iftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kişisel Blog Yazıları #121: İftar Sonrası Düşünceler: Tatlı, TV ve Kendi Yolunu Bulmak

Evet, bugün Ramazan ayının dördüncü günü. Dördüncü iftarımız da yaptık. Bazen iftarda fazla kaçırıyorum. Buna dikkat etmem lazım. İftardan sonra çay ve tatlı da güzel gidiyor şimdi.

Star’da, Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin yeni bölümü vardı. Biraz onu izledik. Ortalama komiklikte skeçlerdi işte.

Düş Kesiği kitabına devam ettim. İftara bir saat falan vardı. Birkaç sayfa okudum. Uyku bastı. İftara kadar vurdum kafayı yattım.

YouTube’da, 9-5’ten nasıl çıkılır? Hem de istifa etmeden başlıklı bir video izledim. İlgi alanınıza göre paylaşımlar yapın diyor sosyal medyada. Tam olarak ilgi alanınızı belirledikten sonra o konuda insanlara yardımcı olmaya başlayın, kendinize bir ağ kurun ve sonra da bir ürün ortaya koyun diyor. Evet, mantıklı da. İlgi alanından bir ürün ortaya çıkartabilir misin, o sorun.

İftardan sonra soğuk baklava çok iyi gitti. Sütlü ve çok hafif olması da harika ya. Ağır tatlı hemen kendini belli ediyor ve insanı rahatsız ediyor. Ama bu tip hafif tatlılar hem zevkle yeniyor hem de ağırlık yapmıyor insanda.

Gün içerisinde işte yorulmuş oluyorsun. İftardan sonra da insana bir ağırlık çöküyor. Saat 22.00 gibi yatağa atmak istiyorum kendimi. Ne dizi izleme, ne kitap okuma, ne de gelişim falan. İnsanın gözü hiçbir şey görmüyor yorgunluktan başka.

Kişisel blog yazıları serisi Ramazan ayında da devam ediyor. Tabi akşam yorgunluktan uyuyup, kalmazsam.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #120: Küçük mutluluk

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #122: Cumartesi akşamı, maç, diziler ve finansal özgürlük düşüncesi...

Haftanın ilk günü, yumurtalı pide ile yapılan iftar ve bir kaç not daha...

Sabahleyin zor bir şekilde kalktım. Sahura da zor kalkmıştım gerçi.

Zor bir şekilde uyanmaya çalıştım. İş o kadar da yoğundu ki.

Uykusuzluk bir yandan, haftanın ilk günü olması bir yandan iyice sinirlerimi bozdu.

HAFTANIN BİTEN İLK GÜNÜ…

Öğleden sonra neyse ki moralim yavaş yavaş düzelmeye başladı.

İftar saati yakınlaştıkça acıkmaya başladım.

İş bittiğinde, haftanın ilk gününü bitirmenin huzuru vardı. İftar saatine kadar YouTube’da video izledim.

TARTIŞMA…

Cüneyt Özdemir kanalında Allah üzerine yapılmış olan bir tartışmaya denk geldim.

Sinan Canan ve Diamond Tema tartışıyorlardı.

Biraz izledim. Hiç beklediğim gibi değildi. 15-20 dakika falan izlemişimdir.

YUMURTALI PİDE DEĞİL, SADE…

Sonra iftarımızı açtık. Yumurtalı pide almış kardeşim.

Pek beğenmedim.

Sade pide daha bir güzel geldi bana.

FOX HABER’İN SEVDİĞİM UYGULAMASI…

Fox haberlerini izliyorduk. İstanbul’un iftar saati yaklaşınca İstanbul camilerinden birine canlı yayınla bir muhabirlerine bağlanıyorlar.

Muhabir o caminin yapılış hikayesini anlatıyor ezana kadar.

Sonra da ezanı dinliyoruz. Fox’un bu uygulamasını sevdim bak.

NİHAT HOCA  VE GENÇLER…

Sonra Atv’de, Nihat Hatipoğlu’na geçtik. Lise öğrencileri konuktu yine.

Hocaya olan sorularını dinledik. Hocanın gençler ile olan muhabbetini seviyorum.

Kırmadan dökmeden anlatmaya çalışıyor onlara.

ÖMER DİZİSİNİ İZLEMİYORUM…

İftardan sonra çay tabi.

Vazgeçilmez.

Show TV’de, Güldür Güldür’ü izledik. Bir skeç. Sonra Star’da Ömer dizisine geçtik.

İlk başlarda seviyordum ama şimdilerde sevmiyorum Ömer dizisini.

Aynı anda, iki kadınla gönül ilişkisi yaşamaya çalışıyor.

Kardeşim seç birini ve onunla devam et değil mi?

OKUMAYA BAŞLADIM…

Felatun Bey ile Rakım Efendi kitabına başladım. Okumak istediğim klasiklerdendi. Şimdilik iyi gidiyor gibi.

İÇİMDEKİ ESNAF BU SEFER OLMAMIŞ…

Çok Güzel Hareketler’in İçimdeki Esnaf adında bir skeci vardır.

Seri halinde devam eden.

Şimdiki bölümünde esnaf kahvehanesinde olursa nasıl olur demişler. Büyük beklentiyle oturdum başına ama hayal kırıklığıydı.

TEMA DEĞİŞTİRMECE…

Blogda yeni bir tema belirliyorum. Bir süre o temayı kullanıyorum.

Sonra ya temanın bazı yerleriyle oynuyorum ya da tamamen temayı değiştiriyorum.

Temanın sana ne zararı var? Dursun öyle işte değil mi? Bu huyumu sevmiyorum işte.

İftar, çay, izlenmeyen dizi, kendime verdiğim geri bildirim ve bir takım şeyler daha...

Her cuma olduğu gibi bugüne de sevinçle başlanıldı. Çünkü hafta sonuna giriliyordu. Hafta sonu da tatil demekti.

Günün ilerleyen saatlerinde acıkıldı. Halbuki sahurda haşlanmış yumurta yenilmişti. Bunun öz güveni ile güne başlanmıştı. Ama güvendiğimiz dağlara karlar yağdı.

İftar da biraz da kendini kaybederek yemek yenildi. Şükür doyuldu. Güzel güzel tavşan kanı çay da içildi. İftar sonrası çay içmek gibisi de yok sözü bir kere daha test edildi ve onaylandı.

Sonunda, en sonunda İbrahim Efendi Konağı kitabı bitirildi. Belki de bir ay olmuştur başladığım. Bir daha bir kitabı bu kadar uzun sürelerde bitirmemem gerektiği konusunda kendime geri bildirim verdim.

Bu akşam televizyonda bir şey yoktu. Bizimkiler, Show TV’de Kızılcık Şerbeti dizisini izliyorlardı. Benlik bir dizi değildi. O yüzden bu akşam televizyonla haşır neşir olunmadı.

Twitter’da dolaşıldı. Siyasetteki olan kavgadan, futbolda olan kavgadan bir güzel bıkıldı. İtinayla iç karartıldı. Kendime ne garezim var ki bu Twitter’ı kullanıyorum diye kendime sordum.

“Atar gider yapma hemen. Sonra pişman olabilirsin söylediklerinden” diye kendi kendime nasihatta bulunuldu. Bazen kendime hakim olamıyorum. Hemen çıkışıyorum.

Çok Güzel Hareketler’de, “Yitirme Tezi” adındaki skeç izlenildi ve beğenilen videolar arasına eklendi. Sizlere de izlemeniz önerildi. Bu tip komik videolara denk geldiğimde özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum. “Hangisi izlesem?” telaşı oluyor insanda. Bu tip öneriler de ilaç gibi geliyor.

İnstagram’da denk geldiğim öz güven testi yapıldı. Orta derece olarak sonuç çıktı. “Gün gelip yüksek öz güvenli çıkacağım testler de olacak” diye kendi kendime teselli verildi.

Ara ara dinlediğim şarkılardan olan Melike Şahin’in, Nasır adlı şarkısı bugün de dinlenildi. Şarkıyı dinlerken yine 90’lara bi gidildi.

ChatGPT yapay zeka ile biraz vakit geçirildi. Ona bir takım sorular sorulup, bir takım cevaplar alındı.

Bazı kişisel gelişim videolarını gördükçe, İnstagram ve Twitter’da kişisel gelişimle ilgili paylaşılan sözlere denk geldikçe, “İnsan her zaman mutlu olamaz. İnsan her an mutlu olamaz. İnsanın bu doğasına ters” diye bağırasım geliyor.

Kardeşimin arkadaşı, İnstagram’dan bungalov evlerinden kiralayım derken dolandırılmış. Aman dikkat edin millet.

 

 

 

 

Ramazan ayının son gününden bir blog yazısı...


     Ramazanın son gününden bir blog yazısı ile sizlerleyim. Ramazan’ın bitmesine saatler kaldı. Bir başka deyişle son iftara da saatler kaldı diyebiliriz. Saat 15:09 geçiyor. İftar saat 20:21’de. 

     Bu sene karantina nedeniyle evde geçen bir Ramazan oldu. Akşam 17:00’den sonra açlık zorladı beni. Eğer işte olsaydım sanki tutamazmışım gibi hissettim. Öyle ya da böyle bir Ramazan’ın daha sonuna geldik. Gelecek sene virüssüz bir Ramazan ayına erişebilmek umuduyla.

Cüneyt Özdemir Hoca, iftarda sorularınızı yanıtlıyor...

Cüneyt Özdemir Youtube
foto kaynak: posta.com.tr

     Cüneyt Özdemir, Ramazan nedeniyle her akşam Youtube’dan yaptığı canlı yayının 1 saat ilerisine alınmasını isteyen takipçilerine, “Sorularınıza ben cevap veririm kardeşim işte. İftarda Cüneyt hoca sizlerle. Ama verdiğim cevaplar doğru olur mu bilmem ama” dedi. Bunu dedikten sonra da o çok beğenilen kahkahasını attı. Bu karantina günlerinde, evde sıkıldığımız günlerde biraz olsun gülümsememize yardımcı olur diye düşündüm.

İftar sonrası dondurma yedik...


     Her arife akşamı olduğu gibi bu akşam da perdeleri taktım. Millet olarak bizim ata sporumuz konumuna geldi bu perde takma işi. Bu akşam son iftarımızı da yaptık. İçimde bir hüzün olmadı desem yalan olur. Hoşça kal Ramazan. Gelecek yıl belki buluşuruz belki buluşamayız. İftardan sonra kardeşim Pınar’la dondurma almaya gittik. İftar sonrası yürüyüş iyi geldi. Dışarısı serin diye çıktık. Dışarısı da sıcaktı. İstediğim esintiyi bulamadın sokakta. 

dondurma yemek

     Böyle sıcaklar çoğalınca deprem olmasa bari düşüncesi geçer aklımızdan. Ki dün akşam saatlerinde 4,7 şiddetinde sallandık. Bayadır bu kadar şiddetli olmamıştı. Babam deprem zamanı, “Toprağın yürüdüğüne gözlerimle şahit oldum” dedi. Hep böyle artçı depremlerden sonra hep o büyük depremlere dair anılar depreşir ve birbirimize anlatırız. Saat 00:05 geçiyor. Ramazan bayramı namazı Düzce için saat 06:00’da. Şimdi yatma zamanı.


Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/prxqRszbzkY

Ramazan ne zaman başlıyor?..(2019)


     Ramazan ne zaman başlıyor millet bilen var mı? 2019 yani bu yıl için 6 Mayıs pazartesi günü başlayacakmış. Hey gidi günler hey. Ne çabuk da geçiyor. İşte bir ramazan daha geliyor. Eğer yaşarsak haftanın ilk günü ramazana başlayacağız. Ramazan, sevinç demek. Ramazan, güzellik demek. Yine nasip olursa sofra başında ezanın okunmasını bekleyeceğiz iftarda. 

Ramazan ne zaman başlıyor

     Sahurlarda gözlerimiz kapalı bir şeyler yemeğe çalışacağız. Ve pide. Ramazanın ayrı bir güzelliği olan nimet. Hele sıcak sıcak yemesi ayrı güzel. Bundan önceki ramazanlardan birinde, daha ilk gün pide kuyruğunda okunmuştu ezan. Ama sonunda almıştım pidelerimi. Zafer geç de olsa benimdi. Tabi daha sonra erkenden gidip almıştım. Güzel günler geliyor be nasip olursa güzel günler.

Foto kaynak: https://unsplash.com/photos/c6aAJm31sw8

Ramazan ayı güzellikleri...

    Şükürler olsun ki, yine ramazan ayina eristik. Yine bu mutluluğu, yine bu güzelliği doyasiya tadiyoruz, yasiyoruz. Ramazan ayi deyince benim aklima, mutluluk geliyor. Ve yüzümde bir gülümseme beliriyor. Ramazana bi kac gün kala heyecanlandim. "Ramazan geliyor" diye sevindim. Icten ice bayram yaptim. Bana göre ramazan ayi,  guzellikler ayi. Bu guzellikler ayina erisme mutluluğu sarmisti beni.
      Ramazan deyince aklima ne geliyor? Bu güzellikleri paylasayim sizinle.
      1) Pide: ramazan ayi ile ozdeslesmis bir seydir pide. Ramazan ekmeği diyebiliriz herhalde pideye. Hele de sicak sicak yemek yok mu. Keyfine doyulmaz. Mis gibi kokar. Bir de pide kuyrugu vardir. O kuyrukta beklemek bile guzeldir. Çünkü o kuyruk, ramazana özeldir. Twitter adresimde de paylastim. Benim icin ramazan esittir pidedir.
       2) Iftar: sofranin başında okunacak ezani beklemek gibisi var mi ya. Sofra kurulur. Her sey hazirdir. Ma aile sofraya oturulur. Ezan beklenilmeye baslanir. O arada sohbet yapılır. Iste mutluluk sofrasi bunun adi. Ve sonra ezan okunur. Bir çatal, kasik sesi sarar ortalığı. Keyifle oruclar acilir.
       Bir de koydeki, mahalledeki komsular ya da akrabalar iftar verirler. Onlara gidersin. Sofralar kurulur. Tüm sulale ya da tüm mahalle acar oruclarini. Iste ramazan ayinin bir güzelliği daha.
       Bir de arkadaslarla yapılan iftarlar vardir. Çok sevdigin arkadaslarinla, abilerinle, kardeslerinle. Onun da tadı bi baskadir. Hatirlanacak güzel anlara eklenecek iftarlardir bunlar da.
       3) Ve sahur: ramazan ayinin her seyi farkli güzel. Iftari başka, sahuru başka. Hepsinin ayri bir güzelliği var. Sahurda tuzlu yememeye dikkat ederim. Bol çay icerim. Ve ezanin okunmasina bi kac dakika kala da bol bol su. O kadar ki, karnimdan glop glop diye su sesi gelir.
       Sahurda ise sorun, caninin pek bir şey istememesidir. Ama yemek de zorundasindir. Yoksa yarin zorlanacagini bilirsin. Büyük bir ikilem yani. Ama güzel bir ikilem. Insan keşke hep böyle güzel ikilemler arasında kalsa.
       Sahurun ve ramazan ayinin vazgecilmez bir unsuru da, Nihat Hatipoğlu'dur. Star'da başladığı günden beri takip ederiz ailecek. Anlatimi harikadir. Sadece anlatimi değil tabi. Bir de insanlara yaklasimi var ki. Hemen sizi sarip sarmaliyor. Cocuklarla o güzel muhabbeti de,  ona olan sevgiyi de, daha da katliyor.
       4) Çay: ramazan ayinin başka bir vazgecilmezi de caydir. Hele ki iftar sonrasi. Ne güzel gider. Gün boyunca caya olan ozlemini giderirsin her yudumda. Her yudumu ayri bir zevkle icersin, keyifle.
       Bana göre ramazan ayinin ifade ettikleri bunlar. Ekleme yapmak isterseniz. Büyük bir mutlulukla kabulumdur. Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.
        Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com