Oğuz Atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oğuz Atay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tutunamayanlar'ı çok seven bir kitap arkadaşı buldum...

Yeni bir kitap arkadaşı buldum kendime. Hemen birbirimize sevdiğimiz yazarları ve kitapları sorduk. Hatta arkadaşım, evdeki küçük kitaplığının fotoğrafını attı bana. Raflardan birinde Oğuz Atay’ın yazdığı Tutunamayanlar kitabını gördüm. “O, geri dönüp dönüp okuduğum bir kitap. Herkes sıkılır, sevmez ama ben çok seviyorum” dedi. İşte o sıkılıp, sevmeyenlerden biri de benim dedim. Daha önce de yazmıştım bunu. İki defa başlayıp, ikisinde de yarıda bırakmıştım Tutunamayanlar’ı. “Bence artık bitirirsin” dedi arkadaşım. Emin değilim ama tekrar okumayı denemek istiyorum. Bu arada yazar Hakan Günday, Tutunamayanlar için, “Anlamaya çalışmayın. Her şeyi anlamaya çalışmak da hastalıktır. Sadece duyguyu hissedin” diyor. Eğer tekrar okursam bu da kulağıma küpe olsun.

Kare Kare Oğuz Atay...

Kare Kare adında bir YouTube kanalı var. Ben de yeni denk geldim. Oğuz Atay’ın hayatını anlatan bir video yapmışlar. Onu izledim. Çok güzel anlatmışlar. Öneririm. İnstagram’da bir çok kitap önerisine denk geliyorum. Çoğunluk aynı kitaplar etrafında dönüp duruyor. Pek yeni yazarlara denk gelmiyorum. Netflix’te, Kimler Geldi Kimler Geçti adında bir dizi var. Serenay Sarıkaya başrolde. Birkaç gündür sosyal medyada gündem. X’te bir tane yoruma denk geldim. Zaman kaybı olarak değerlendirmiş diziyi. Ruhi Çenet’in bilmem kaç defa kanalı çalındı, kaç defa geri aldı. En son geri almış ve yeni videosunu yayınlamış. Dünyanın en ilkel kabilesi olan “Hadza” kabilesinin içine girip video çekmiş. 38 dakika. Baya da uzun. Daha izleyemedim. Meraklısına duyurulur.

12 Ekim: Oğuz Atay'ın doğum, Cahit Sıtkı'nın ölüm günü...

     Bugün, 12 Ekim. Oğuz Atay’ın doğum günüymüş. 1934 yılında doğmuş. Yine aynı zamanda bugün, benim çok sevdiğim şairlerden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın öldüğü günmüş. 1956 yılında göçmüş bu dünyadan.

ŞAH MAT DİYE MARKET İSMİ OLUR MU?

     Bizim burada, şah mat diye bir market açıldı. Bir insan niye marketinin adını şah mat koyar ki? “Satrançı çok seviyor herhalde” dedim. Peki sizin oralarda var mı enteresan market isimleri?

200 TL’NİN DOLAR KARŞISINDAKİ ERİMESİ…

     2009 yılında 200 TL, 131 dolarmış. Şu an ise 200 TL, 22 dolar. Paramız nasıl da erimiş.

TİKTOK FAKÜLTESİ Mİ?

          Dünyanın ilk TikTok fakültesi Ukrayna’da açılmış.  Bu haberi İnstagram’da gördüm. Ne kadar doğru bilemiyorum. Ama çok ilginç bir durum olduğu gerçek. Açılsa da şaşırmam doğrusu.

Oğuz Atay'a hayran olan ünlü yazar...

 

Oğuz Atay
foto kaynak: milliyet.com.tr

     Oğuz Atay’a hayran olan ve şu anda hepimizin tanıdığı ünlü yazar Orhan Pamuk’tur. Buna şaşırdım bak. Çünkü Orhan Pamuk’un pek burnundan kıl aldırmaz hali var gibi.

Oğuz Atay, insanları neden sevmiyor?

     Oğuz Atay, biz okurlarına mektup yazmış. Bu mektubu okudum. Bugün, yazdığı bu mektubunda, bize nelerden bahsetmiş, onun üzerinde duracağız. Kendisinin yazdığı ilk mektup değil bu. Bunu mektubun girişinden anlıyoruz. Açıklıkla nerede kaldığını unuttuğunu söylüyor. Kalkıp nerede kaldığına bakmak istemiyor, daha önceki yazdıklarından. Çünkü korkuyor. Nerede kalmış olduğuna bakarsa, bize şu anda yazdığı mektubu yazamama korkusu kaplamış içini. Bu nedenle kaldığı yerden değil, o andan başlamış yazmaya.
                                                    FIKRA ANLATIŞI BEĞENİLMEZ
     Mektubun devamında arkadaşlarından bahsediyor. Onlara fıkra anlatışından. Arkadaşları pek beğenmiyormuş fıkra anlatım tarzını. Ama buna rağmen yine de gülerlermiş. Biz okurlarına da sesleniyor. "Bir gün size de kahve içmeye gelirsem, anlatırım" diyor. "Kahve içeriz" dediğine bakmayın siz. Asıl amacının kahve içmek olmadığını, asıl amacının uzun uzun konuşmak olduğunu söylüyor. Oda her dertli insan gibi, dertlerini anlatmak istiyor.

Oğuz Atay, Oğuz Atay mektupları, okuduklarım

                                                             ODA YALNIZ BİRİSİ
     Oğuz Atay, bu sözlerinin ardından asıl konuya geliyor. Asıl konu: Yalnızlık. "Yalnızım" diyor. Dertlerini anlatacağı, yalnızlığını gidereceği arkadaşları vardır. Ama sözde. Bu sözde arkadaşlarından dert yanar. Arkadaşlarının evde oturup, onun dertlerini dinlemediğinden dem vuruyor. Arkadaşları evde oturmaktan yana değillermiş hiç. İlla dışarı çıkmak isterlermiş. Gidilecek yer neresidir peki?
                                                           SEVMEZ MEYHANEYİ
     Meyhane. Ama hoşlanmaz meyhaneden. Kendine göre haklı sebepleri de vardır meyhaneden hoşlanmamasının. Meyhane havası iyi gelmiyor kendisine. Dumanı bir yandan, havasızlığı bir yandan rahatsız eder. Buna da bir de zayıflığını ekleyin. Bu gibi ortamları kaldıracak bir bünyesi yoktur.
                                                     AĞIR DERECEDE MİYOPTUR
     Mektubunda boyu ve kilosuna da yer verir, zayıflığından bahsederken. Bir yetmiş boyundaymış. Kilosu ise, elli ikidir. Bu zayıf bünyesinden dolayı bir yerde düşüp kalmaktan korkar. Dışarıda, meyhanede böyle bir durum yaşamamak için, evinde olmak ister, kendini hemen yatağa atmak için. Gözlerinin sorunundan da bahseder. Kendisi miyoptur. Hem de sekiz derece. Bu öyle bir görme bozukluğu ki. Eğer dışarıda gözlüğü kırılsa, evine bile kendisinin gidemeyeceğini söylüyor.
                                          EVİ, DIŞARI ÇIKMAYA TERCİH EDİYOR
     Dışarı çıkmak ile evde olmak arasındaki durumu kıyaslıyor. Konservesini alıp koltuğa geçer kitabını okurmuş. Tabi bir arkadaşıyla sohbet etmek gibi olmuyor. Ama en azından başına bir şey gelmeyeceğinden emin olduğunu söylüyor. Başına bu dışarı çıkmalardan birinde gelen gelmiş. İşkembecide sızmış. Saatiyle, cüzdanını çalmışlar. Oğuz Atay, İnsanları bu yüzden pek sevemediğini söylüyor son olarak.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-fountain-pen-211291/

Oğuz Atay'dan babasına: "Hep geç kaldın baba"

     Bilmiyorum sizin dikkatinizi çekti mi? Yazarlar, babalarıyla pek anlaşamamışlar. Yıllar sonra da bunu, yazdıklarıyla dile getirmişler. Bu sadece bizim yazarlara ait bir durum da değil. Yabancı yazarlarda da böyle durumlara rastlıyoruz. O kadar ki, yazarlar ve babaları başlıklı bir kitaba konu olacak kadar bilgi var elimizde. Bizim yazarlardan birinin, babasıyla olan ilişkisini kendi cümleleriyle aktaracağım sizlere. Bu yazar, Poyraz Karayel dizisiyle beraber, gençler tarafından daha çok tanınmaya ve okunmaya başlanılan Oğuz Atay. Babasının ölümünden sonra ona uzunca bir mektup kaleme almış. Ben sizin için seçtiğim bölümlerini paylaşacağım. “Bir yazar babasını nasıl anlatır acaba?” diyerek, ilgiyle okudum mektubu.
Oğuz Atay

                                                BABASI ONA NASIL DAVRANIRMIŞ
     Bu uzun mektubunda Oğuz Atay babasını her yönüyle anlatmış. Kendisine olan davranışlarını, babasının nasıl bir kişi olduğundan bahsetmiş. En önemlisi de babasıyla kendisini karşılaştırmış. Farklılıklarını ve benzerliklerini ele almış. Ben babasının ona karşı olan davranışlarını anlattığı bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle. “Aramızda hiçbir zaman, alışılmış baba-oğul ilişkisi olmadı. Ne ben, bütün meraklı çocuklar gibi durmadan her şeyi sana sordum; ne de sen oturup bazı şeyleri bana açıklamak gereğini duydun. Bu yüzden, bir çok olayın nedenini zamanında öğrenemediğim için, dünyanın bir çok yönünü hiç bilemedim. Bazı olayların nedenini de çok sonraları öğrenebildim. Mesela yemekten kalkınca herkesten önce ellerini yıkamak isterdin; banyoda, “Ben sigara içeceğim,” diyerek beni iterdin.
                                                     OKURKEN İÇİM BURKULDU
     Ben de senin gibi sigara içmeye başlayıncaya kadar, bu davranışın bana hep esrarlı göründü. Sonra karşılıklı sigara içmeye başladık. Sonra günün birinde karşısında, ‘bacak bacak üstüne atıp sigara içen’ oğlunu azarladın. Davranışlarında genellikle hep böyle geç kalırdın. Karımdan ayrılıp sana sığındığım zaman da, “Geceleri eve geç geliyorsun,” gibi, yıllarca önce söylenmiş olması gereken sözlerle beni tedirgin ederdin. Oysa babacığım ben evlenmiştim, ayrılmıştım, çocuğum bile vardı; yani bir bakıma senin durumundaydım. Sen de yıllarca önce bazı işlerini bahane ederek büyük şehire gidip bizi günlerce yalnız bırakmaz mıydın? Ben de işte öyle olmuştum babacığım: ‘İstediğim gibi yaşamak’ diyebileceğimiz bir işim çıktığı için evden, kendi evimden ayrılmıştım.”
     Benim okurken zaman zaman içim acıdı. Bir insan, bir baba çocuğuna nasıl böyle davranabilir. Özellikle çocuğunu banyoda ittiği anlar. Ya bir çocuk bu dünyada en çok anne ve babasına güvenir. En güvendiğin kişi baban, seni böyle iter kakarsa, o çocuğun psikolojisi ne olur sorarım size. Eminim bu konuda sizin de söyleyecekleriniz vardır.

Foto kaynak:Pixabay.com


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com