Kayıtlar

Haziran, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Doğu Türkistan, Japonya ve Taksim...

      Twitter, 2-3 günden beri, Doğu Türkistan paylasimlarindan geçilmiyor. O paylasimlarda, zalim Çin kinanmakla kalmıyor. Ayrıca Çin'i protesto eden Japonya, ve hafta sonu Taksim' de yapılan yürüyüşte, o paylasimda kendine yer buluyor.        Japonya'ya ovgulerin ardi arkasi kesilmiyor. (Hak ettikleri bir övgü, o ayrı) Bizimde Japonya gibi, Çin'i protesto etmemiz gerekirken, nasil yürüyüşler yaptigimizdan dem vuruluyor. Haklılar mi? Haklilar.        Ama, isin bir de ama tarafı var. O yürüyüşe katilanlara böyle bir bilinç asilanmis mi? Bir olmak. Beraber olmak. Böyle bir bilinç ile mi bu yaşa gelmisler? Onları bırak. Hangimiz böyle bir bilinç ile buyutulduk ki? Okullarda böyle eğitim mi aldik? Tarihte, Türk milleti olarak neredeyiz? Dünyanın başka neresinde Türkler var? Soydas ne demek? Hepimiz bu ülkeye hizmet etmek, bir yerlere getirmek ulkusuyle mi büyüdük?         Iste ove ove bitiremedigimiz o Japonlar öyle buyutuluyor. Her Japon, Hirosima ve Nagazaki'ye at

TEOG ve hatali soru...

     Yine bir sınav. Yine bir hatali soru. Bu hatali soru da, TEOG'dan. Bu sefer ki bir ingilizce sorusu. Bu soru mahkemeye tasindi. Ve mahkeme devam ettiği için, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), sınav sonuclarini aciklayamadi. Boylelikle yeni krizin adi, TEOG oldu.       Bilirkişi heyeti, ingilizce 10'uncu soruyu inceledi. Ve soruyu iptal etme kararı aldı. MEB, 10'uncu soruyu tüm öğrencilerin bildiklerini varsayacaklarini, puanlarin buna göre hesaplanip, sonuçların pazartesi günü aciklayacagini duyurdu.       Benim yıllardır aklım almıyor. Her sinavda nasıl oluyor da, hatalı soru çıkıyor. Hadi diyelim bir kere oldu. "Insanlik hali, oldu" diyelim. Ama bir sonraki sene, sorular hazırlanırken,  daha bir dikkat edilmez mi? "Geçen sene hatalı soru cikardik. Bu sene daha dikkatli olalim. Hatalı soru cikarmayalim" denilmez mi? Demek ki denilmiyor.       Maalesef, bu duruma alistik artık. Sağ olsunlar, alistirdilar. Bu gidişle, gelecek senelerde de hatalı sor

Ceza ve teyze, Didi soğuk çayı uçurdu...

     Şu ana kadar, ramazan ayinin en iyi reklamini, didi soğuk çay yapti.      Her yil ramazan ayi ile beraber, firmalar arasinda da bir reklam savaşı başlar. En iyi ramazan reklamı yapma yarışı. Firmalar ne kadar iyi reklam yaparlarsa, ürünleri o kadar çok satar.       Tabi burda, sadece reklam yapmak yetmiyor. Sempatik, ilgi çekici, mizahi reklamlar yapmak da önemli. Bunlara ne kadar çok dikkat ederseniz, o kadar iyi geri dönüş aliyorsunuz.        Tüm bunları göz önüne aldigimizda. En iyi reklamı, Ceza ve teyzeli, didi soğuk çay yapmış görünüyor. Ilk olarak, Ceza ve teyze reklamları, ramazandan önce denendi. Ve aşırı ilgi gördü. Kim bu ikiliyi yan yana getirmeyi planlamissa, tebrik etmek gerekir. Toplum tarafından büyük bir kabul gördü. Ve didi marka olarak, zaten sempatik olan imajini, maksimuma cikardi.         Benim şahit olduğum bir olay: marketteyim. Yanimdan bir çift geçiyor. Beyefendi eşine, Ceza'nin didi reklam sarkisini söyleyerek, "didi alalim mi?" diyor.

Kararsız bir kişilik benimkisi...

      Ben kararsız bir kişiliğe sahibim. Bu huyumu hic sevmiyorum. (Kisilik ile huy, sanirim ayni kapiya cikiyor. O yüzden, ikisini de kullanmakta bi mahzur gormedim.) Hayatta cok zorluk cikariyor bana. Bir karar alacam ya. Başlıyorum kara kara düşünmeye. Abartisiz, yarim saat düşündüğüm olmuştur. Verilecek karar, hayati bir karar ise, süre bir iki güne kadar da çıkabiliyor. Bu huyumu yenmeye çalışıyorum. Ama su ana kadar, pek basarili oldugumu soyleyemem.        Hani meşhur bir söz var ya, "En kötü karar bile, kararsız kalmaktan iyidir" diye. Bu sözü düşünüp, "Yanlis da olsa karar alayim" diyorum. Yine yapamiyorum. Simdi hepten kendime haksızlık etmeyeyim. Bazen hemen karar alıyorum. Laf olarak hemen dedigime bakmayin. Fiiliyatta ta hemen karar alıyorum. Önüme bir karar geldi mesela. Hemen iyi-kötü yanlarini düşünüyorum. "Ha, evet iyi" deyip ya ,"Evet" diyorum. Ya da, "Yok, iyi değil ya" deyip, "Hayir" diyorum. Isik hızıyla

Uykusuzluk pesimi biraksan...

     Ramazan ayi baslamadan önce gece iki üç gibi yatiyordum. O zaman fazla koymuyordu uykusuzluk. Ama ramazan başladıktan sonra sahurdan sonra dört bes gibi yatmaya başladım. Bir iki gün bi sey hissetmedim ama simdilerde gündüzleri hayalet gibiyim. Yatıyorum. Fazla uyuyamiyorum.       "Bari sahura kadar uyuyayim" diyorum. O da olmuyor. Uyuyamiyorum. Iyice yorgun düştüm. Bana bir çözüm lazim. Bu böyle gitmez. Uykusuzluk sardi dört bir yanimi anlayacaginiz. Geçen senede böyle bir durum yasamistim diye hatırlıyorum. Ama nasil cozmustum orasi muamma. Orasi da silinmis bu güzel beynimden.        Bu uykusuzluk durumuna daha fazla direnebilecegimi zannetmiyorum. Bi yerde vücut bırakacak kendini uykunun kollarina. Inanin kac gündür söyle deliksiz bir uykuya hasretim. Bak yine saat on iki oldu. Bu saatte de Burada Laf Cok var. Onu izlemeden de yapamıyorum. Yani bir kisir dongunun icindeyim. Bakalim ne yapacagim? Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.         Blog linki : yasamd

Ramazan ayı güzellikleri...

    Şükürler olsun ki, yine ramazan ayina eristik. Yine bu mutluluğu, yine bu güzelliği doyasiya tadiyoruz, yasiyoruz. Ramazan ayi deyince benim aklima, mutluluk geliyor. Ve yüzümde bir gülümseme beliriyor. Ramazana bi kac gün kala heyecanlandim. "Ramazan geliyor" diye sevindim. Icten ice bayram yaptim. Bana göre ramazan ayi,  guzellikler ayi. Bu guzellikler ayina erisme mutluluğu sarmisti beni.       Ramazan deyince aklima ne geliyor? Bu güzellikleri paylasayim sizinle.       1) Pide: ramazan ayi ile ozdeslesmis bir seydir pide. Ramazan ekmeği diyebiliriz herhalde pideye. Hele de sicak sicak yemek yok mu. Keyfine doyulmaz. Mis gibi kokar. Bir de pide kuyrugu vardir. O kuyrukta beklemek bile guzeldir. Çünkü o kuyruk, ramazana özeldir. Twitter adresimde de paylastim. Benim icin ramazan esittir pidedir.        2) Iftar: sofranin başında okunacak ezani beklemek gibisi var mi ya. Sofra kurulur. Her sey hazirdir. Ma aile sofraya oturulur. Ezan beklenilmeye baslanir. O arada soh

Babalar Günü ve babam...

     Bugun, babalar gunu. Öncelikle,  ben bu tür günlere karsi değilim. Çoğu zaman duyarız, bu günler icin, "Kapitalizmin oyunlari, para tuzağı" falan denir. Ne olursa olsun, benim kabulüm. Para tuzagi olsa bile. Kapitalizmin oyununa ortak olsak bile. Sonuçta haticeye değil, neticeye bakmak gerekir diye düşünüyorum.         Belki cok siradanlasan, bizi cok bayan bi söz ama. Durumu da en iyi aciklayan söz, bana göre. Hani, "Hayat koşusturmasi" diyoruz ya. Gerçekten kendimizi bi kaptirdik mi,  kendimizi unutuyoruz. Sanirsin ki hayat, calismaktan, kosusturmaktan ibaret. Değil, değil ama ne yaparsin. Illa gecineceksin, para kazanacaksin. Çoluk cocuk, yasam derken, hayat gecip gidiyor. Aslinda,  bu hayat tarzindan da sonunda, pek bir şey kalmiyor elimizde. Yasadiklarin iste. Hepsi o. Ne kadar güzel günler yasadiysan, hepsi o.         Iste böyle kendimizi kaybetmisken. Esine, sevgiline, annene, babana, istedigin zamani ayiramayabiliyorsun. Simdi durup dururken de, ki

2015 genel secimlerine damga vuran olaylar...

    2015 genel secimlerini de geride bıraktık. Secim sonuçları, sabah akşam televizyonlarda tartisilip duruluyor. Ben oralara girmeyecegim. Ben olayin farklı bir yanindayim. "2015 genel secimlerini nasıl hatirlayacagiz?" sorusunun cevabi ilgilendiriyor beni. Baslayalim o zaman.      1) 13 yıldır ilk defa sandıktan koalisyon çıktı.      2) 13 yildan beri ilk defa meclise dördüncü parti girdi.      3) Cumhurbaşkanı Erdoğan elinde Kuran ile miting yaptı.      4) Asgari ücret yarisinda 5.000 lira ile Haydar Baş ipi gogusledi.      5) Secimin sonlarina doğru, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Lideri Kılıçdaroğlu arasında altın klozet tartışması yaşandı.      6) Bir ara, "MHP ne zaman kuruldu?" tartışması ile yakın tarihimize yeniden bakma firsati bulduk.      7) Secimin ilk baslarinda kaynak tartismasi gündeme damga vurmuştu. CHP'nin, emekliye iki maaş ikramiye vaadi kaynak tartismasinin fitilini ateslemisti.      Bir dahaki yaziya kadar sağlıcakla kalin.