Yayınlar

Aralık, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acun Ilıcalı'dan başarılı olmanın yolu...

Resim
      Acun Ilıcalı ’nın bir videosuna denk geldim Youtube’da dolaşırken. Buket Aydın ’ın 40 programına katılmış. İzlediğim videoda Buket Aydın, “Gençler kısa yoldan para kazanmak istiyor. Siz bu konuda gençlere ne dersiniz?” diye soruyor. Acun’un cevabı ise müthiş. “Ben Show tv’de çalışırken bana bir teklif geldi. Kekeleyerek reddettim. Ama ben Show tv’de mutluydum.  foto kaynak: acunn.com      Ben parayı önemsemedim. Bana 10 lira teklif ettiler, Show tv’den 2 lira alıyordum. Mutluyum diye Show tv’de kaldım. Ama sonra 100 lira kazandım” dedi. Başarı hikayelerini okuduğunuzda da hep bu çıkıyor   insanın karşısına zaten. Para kazanacağım diye yola çıkmamak. İşinde mutluysan orada devam etmek. Sonradan zaten paranın kendi kendine geldiği.

Şu fayton yasağı işini bir türlü çözemediler...

Resim
     Şu fayton yasağı işini bi halledemediler. Seçim döneminde bunun üzerine çok konuşulmuştu. Bir ara elektrikli faytonlar gündeme gelmişti. Bu haberi duyduktan sonra, “Sonunda bu işi çözüyorlar” diye rahat bir nefes almıştım. Ama çözülmemiş. Adalar’da atlar itlaf edilmiş. Hayvanseverler, Ekrem İmamoğlu ’nu protesto etmişler belediye önünde. Bunca şeyler olurken Ekrem İmamoğlu niye bu konuda bir açıklama yapmıyor?  foto kaynak: unsplash.com      Seçim döneminde bu sorunu çözeceğine dair vaatlerde bulunmuş. Şimdiye kadar bu problemin çoktan çözmesini beklerdim kendisinden. Yıllardır sürüyor bu mevzu. Ama anlayamadığım bir nedenle hala çözülmüyor. Bir haber kanalının yerinde olsam taraflara gider röportaj yaparım. Son durumu şöyle güzel bir haber yaparak ortaya koyarım. Bakalım bu sorun daha ne kadar süre devam edecek?

Bloğumda neden Çince reklamlar çıkıyor?

Resim
     Bloğumda hep Çince reklamlar var. Neden Çince reklamlar çıkıyor bilen var mı? Çince bir siteye de girmedim. Benim Çince bir siteyle ne ilgim olabilir? Başka bir soru: Bu reklamları sadece ben mi görüyorum bloğumda, yoksa sizde benim bloğuma girdiğinizde bu reklamları görüyor musunuz? Ya da sizin bloglarınızda da bu reklamlar çıkıyor mu?  foto kaynak: unsplash.com      Sayfadaki birkaç reklam da değil. Tüm reklamlar böyle. Arkadaş ben Çin’de yazan bir Blogger değilim. O zaman benim reklamlarımı Çin’liler niye istila ediyor? Gerçi bu reklamlar Çince mi onu bilmiyorum ya. Bu reklamlardaki yazıların hangi alfabeye ait olduğunu bilecek bir dil bilgim yok sonuçta. Millet söz sizde. Dökülün bakalım.

Şok marketlerden para transferi de oluyor artık...

Resim
      Şok , kendini geliştirmeye devam ediyor. Daha önce marketlerinden faturaları ödeme dönemini başlatmıştı. Şimdi de para transferi dönemini başlatmış. Takdir ediyorum Şok’u. Bir şeyler yapmanın peşindeler. Bir şekilde kendilerine müşteri çekme gayretindeler. Bunların dışında daha fazla market açabilirler. A101, BİM gibi. Bu marketler gibi adım başı yerde olacaksın ki sunduğun bu hizmetlerden vatandaş yararlansın.  foto kaynak: pinterest.com      Şöyle demeli bir müşteri mesela, “Şurada Şok olacaktı. Oradan para transferini yaparım”. Eğer bunu dedirtebilirsin büyümeye başlamanın yolunu açmışsın demektir. Bu fatura olayından sonra hiç Şok’tan fatura yatıran oldu mu? Bu yeni başlayan para transferi uygulaması için ne düşünüyorsunuz? En azından ben böyle uygulamaları nedeniyle sempati duymaya başladım Şok ’a.

Biri çıkıp da şu bir saatlik diziyi yapsın artık...

Resim
     Bir yapımcı da çıkıp, “Neymiş bu dizilerde 50 dakika, yok 1 saat muhabbeti. Madem öyle ben parayı koyuyorum. Madem, böyle kısa sürede kaliteli iş çıkacak diyorsunuz. Alın yapın o zaman” demiyor. Bunca yıldır dizilerin uzunluğundan herkes şikayetçi. Ama kimse çıkıp da bir şey yapmıyor.  foto kaynak: unsplash.com      Biri çıkıp sonunda bir şey yapsın. Şöyle çok iddialı bir diziyi görelim bakalım bi bir saat. İzleyici olarak bunu bir biz deneyimleyelim. Oyuncular bir deneyimlesin. Yapımcı görsün. Tüm taraflar yıllardır konuşulan ama bir türlü icraata dökülemeyen olayı bir görelim. Zaten bize uymazsa bir daha da kimse çıkıp bunun lafını etmez. Bu muhabbet de böylece kapanmış olur.

Blog yazılarını kitaplaştırmak...

Resim
      Kişisel blog tutuyorum. Ama sanal dünyada. Elle tutulan bir tarafı yok. Hala ekranlardan kitap okumayı reddeden biri olarak bu durum da bana ters geliyor. İlla yazıları kağıtlarda okumam, onları hissetmem lazım. Arada bloğuma bakıyorum. Eski yazılarımı okuyorum. Bu okumalarımı bir kitaptan yaptığımı düşününce daha güzel olurdu gibime geliyor.  foto kaynak: unsplash.com       Blog yazılarımı kitaplaştırmaktan bahsediyorum. Pucca gibi benim yazılarım uzun uzun değil. Kısacık kısacık yazılar. Ama yine de kitaplaşmayı hak ettiklerini düşünüyorum. En azından sadece bir tanecik, benim için. Geçmişte neler yazdığımı okumak için. Sanki bir kitabı okur gibi. İstediğim zaman alırım kitabı elime, rastgele açıp okurum bir yazımı. Bu sadece şu anlık bir düşünce. Ama ilerde neden olmasın.

"Arada girip okuyorum bloğunu"

Resim
     Daha önce de yazmıştım. Hiç beklemediğim kişilerin bloğumu okumasından . İnsanların ağzından yazılarımı okuduklarını duydukça mutlu oluyorum. Şimdi daha önce yazmış olduğum bu yazılara bir yenisini daha ekliyorum. Bugün iş yerinde konuşma sırasında Nihan, “Cem beyin zamanı yetmiyormuş” dedi gülümseyerek. “Yoksa sen yazıyı mı okudun?” dedin. “Arada bakıyorum” dedi.  foto kaynak: unsplash.com      Bunu duyduğuma çok sevindim tabi. “Gerçekten öyle ama Nihan” dedim. Şu dönemde insanların zamanları çok kıymetli. Herkes insanların dikkatini kendi işlerine çekme gayretinde. Böyle bir ortamda, bir kişinin zamanını ayırıp sizin bloğunuza girmesi o yüzden çok değerli, çok kıymetli. Bu nedenle arkadaşlarımın bloğuma girip, yazılarımı okuduklarını söylediklerinde ayrı bir mutlu oluyorum. Bu mutluluk artarak devam etsin o zaman.

Kim kime hediye alacak?

Resim
     Yılbaşı çekilişi yaptık. Katılıp katılmama konusunda ilk başta tereddüt ettim. Önüme çekiliş için gelindiğindeyse tereddütümü bir kenara bırakıp birinin ismini çekmiştim bile. Kimin çıktığını söylemeyeceğim tabi ki. Bu yazıyı iş yerinden okuyan falan olur bir çuval inciri berbat etmeyelim şimdi. Şu anda merak edilen iki şey var.  foto kaynak: unsplash.com      Birincisi: Kim kime çıktı? İkincisi: Çıkan kişiye ne hediye alınacak? Bu iki soru hepimizde bir beyin fırtınası yaptırıyor. Meraklarına hakim olmayanlar ise kimi görse, “ Sana ben mi çıktım yoksa ?” sorularıyla milleti sıkıştırıyorlar. Ama şu ana kadar bir kaçak yok. Kimse kimseye bir şey söylemedi. Heyecan devam ediyor. Bu arada bana çıkan kişiye ne alacağım diye düşünüyorum bende.

Cansu Dere'yi Şahsiyet'teki Nevra karakteri ile sevdim...

Resim
     Normalde Cansu Dere ’yi pek sevmem. Ama Şahsiyet’teki oynadığı Nevra karakteri ile kendisine sempati duymaya başladım. Hala Şahsiyet ’i izlemediniz mi yoksa? Hiç zaman kaybetmeden izlemeye başlayın o zaman. Sadece 12 bölüm ve her bölüm ortalama bir saat. İş yerinden arkadaşım bir hafta sonu, dizinin hepsini bitirmiş. O kadar kısa yani. foto kaynak: haberturk.com      Bu arada o arkadaşım çok yabancı dizi izler. Ona güvenerek diziyi nasıl bulduğunu sordum. “Bizimkilerden böyle kaliteli bir iş beklemezdim” dedi. Oda Haluk Bilginer’in Emmy ödülünü almasından sonra diziyi izledi. Ne diyorduk? Evet, Nevra. Bugün, diziyi izleyen bir arkadaşım bir müşteri ismi gösterdi. Baktım Nevra yazıyor. “Sen Şahsiyet’i izledin mi?” dedi. “İzlemem mi” dedim. İsmi görünce, “Beni sadece Nevra anladı” diye o repliği yapıştırdım.

Hekimoğlu ilk bölüm değerlendirmem...

Resim
     Salı akşamları televizyonda izleyecek bir şeyimiz olmadığı için oturduk Hekimoğlu ’nun başına. Yabancı bir diziden uyarlama. Ben o yabancı diziye bakmamıştım. Hekimoğlu karakterini oynayan Timuçin Esen görüntü olarak tam oturmuş role. Ama davranışları bana biraz soğuk geldi. “Ben teşhisi koyarım hasta isterse tedaviyi kabul etmesin” sözü gibi mesela. Bunlar itici sözler.  foto kaynak: milliyet.com.tr      Kanıt olmadan hastaya tedavi uygulaması. “Duruma bakalım ne olacak?” demesi. Sanki hasta burada kobay gibi gösteriliyor. “O olmadı bunu deneyelim. Şu olmadı bunu deneyelim” mantığı. Bilmiyorum gerçek doktorlar dünyasında böyle bir uygulama var mı? Hoşuma giden şeylerden biri: Ekibine aldığı kişilerin hepsini kendi tabiriyle, “Donuna kadar araştırması”. Yanılabilirim ama bana göre tutmayacak gibi.

Sonradan lider olamazsın bence lider doğarsın...

Resim
  foto kaynak: unsplash.com      Bence lider olunmaz lider doğulur . Liderliğin sonradan öğrenilebilecek bir şey olmadığını düşünüyorum. Pek kim lider ruhlu olarak doğacak, kim doğmayacak? Peki niye o değil de bu? Vardır bunda da bir hikmet bizim bilmediğimiz.                

BİM'de kariyer yapmayı düşünmek...

Resim
      Kariyer planlaması olarak BİM’de çalışmak . Bir süre önce çağrı merkezinde benimle beraber çalışan bir arkadaşım BİM’e başvurmuş. Tahminen de ocak ayında da işe başlayacak. “Yükselme, müdür olma şansın var. Maaşları da iyi” dedi. Umarım kendisi için hayırlısı olur. Şunu belirteyim: Daha önce A101’de çalışan bir arkadaşım da maaşların çok iyi olduğundan bahsetmişti. foto kaynak: yeniakit.com.tr

Zaman bana yetmeyecekmiş gibi geliyor...

Resim
     Sanki zaman bana yetmeyecekmiş gibi geliyor. Yapılacak bir sürü işim var ama zaman bana yetmeyecek ve bunları yetiştiremeyecekmişim gibi hissediyorum. İşim derken de kastettiğim: Dizi izlemek, kitap okumak, bloğa yazı yazmak, diğer blogları okuyup onlara yorum yapmak. Sizde de böyle oluyor mu? foto kaynak: unsplash.com

Kitap deyince benim aklıma roman gelir...

Resim
      Kitap deyince benim aklıma hemen roman gelir, araştırma kitapları gelmez. Kişisel gelişim kitapları gelmez. Ben en başından beri kitap deyince romana kodlanmışım. Yeri gelmişken de söyleyeyim: Hikaye kitaplarını sevmiyorum galiba. Bir hikaye bitip başka bir hikayeye adapte olamıyorum. Bana roman olacak illa. Onun içinde günler geçireceğim. foto kaynak: unsplash.com

Hayatımda ilk defa sokak müzisyenlerine para attım...

Resim
     Düzce Krempark avmnin önünde üç çocuk oturmuş müzik yapıyor. İkisi çalıyor, birisi gelen geçenin para atması için şapkasını tutuyor. Güzel de çalıyor çocuklar. Aşağıdaki videoda çok az da olsa müziklerini duyabileceksiniz. Ve işte o çocukların o şapkasına ben de para attım. Hayatımda ilk defa. 

Sabaha kadar oturmak...

Resim
     Sevgili blog dostlarım. Düzce’den bildiriyorum. Bugün doktor kontrolü için hastaneye gittim. Kocaman hastane yapmışlar. Ama bu kocaman hastanenin polikliniklerinin olduğu koridor daracık. Millet sıkış tepiş sıra bekliyor. Koskocaman hastane yapıp, daracık doktor bekleme koridoru yapmak hangi akla hizmet ben anlamadım.      Otobüse bindim. İş yerine gidiyorum. Otobüse kalabalık genç bir grup bindi. Bizim iş yerinin hemen yanındaki yurda gidiyorlar. Bir an onların yüzlerine baktım. “ Biz bu gençlere ne veriyoruz ki ne bekliyoruz? ” dedim. foto kaynak: https://unsplash.com      Yarının tatil olduğunu biliyorum ya. Sabahlara kadar oturmak istiyorum. Bizimkiler uyuyor. Gecenin bir körü. Ortalıkta ses soluk yok. Mis gibi ortam işte.      Çalıştığınız iş yeriniz sgk primlerini yatırıyor mu diye ara ara kontrol ediyor musunuz? Ben kontrol etmiyorum. Yatırmasalar farkında olmayacağım. Ne zaman ki bulunduğum bir ortamda konusu geçiyor, “Bende bir bakayım ne durumdalar”

Yabancı bir diziye başladım ama ne olduğunu söylemem...

Resim
     Gece vardiyasının üç gününü geride bıraktım. Bugün dördüncü gün. Kaldı son bir gün.      Martin Eden kitabını okumaya başladım. 94’üncü sayfaya kadar geldim. Sıkıcı gidiyor.      Eskilerden yabancı bir diziye başladım. Her gün bir bölüm izlemeye çalışıyorum. İsmini yazmıyorum. Yanlışlıkla biri sonunu falan yazar. Sonra dünyam başıma yıkılır. foto kaynak: unsplash.com      Gün içerisinde öyle insanlarla karşılaşıyorum ki. Arka Sokaklar’da Mesut’un dediği gibi, “Sen nerenin manyağısın lan” demek istiyorum.            12 Aralık olmuş hala Düzce’ye kar gelmedi. Bu gidişle karsız kışlar çok yakın herhalde.      İş yerinde gece 23:30’dan sonra kafamı ayakta tutamıyorum. Acayip uykum geliyor. Daha önceki gece vardiyalarında böyle olmazdım. Anlamadım.

Bir mim yazısı daha bitti: Blogger mimi 2019...

Resim
Deli Kızın Bohçası beni mimlemiş. Mimin adı: Blogger mimi. Kendisine beni mimlediği için çok teşekkür eder ve onun mim yazısının linkini de buraya bırakırım. BLOG DÜNYASINA NASIL ADIM ATTIN? HADİ ANLAT BİZE. Lise arkadaşım Yaşar sayesinde. Blog diye bir dünyadan haberim yoktu. Yazma hevesim olduğunu görünce bana Blogger’dan bahsetti. Ve hemen o an bloğu açtık. O olmasa kim bilir ne zaman haberim olurdu. BLOĞUNU KISACA TANIT DESEK NELER SÖYLEMEK İSTERSİN? Bu bloğu açarken amacım hayatın içinden yazılar yazmaktı. O yüzden bloğumun adı Yaşamdan Yazılar. Ama daha çok güncel olaylar ve televizyon üzerine yoğunlaştım. Bunu bile isteye yapmadım. İçimden ne geldiyse onları yazdım. Ama artık daha çok yaşamın içinden şeyler yazmak istiyorum. Haşmet Babaoğlu’nun siyaset yazmaya başlamadan önceki yazıları gibi. YAZARKEN OLMAZSA OLMAZLARIN NELERDİR? Sessiz ortamlarda yazıma daha fazla konsantre olabiliyorum. Arada bazen kısık seste müzik de eşlik edebiliyor. Ama daha çok sessi

Bir şeyleri hedeflemekten yorulmuşum artık...

Resim
foto kaynak: unsplash.com       Blogda çok okunma ve para kazanma hedefinden. Günlük kitap okuma hedefinden. Kişisel olarak kendimi geliştirme hedefinden. Devamlı bir hedefler dünyasında yaşamaktan yorulmuşum, sıkılmışım. Artık belli bir süre bir şey hedeflemek istemiyorum. Köşeye çekilip, öylesine yaşamak istiyorum. Hiçbir şeyi hedeflemeden.