş.Ama herhalde diğer programlarında yemek yememiş olacak ki,şimdiye kadar meşhur olmamış.          Foto kaynak:www.onedio.com Öncelikle neşeli,konuşmayı çok seviyor.O kadar ki konuşanın lafını bile kesiyor.İstiyor ki hep o konuşsun,gözler hep ona çevrilsin.Meşhur olmadan önce var mıydı bilmiyorum ama baya ego yapmış.Bunu davranışlarından çıkarıyorsunuz bir kere.Sonra bir soruya karşılık da,”Rakibinin olmadığını”söyleyerek ego da zirve yaptı Ezgi Sertel ablamız.         Ama bu kadar egoya rağmen kendisiyle ilgili capslere hiç de tepki göstermedi.Hatta gülümseyerek karşıladı Ezgi Sertel.Bunları aşmış

Attığımız gaz bombasından bile mizah çıkıyor...

           Boşuna dememişler,”Böylesi ancak Türkiye’de olur”diye. Her gün bize özel bir haberle karşı karşıya kalıyoruz.Dünün bomba haberi gaz bombası ile ilgiliydi.Gösteride kullanılan gaz bombalarının son kullanma tarihleri geçmiş.Hem de altı ay.Göstericiler gaz bombasından değil,son kullanma tarihinin geçmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmışlar.Ya şimdi bu durum başka hangi ülkede olur?Abi biz nasıl bir milletiz ben çözemedim.          Ülkemiz gerçekten gariplikler ülkesi.Elini sallasan bir garipliğe çarpıyorsun .Ama biz alışmışız artık bu duruma.Kanıksamışız.Normalde dünyada olay olur bu tip haberler.Ama bizim kılımızı bile kıpırdatmıyor.Bu arada gaz bombalarının da bir son kullanma tarihleri olduğunu yeni öğreniyorum.Bombanın da son kullanma tarihi mi olurmuş be abi.Ama varmış işte.Gaz bombalarını kullanan polisler bundan haberdar mıdır gerçekten merak ediyorum.         Abi biz bu gariplikleri nasıl yapıyoruz,nasıl başarıyoruz hayret ediyorum .Vurdumduymazlık mı yoksa başka

Kılıçdaroğlu neden bir lider değildir???

Resim
         Kılıçdaroğlu bir lider değildir .Ve bunu da yaptıklarıyla her zaman için kanıtlar.İşte son olay:Şişli Belediyesi olayı.Senin partinin belediyesinde kan gövdeyi götürüyor.Ama Kılıçdaroğlu buna müdahale edebiliyor mu?Yok.Parti sanki başsız gibi.İşte bunun sebebi Kılıçdaroğlu’nun liderlik özelliklerine sahip olmamasından kaynaklanıyor.Daha kendi partisi içindeki sorunu çözemeyen bir Genel Başkan ülkeyi nasıl yönetir ki?         Şimdi hal böyleyken millet nasıl güvenir de Kılıçdaroğlu’na oy verir .Vermez.Zaten o yüzden de bilmem kaç seçimdir Kılıçdaroğlu kazanamıyor.Ama hala diretiyor.”Kazanacağım”diyor.”Yenilen pehlivan güreşe doymazmış”hesabı Kılıçdaroğlu’nun ki.İleride gerçekten iyi bir şekilde hatırlanmak isteniyorsa Genel Başkanlığı bırakmalı Kılıçdaroğlu.”Ben bu işi yapamıyorum.Yapacak olan gelsin”demeli.Bak o zaman yıllar sonra bile,”Helal olsun adama.Kendi kendine Genel Başkanlığı bıraktı”derler.        Siyasette şu ana kadar bir başarı elde edemeyen Kılıçdaroğlu

Yerli helikopter ile dünya devleti olmanın yolu...

             Eğer dünyada söz sahibi bir ülke olmak istiyorsanız yerli sanayiye önem vermeniz gerekiyor .İşte AKP’de bunu yapıyor.Beğenirsiniz,beğenmezsiniz ama yapılan doğru işleri de söylemek gerekir diye düşünüyorum.AKP döneminde yerli silah,yerli helikopter yapılmaya başlandı.Bu gerçekten önemli bir adım.Yerli üretim,hem güçlü bir ekonomiye geçiş demek, hem de güçlü devlete geçiş demektir.Ekonomisi güçlü devletlere baktığımızda yüzde yüz kendi imal ettikleri otomobilleri,televizyonları vb.görüyoruz.Biz de ülke olarak bu yolu takip etmeliyiz. Zamanında uçak fabrikamız varmış.Ben duyduğumda şaşırdım.Uçak fabrikasının olmasının yanında bilmem kaç ülkeye de uçak satıyormuşuz. Bunlar gerçekten büyük olaylar.Eminim hala zamanında uçak fabrikamız olduğunu bilen çok azdır.Ve yine eminim ki ilk duyduklarında böyle bir şeyi benim gibi şaşkınlık yaşayacaklardır.            Tamam yerli üretim yapacağız da dikkat etmemiz gerekenler noktalar var.Bunları da gözden kaçırmayalım.Ürettiğin ürünl

Eski sevgilimden sonra yaşadıklarım...

           Eski sevgilimle devam etseydik acaba ne olurdu?Mutlu olur muyduk?Bu gibi sorular zaman zaman aklımı kurcalıyor. Bilmiyorum sizin de kurcalıyor mu?Ben bu durumumdan çok şikayetçiyim.Neden böyleyim ki?Olan olmuş,biten bitmiş önüne baksana.Yok beynim ya da kalbim ısıtıp ısıtıp bu soruyu hep önüme sürüyorlar.Ve ben de içten bir cevap vermediğim için bu kısır döngüden kurtulamıyorum.Verdiğim cevap bir zaman hem kalbimi hem de gönlümü eyliyor.Ama sonra yine duygularım depreşiyor.Yine kendimi,kendime bu soruyu sormuş olarak buluyorum.Yine doğru dürüst bir cevap yok.Yine erteleme.Böyle bir kısır döngünün içindeyim işte.Bu durumum ne zamana kadar devam eder bilemiyorum.Bu konuda tecrübesi olanlar bu süre daha ne kadar devam eder sorusunun cevabını benle paylaşırlarsa çok mutlu olurum.           Önce ilişkimi duygusal olarak ele alır incelerim.Eski sevgilimle gezdiğim,dolaştığımız yerleri anımsarım.Sonra da iyi yanlarını düşünürüm.Bunu da düşündükten sonra kendi kendime,”Mis gibi

Aşkı aramaktan telef düştük...

           Sevilmek gerçekten çok güzel bir duygu.Alıp götürüyor insanı başka diyarlara.Hayat gerçekten bunaltıcı ve sıkıcı.Böyle bir ortamda hayatı renklendiren,neşelendiren duygunun adına aşk diyoruz. Ama aşkı şanslı kişiler yaşayabiliyor.Önüne her gelen yaşayamıyor bu duyguyu. Aşk özel bir duygu.Ve bunu özel insanlar yaşıyor.Bir zamanlar bu düşünceye karşıydım biliyor musunuz?”Aşkı özel özel insanlar yaşarmış.Hepsi laf bunların”derdim.Ama yaş aldıkça,akıl oturmaya başladıkça bazı şeyleri daha net algılamaya başladım.Gerçekten aşkı yaşayanlara imrenerek bakıyorum.Aşkı doruklarına kadar yaşamış arkadaşlarım da var.Hem de tıpkı filmlerdeki gibi.O arkadaşıma her zaman imrenerek bakmışımdır.Çünkü doyasıya sevmiştir.Doyasıya sevilmiştir.Zaman zaman anlatır durur yine o günleri.Ve hala anlatırken de gözleri parlar.Bilmiyorum herkesin de bir gönül yarası var be kardeşim.             Bu çağın insanlarının peşinden koştukları tek şey aşk.Başka bir şey de umurlarında değil.Facebook,twitter

Kanal D'de devrim yarım mı kaldı?

             Kanal D,ne yapmaya çalışıyor?. Anlayan, bilen var mı?  Sanki her dizisi tutuyormuş gibi Galip Derviş’i gecenin on ikisine koydu. O saatte reytinginin düşeceğini bile bile. Bile bile diyorum çünkü pazar akşamı gecenin o saatinde kimse kalmaz. Çünkü yarın pazartesidir. Okul vardır, iş vardır. O yüzden kimse o saate kadar beklemez. İzleyicilerden bu fedakarlığı yapmayı bekleyemezsiniz.                Beklerseniz de sonuçlarına katlanırsınız. Ve sonuç olarak Galip Derviş’i kaldırıyorlar. Şimdi Kanal D bayram etsin. Bence kanal D yönetimi bunu bile bile yaptı. Yekten diziyi kaldıramadılar. Böylelikle bahane ürettiler. Ve amaçlarına da ulaştılar. Ama şu bir gerçek ki, bu hiç de iyi bir yönetim politikası değildir. Ve gelecekte de bu yönetimden doğru kararlar alma beklentisini düşürür. Kanal D eskiye göre çok kötü yönetiliyor. Bu zaten, her gün kanal D dışında farklı bir kanalın gün birincisi olmasından da belli oluyor.               Eskinin kanal D’si böyle miydi? Hafta da e

"Yalaka"dedi ortalık karıştı.

           Kılıçdaroğlu,yaptığı işlerle her gün neden bu ülkede iktidar olamayacağını kendi kendine ispatliyor. Son olay; Hülya Avşar ile arasındaki polemik. Bir siyasi parti genel baskaninin bir sanatciyla bu kadar seviyesizce tartışması doğru mu? Kılıçdaroğlu,şu anda siyaset yapmıyor,magazin yapıyor farkında değil. Bu gidişle Kılıçdaroğlu,kendine haber bültenlerinde değil,magazin bültenlerinde yer bulur.             Hadi size, siyasilere alistik.Aranizda şerefsiz,adam değilsin gibi kelimeleri normal konusmada bile kullanmadan duramiyorsunuz. Açıkçası,milleti buna da alistirsiniz. Artık kufursuz, argosuz geçen parti grup toplantilari tad vermiyor. Tamam bunları biliyoruz da. Her şeyi bırakın. Parti genel başkanlığını bir kenara, sanatciligi bir kenara koyun. Bir erkek,bir kadina,"Yalaka"diye nasıl      hitap edebilir?               Ya tamam. Hülya Avşar'dan hoslanmayabilirsin. Yaptiklarini onaylamayabilirsin. Ama bunu doğru dürüst bir elestiri yaparak ortaya koymak va

AKP'den istifa eden milletvekillerinin yaptığı açıklamalar...

         Hani AKP’den ayrıldıktan sonra AKP hakkında atıp tutan milletvekilleri var ya. Bu milletvekillerinden hiç hoşlanmıyorum.İnsan eski partisi hakkında nasıl böyle konuşabilir ki?Partideyken bir şey yok.Ayrıldıktan son at tut.Abi bu nasıl bir ahlak anlayışıdır.Tamam partinden ayrıldıktan sonra partiyi hiç eleştirmeyeceksin diye bir durum yok.Bu durum zaten demokrasiye aykırı olur.Ama eleştiri sınırını bilmiyorlar.         Bu milletvekillerinin partiden istifa ettikten sonraki ilk yaptıkları iş:Parti içindeyken olanları bir bir anlatmak .Bu durum koca koca adamlara yakışır mı?Abi sen partideyken ne olduysa oldu.O gizli kalmaz mı?Ahlak bunu gerektirmez mi?Bu durum karı koca arasındaki duruma benziyor.Ayrıldıktan sonra birbirlerinin ne açıkları varsa anlatırlar ya.Aynı o hesap.Gerçi o durumda gerçekten iğrenç bir durumdur.         En son Ertuğrul Günay’ı gördüm böyle bir açıklama yaparken.Neymiş onun Kültür Bakanlığı sırasında neler neler olmuş.Hepsini kendi düzeltmiş.Şimdi bu

Seyircisini aptal yerine koyan program...

             BJK-TS maçı bitmiş.Üzerinden saatler geçmiş.Ben maçı izlememişim.TRT SPOR’da Futbol Arenası programında da maçın özetini yayınlamışlar.Baktım TRT 1’de Stadyum başlayacak.”Şanslıymışım.Şimdi hemen maçı yayınlarlar”dedim.On dakika falan başlamasını beklemişimdir.Neyse program başladı.Ersin Düzen zaman kaybetmeden maça geçecek diye düşünüyorum.Normali de bu değil midir?Ama Ersin Düzen anormal olanı yaptı.Ve o kadar izleyiciyi aptal yerine koyarak.Gün içindeki diğer maçları yayınlamaya geçti.              Kusura bakma da bu yapılacak iş mi?Bu nasıl bir televizyon anlayışıdır.Hem de devlet televizyonunda.Adı üstünde devlet televizyonu.Görevi para kazanmak olmayan.Sadece toplum yararına yayın yapmayı amaçlayan devlet televizyonu.İşte böyle olması gereken TRT, özel televizyonlar gibi ucuz bir numara yaptı.Ekran başındakileri sırf biraz daha tutabilmek için önce diğer maçları yayınlamaya geçti.             Benim de moralim bozuldu.Zapladım başka kanala geçtim.İnanamadım ya.

Bakanlar Kurulu'nda bir ilk...

               Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kuruluna Başkanlık edeceğini duyan hazımsız takımı yine yaygarayı koparmış.”Bu Başkanlık sistemidir.Olmaz böyle bir şey”demişler.Yetmemiş,”Cumhurbaşkanı bunu yaparsa Anayasayı ihlal etmiş olur”diye de eklemişler.Erdoğan seçiliş bakımından zaten diğer Cumhurbaşkanlarından ayrılıyor.Farklı bir Cumhurbaşkanı olacağı daha seçim aşamasında ortaya çıkmış.Seçim sürecinde de Erdoğan,”Anayasanın verdiği tüm yetkileri kullanacağım”demiş zaten.Ve artık bu söylediklerinin uygulama zamanı geldi.                 “Anayasayı ihlal edecek”diyenlerin okuma yazması da yok heralde.Anayasada bu durum açık açık yazıyor.Cumhurbaşkanları zamanında bunu yapmamışlarsa Erdoğan’ın suçu ne?Anayasada Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri bölümü var.Yürütme alanına ilişkin olanlar başlıklı paragraf ilgilendiğimiz yer işte.Orada açık açık yazmış. Demiş ki,”Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu’nu Başkanlığı altında toplantıya çağ

Davutoğlu'nun hitabet sorunu..

           Elbette ki Davutoğlu’nu,Erdoğan ile karşılaştırmak yanlış olur.Ama yine de Erdoğan,on yıldan fazla Başbakanlık yapınca ister istemez karşılaştırmak zorunda kalıyorsun.Sadece Davutoğlu değil,kim gelirse gelsin aynı dezavantajla karşı karşıya kalacak ve Erdoğan ile karşılaştırılacaktı.Her adımında,her hareketinde Erdoğan ile karşılaştırıyorsun.Ve ne yazık ki Davutoğlu’nun iyi bir performans gösterdiğini söylemek zor.            “Lider olunmaz,lider doğulur”diye bir laf var.Beğensek de beğenmesek de.Bir hakkı teslim etmemiz lazım gelir ki.O da Erdoğan’ın bir lider olduğudur.Lider ruhlu insanları fark edersiniz zaten.Ortama girdiklerinde ister istemez ilgiyi üstlerinde toplarlar.Ve yine ister istemez saygı duyarsınız.Bu açıdan baktığımızda Davutoğlu’nun bir lider olmadığını görüyoruz.Liderlerin en önemli özelliklerinden biri de hitabetteki üstünlükleridir.             Erdoğan konuşurken merak ederdim ne diyecek diye.Ve konuşurken hiç sıkılmazdım.Davutoğlu’nda ise ne yalan

İktidar hiç mi iyi iş yapmadı?

            Bizim ülkede muhalefet öyle bir yapılır ki?Gözü kara yapılır.Kendinden geçmişçesine…Şuursuzcasına.”Yiğidi öldür ama hakkını ver”gibi bir durum söz konusu olmaz.Hep eleştirir,hep eleştiririz.Yapılan iyi şeyleri dile getirmek yoktur.İşte CHP…Onlara göre iktidarın yaptığı her şey yanlıştır.Doğru bir şey yapmamıştır.Ama en azından Cumhurbaşkanlığına aday gösterdikleri Ekmeleddin İhsanoğlu,Marmaray’ı yapanlara teşekkür etti.O zaman Kılıçdaroğlu bir açıklama yapmadığı için bu teşekküre kızdı mı bilemedik.             Hadi Kılıçdaroğlu’nu anlayışla karşılayalım.Tabanından çekinip iktidarı övücü açıklamalar yapamıyor olabilir.Ya CHP’lilere ne demeli?Onların sırtlarında yumurta küfeleri yok.Onlar neden yapılan iyi şeyleri görmezden gelirler.Ben bugüne kadar Bir CHP’linin ağzından iktidar hakkında olumlu şeyler duymadım.Ama her şeye,”Tü kaka”dediklerini bilirim.Herkes bilir.Sanırsın ki,AKP ile CHP düşman iki aile.             Hani şu meşhur Tosun Paşa filmindeki düşman aileler

Kılıçdaroğlu'dan torpil listesi...

           Bir torpil listesi de Kılıçdaroğlu’ndan çıkmış.Meşhur SSK Genel Müdürlüğü zamanından yine.O zamanlar dört yüz küsür Kılıçdaroğlu soyadlı kişi kurumda işe başlamış.Bunu söyleyen Başbakan Davutoğlu.Şimdi merak ediyorum.CHP’li Haluk Koç bu duruma ne diyecek?Daha bir gün önce liste vermişti.İsim isim saymıştı listeyi.Şimdi genel başkanının listesini sayacak mı?Ama zor olur.Ne de olsa dört yüz küsür kişi.            Tabi burada asıl önemli olan.Kılıçdaroğlu’nun ne diyeceği?Kendini nasıl savunacak?Meydanlarda yolsuzluk üzerine çok konuştu,çok anlattı.Şimdi sıra kendisinin torpil dosyasını anlatmaya geldi.Siyaset böyle işte.Herkesin hakkında bir dosya ortaya çıkıyor zaman içinde.Bugüne kadar gelmiş geçmiş siyasetçilere bir bakın.Hepsi hakkında muhakkak bir şeyler çıkmıştır.Eğer siyasete atılacaksanız bunu kabulleneceksiniz.Bir ön koşul gibi bir şey.            Şimdi milletin neden bu yolsuzluk ,torpil dosyalarına prim vermediğini anlamışsınızdır heralde.Çünkü her siyasetçi i

Torpilden iktidar çıkmaz...

        CHP’li Haluk Koç açıklama yapmış,”Bakanların yakınları devlet kurumlarına KPSS olmadan yerleştiriliyor”diye.Seçim zamanı muhalefet partileri bunun gibi yolsuzluk iddaalarını çok dillendirmişlerdi.Ağızlarına sakız yapmışlardı adeta.Her mitingde yolsuzluktan bahsedip durdular.Ama sonuç yine değişmedi.Ama buna rağmen yine bu yöntemi kullanıyorlar.Ve yine seçimi kaybedecekler.Bu yolsuzluk iddiaları ile bırakın bu iktidarı,zamanında başka iktidarlar için de bir sonuç elde edilememiştir.         Milletin önem verdiği şey ekonomidir.AKP’nin bu kadar yıl iktidarda kalmasının nedeni de ekonomidir.Ekonomi üzerine konuşun.İktidara geldiğinizde neyi,nasıl yapacağınızı anlatın.Ancak böyle böyle iktidar surlarında gedik açabilirsiniz.Yoksa onlar iktidar olmaya,siz de muhalefet olmaya devam edersiniz.Koskoca bir seçim kampanyasını yolsuzluk üzerine kurdunuz.Ama istediğinizi elde edemediniz.Yeniden aynı yolu tutmak sizin muhalefette kalma istediğinizden başka bir şey değildir.         M

Anayasa Mahkemesi'nden medet ummak...

         Ben sadece Anayasa Mahkemesi,belki bir ihtimal seçim barajını düşürür beklentisi içinde olduklarını düşünüyordum muhaliflerin.Meğer onlar işi daha da ileriye götürmüşler.Öngörüde bile bulunuyorlar.Onlara göre Anayasa Mahkemesi seçim barajını Anayasaya aykırı bulacak.Ve AKP’yi ikaz edecek.(Bundan o kadar emin konuşuyorlar ki.Seçim zamanları iktidar olmak için bu kadar emin konuştuklarını göremiyoruz ama.)AKP’de ne olursa olsun bu ikazı dikkate almayacak ve barajı düşürmeyecekmiş.          Her ne kadar Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç önceden konuşmuş olsa da.Ben yine de mahkemenin bu başvuruyu red edeceğini düşünüyorum.Eminim o zaman büyük bir şoka uğrayacaktır bu konuşanlar.”Ne umduk ne bulduk”diye sabahtan akşama dövünürler artık.367 kararı sonrası zevkten dört köşe olmuşlardı.Yine beklentileri aynı.          Yahu bir parti.Nasıl Anayasa Mahkemesi’nin bu konu hakkında karar vermesini isteyebilir.Senin elindeki yetkiyi alıyor.En başta senin karşı çıkman lazım bu duru

GS derhal yeni başkan seçmelidir...

          Duygun Yarsuvat hala açıklama yapıyor.”Prandelli’yi göndermek istemiyordum”diye.İnanamıyorum ya.Vizyonu bu kadar küçük bir insanı GS başkanı olarak seçmişler.”Keşke sende Prandelli ile gitseydin o zaman”.Ancak bu denir.Şimdi anlıyor musunuz?GS’ın ne kadar tehlikeli bir dönemde olduğunun.İşte bu düşünceli bir insanın başkanlığı altında yönetiliyor GS.Hala Prandelli’den medet uman bir insan GS’ı nasıl yönetebilir?Ondan ne beklenebilir?           Anlaşıldı ki.Şu andaki GS başkanı futbolun f’sinden bile anlamıyor.Ve GS şu anda bu insanın insafına bırakılmış durumda.Duygun Yarsuvat başkanlığında geçen her dakika GS için zarardır.GS derhal yeni başkan seçmelidir.Bu yönetim sayesinde GS Avrupa’dan elendi.İtibarı yerlerde süründü.Averaj takımı haline geldi.Gelen dört,giden dört attı.Bir GS’lı olarak utandık,üzüldük.Ama tüm bunlara rağmen hala başkan Prandelli gitti diye üzülüyor.          Ben de sevindiydim Yarsuvat GS’a başkan seçildiğinde.”Çok tecrübeli bir insan.GS’ı adam g

Davutoğlu olaya noktayı koydu...

           Başbakan Davutoğlu seçim barajı ile ilgili açıklama yapmış.Anayasa Mahkemesi ile ilgili bir şey söylememiş.Yani tartışmalara dahil olmamış.İşte olması gereken bu.Bir devlet adamı olarak nerede konuşulup konuşulmayacağı bilinmeli.Başbakan konuşsa,ortam daha da gerilecek.Ülke gerilecek.Yine olan ülkeye olacak.O nedenle Başbakan çok yerinde bir iş yapmış.Önemli olan bu gibi durumlarda duygulara hakim olmaktır.Ani çıkış yaparak bir çuval incir berbat edilebilirdi.Ama Davutoğlu bu gibi bir tuzağa düşmedi.Sağduyulu davrandı.                                        DAVUTOĞLU BAŞBAKANLIĞA İYİCE ISINMIŞ            Türkiye gibi ülkelerde ne konuştuğuna dikkat edeceksin.Ortam her an harlanmaya hazır ateş gibi.Herkes mevzine çekilmiş.”Karşı taraf bir şey desin de ortam şellensin”havasındalar.İşte bu gibi çevreler Davutoğlu’nun her konuştuğunu pür dikkat dinliyorlar.”Bize bir şey diyecek mi ya da dedi mi?”böyle deli sorularla hayatlarını devam ettiriyorlar.Başbakan,Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı...

        Yine ne yaptılar ettiler.Ülkeyi Anayasa Mahkemesi’nin kapısına mahkum ettiler.Yine bütün televizyonlar Anayasa Mahkemesi’nin önünde nöbet tutacaklar.Ne için?Yok,yok.Bu sefer AKP’yi kapatma davası değil olay.Bu sefer başka bir demokrasi sancısı.Muhalefet ne zaman sıkışsa devreye Anayasa Mahkemesi’ni sokuyor farkında mısınız?Demokratik yollarla iktidar olup seçim barajını düşürememişler.Şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden medet umuyorlar.”Biz yapamadık.Şu işe bir el atta seçim barajını düşür”diyorlar.          Bu ülkede siyasetçilerin de birbirine saygısı yok.Seçim barajı kararını sadece TBMM verebilir.Hiç bir şekilde Anayasa Mahkemesi bu konuya dahil olamaz.Siz bir partisiniz.Parti demokrasiye inanır.Kuvvetler ayrılığına inanır.Siz böyle yaparak bir yargı devleti istediğinizi beyan etmiş oluyorsunuz.Bunu yaptıktan sonra bu halk size güvenir mi?Oy verir mi?Hepsini geçin.Gün gelip siz iktidar olsanız.Egemenlik hakkını Anayasa Mahkemesi elinizden alsa o zaman nasıl çıkıp konuşacaks

Hap içmeden duramıyoruz...

     Hayret edilecek iş. Bunca teknolojik imkanlar varken. Hastaneler, nasıl hastaların derdine çare bulamazlar. Aciller dolu. Gündüz hastaneler dolu. Bizim millet hasta. Etrafta sağlam adam kalmadı. Merak ediyorum. Acaba hiçbir rahatsızlığı olan insan kaldı mı etrafta? Elinizi sallasanız illa bir yerinden zoru olan bir insana çarpıyor. Yahu bu zamanda böyleyse. Eskiler nasıl hastalıklarını tedavi ediyorlarmış.                                                TORBA TORBA İLAÇLARIMIZ VAR        Teknoloji almış yürümüş. Son teknoloji cihazlarla film çekimleri yapılıyor. E buna rağmen hastaneler neden boşalmıyor? Her evde hap poşetleri kendine yer bulmuş. Millet niye derdine deva bulamıyor? Şöyle bir etrafınıza bakın. Her yerde mantar gibi eczaneler bitmiş. Adım başı eczane olmuş. Millet resmen ilaçlara bağımlı hale gelmiş. İlaç…İlaç…Yine ilaç…Hep ilaç. Benim aklım almıyor. Vücudumuz ilaçlara bağımlı olmadan yaşamaya göre programlanmış. Ama buna rağmen. Yakında nefes almak için bile i

İrem Derici ile tanışmam...

       Askere gidenler bilirler. Çarşıya çıktığınızda. Zamanınızın büyük bölümünü internet kafelerde geçirirsiniz . Birde askerlik yaptığınız yer. Küçük bir yerse. Örnek olarak. Benim askerlik yaptığım yer olan Gelibolu’yu verebilirim. Daha da internete mahkumsunuz demektir. Resmen vakit öldürürsünüz. Yaptığınız başka bir şey değildir. Facebook’da sohbetler. Klipler falan. Vaktiniz öyle geçer. Bende o haftaki Beyaz Show’a baktım. İrem diye bir kız konuktu. Adını ilk defa duymuştum. Daha sonraları daha çok duyacak mışım meğer ismini. Tüm Türkiye ile beraber.                                           İSMİNİ İLK DEFA DUYDUĞUM BİR KIZ       Programda şarkı sırası ona gelmişti. Normalde ismini ilk duyduğum şarkıcıların şarkılarını dinlemem. Evde hemen zap yapardım. Böyle bir durumda. Ama o psikolojide bunu düşünecek haliniz olmuyor. Şarkıyı da atlayabilirdim. Ama o duruma çok sinir oluyorum. Şarkının bittiği yeri yakalamaya çalışıyorsun falan. Hiç oynama. Şarkıyı dinle daha iyi. Bende

Prandelli gitti.Sıra yönetimde...

         Çocukluğum kitabını bitirdim.Çocukluğum kitabının yazarı Tolstoy. Kütüphanede kitabı gördüğüm zaman heyecanlanarak almıştım.”Yazarlık döneminin başlangıç aşamalarını anlatır.Bende bir şeyler öğrenirim”diyerek bir heves aldım kitabı.Ama boşa almışım.Hiç öyle beklediğim gibi yazarlığa nasıl merak saldığını falan anlatmıyordu.Normal çocukluk dönemini anlatmış.Böyle kitap yazarsan ben bu kitabı ne yapayım?Normal sokaktaki insandan farklı bir şeyler yazacaksın ki bi farkın olsun.Öylesine,sıradan bir kitap.Okumak için harcadığım zamana yazık.         Bu arada arkadaşlar.Bu tür kitaplar bilen varsa lütfen benimle paylaşın. Bir yazarın yazarlık serüvenini anlatan kitaplar okumak isterim.Az çok bir şeyler karalayan biri olarak.Ustalar nasıl yazmaya başlamışlar?Nasıl bir ortam onları yazmaya itmiş?Bunu gibi şeyler.Kitap önerilerinizi bekliyorum.         Dün akşam ki Yetenek Sizsiniz Türkiye çok güzeldi. Murat Boz geldiğinden beri tutuk bir tavır sergiliyordu.Ama dün akşam gördüm

BENİM DÜŞÜNCEM: Lavaşı da Ermenistan kaptı...

BENİM DÜŞÜNCEM: Lavaşı da Ermenistan kaptı... :         Lavaş ekmeğini Ermenistan tescil ettirmiş.Bu kaçıncı?Değerlerimize olan bu vurdumduymazlığımız daha ne kadar devam edecek? Kültür ...

Lavaşı da Ermenistan kaptı...

Resim
        Lavaş ekmeğini Ermenistan tescil ettirmiş. Bu kaçıncı? Değerlerimize olan bu vurdumduymazlığımız daha ne kadar devam edecek?  Kültür Bakanlığı’nın görev tanımı içerisinde bu değerleri takip etme ve uluslararası alanda bizim adımıza tescil ettirme gibi bir görevi yok mu? Böyle haberleri duydukça…İster istemez üzülüyor insan. Hangimiz üzülmeyiz ki?        Kültür Bakanlığı bu gibi işler için bir özel ekip kurmalı. Bu ekibin görevi sadece bize ait değerlerimizi Unesco’da tescil ettirmek olmalı. Yine de haklarını yemeyelim. Kültür Bakanlığı Unesco’ya bu konuda başvuruda bulunacakmış ama. Ne kadar sonuç alırız varın siz düşünün. Önemli olan testi kırılmadan bir şeyler yapmak değil midir?         Daha önce baklava ile ilgili yine buna benzer bir durum yaşanmıştı.  Bu örneklerden ders çıkararak bu konularda gevşek bir tutum sergilemeyi artık bırakmalıyız.  Her yıl artan turizm gelirlerimizden bahsediyoruz. Övünüyoruz doğal olarak. Göğsümüz kabarıyor. Daha da fazla turizm geliri hed