31 Aralık 2014 Çarşamba

Yılbaşında izlenecek 2 program...

       Yılbaşı ekranında gözüme çarpan iki program oldu.Biri Kanal D’de Ben Bilmem Eşim Bilir, diğeri ise tv8’deki O Ses Yılbaşı.Yılbaşı programı dediğin eğlendirecek.Yoksa sıra sıra şarkıcıların çıkıp şarkı söylemesi beni sarmıyor.O iş tek kanallı dönemlerin bir ürünüymüş.Bence o zamanlarda da kalmalı.Gerçi gördüğüm kadarıyla bazı kanallar yine bu taktiği izleyecek.Şarkı dinlemek istesem kanala mı ihtiyaç duyarım.Bunca alet edevat varken.

       Artık şarkıcıların şarkı söylemesini merak etmiyoruz.Onları şarkıcılıktan başka yanlarıyla da tanımak istiyoruz.İşte bunu göz önüne alıp yapılan yılbaşı programları tadından yenmez oluyor.Ve reytingleri de doğal olarak alt üst ediyor.Ben Bilmem Eşim Bilir bu akşam da tam da bunu yapıyor.Demet Akalın,İrem Derici,Keremcem ve Ümit Besen konukları.Tek tek eşleriyle tanışma hikayelerini anlatacaklar daha ne olsun.

      O Ses Yılbaşı ise bir klasik halini almış yılbaşı programını yapıyor.Eline hiç mikrofon almamış,başka alanlarda başarılı olmuş ünlülere şarkı söyletiyor.Bu da çok enteresan bir program türü.İlgi çekici.Bu formatı Acun mu buldu bilmiyorum ama harika bir konsept kim bulduysa.Bana göre bu gece bu iki programdan sorulacak.Yarın tahminim doğru mu reyting listelerinde görürüz ne de olsa.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

foto kaynak:www.gazetea24.com


Yüksek Sadakat:İyi müzik yapan adamlar

yuksek sadakat
      Dün akşam Mesut Yar’la Burada Laf Çok’da,performans konuğu Yüksek Sadakat’ti.Söyledikleri tüm şarkıları biliyordum.Daha önce duymadığım bir şarkı söylemediler.Bu da demek oluyor ki yaptıkları her şarkı tutuyor.Yoksa söyledikleri her şarkıyı nerden bilebilirdim ki?Ben ki,o kadar müzik dinlemeyen birisiyim.Benim bile bilmediğim bir şarkıları yoksa gerçekten iyi şarkı yapıyorlar demektir.

                                                 
                                                    Foto kaynak:www.bugunbugece.com

       Şarkıları canlı okumalarına rağmen sanki playbackten dinliyormuş gibiydim.Bir müzik kanalı açmışım da şarkıyı dinliyormuşum gibi söylüyorlardı.Bu nasıl bir performanstır böyle.”İşte hakiki müzik adamları bunlar”dedim.Çoğu kişi canlı okuyamıyor.Ve buna rağmen kendilerini şarkıcı olarak adlandırıyorlar.Zaten bizim ülkede herkes kendini bir şey olarak adlandırır.Kendimizi bir şey zannetmede üzerimize yoktur.
      Yüksek Sadakat’in solistinin sesi bir harika.Bundan önceki diğer iki solistin de sesleri çok iyiydi zaten.Bu kadar iyi sese sahip solistleri nasıl buluyor bu grup gerçekten hayret ediyorum.Sırf bu yüzden bir tebriği hak ediyor Yüksek Sadakat grubu.Grupta,solistler neden tutunamıyor o da ayrı mesele.Ama ben yine de bir müzik dinleyicisi olarak memnunum.Çünkü her yeni solist ile çok iyi sesler dinleme imkanı bulduk.Bir müzik dinleyicisi daha ne ister ki?



Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com


30 Aralık 2014 Salı

Yılın ilk karı sonunda geldi...

        Kaç günden beri,”Gelecek” dedikleri kar sonunda geldi.Sabah uyandığımızda kiremitler tamamıyla olmasa da beyaza boyanmıştı.Daha önceki yıllarda olsa şimdiye kadar çoktan kar yağmış olurdu.Ama son yıllarda küresel ısınmadan olsa gerek mevsimler birbirine girdi.Kışın ortasında sıcaktan yanabiliyoruz ya da haziran ortasında donabiliyoruz.Lise zamanında 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramına hazırlanırken daha o zamandan sıcaklar yakmaya başlardı bizi.
        Geçen sene temmuz ayına kadar doğru dürüst sıcak çıkmadı bile.Haziran ortasında insan üşür mü?Üşüdük.İşte bu,mevsimlerin nereden nereye geldiğinin göstergesidir.Kendi elimizle dünyanın sonunu getireceğiz herhalde.Kar,Bolu Dağı’na kadar geliyordu ama bir türlü aşağıya inmiyordu.Haberlerden hep duyuyorduk,”Bolu Dağı’nda kar başladı”diye.Biz de Düzce’liler olarak,”Eli kulağındadır.Bugün yarın bize de uğrar”diyorduk.Ama yok gelmedi.Sonunda bu sabah yılın ilk karı,”Merhaba”dedi.
       Kar gelince bir de,”Soğuk hafifler”derler.Yok,ne hafiflemesi.Dışarısı donuyor.Bir ara dışarıya çıktım ellerim dondu.Ama yerleri çok hafif kar kaplamış.Öyle kar topu yapılacak bir kar yoktu yani.Şu anda yağmaya devam ediyor.Yarın sabaha kadar herhalde kar her yeri doldurur.Kar öyle doldurmalı ki.Adeta kar topu oynamaya çağırmalı sizi.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com



29 Aralık 2014 Pazartesi

Onlara şampiyonluk hiç bir şey kazandırmadı...

      Şampiyon olmak büyük hoca olmak için yetmiyor.Daha önce böyle bir düşünce vardı.”Üç büyüklerden birinde şampiyon olursan büyük hoca sınıfına girersin”diye.Ama bunun böyle olmadığını bizzat yaşayarak gördük.Hem de bir örnek ile değil.Tam üç örnek ile bu olayı deneyimledik.Fatih Terim büyük hocadır.Mustafa Denizli büyük hocadır.Son yıllarda bunların yanına bir ismi daha yazabildik mi?
     Ertuğrul Sağlam bir ilke imza atarak bir Anadolu kulübünde,Bursaspor’da şampiyon oldu.Bu Türk futbolu için bir devrimdi.Peki şu anda nerede Ertuğrul Sağlam?Büyük hoca sınıfına girebildi mi?Yanlış anlaşılmasın ben Ertuğrul Sağlam’ı çok severim.Ama şu bir gerçek ki başladığı yere geri dönmüş oldu.Aykut Kocaman,üç büyüklerden birinde Fenerbahçe’de şampiyon oldu.Aykut Kocaman’ı nasıl hatırlıyoruz peki şimdi?Konyaspor’un GS’a 5-1 yenilmesinden sonraki capslerle.Şampiyon olmuş bir hoca böyle olmamalıydı.

      Son olarak da Ersun Yanal.O da Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadı.Peki şampiyon oldu da ne oldu?Hiç bir şey.Ersun Yanal hakkında fikrilerimiz değişmedi.Onu büyük hoca olarak görmüyorum.Ama iyi hoca.Üçünün de ortak noktası şampiyon olmaları.Fakat şampiyonluk kariyerlerine bir şey kazandırmadı.Sanki bir Türkiye Kupası kazanmış gibi yazıyor şampiyonluk kariyerlerinde.

Ertuğrul Sağlam foto kaynak:www.goal.com

Aykut Kocaman foto kaynak:www.sporx.com

Ersun Yanal foto kaynak:www.haberler.com

Blog   linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Kış ayının güzellikleri...

       Kış ayı sizin için ne ifade ediyor?Benim için gürül gürül yanan bir soba ve üzerindeki kaynayan çaydanlıktır.Dışarıda kar alabildiğine yağarken ben sobamın yanında ısınırım.Bir de kaynayan çaydanlığın sesi gelir ya.Bu ayrı bir zevktir.Çayınızı koyar ve demlersiniz.Çayı koyarken sakarlık yapıp bir de çayı sobanın üzerine dökerseniz,odanın içini mis gibi çay kokusu sarar.
      Foto kaynak :www.renkliweb.com

      Bir de o sıcak odanın içinden dışarıda yağan karı izlemek yok mudur?Huzur demektir benim için.Hatta mutluluğun resmidir diyebilirim.Aslında hayatımızda mutluluğun resmi olan o kadar çok anımız vardır ki.Ben,benim hayatımdaki mutluluk tablosundan birini anlatıyorum size.Kar lapa lapa yağar ya.Karı lapa lapa yağarken izlemek bir ferahlık verir bana.Sanki bir tabloya bakarmış gibi izlerim o karı.

       Bir de karda yürümek çok güzeldir.Giyinirsin sıkı sıkı.Ayağına geçirirsin botlarını.Ve çıkarsın o beyazlığa.Yürürken her adımında bir de o kara has ses çıkar ya.İnsanın hayatı boyunca duymak istediği seslerden biridir.Her adımdan sonra da botlarınızın izi çıkar kara.Bunlar karda yürümenin ritüelleridir.Kışı yaşamak güzel.Yazı yaşamak güzel.Bu güzellikleri tadabilmek,bu güzelliklerin farkında olmak ise en güzeli.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Kış ayının güzellikleri...

Mucize,vizyona bir ilke imza atarak giriyor...

Mucize filminde Mahsun Kırmızıgül gözleri şaşı olarak harika oynamış.Filmin fragmanında gördüğümüz kareler bile yeterli oluyor böyle düşünmek için.Sadece şaşıyı oynamakla kalmamış.Sempatik bir şaşıyı canlandırmış.Bir insan,hem şaşı,hem de sempatik birisi nasıl olur?Mahsun Kırmızıgül bunun cevabını veriyor.Mucize filminden ilk gözüme çarpan Mahsun Kırmızıgül’ün bu harika şaşı rolüydü.Filmin oyuncularından Metin Yıldız,”Mahsun şaşı olarak kalacak diye korktum”diyor.Düşünsenize çekimlerde şaşı olarak dolaşıyorsunuz.
     
Foto kaynak:www.beyazperde.com

       Fragman çıktıktan sonra film çeşitli programlarda konu oldu.Ve film hakkında da ek bilgiler verdiler.Onlardan biri.Türkiye’de ilk defa bir film tam 930 kopyayla vizyona girecek.Bu gerçekten büyük bir olay.Ne kadar çok kopya,o kadar çok kişiye ulaşması demektir filmin.Bu uygulamayı diğer filmler de takip edecektir.Bu da demek oluyor ki 10 milyon izlenme rakamlarına ulaşmamız yakındır.
      Mucize filmi,şarkısı sayesinde daha film vizyona girmeden çok iyi bir reklam yapmış oldu.Bu da bir yönetmen becerisi olsa gerek diye düşünüyorum.Şarkının adı bir kere ilgi çekici.Deh diyin kızlar deh diyin.Köylülerden kurulmuş harika bir koro.Ve söyleyenlerin hepsinin yüzünden mutluluk okunuyor.Bu da ekrana geçiyor.Ek bir bilgi daha vereyim.Bu şarkıyı daha önce Burhan Çaçan okumuş.




Blog link:yasamdanyazilar.blogspot.com


28 Aralık 2014 Pazar

Türk futbolunu kurtaracak proje...

       Futbolla yatıp futbolla kalktigimiz için ister istemez ben de düşünüyorum,"Türk futbolu ne yapılırsa daha iyiye gider?"diye.Benim önerim:Futbol Federasyonu ülkede futbolun nasıl oynanacagini belirlesin.Ve istisnasiz her takim da ona göre oynasın.Mesela desin ki,"Artık her takım hücum futbolu oynayacak".Bir dusunsenize.Harika olmaz mı?Zevkle maç izlemez miyiz o zaman?
         Foto kaynak:www.ses32.com

       Hep yorumcularin ağzından duyarız,"Bizim futbolcular defans yapmayı bilmiyor,yapamıyor"diye.Madem oyun karakterimiz bu.Niye futbol sistemimizi buna göre kurmuyoruz?Neden futbolumuzu A'dan Z'ye buna göre dizayn etmiyoruz?Tüm takımlarımız hücum futbolu oynasın.En azından bir görelim bakalım neler oluyor?Hiç bir şey yapmamaktan iyidir diye düşünüyorum.Onemli olan ortaya bir fikir koyulmasi.Beyin jimnastiği yapmaya başlamamiz.
          Dedigim projeye örnek olarak İtalyan futbolunu verebilirim.Italyan futbolu deyince akla savunma gelir.Onlar karakterlerine uygun sistemi bulmuslar.Sira bizde.Bu iş için çok çok gec kaldık.Ama ne demişler,"Zararın neresinden donersen kardir".Önemli olan ilk adımı atmaktir.Bir şeyler yapmaya somut olarak baslamaktir.Ilk adımı attığımız gün,bugünden daha iyi bir gelecek bekliyor olacak futbolumuzu.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

25 Aralık 2014 Perşembe

Diriliş Ertuğrul 3.bölüm aşk damgası...

Diriliş Ertuğrul 3.bölüm ile yine reytingleri alt üst etti.3’üncü bölüme damgasını vuran ise aşk oldu.”Seni seviyorum”demeden nasıl aşk-ı ilan edilir dün akşam gördük.Bir dizide aşk sahnelerini izlerken kendinizi gülümser yakalıyorsanız bilin ki o dizi iyi bir iş ortaya koyuyor demektir.Sizin gülümsemeniz demek,o dizinin ekrandan sizin kalbinize dokunduğunun göstergesidir.
      Ertuğrul Bey ile Halime Sultan’ın birbirlerine aşklarını ilan ettikleri sahne geceye damgasını vurdu.O sahneyi ancak şöyle açıklayabilirim.Tabu oyunu gibi.Seni seviyorum yasaklı kelime.Onu başka kelimelerle nasıl anlatırsın,işte böyle.Hepimize böyle bir aşk nasip olması dileğiyle.Sonra Ertuğrul Bey’in toyda yeni yurda karşı çıkanlara verdiği cevap da gecenin sözüydü.”Atalarımızın destanlarını masal mı sandın?Onlar bebe uyutmak için değil,adam uyandırmak içindir.”Tek kelimeyle mükemmel bir söz.

                                             
                                                    Foto kaynak:www.tvaktuel.com

      Selcan Hatun’daki ne hırs,ne hırs.Olmaz böyle bir şey.Bu nasıl bir oyunculuktur böyle.Muhakkak her ailede Selcan Hatun gibi biri vardır.O yüzden bize hiç yabancı değil.Selcan Hatun’nun yıldızı parlıyor kısacası.Didem Balçın’a kocaman kocaman tebrikler.Bu harika oyunculuğu için.Bir tebrik de Kurdoğlu rolündeki Hakan Vanlı’ya.Harika oynuyor.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Kütüphaneden yeni kitaplar aldım...

        Kütüphaneden kitap değişimi yaptım.Yeni kitaplar aldım.Ama bu sefer aldığım üç kitabı da roman almadım.Bilmiyorum neden artık roman okumak sıkıyor beni.O yüzden sadece bir roman aldım.Verdiğim kitaplar(İntibah,Biz insanlar ve Çocukluğum)hakkındaki düşüncelerimi paylaşayım hemen.İntibah çok güzel bir kitap.Muhakkak okunmalı.Çocukluğum ise beni hüsrana uğrattı.Ben Tolstoy’dan yazarlığa nasıl başladığı hakkında bir şeyler bekliyordum.Tutmuş o salt çocukluğunu anlatmış.
        Biz insanlar kitabına gelince.Sıktı beni.Yine de,”Devam edeyim”dedim edemedim.Kitabı yarıda bıraktım.O kadar devam etmek istememin nedeni:Yazarının Peyami Safa olmasındandı.Bugüne kadar okuduğum Peyami Sefa kitaplarını hep sevmişimdir çünkü.
       Yeni aldığım kitaplara gelince…Osman Aysu’dan Cennete Açılan Kapı.Osman Aysu,Ahmet Ümit gibi bilinmez ama.Çok iyi bir polisiye yazarıdır.Hatta o kadar ki bana göre Ahmet Ümit’ten bile iyi bir polisiye yazarıdır.Diğer kitap Atilla İlhan’dan Yıldız,Hilal ve Kalpak.Daha önce Atilla İlhan’ın şiirlerini okumuşluğum var.Ama inceleme kitabını hiç okumamıştım.Bu benim için bir ilk olacak.Son kitapta Dünden Bugüne(Günlükler).Yazarını ilk defa duydum.Muzaffer Buyrukçu.Bu kitabı da arkasını okuyarak aldım.Yazarlarla başından geçen konuşmaları,olayları anlatıyormuş.Bu da enteresan bir deneyim olacak.Tanımadığım bir kişiden yazarlara bir bakış.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com


Russell Crowe neden itici bir tip?

        Russell Crowe bana güven vermiyor.Hani çok kurnaz insanlar vardır.Yüzlerinden hemen belli ederler kendilerini.Yurdum insanı onlara,”Anasının gözü”der.İşte öyle bir enerji yayıyor etrafa.Sanki Cem Yılmaz ile Yılmaz Erdoğan’ı kullanmış gibi bir hali var.Son Umut filminin, Avrupa afişlerinde sadece kendisinin resminin olmasını nasıl açıklayabiliriz bundan başka.Yani taşlar yerlerine oturuyor bu şekilde düşündüğümüzde.

                                          Foto kaynak:www.ntvmsnbc.com

        Sonra çok büyük burun bir hali var.Dünyayı ben yarattım havasında.Sanki bizimkileri çok küçük görüyor.Bizimkilere olan davranışları pek hoşuma gitmiyor yani.Bana zorlama davranıyor gibi geliyor.Tabi sonuçta adamın içini bilemem.Tanışıp görüşmedik de.Sadece ekrandan bana yansıyanları yazmak istedim.Katılırsınız katılmazsınız o ayrı.Eğer sizde de böyle bir algı olmuşsa paylaşın.Size hangi davranışları itici geliyor mesela?
        Film 26 Aralıkta vizyona giriyormuş.İzleyici notunu verecektir sonuçta.Tabi burada şu yanlışa düşmemek lazım.Adamdan hoşlanmamış olabilirim.Ama filmi izlerken önyargılı olmayacağım.Adamın kişiliğiyle ilgili düşüncem farklıdır,ortaya koyduğu ürünle ilgili düşüncem de farklı olacaktır.Kişiliğinden ayrı olarak salt film iyi olmuş mu,olmamış mı üzerinden değerlendirmek hakkaniyetli olandır diye düşünüyorum.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

24 Aralık 2014 Çarşamba

Hakkımda karar çıktı:Diyet...

        Dün gece yazdığım gibi sabahın 07:45’inde hastaneye gitmek için zar zor kalktım.Ama ne kalkma.Beş dakika yatakta uyanmaya çalıştım.E sabahın 04:00’ünde yatarsan kalkamazsın böyle.08:30 arabasıyla hastaneye gittim.Bir de ne göreyim.Hastane tıklım tıklım.Her zamanki gibi.Bu anı ölümsüzleştirmek istedim ve fotoğrafını çektim.Aşağıda gördüğünüz gibi.Bildim bileli böyle.Ne zaman hastaneye gitsem tıklım tıklım.Abi bu millet hastanelerden derdine deva bulamıyor herhalde.Daha nasıl açıklanır bu durum bilmiyorum.

         Dahiliye doktoruna gittim.Kolesterol ile ilgilenen tıp dalı dahiliye imiş.Bir hafta önce yapılmış tahlili gösterdim.”O kadar yüksek değil değerlerin.Döner falan mı yedin?”diye sordu.”Daha önceden de vardı hocam”dedim.”O zaman tahlili yenileyelim.Duruma göre olmazsa ilaç veririz”dedi.Ordan çıktım hemen indim kan alma yerine.Sıra hemen geldi.Şansıma stajyer kız düştü.”Şimdi delik deşik etmese bari kolumu”dedim.Ama neyse ki öyle olmadı.Rahat aldı kanımı.
         Öğleden sonra tahlili gösterdim.”Diyet yapacaksın”dedi.”Bu yaşta ne diyeti?”diye sordum kendi kendime.Bir diyet listesi tutuşturdu elime.Ama şükür o listede kibrit kutusu büyüklüğünde peynir yok.Neler yenmeli ya da yenmemeli onu anlatmış tablolar halinde.Yani anlayacağınız diyetli günlerim başladı.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com


Gece gece paylaşım...

       Gecenin 03:00’ü olmuş ben hala yatmadım.Önemli de değil zaten.İşim yok ki.İşsizim.Yoksa gecenin bu saatinde ayakta olabilir miyim?İşsiz olunca böyle oluyorsun işte.Ne gündüzün belli ne gecen.Siyasi programları izlemeyi severim.Haber kanallarının bir güzelliği var.Akşam yayınlarının tekrarları var gece.Onlara bakıp zaman geçiriyorum bende.Şimdi de NTV’de gündem masası programı izliyorum.İşte size de kanıtı.
      
Aslında bu saate kadar ayakta olmamam lazımdı.Yarın sabah doktora gideceğim.Yağ değerlerim yüksekmiş.Daha yaşım 27 ama.Yine de böyle bir durum var.O yüzden dahiliye doktoruna görünmem lazımmış.Yarın dahiliye doktoruna çıkacağım bakalım.Ne diyecek bu yağ değerlerim hakkında?Yani kolesterol bilinen adıyla.Hani şu iyisi ya da kötüsü oluyor ya o işte.İnsan birkaç saatlik uykuyla kalktığında sersem gibi oluyor.

      Gecenin bu saatinde hazır ayaktayken bunları sizinle paylaşmak istedim.Yanımda kolam,karşımda program.Bir yandan yazıyor,bir yandan kolamı yudumluyor,bir yandan da size bu satırları yazıyorum.Bu arada içtiğim kola mı sizlerle paylaşıyorum.Hani blogcular diyorlar ya,”Görsel muhakkak paylaşın”diye.Kaç ay oldu hala doğru dürüst okuyan yok.Yani tam bir hayal kırıklığı.Bilmem,ben ki bir iki güne kadar ben de yazmayı bırakabilirim.




Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

23 Aralık 2014 Salı

Yemek programi disindaki Ezgi Sertel'i tanimak...

       Dün akşam Ezgi Sertel ablamızı Mesut Yar’la Burada Laf Çok’ta izledik.Programıyla meşhur olduktan sonra ilk defa bir programa katılıyordu.En azından ben ilk izliyordum.Yemek yemesiyle meşhur olan adamları tanıyorduk da,ilk defa yemek yemesiyle meşhur olan bir kadını ilk defa görüyorduk.O yüzden dikkatle dinledik,neler diyor diye.Yemekle ilgili bu ilk programı değilmiş.Ama herhalde diğer programlarında yemek yememiş olacak ki,şimdiye kadar meşhur olmamış.
        


Foto kaynak:www.onedio.com

Öncelikle neşeli,konuşmayı çok seviyor.O kadar ki konuşanın lafını bile kesiyor.İstiyor ki hep o konuşsun,gözler hep ona çevrilsin.Meşhur olmadan önce var mıydı bilmiyorum ama baya ego yapmış.Bunu davranışlarından çıkarıyorsunuz bir kere.Sonra bir soruya karşılık da,”Rakibinin olmadığını”söyleyerek ego da zirve yaptı Ezgi Sertel ablamız.

        Ama bu kadar egoya rağmen kendisiyle ilgili capslere hiç de tepki göstermedi.Hatta gülümseyerek karşıladı Ezgi Sertel.Bunları aşmış çoktan.”Bunlar bana bir şey kaybettirmez.Aksine çok şeyler kazandırır”şeklinde bir duruşu vardı.Bence de bu çok doğru bir davranış.Hakarete varmadığı sürece bu capsler güzel şeyler.Gülümsüyoruz hepimiz fena mı işte.Bu arada Ezgi Sertel hayranlarına üzücü bir haberim de var.Ezgi Ablamız programdan dolayı sosyal hayatının olmadığını söyledi dün akşam.Ve bu sene son senesi olabileceğini söyledi.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com



22 Aralık 2014 Pazartesi

Attığımız gaz bombasından bile mizah çıkıyor...

          Boşuna dememişler,”Böylesi ancak Türkiye’de olur”diye.Her gün bize özel bir haberle karşı karşıya kalıyoruz.Dünün bomba haberi gaz bombası ile ilgiliydi.Gösteride kullanılan gaz bombalarının son kullanma tarihleri geçmiş.Hem de altı ay.Göstericiler gaz bombasından değil,son kullanma tarihinin geçmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmışlar.Ya şimdi bu durum başka hangi ülkede olur?Abi biz nasıl bir milletiz ben çözemedim.
         Ülkemiz gerçekten gariplikler ülkesi.Elini sallasan bir garipliğe çarpıyorsun.Ama biz alışmışız artık bu duruma.Kanıksamışız.Normalde dünyada olay olur bu tip haberler.Ama bizim kılımızı bile kıpırdatmıyor.Bu arada gaz bombalarının da bir son kullanma tarihleri olduğunu yeni öğreniyorum.Bombanın da son kullanma tarihi mi olurmuş be abi.Ama varmış işte.Gaz bombalarını kullanan polisler bundan haberdar mıdır gerçekten merak ediyorum.

        Abi biz bu gariplikleri nasıl yapıyoruz,nasıl başarıyoruz hayret ediyorum.Vurdumduymazlık mı yoksa başka bir şey mi?Bilen varsa beri gelsin.Bu yazıyı okuyanlardan,bu soruya cevabı olanlar varsa muhakkak bekliyorum cevapları.Abi sırf bu haberden bile bir film konusu çıkabilir.

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com
Attığımız gaz bombasından bile mizah çıkıyor...

Kılıçdaroğlu neden bir lider değildir???

        Kılıçdaroğlu bir lider değildir.Ve bunu da yaptıklarıyla her zaman için kanıtlar.İşte son olay:Şişli Belediyesi olayı.Senin partinin belediyesinde kan gövdeyi götürüyor.Ama Kılıçdaroğlu buna müdahale edebiliyor mu?Yok.Parti sanki başsız gibi.İşte bunun sebebi Kılıçdaroğlu’nun liderlik özelliklerine sahip olmamasından kaynaklanıyor.Daha kendi partisi içindeki sorunu çözemeyen bir Genel Başkan ülkeyi nasıl yönetir ki?
        Şimdi hal böyleyken millet nasıl güvenir de Kılıçdaroğlu’na oy verir.Vermez.Zaten o yüzden de bilmem kaç seçimdir Kılıçdaroğlu kazanamıyor.Ama hala diretiyor.”Kazanacağım”diyor.”Yenilen pehlivan güreşe doymazmış”hesabı Kılıçdaroğlu’nun ki.İleride gerçekten iyi bir şekilde hatırlanmak isteniyorsa Genel Başkanlığı bırakmalı Kılıçdaroğlu.”Ben bu işi yapamıyorum.Yapacak olan gelsin”demeli.Bak o zaman yıllar sonra bile,”Helal olsun adama.Kendi kendine Genel Başkanlığı bıraktı”derler.

       Siyasette şu ana kadar bir başarı elde edemeyen Kılıçdaroğlu için bir başarı hikayesi olur en azından.Çünkü bu ülkede siyasetçiler ancak öldükleri zaman koltuklarını bırakırlar.Hiç olmazsa Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı bırakarak bir erdem göstermiş olur.Ve toplum tarafından bir saygı kazanır.Hiç iktidar kazanamamaktan iyidir herhalde toplumun saygısını kazanmak.

blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

21 Aralık 2014 Pazar

Yerli helikopter ile dünya devleti olmanın yolu...

            Eğer dünyada söz sahibi bir ülke olmak istiyorsanız yerli sanayiye önem vermeniz gerekiyor.İşte AKP’de bunu yapıyor.Beğenirsiniz,beğenmezsiniz ama yapılan doğru işleri de söylemek gerekir diye düşünüyorum.AKP döneminde yerli silah,yerli helikopter yapılmaya başlandı.Bu gerçekten önemli bir adım.Yerli üretim,hem güçlü bir ekonomiye geçiş demek, hem de güçlü devlete geçiş demektir.Ekonomisi güçlü devletlere baktığımızda yüzde yüz kendi imal ettikleri otomobilleri,televizyonları vb.görüyoruz.Biz de ülke olarak bu yolu takip etmeliyiz.Zamanında uçak fabrikamız varmış.Ben duyduğumda şaşırdım.Uçak fabrikasının olmasının yanında bilmem kaç ülkeye de uçak satıyormuşuz.Bunlar gerçekten büyük olaylar.Eminim hala zamanında uçak fabrikamız olduğunu bilen çok azdır.Ve yine eminim ki ilk duyduklarında böyle bir şeyi benim gibi şaşkınlık yaşayacaklardır.
           Tamam yerli üretim yapacağız da dikkat etmemiz gerekenler noktalar var.Bunları da gözden kaçırmayalım.Ürettiğin ürünler Çin malı gibi olmayacak mesela.Hemen bozulan,hiçbir işe yaramayan mallarla hiçbir yere varılmaz.Sadece kendimizi aldatmış oluruz.O yüzden sağlam,kullanışlı mallar üretmeliyiz.Nasıl ki Alman ya da Japon malı dendiğinde sağlamlığından şüphe duyulmuyorsa bizim de ürünlerimiz böyle olmalılar.Bu şekilde bu güçlü pazarlara girebiliriz ve kendimize kalıcı bir yer edinebiliriz.Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki.Kendi ürettiğimiz mallara kendimiz güvenmiyoruz.En başta bu algıyı ortadan kaldırmalıyız.Kendi ürettiği mala,ürüne güvenen insanlardan oluşan bir ülke olmalıyız.İşte bu kendine güven meselesi çok önemli.Kendimize ne çok çok güvenmeliyiz.Ne de çok çok az güven duymalıyız.Orta kararda bir güven duygusu bize yeterli olacaktır.
            Millet olarak bizim bir ortamız yoktur.Sevinirken de,üzülürken de kendimizi kaybederiz.Onun için olur olmaz şeyler yaşarız.Maç sevinçlerinde havaya sıkılan ateşlerden ölenlerin olması gibi mesela.O yüzden ben bir duyguyu çok diplerde ya da çok zirvelerde yaşamaya karşıyım.”Ne bizden bir şey olmaz.Her şey Avrupa’da” sözüne katılıyorum.Ne de kendimize çok çok güven pompalanmasından yanayım.Bu iki duygunun da zararlarını gördük.Yukarıda örneğini verdiğim gibi.Ama bir yerden de başlamak lazım.O yüzden AKP’nin bu yerli sanayi üretimine olumlu bakıyorum.Düşünsenize.Bir cep telefonu çıkarmışsınız dünya onun peşinden koşuyor.Ya da bir araba üretmişsiniz.İhracat rekorları kırıyorsunuz.Bunlar hiç de hayal değil.Tutarlı bir politika ile hepsi olur.Çünkü bizde bu potansiyel var.
            Zaten Türk’ün tanımı da böyle değil midir?Bir programda duymuştum.Ama şimdi kimin söylediğini hatırlamıyorum.”Türk,önce o işi öğrenen sonra o sektöre yenilik getiren kişidir”diye.Söz tam olarak böyle olmayabilir ama anlatmak istediği buydu.İşte yeni nesiller yetiştirirken böyle kendine güvenli insanlar yetiştireceksin ki.Zamanında uçak yapmışız lafını duyduğunda şaşırmasın.Daha iyisini yapabileceğine inansın.O yüzden bu yerli üretim otomobil,silah,helikopter önemli.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Eski sevgilimden sonra yaşadıklarım...

          Eski sevgilimle devam etseydik acaba ne olurdu?Mutlu olur muyduk?Bu gibi sorular zaman zaman aklımı kurcalıyor.Bilmiyorum sizin de kurcalıyor mu?Ben bu durumumdan çok şikayetçiyim.Neden böyleyim ki?Olan olmuş,biten bitmiş önüne baksana.Yok beynim ya da kalbim ısıtıp ısıtıp bu soruyu hep önüme sürüyorlar.Ve ben de içten bir cevap vermediğim için bu kısır döngüden kurtulamıyorum.Verdiğim cevap bir zaman hem kalbimi hem de gönlümü eyliyor.Ama sonra yine duygularım depreşiyor.Yine kendimi,kendime bu soruyu sormuş olarak buluyorum.Yine doğru dürüst bir cevap yok.Yine erteleme.Böyle bir kısır döngünün içindeyim işte.Bu durumum ne zamana kadar devam eder bilemiyorum.Bu konuda tecrübesi olanlar bu süre daha ne kadar devam eder sorusunun cevabını benle paylaşırlarsa çok mutlu olurum.
          Önce ilişkimi duygusal olarak ele alır incelerim.Eski sevgilimle gezdiğim,dolaştığımız yerleri anımsarım.Sonra da iyi yanlarını düşünürüm.Bunu da düşündükten sonra kendi kendime,”Mis gibi kızı kaçırmışsın”derim.”Sadece duygularına kapılma.Bir de mantık açısından değerlendir”konuyu derim sonra.Başlarım bu sefer mantık penceresinden ilişkimizi değerlendirmeye.Bu sefer de karşılaştığım sonuç,”İyi ki devam etmemişsin yoksa daha büyük sorunlar yaşayabilirdin”olur her zaman.Kalbim,devam etmeliydin der.Mantığım,iyi ki devam etmemişsin der.Yine böylece bir ikilemde kalmış olurum.Hayatta hiç sevmediğim huylarımdan biridir ikilemde kalmak.Ayrılığımızın ilk ayları bu ikilem arasında çok kaldım ve çok ezildim.Ama zamanla taşlar yerine oturmaya başladı.O ilk andaki gibi çok heyecanlı,duygunun daha çok önde gittiği değerlendirmeler yapmıyorum artık.
          Ara sıra facesine girerim,bakarım.Sanırım bu durum en azından herkeste vardır.İçim cız eder.Onun bir resmini görmeyeyim yeter işte.Düşünürüm kendi kendime,”Bir zamanlar bu kız seni seviyordu”diye.Eski sevgilisine dönmüş.Hele birde beraber çekilmiş fotograflarını görmeyeyim mi?Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.Vücudum sanki zangır zangır titremeye başladı.Nefesim kesiliyor sandım.”Bu olamaz.Beni bu kadar çabuk unutmuş olamaz”dedim.Çünkü kendime çok güveniyordum.Biliyorum hatalarım oldu.Ama eminim ki benim davrandığım gibi kimse ona davranmamıştır.İşte ben buna çok güvendim.Ama yanıldım.Her şey bitmişti.O kendine çoktan yolunu çizmişti bile.Kadınların ilişki konularında erkeklere göre daha güçlü olduklarını etraftan duyardım.Bir karar alıyorlar ve hemen uyguluyorlar.Benim eski sevgilim de aynen böyle yaptı.Bende acı bir tecrübeyle kadınların ilişkilerde daha güçlü olduklarını öğrenmiş oldum.
         “Peki şimdi ne olacak?”derseniz olacak bir şeyi yok.Herkes kendi hayatına devam edecek.Yaşadıklarımız hem ona hem de bana bir tecrübe,yani bir hayat tecrübesi olarak kalacak.Ama yine de merak edemeden duramıyorum işte.Yıllar yıllar sonra ben gelir miyim aklına?”Keşke onunla bu hayat yoluna devam etseydim”der mi?


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

20 Aralık 2014 Cumartesi

Aşkı aramaktan telef düştük...

           Sevilmek gerçekten çok güzel bir duygu.Alıp götürüyor insanı başka diyarlara.Hayat gerçekten bunaltıcı ve sıkıcı.Böyle bir ortamda hayatı renklendiren,neşelendiren duygunun adına aşk diyoruz.Ama aşkı şanslı kişiler yaşayabiliyor.Önüne her gelen yaşayamıyor bu duyguyu.Aşk özel bir duygu.Ve bunu özel insanlar yaşıyor.Bir zamanlar bu düşünceye karşıydım biliyor musunuz?”Aşkı özel özel insanlar yaşarmış.Hepsi laf bunların”derdim.Ama yaş aldıkça,akıl oturmaya başladıkça bazı şeyleri daha net algılamaya başladım.Gerçekten aşkı yaşayanlara imrenerek bakıyorum.Aşkı doruklarına kadar yaşamış arkadaşlarım da var.Hem de tıpkı filmlerdeki gibi.O arkadaşıma her zaman imrenerek bakmışımdır.Çünkü doyasıya sevmiştir.Doyasıya sevilmiştir.Zaman zaman anlatır durur yine o günleri.Ve hala anlatırken de gözleri parlar.Bilmiyorum herkesin de bir gönül yarası var be kardeşim.
            Bu çağın insanlarının peşinden koştukları tek şey aşk.Başka bir şey de umurlarında değil.Facebook,twitter bilmem hangi site.Herkesin paylaşımlarına bir bakın.Herkes aşk arıyor.Şöyle ayaklarını yerden kesecek bir aşk ama.Havalara uçuracak,her nefeste onu düşünebileceği bir aşk.Herkes aşka programlamış kendini.Kim programlamıyor ki zaten?İster erkekler olsun,ister kızlar olsun.Bir araya geldiklerinde devamlı aşktan bahsediyorlar.Grupta hemen bir yoklama yapılıyor.Hayatının kadınını ya da erkeğini bulan var mı yoklaması.Tabi bu soru maksat muhabbet olsun diye soruluyor.Aşktan konuşmaya başlamak için girizgah olarak kullanılıyor.Yoksa biri aşkı bulmuş olsa zaten yer yerinden oynar.Mesajlar,mesajlar yağar telefonlara.Facebook,twitter yıkılır.Duymayan kalmaz.O hep bahsedilen sağır sultan var ya o bile duyar.O yüzden bu soru boş sorudur.
             Yani anlayacağınız aşk üzerine kurulu bir dunyamız var.Her sabah yeniden kurarız bu dünyayı.Kurmak isteriz.Çünkü tak etmiştir dünyanın derdi gamı canımıza.Bunlara tek başına göğüs germek acı verir.İstersin ki yanında biri olsun.İyi ya da kötü anında her şeyini paylaşabileceğin.Gerçi bu durumun çok geyiği olur ama.Sonuçta buz gibi bir gerçek olarak da durur karşımızda.Bizi bu paranoyak hala televizyonlar,filmler de getirdi diyebiliriz.O yüzden böyle sabahtan akşama etrafta,”Aşk,aşk”diye zombiler gibi dolaşır durur olmadık mı?Dizide aşk,filmde aşk.Üst baş aşk yani.Bu çağın insanı bu kadar aşk propagandasına nasıl dayansın?Bir dayanır,iki dayanır.Sonunda o da pes eder.O da şuursuzca,”Aşk,aşk”diye ortalığı birbirine katar.Gerçi filmler olmasa da bu iş böyle olacaktı ya.Çünkü insanın doğası bu.
            Bazen de olmaz.Ne yapsan olmaz.Aradığın seni bulmaz.Bekler bekler durursun.Ama ne zamana kadar beklersin onu bilemem.Bilsem zaten kitaplar yazar,dünyayı birbirine katardım.Ama yok be kardeşim.Belli bir formülü yok.Matematik problemi değil ki formülü olsun.Hani bir laf var ya.Ortalıkta dolaşıyor,boyna geyiği yapılıyor.”Akışına bırak”diye.Öyle yapacaksın.Akışına bırakacaksın.Bırakmazsan da bir şey değiştiği de yok zaten.Kendine sıkıntı yapar durursun.


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com



17 Aralık 2014 Çarşamba

Kanal D'de devrim yarım mı kaldı?

             Kanal D,ne yapmaya çalışıyor?. Anlayan, bilen var mı? Sanki her dizisi tutuyormuş gibi Galip Derviş’i gecenin on ikisine koydu. O saatte reytinginin düşeceğini bile bile. Bile bile diyorum çünkü pazar akşamı gecenin o saatinde kimse kalmaz. Çünkü yarın pazartesidir. Okul vardır, iş vardır. O yüzden kimse o saate kadar beklemez. İzleyicilerden bu fedakarlığı yapmayı bekleyemezsiniz. 

              Beklerseniz de sonuçlarına katlanırsınız. Ve sonuç olarak Galip Derviş’i kaldırıyorlar. Şimdi Kanal D bayram etsin. Bence kanal D yönetimi bunu bile bile yaptı. Yekten diziyi kaldıramadılar. Böylelikle bahane ürettiler. Ve amaçlarına da ulaştılar. Ama şu bir gerçek ki, bu hiç de iyi bir yönetim politikası değildir. Ve gelecekte de bu yönetimden doğru kararlar alma beklentisini düşürür. Kanal D eskiye göre çok kötü yönetiliyor. Bu zaten, her gün kanal D dışında farklı bir kanalın gün birincisi olmasından da belli oluyor.

              Eskinin kanal D’si böyle miydi? Hafta da en az 4-5 gece kanal D birinci olurdu reytinglerde. Sektörün lideri kanal D idi. Sektöre yenilikleri her zaman kanal D getirirdi. Sektöre kanal D yön verirdi. Şimdilerde o kanal D’den yeller esiyor. Ve yine tekrar ediyorum. Kanal D çok kötü yönetiliyor. Bir zamanın yürekli kanal D’si nerede? Hatırlıyorum, bir yaz ayında, tam da izlenmenin en yüksek olduğu izlenme saatinde, 20:15’te Örümcek Adam’ın çizgi filmine koymuştu. Gerçekten bu bir devrimdi. 

               Ve böyle bir şeye ancak kanal D önderlik edebilirdi. Devamı gelmedi. Ama arıyordu kanal D. Yeni yayın stillerinin, tarzlarının peşinde koşuyordu. Biliyordu, sektör o kadar monotondu ki. O da yenilikler yaparak sektörü bu monotonluktan kurtarmak istiyordu. İşte, o zaman ki vizyona bir bakın. Bir de şimdiki kanal D’ye bakın.

                Şimdiki Kanal D’de böyle bir vizyon görebiliyor musunuz? Olmayacak şey oldu ve kanal D gibi yeniliklerin öncüsü bir kanal diğerlerinin peşine takıldı. Sıradan bir kanal gibi hareket etmeye başladı. Günlük başarıların peşinde koşmaya başladı. Ne oldu da kanal D bu duruma geldi hala anlamış değilim. Sektöre yön veren bir konumdayken şimdi sektördeki tutmuş şeylerin peşinden koşan bir duruma gel. Akıl alacak gibi değil. İşte son olay: Şeref Meselesi dizisi. Bu diziye o kadar umut, o kadar umut bağladılar ki olacak gibi değil. Tamam, efsane bir dizi de olabilirdi ama bu hiçbir şeyi değiştirmezdi. Koskoca bir kanal beklentiler üzerinden yönetilmez.

                Ya, o dizide çok izlense bile ne değiştirir ki. Bir dizi kurtaracak mı seni? Diğer akşamlar ne olacak? Ama bu durumda bile bir ilke imza atmayı başardı kanal D. Türkiye’de ilk defa, bir dizi için gala yapıldı. Bu işte. Bahsettiğim kanal D ruhu budur arkadaş. Ama o kadar yanlışlar yapıldı ki. Bu gala meselesi bile gümbürtüye gitti. Kısacası kanal D sıradan bir kanal olma yolunda hızla ilerliyor.


blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

16 Aralık 2014 Salı

"Yalaka"dedi ortalık karıştı.

           Kılıçdaroğlu,yaptığı işlerle her gün neden bu ülkede iktidar olamayacağını kendi kendine ispatliyor. Son olay; Hülya Avşar ile arasındaki polemik. Bir siyasi parti genel baskaninin bir sanatciyla bu kadar seviyesizce tartışması doğru mu? Kılıçdaroğlu,şu anda siyaset yapmıyor,magazin yapıyor farkında değil. Bu gidişle Kılıçdaroğlu,kendine haber bültenlerinde değil,magazin bültenlerinde yer bulur.
            Hadi size, siyasilere alistik.Aranizda şerefsiz,adam değilsin gibi kelimeleri normal konusmada bile kullanmadan duramiyorsunuz. Açıkçası,milleti buna da alistirsiniz. Artık kufursuz, argosuz geçen parti grup toplantilari tad vermiyor. Tamam bunları biliyoruz da. Her şeyi bırakın. Parti genel başkanlığını bir kenara, sanatciligi bir kenara koyun. Bir erkek,bir kadina,"Yalaka"diye nasıl      hitap edebilir?
              Ya tamam. Hülya Avşar'dan hoslanmayabilirsin. Yaptiklarini onaylamayabilirsin. Ama bunu doğru dürüst bir elestiri yaparak ortaya koymak varken,ağzını neden cirkinlestiriyorsun. Gerçekten bir bayana,"Yalaka"denmesi çok itici bir durum. Böyle konuşarak haklı olsanız bile haksız duruma dusersiniz. Kılıçdaroğlu,daha da ileriye giderek Hülya Avşar'ın, "Sanatçı olmadığını"soyledi. Ve daha da sacmaladi.Artik ben bir şey diyemiyorum. Yorum sizin.

14 Aralık 2014 Pazar

AKP'den istifa eden milletvekillerinin yaptığı açıklamalar...

        Hani AKP’den ayrıldıktan sonra AKP hakkında atıp tutan milletvekilleri var ya.Bu milletvekillerinden hiç hoşlanmıyorum.İnsan eski partisi hakkında nasıl böyle konuşabilir ki?Partideyken bir şey yok.Ayrıldıktan son at tut.Abi bu nasıl bir ahlak anlayışıdır.Tamam partinden ayrıldıktan sonra partiyi hiç eleştirmeyeceksin diye bir durum yok.Bu durum zaten demokrasiye aykırı olur.Ama eleştiri sınırını bilmiyorlar.
        Bu milletvekillerinin partiden istifa ettikten sonraki ilk yaptıkları iş:Parti içindeyken olanları bir bir anlatmak.Bu durum koca koca adamlara yakışır mı?Abi sen partideyken ne olduysa oldu.O gizli kalmaz mı?Ahlak bunu gerektirmez mi?Bu durum karı koca arasındaki duruma benziyor.Ayrıldıktan sonra birbirlerinin ne açıkları varsa anlatırlar ya.Aynı o hesap.Gerçi o durumda gerçekten iğrenç bir durumdur.

        En son Ertuğrul Günay’ı gördüm böyle bir açıklama yaparken.Neymiş onun Kültür Bakanlığı sırasında neler neler olmuş.Hepsini kendi düzeltmiş.Şimdi bunları anlatıyor.Ne için?AKP’yi eleştirmek için.Adama sorarlar,”Madem en baştan bu partiye neden girdin?”diye.Gerçi ona da kızmamak lazım.En has AKP’liler bile ayrıldıktan sonra atıp tutuyorsa.Sonuç olarak herkese bir siyasi ahlak lazım.Partide ne yaşadıysan orda kalmalı.İlk fırsatta ele güne anlatılmamalı.

blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

AKP'den istifa eden milletvekillerinin yaptığı açıklamalar...

Seyircisini aptal yerine koyan program...

             BJK-TS maçı bitmiş.Üzerinden saatler geçmiş.Ben maçı izlememişim.TRT SPOR’da Futbol Arenası programında da maçın özetini yayınlamışlar.Baktım TRT 1’de Stadyum başlayacak.”Şanslıymışım.Şimdi hemen maçı yayınlarlar”dedim.On dakika falan başlamasını beklemişimdir.Neyse program başladı.Ersin Düzen zaman kaybetmeden maça geçecek diye düşünüyorum.Normali de bu değil midir?Ama Ersin Düzen anormal olanı yaptı.Ve o kadar izleyiciyi aptal yerine koyarak.Gün içindeki diğer maçları yayınlamaya geçti.
             Kusura bakma da bu yapılacak iş mi?Bu nasıl bir televizyon anlayışıdır.Hem de devlet televizyonunda.Adı üstünde devlet televizyonu.Görevi para kazanmak olmayan.Sadece toplum yararına yayın yapmayı amaçlayan devlet televizyonu.İşte böyle olması gereken TRT, özel televizyonlar gibi ucuz bir numara yaptı.Ekran başındakileri sırf biraz daha tutabilmek için önce diğer maçları yayınlamaya geçti.

            Benim de moralim bozuldu.Zapladım başka kanala geçtim.İnanamadım ya.Devlet televizyonu bu ucuz numaraları nasıl yapar?Televizyon başında bekleyen o kadar insanı nasıl aptal yerine koyar.TRT,bu kadar ucuz numaraların yapılacağı bir yer değildir.Yahu ilk yayını sen yapacak olsan yine anlarım.Ama TRT SPOR’da yayınlanmış sen daha neyin peşindesin?


blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com


12 Aralık 2014 Cuma

Bakanlar Kurulu'nda bir ilk...

               Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kuruluna Başkanlık edeceğini duyan hazımsız takımı yine yaygarayı koparmış.”Bu Başkanlık sistemidir.Olmaz böyle bir şey”demişler.Yetmemiş,”Cumhurbaşkanı bunu yaparsa Anayasayı ihlal etmiş olur”diye de eklemişler.Erdoğan seçiliş bakımından zaten diğer Cumhurbaşkanlarından ayrılıyor.Farklı bir Cumhurbaşkanı olacağı daha seçim aşamasında ortaya çıkmış.Seçim sürecinde de Erdoğan,”Anayasanın verdiği tüm yetkileri kullanacağım”demiş zaten.Ve artık bu söylediklerinin uygulama zamanı geldi.
                “Anayasayı ihlal edecek”diyenlerin okuma yazması da yok heralde.Anayasada bu durum açık açık yazıyor.Cumhurbaşkanları zamanında bunu yapmamışlarsa Erdoğan’ın suçu ne?Anayasada Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri bölümü var.Yürütme alanına ilişkin olanlar başlıklı paragraf ilgilendiğimiz yer işte.Orada açık açık yazmış.Demiş ki,”Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu’nu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak.”

                 Zahmet edip Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini okumayanlara ithaf olunur.Bu yazıyı okumadan diyelim bu yetkiden haberiniz yoktu.Ama artık var.Sanırım bundan sonra bu duruma karşı çıkmazsınız diyecem ama.Sizi bu da kesmez.Siz yine de itiraz edecek bir şeyler bulursunuz.Bu hazımsız takımı bir işin çözümü hakkında bir şey söylemezler ama sorun çıkarmada üstlerine yoktur.

Görüşlerinizi iyi ya da kötü bekliyorum.Saygılarımla
yasamdanyazilar.blogspot.com


11 Aralık 2014 Perşembe

Davutoğlu'nun hitabet sorunu..

           Elbette ki Davutoğlu’nu,Erdoğan ile karşılaştırmak yanlış olur.Ama yine de Erdoğan,on yıldan fazla Başbakanlık yapınca ister istemez karşılaştırmak zorunda kalıyorsun.Sadece Davutoğlu değil,kim gelirse gelsin aynı dezavantajla karşı karşıya kalacak ve Erdoğan ile karşılaştırılacaktı.Her adımında,her hareketinde Erdoğan ile karşılaştırıyorsun.Ve ne yazık ki Davutoğlu’nun iyi bir performans gösterdiğini söylemek zor.
           “Lider olunmaz,lider doğulur”diye bir laf var.Beğensek de beğenmesek de.Bir hakkı teslim etmemiz lazım gelir ki.O da Erdoğan’ın bir lider olduğudur.Lider ruhlu insanları fark edersiniz zaten.Ortama girdiklerinde ister istemez ilgiyi üstlerinde toplarlar.Ve yine ister istemez saygı duyarsınız.Bu açıdan baktığımızda Davutoğlu’nun bir lider olmadığını görüyoruz.Liderlerin en önemli özelliklerinden biri de hitabetteki üstünlükleridir.

            Erdoğan konuşurken merak ederdim ne diyecek diye.Ve konuşurken hiç sıkılmazdım.Davutoğlu’nda ise ne yalan söyleyeyim sıkılıyorum.Konuşurken çok tonlama hatası yapıyor.Danışmanlarının bu konuda kendisini uyarması gerekir diye düşünüyorum.Cümlenin sonunda ya da önemli yerinde sesini yükseltiyor.Böylelikle konuşmaya coşku kattığını zannediyor ama öyle değil.Sadece bağırıyor.Bir de konuşurken kekeleme gibi bir adeti var.Gerçekten konuşmanın tadını kaçırıyor böyle durumlar.Ahmet Davutoğlu konuşması farklı olması gerektiği kanısındayım. 

Blog linki:yaşamdanyazilar.blogspot.com

Arkadaslar yazılarım hakkında iyi ya da kötü tüm elestirilerinizi sabirsizlikla bekliyorum. Ayrıca sizden bir ricam da beğendiğiniz yazilari paylasmanizdir. Iyi okumalar

10 Aralık 2014 Çarşamba

İktidar hiç mi iyi iş yapmadı?

            Bizim ülkede muhalefet öyle bir yapılır ki?Gözü kara yapılır.Kendinden geçmişçesine…Şuursuzcasına.”Yiğidi öldür ama hakkını ver”gibi bir durum söz konusu olmaz.Hep eleştirir,hep eleştiririz.Yapılan iyi şeyleri dile getirmek yoktur.İşte CHP…Onlara göre iktidarın yaptığı her şey yanlıştır.Doğru bir şey yapmamıştır.Ama en azından Cumhurbaşkanlığına aday gösterdikleri Ekmeleddin İhsanoğlu,Marmaray’ı yapanlara teşekkür etti.O zaman Kılıçdaroğlu bir açıklama yapmadığı için bu teşekküre kızdı mı bilemedik.
            Hadi Kılıçdaroğlu’nu anlayışla karşılayalım.Tabanından çekinip iktidarı övücü açıklamalar yapamıyor olabilir.Ya CHP’lilere ne demeli?Onların sırtlarında yumurta küfeleri yok.Onlar neden yapılan iyi şeyleri görmezden gelirler.Ben bugüne kadar Bir CHP’linin ağzından iktidar hakkında olumlu şeyler duymadım.Ama her şeye,”Tü kaka”dediklerini bilirim.Herkes bilir.Sanırsın ki,AKP ile CHP düşman iki aile.

            Hani şu meşhur Tosun Paşa filmindeki düşman aileler gibi.Tellioğulları ve Seferoğulları.İşin şakası bir yana.Ülke gerçekten bu şekilde bölünmüş durumda.Ülke sanki koskoca iki aileden oluşuyor.Ve bu aileler de birbirine düşmanlar.Ama ne yaparsın.Bizim ülkede böyle.Nasıl ki futbol kültürümüz sakat bir anlayışa dayanıyorsa.Siyasete bakış açımız da sakat.Ya ölesiye geriyoruz ya da ölesiye övüyoruz.Herşeyde olduğu gibi yine ortamız yok yani.

9 Aralık 2014 Salı

Kılıçdaroğlu'dan torpil listesi...

           Bir torpil listesi de Kılıçdaroğlu’ndan çıkmış.Meşhur SSK Genel Müdürlüğü zamanından yine.O zamanlar dört yüz küsür Kılıçdaroğlu soyadlı kişi kurumda işe başlamış.Bunu söyleyen Başbakan Davutoğlu.Şimdi merak ediyorum.CHP’li Haluk Koç bu duruma ne diyecek?Daha bir gün önce liste vermişti.İsim isim saymıştı listeyi.Şimdi genel başkanının listesini sayacak mı?Ama zor olur.Ne de olsa dört yüz küsür kişi.
           Tabi burada asıl önemli olan.Kılıçdaroğlu’nun ne diyeceği?Kendini nasıl savunacak?Meydanlarda yolsuzluk üzerine çok konuştu,çok anlattı.Şimdi sıra kendisinin torpil dosyasını anlatmaya geldi.Siyaset böyle işte.Herkesin hakkında bir dosya ortaya çıkıyor zaman içinde.Bugüne kadar gelmiş geçmiş siyasetçilere bir bakın.Hepsi hakkında muhakkak bir şeyler çıkmıştır.Eğer siyasete atılacaksanız bunu kabulleneceksiniz.Bir ön koşul gibi bir şey.

           Şimdi milletin neden bu yolsuzluk ,torpil dosyalarına prim vermediğini anlamışsınızdır heralde.Çünkü her siyasetçi için böyle dosyalar,iddaalar söz konusu olmuş.Onun için millet bir siyasetçiyi değerlendirirken bunları dikkate almamış.Yaptıklarına bakmış.Ekonomiye bakmış.Siz böyle yaptıkça AKP’nin ekmeğine yağ sürersiniz.O yüzden AKP bu muhalefetten memnun.”Hala bu insanlara nasıl oy veriyorsunuz?”diye soruyor Kılıçdaroğlu.Cevabını bilmediği için hala muhalefet ya.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Torpilden iktidar çıkmaz...

        CHP’li Haluk Koç açıklama yapmış,”Bakanların yakınları devlet kurumlarına KPSS olmadan yerleştiriliyor”diye.Seçim zamanı muhalefet partileri bunun gibi yolsuzluk iddaalarını çok dillendirmişlerdi.Ağızlarına sakız yapmışlardı adeta.Her mitingde yolsuzluktan bahsedip durdular.Ama sonuç yine değişmedi.Ama buna rağmen yine bu yöntemi kullanıyorlar.Ve yine seçimi kaybedecekler.Bu yolsuzluk iddiaları ile bırakın bu iktidarı,zamanında başka iktidarlar için de bir sonuç elde edilememiştir.
        Milletin önem verdiği şey ekonomidir.AKP’nin bu kadar yıl iktidarda kalmasının nedeni de ekonomidir.Ekonomi üzerine konuşun.İktidara geldiğinizde neyi,nasıl yapacağınızı anlatın.Ancak böyle böyle iktidar surlarında gedik açabilirsiniz.Yoksa onlar iktidar olmaya,siz de muhalefet olmaya devam edersiniz.Koskoca bir seçim kampanyasını yolsuzluk üzerine kurdunuz.Ama istediğinizi elde edemediniz.Yeniden aynı yolu tutmak sizin muhalefette kalma istediğinizden başka bir şey değildir.

        Millette bu gibi iddiaların bir karşılığı yok.Milleti tanımak da gerektirir siyaset.Bir vatandaşa gidin de bu söylediklerinizi söyleyin.Tepkisi,”Bal tutan parmağını yalar”olur.Yahu siz hiç gidip kahvelere de mi oturmuyor sunuz?Millet siyasi konularda ne diyor,ne düşünüyor bunları sorgulamıyor musunuz?Milletle aranızdaki mesafe değil mi zaten bu kadar zamandır iktidar olmanızı önleyen.

7 Aralık 2014 Pazar

Anayasa Mahkemesi'nden medet ummak...

         Ben sadece Anayasa Mahkemesi,belki bir ihtimal seçim barajını düşürür beklentisi içinde olduklarını düşünüyordum muhaliflerin.Meğer onlar işi daha da ileriye götürmüşler.Öngörüde bile bulunuyorlar.Onlara göre Anayasa Mahkemesi seçim barajını Anayasaya aykırı bulacak.Ve AKP’yi ikaz edecek.(Bundan o kadar emin konuşuyorlar ki.Seçim zamanları iktidar olmak için bu kadar emin konuştuklarını göremiyoruz ama.)AKP’de ne olursa olsun bu ikazı dikkate almayacak ve barajı düşürmeyecekmiş.
         Her ne kadar Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç önceden konuşmuş olsa da.Ben yine de mahkemenin bu başvuruyu red edeceğini düşünüyorum.Eminim o zaman büyük bir şoka uğrayacaktır bu konuşanlar.”Ne umduk ne bulduk”diye sabahtan akşama dövünürler artık.367 kararı sonrası zevkten dört köşe olmuşlardı.Yine beklentileri aynı.
         Yahu bir parti.Nasıl Anayasa Mahkemesi’nin bu konu hakkında karar vermesini isteyebilir.Senin elindeki yetkiyi alıyor.En başta senin karşı çıkman lazım bu duruma.”Partiler,demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır”der Anayasa’da.Bunları nasıl inkar edersin.Hadi CHP’yi biliyoruz.Ama MHP’den bu konuda net bir tavır beklerdim.Bahçeli açık açık,”Bu iş Anayasa Mahkemesi’nin değil.Meclisin işi”demeliydi.Muhalefet,Anayasa Mahkemesi’nden medet umduğu sürece iktidarı rüyasında bile göremez benden söylemesi.

6 Aralık 2014 Cumartesi

GS derhal yeni başkan seçmelidir...

          Duygun Yarsuvat hala açıklama yapıyor.”Prandelli’yi göndermek istemiyordum”diye.İnanamıyorum ya.Vizyonu bu kadar küçük bir insanı GS başkanı olarak seçmişler.”Keşke sende Prandelli ile gitseydin o zaman”.Ancak bu denir.Şimdi anlıyor musunuz?GS’ın ne kadar tehlikeli bir dönemde olduğunun.İşte bu düşünceli bir insanın başkanlığı altında yönetiliyor GS.Hala Prandelli’den medet uman bir insan GS’ı nasıl yönetebilir?Ondan ne beklenebilir?
          Anlaşıldı ki.Şu andaki GS başkanı futbolun f’sinden bile anlamıyor.Ve GS şu anda bu insanın insafına bırakılmış durumda.Duygun Yarsuvat başkanlığında geçen her dakika GS için zarardır.GS derhal yeni başkan seçmelidir.Bu yönetim sayesinde GS Avrupa’dan elendi.İtibarı yerlerde süründü.Averaj takımı haline geldi.Gelen dört,giden dört attı.Bir GS’lı olarak utandık,üzüldük.Ama tüm bunlara rağmen hala başkan Prandelli gitti diye üzülüyor.

         Ben de sevindiydim Yarsuvat GS’a başkan seçildiğinde.”Çok tecrübeli bir insan.GS’ı adam gibi yönetecek biri sonunda geldi.Siz şimdi görün yönetimi.İlk iş Prandelli’yi gönderir.Adam gibi futboldan anlayan birini takımın başına getirir.GS’ın Prandelli’den çektiği eziyet biter”diye düşünüyordum.Ama nerde?Bizim başkan Prandelli aşığı çıktı.Takım batmış.Bitmiş.Umrunda değil.”Prandelli de Prandelli”diye tutturmuş.Dilerim GS’a daha fazla zarar vermeden bir an önce gider.

5 Aralık 2014 Cuma

Davutoğlu olaya noktayı koydu...

           Başbakan Davutoğlu seçim barajı ile ilgili açıklama yapmış.Anayasa Mahkemesi ile ilgili bir şey söylememiş.Yani tartışmalara dahil olmamış.İşte olması gereken bu.Bir devlet adamı olarak nerede konuşulup konuşulmayacağı bilinmeli.Başbakan konuşsa,ortam daha da gerilecek.Ülke gerilecek.Yine olan ülkeye olacak.O nedenle Başbakan çok yerinde bir iş yapmış.Önemli olan bu gibi durumlarda duygulara hakim olmaktır.Ani çıkış yaparak bir çuval incir berbat edilebilirdi.Ama Davutoğlu bu gibi bir tuzağa düşmedi.Sağduyulu davrandı.
                                       DAVUTOĞLU BAŞBAKANLIĞA İYİCE ISINMIŞ
           Türkiye gibi ülkelerde ne konuştuğuna dikkat edeceksin.Ortam her an harlanmaya hazır ateş gibi.Herkes mevzine çekilmiş.”Karşı taraf bir şey desin de ortam şellensin”havasındalar.İşte bu gibi çevreler Davutoğlu’nun her konuştuğunu pür dikkat dinliyorlar.”Bize bir şey diyecek mi ya da dedi mi?”böyle deli sorularla hayatlarını devam ettiriyorlar.Başbakan,Anayasa Mahkemesi hakkında olumsuz bir şey deseydi.O çevreler hemen ayağa kalkacaklardı.”Yok Başbakan böyle dedi.Yargıyı etkilemeye çalıştı”falan diye yaygara koparacaktı.Davutoğlu bu olgun tutumuyla Başbakanlığa iyice ısındığını da göstermiş oldu.

Anayasa Mahkemesi ve seçim barajı...

        Yine ne yaptılar ettiler.Ülkeyi Anayasa Mahkemesi’nin kapısına mahkum ettiler.Yine bütün televizyonlar Anayasa Mahkemesi’nin önünde nöbet tutacaklar.Ne için?Yok,yok.Bu sefer AKP’yi kapatma davası değil olay.Bu sefer başka bir demokrasi sancısı.Muhalefet ne zaman sıkışsa devreye Anayasa Mahkemesi’ni sokuyor farkında mısınız?Demokratik yollarla iktidar olup seçim barajını düşürememişler.Şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden medet umuyorlar.”Biz yapamadık.Şu işe bir el atta seçim barajını düşür”diyorlar.
         Bu ülkede siyasetçilerin de birbirine saygısı yok.Seçim barajı kararını sadece TBMM verebilir.Hiç bir şekilde Anayasa Mahkemesi bu konuya dahil olamaz.Siz bir partisiniz.Parti demokrasiye inanır.Kuvvetler ayrılığına inanır.Siz böyle yaparak bir yargı devleti istediğinizi beyan etmiş oluyorsunuz.Bunu yaptıktan sonra bu halk size güvenir mi?Oy verir mi?Hepsini geçin.Gün gelip siz iktidar olsanız.Egemenlik hakkını Anayasa Mahkemesi elinizden alsa o zaman nasıl çıkıp konuşacaksınız?Nasıl demokrasiden bahsedeceksiniz?Nasıl kuvvetler ayrılığı ilkesinden bahsedeceksiniz?

         “Partiler,demokrasinin vazgeçilmez unsurudur”diye geçer Anayasada.Bu şekilde bahsedilen partiler de demokrasiyi savunmalılar.Bu tür konularda partiler omuz omuza davranmalı.Birbirinin kuyusunu kazmamalı.Bu sadece birbirinin kuyusunu da kazmak olmuyor sadece.Aynı zamanda demokrasinin de kuyusu kazılmış olunuyor.Bu yapılanın askeri, darbeye davet etmekten ne farkı var?Meclisin elindeki yetkiyi alıp Anayasa Mahkemesi’ne vermek istiyorsun.Bu kadar açık ve net.

          Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu red etmelidir.Sonuçta,Anayasa Mahkemesi yargıçlardan oluşuyor.Ve bu yargıçlar da ne yaptıklarının farkındadırlar herhalde.Seçim barajı hakkında alabilecekleri bir kararın demokrasiye kurşun sıkmak olduğunun bilincinde olmaları gerekir.Benim kanaatim başvuruyu red edecekleri yönünde.Ama olurda başvuruyu değerlendirip barajı düşürürlerse.Kendilerini TBMM yerine koymuş olurlar.Bu egemenlik hakkını seçilmişlerden almak demek olur.

3 Aralık 2014 Çarşamba

Hap içmeden duramıyoruz...

     Hayret edilecek iş. Bunca teknolojik imkanlar varken. Hastaneler, nasıl hastaların derdine çare bulamazlar. Aciller dolu. Gündüz hastaneler dolu. Bizim millet hasta. Etrafta sağlam adam kalmadı. Merak ediyorum. Acaba hiçbir rahatsızlığı olan insan kaldı mı etrafta? Elinizi sallasanız illa bir yerinden zoru olan bir insana çarpıyor. Yahu bu zamanda böyleyse. Eskiler nasıl hastalıklarını tedavi ediyorlarmış.

                                               TORBA TORBA İLAÇLARIMIZ VAR
      Teknoloji almış yürümüş. Son teknoloji cihazlarla film çekimleri yapılıyor. E buna rağmen hastaneler neden boşalmıyor? Her evde hap poşetleri kendine yer bulmuş. Millet niye derdine deva bulamıyor? Şöyle bir etrafınıza bakın. Her yerde mantar gibi eczaneler bitmiş. Adım başı eczane olmuş. Millet resmen ilaçlara bağımlı hale gelmiş. İlaç…İlaç…Yine ilaç…Hep ilaç. Benim aklım almıyor. Vücudumuz ilaçlara bağımlı olmadan yaşamaya göre programlanmış. Ama buna rağmen. Yakında nefes almak için bile ilaç çıkartacaklar.
                                          
                                                      BİZDE NORMALİ OLMUYOR
       Bu işin normali nedir? Gidersin bir doktora. Dersini anlatırsın. Tahlil yapılır. İlacını kullanırsın. Hastalığın geçer. Ama bizde böyle olmuyor. Bir daha doktora gidiliyor. Olmadı bir daha gidiliyor. Evde ilaçlar birikiyor. Böyle bir kısır döngü almış başını gitmiş.
       

2 Aralık 2014 Salı

İrem Derici ile tanışmam...

      Askere gidenler bilirler. Çarşıya çıktığınızda. Zamanınızın büyük bölümünü internet kafelerde geçirirsiniz. Birde askerlik yaptığınız yer. Küçük bir yerse. Örnek olarak. Benim askerlik yaptığım yer olan Gelibolu’yu verebilirim. Daha da internete mahkumsunuz demektir. Resmen vakit öldürürsünüz. Yaptığınız başka bir şey değildir. Facebook’da sohbetler. Klipler falan. Vaktiniz öyle geçer. Bende o haftaki Beyaz Show’a baktım. İrem diye bir kız konuktu. Adını ilk defa duymuştum. Daha sonraları daha çok duyacak mışım meğer ismini. Tüm Türkiye ile beraber.

                                          İSMİNİ İLK DEFA DUYDUĞUM BİR KIZ
      Programda şarkı sırası ona gelmişti. Normalde ismini ilk duyduğum şarkıcıların şarkılarını dinlemem. Evde hemen zap yapardım. Böyle bir durumda. Ama o psikolojide bunu düşünecek haliniz olmuyor. Şarkıyı da atlayabilirdim. Ama o duruma çok sinir oluyorum. Şarkının bittiği yeri yakalamaya çalışıyorsun falan. Hiç oynama. Şarkıyı dinle daha iyi. Bende öyle yaptım. Şarkıyı dinledim. İyi ki dinlemişim. Süper bir şarkıydı. Şarkının adı da bir enteresandı. Düşler ülkesinin gelgit akıllısıyım diye. Bu şarkıyı dinlemeden önce. Biri bana bu sözün bir şarkı ismi olduğunu söyleseydi. İnandırıcı gelmezdi. Zira bu söz, şarkı içinde nasıl ve hangi amaçla kullanılabilirdi ki.

                                             ANCAK SEZEN AKSU YAPABİLİRDİ
        Sonradan öğrendim ki. Şarkıyı yazan Minik Serçe. Yani Sezen Aksu imiş. ”O zaman tamam” dedim. Bu sözü şarkı içinde kullanabilecek tek kişi Sezen Aksu olabilirdi. Müzik de harikaydı. Bu kadar dinlendirici bir müzik olabilir mi? İnsan dinlerken huzur buluyor. Muhakkak şarkıyı dinlemişsinizdir. Ama dinlemediyseniz. ”Hemen dinleyin” derim. Eminim siz de benim görüşüme katılacaksınız. Zaten tutmuş. Artık klasik haline gelmiş slov şarkıların bi sözlerini dinlerseniz. Hepsinde. İnsana huzur veren bir yan var. Müziği dinlerken dinlendiğinizi hissediyorsunuz.
                                                   
                                                            YA SESE NE DEMELİ
         Zaten bir şarkının tutabilmesi için. Sadece müzik yetmiyor. Aynı zamanda birden çok kriterin bir araya gelmesi gerekiyor. Şarkının sözleri de dinleyeni alıp götürmeli. Zaten şarkı sözü de Sezen Aksu’dan sorulur. Bu şarkıyı başka biri söyleseydi. Bu şarkı heba olabilirdi. Bu şarkıyı gerçekten hisseden birinin söylemesi gerekirdi. Aynı zamanda sesi güzel olan birinin. İşte bunların hepsi İrem Derici’de mevcuttu. Bu nedenle bu şarkı çok sevildi. Ve klasik şarkılar arasındaki yerini aldı. İrem’in gerçekten duru bir sesi var. Pürüzsüz. Dinlerken bunu hemen fark edebiliyorsunuz. Şunu da belirteyim. İrem o akşam. O şarkıyı. Canlı okumuştu. Play back değil. Ama ona rağmen. Bir şarkı bu kadar hissederek okunabilir mi?

                                     MEĞER İREM DENİLEN KIZ,İREM DERİCİ’YMİŞ
          O gün sadece güzel bir şarkı yapmış biri olarak kaldı aklımda İrem. Ve birde benim için bir hatıra olmuştu. O programı her izlediğimde. ”Ben o zamanlar askerdim” diyecektim. Gün oldu askerden geldik. İrem şarkılarına devam etti. Zorun ne sevgilim şarkısı ile çıtayı biraz daha yükseltti. Daha fazla kitlelere ulaştı. Ama gün gelecek patlamayı. Kalbimin tek sahibine şarkısı ile yapacaktı. İşte işin özü. O gün dinlediğim İrem. Bugün şarkısını milyonların söylediği. 40 milyondan fazla izlenme ile rekor kırmış şarkısı ile. İrem Derici’ymiş.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Prandelli gitti.Sıra yönetimde...

        Çocukluğum kitabını bitirdim.Çocukluğum kitabının yazarı Tolstoy.Kütüphanede kitabı gördüğüm zaman heyecanlanarak almıştım.”Yazarlık döneminin başlangıç aşamalarını anlatır.Bende bir şeyler öğrenirim”diyerek bir heves aldım kitabı.Ama boşa almışım.Hiç öyle beklediğim gibi yazarlığa nasıl merak saldığını falan anlatmıyordu.Normal çocukluk dönemini anlatmış.Böyle kitap yazarsan ben bu kitabı ne yapayım?Normal sokaktaki insandan farklı bir şeyler yazacaksın ki bi farkın olsun.Öylesine,sıradan bir kitap.Okumak için harcadığım zamana yazık.
        Bu arada arkadaşlar.Bu tür kitaplar bilen varsa lütfen benimle paylaşın.Bir yazarın yazarlık serüvenini anlatan kitaplar okumak isterim.Az çok bir şeyler karalayan biri olarak.Ustalar nasıl yazmaya başlamışlar?Nasıl bir ortam onları yazmaya itmiş?Bunu gibi şeyler.Kitap önerilerinizi bekliyorum.
        Dün akşam ki Yetenek Sizsiniz Türkiye çok güzeldi.Murat Boz geldiğinden beri tutuk bir tavır sergiliyordu.Ama dün akşam gördüm ki bu tavrı artık atmış.Eser ile birbirlerine takılmaları da ayrı bir renk katıyor programa.Eser ile Acun’un zaman zaman oyunlara dahil olmaları ve rekabetçi tavır sergilemeleri de ayrı güzel.Özgü programda gerçekçiliğin sesi olarak duruyor.Gerçekçi insanları her zaman sevmişimdir.Hayatında da gerçekçi bakıyordur Özgü.Bu gerçekçilik yararlanmasını bilene çok şeyler kazandırıyor.Yere daha sağlam basıyorsunuz.Olmayacak hayaller kurup,vaktinizi boşa harcamıyorsunuz.
        Eser iyice sazı eline almış.İlk zamanlar olmadık yerlerde,olmadık espriler yapıyordu.Tam bir hayal kırıklığıydı yani.Ama geçen zaman içinde olayı çözmüş.Ortama ısınmış.Artık nerede,hangi esprinin yapılması gerektiğini çok iyi seziyor.Programa çok artı katıyor.İlk başlarda Eser gitse program hiçbir şey kaybetmezdi.Hatta kazanırdı.Ama şimdi durum çok farklı noktalara gelmiş.Artık,”Eser gitse çok büyük bir kayıp olur program için”noktasına gelindi.
        Galip Derviş bazı zaman gerçekten çok sıkıyor insanı.Dizi saatini doldurmak içi yapıyorlar heralde.Galip Derviş’in takıntılarına,bazen çok takıyorlar.Bu da insanı sıkıyor.Bu bir,polisiye dizisi.Gizem,cinayet,katil…Daha çok bunlara yoğunlaşmak gerek.Her şey dozunda olmalı yani.Dün akşamki bölümde,daha çok takıntıları üzerine eğinilmiş.Sıkım sıkım sıkıldım.Zaten bu zamanda,bir diziyi izleyiciye beğendirmek çok zor.Beğenilmiş bir diziyi böyle yaparak heba edecekler farkında değiller.Bir zaplık ömrü olan diziler sınıfına girmesin Galip Derviş.

        GS yönetimi hangi akla hizmet Hamza Hamzaoğlu’nu getirdi?İnanamıyorum.Sanki bu yönetim GS’ın daha da kötüye gitmesi için elinden geleni yapıyor.Prandelli’ye bunca zaman katlanmak başka hangi şekilde izah edilebilir ki.Prandelli’yi,GS Avrupa’dan elendikten sonra gönderdiler.Bunu bekliyorlarmış demek ki.Bu başka bir manaya gelmez.”Başka bir teknik direktör getirirsek Avrupa’da GS yoluna devam eder”diye düşündüler herhalde.Hemen tazminatı öne sürmeyin.”GS’ın,Şampiyonlar Ligi’nden kazanacağı para ne oldu?”derim o zaman.Ya da,”GS,grupta sonuncu oldu.Gelenden gidenden dört yedi.Peki GS markasının itibarı ne oldu?”Bir GS’lı olarak  takımımı bu halde görmek beni son derece üzüyor.

28 Kasım 2014 Cuma

Lavaşı da Ermenistan kaptı...

        Lavaş ekmeğini Ermenistan tescil ettirmiş. Bu kaçıncı? Değerlerimize olan bu vurdumduymazlığımız daha ne kadar devam edecek? Kültür Bakanlığı’nın görev tanımı içerisinde bu değerleri takip etme ve uluslararası alanda bizim adımıza tescil ettirme gibi bir görevi yok mu? Böyle haberleri duydukça…İster istemez üzülüyor insan. Hangimiz üzülmeyiz ki?

       Kültür Bakanlığı bu gibi işler için bir özel ekip kurmalı. Bu ekibin görevi sadece bize ait değerlerimizi Unesco’da tescil ettirmek olmalı. Yine de haklarını yemeyelim. Kültür Bakanlığı Unesco’ya bu konuda başvuruda bulunacakmış ama. Ne kadar sonuç alırız varın siz düşünün. Önemli olan testi kırılmadan bir şeyler yapmak değil midir?

        Daha önce baklava ile ilgili yine buna benzer bir durum yaşanmıştı. Bu örneklerden ders çıkararak bu konularda gevşek bir tutum sergilemeyi artık bırakmalıyız. Her yıl artan turizm gelirlerimizden bahsediyoruz. Övünüyoruz doğal olarak. Göğsümüz kabarıyor. Daha da fazla turizm geliri hedefliyorsak…Ki hedefliyoruz…Bu tescil olayının üzerine ciddiyetle eğilmeliyiz. 

Lavaş
foto kaynak: unsplash.com

       Turistler lavaşı anavatanında yemek istemeyecekler mi? Bu sayede oraları gezip görmek istemeyecekler mi? Peki Ermenistan’ı mı gezmeye gidecekler? İşte bu kadar önemli bu tescil olayı. Ben ülkemizi dünyanın en çok turist çeken yeri olarak hayal ediyorum. Bu elbette ki bir ütopya değil. Bir fantezi düşünce asla değil.

        Bu durum benim gururuma dokunuyor. Eminim sizin de öyledir. Lavaş, baklava…Bizi biz yapan değerler bunlar. Lavaşı kullanmadığımız yer mi var? Çiğ köftemizin vazgeçilmezidir lavaş. Onsuz çiğ köfte eksik kalır. Bundan birkaç sene öncesi. Kankim Semih ile çağrı merkezinde çalışırken…Gece vardiyasında az sipariş etmezdik çiğ köfteyi. 

         Ya tantuni. Lavaşsız düşünülebilir mi?Dünyanın en temiz mutfağı bizde. Gidenler görenler hep böyle söylüyor. Biz, gidip görmesek de…Televizyonlar vasıtasıyla bilgi sahibi oluyoruz…Dünya mutfaklarındaki yiyecekleri bir göz önüne getirmeniz yeterli olacaktır…Sırf bu açıdan bile bu ülkede doğmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

        En çok tercih ettiğimiz bir numaralı yiyecek dönerde bile lavaş kullanıyoruz. Lavaş sadece bunlarda değil. Ayrıca yemeğin yanında ekmek olarak da tüketiliyor. Örnek olarak Gaziantep…Yaz ayları saçlarda lavaşlar yapılıyor. 

        Daha sonra yapılan bu lavaşlar güneşin altında kurumaya bırakılıyor. Kuruduktan sonra bir odaya bırakılıyor. Yiyecekleri zaman lavaşların üzerine elleriyle su serpiyorlar. Bu şekilde yemeklerin yanında ıslak olarak tüketiliyor.

         Bu kadar kültürümüzün içinde bir yiyeceğimiz lavaş…Şimdi buna başkaları sahip çıkıyor. Sahipleniyor…Bu değer bizimken…Niye başkalarının olsun. Bir turist, lavaş ekmeğini görünce niye, ”Ermenistan yiyeceği” desin. Turkish Delight artık dünyada bir sloganımız olmadı mı? 

         Belki bilerek, belki de bilmeyerek bu tip bir slogan üretmiş olduk. Bu da bizim ülkeler arasındaki tanınırlığımızı artırdı. Bu açıdan da baktığımızda olayın sadece basit bir tescil meselesi olmadığını görüyoruz. Ne kadar ürünlerimizle dünyada adımızdan söz ettirirsek o kadar kültürümüzü tanıtmış. Ve aynı zamanda turist trafiğimizi artırmış olacağız.
Blogger tarafından desteklenmektedir.