Çayını bitirmişti. Belki de yarım saat önce. Sıkıntılı bir şekilde bardağına baktı. Hala aklına yazacak bir şeyler gelmemişti. Dergiye yazıyı yetiştirmesi gerekiyordu.
Bazen
böyle oluyordu işte. Tıkanıp kalıyordu. Yazarlar olarak bizim mesleğinde zorluğu
da burada işte. Bunu düşününce birden gülümsedi.
Evet,
kendisi bir yazardı artık. Bir Orhan Kemal, bir Ahmet Ümit değildi tabi. Kendi
çapında bir yazardı.
Buralar
eve çok tıkılıp kalmıştı. Bu da hikaye yazmak için konu sıkıntısı çekmesine
neden oluyordu.
En
iyisi dışarı çıkmaktı. Hava da güzeldi zaten. Dışarı bakınca insanın içi
aydınlanıyordu ve içine bir sevinç doluyordu.
Evden
çıktı. Öylesine yürümeye başladı. Şuraya gideyim diye çıkmamıştı evden.
Ayakları nereye götürürse oraya gidecekti.
Birden
çocuk sesleri duymaya başlamıştı. Parktan geliyordu sesler. Çocuk seslerini
duymaktan hoşlanırdı. En iyisi parka gitmek dedi.
Çocuklar
deli gibi oyun oynuyorlardı.
Banklarda
anneleri oturmuş, bir yandan laflıyorlar, bir yandan da çocukları kontrol
ediyorlardı.
O
da boş bulduğu bir banka oturdu. Çocukları izlemeye başladı. Hava mis gibiydi.
Havayı içine çekti. Yaşamak güzel şey be dedi.
Sabah
doğru dürüst bir şey de yememişti. Birden acıktığını hissetti. Güzel bir
menemen iyi giderdi. Kalktı. Rota: Menemenciydi.
Yediği
menemenin, soğanlı mı yoksa soğansız mı olduğuna bugüne kadar hiç dikkat
etmemişti.
Böyle
lezzetli tartışmaları da nereden bulurlardı.
Kahvaltıcıya
gitti. Boş olan masaya oturdu. Gelen garsona menemen siparişi verdi. Tabi
yanında da çay.
Yemeğin
ortasına doğru aklına geldi. Baktı. Yediği menemen soğanlıydı.
Demek
ki soğanlı seviyordu. Soğanı, normalde de severdi zaten.
İyi
ki çıkmıştı. Hem güzelce karnını doyurmuştu. Hem de hikaye yazmak için birkaç
konu bulmuştu.
Hem
yazar dediğin toplumla iç içe olmalıydı değil mi?
Yemekten
sonra keyif çayını içti. Öğlene geliyordu vakit. Alacağını almıştı.
Şimdi
eve gidip, dergi için hikaye yazma vaktiydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder