Kayıtlar

Aralık, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni yıl hedefleriniz gerçekçi olsun...

Resim
      Yeni yıl demek, hepimiz için yeni umutlar ve yeni hedefler demek. Hepimiz için yeni bir sayfa açılıyor yarından itibaren. Dilerim hepimiz bu yeni sayfayı istediğimiz şekilde doldururuz. Tabi bu sayfayı doldurmak için bir takım hedefler belirliyoruz. Açtığımız bu yeni sayfada hüsrana uğramamak için, gerçekçi hedefler seçmemiz çok önemli. Yoksa hayal kırıklıkları tekrar kapımızı çalabilir. Sanmayın ki bunları başarmış, üst perdeden biri olarak yazmıyorum. Sizinle beraber aynı zamanda kendime de yazıyorum bunları. Kelimeler Benim bloğunun sahibi Sezer İltekin, son yazısında bunu yazmış mesela. “Hedef koymak, eğer gerçekçi hedefleriniz yoksa moral bozmaktan başka bir işe yaramıyormuş, bunu öğrendim” diyor. Hedefimizi belirlerken bunu kulağımıza küpe yapalım o zaman. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-holding-red-dart-on-green-yellow-and-black-dart-board-226574/

Felsefe öğretmeni, felsefe dersini sevdirirse...

Resim
      Felsefe öğretmeni vardı lise yıllarımızda. Adı Dursun’du. Soy ismi gelmiyor şimdi aklıma. Geçmiş zaman. Ama müthiş dersleri hep aklımdadır. Onun derslerini iple çekerdik. Felsefeye karşı zaten bir ilgim vardı. Birde onun işini severek yapması, daha da sevdirdi bana felsefeyi. Bir soru sorarak başlardı. Herkes aklından geçeni söylerdi. Sınıfın haylaz takımı bile el kaldırıp cevapları o soruları. Bir takım cevaplardan sonra, “Demek ki felsefe buymuş çocuklar” derdi. Bizim verdiğimiz cevaplardan yola çıkarak tanımlardı neyi tanımlayacaksa. Tabi ki doğru cevaplarımızdan. Felsefe derslerimiz salı günleri son saatler olurdu. İnanır mısınız, bir arkadaşım o gün okula gelmemişti. Sırf o gün, o hocamızın dersine girebilmek için son derse gelmişti. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-black-and-white-polo-shirt-beside-writing-board-159844/ 

İnstagramlık fotoğraflar olmuş hayatlarımız...

Resim
      İnstagramlık fotoğraflar nerden çıktı şimdi? Bu sabah serviste giderken gökyüzünde müthiş bir görüntüye şahit olduk. Hemen yanımdaki arkadaşıma, “Ne güzel bir görüntü değil mi? Tam da İnstagramlık bir foto” dedim. Niye hemen fotoğraf çekme isteği uyandı içimde? Neden hemen çekip paylaşmak istedim? Bu konuda Hıncal Uluç her zaman, “İnsanlar anın tadını çıkarmıyor” der. Yani önemli olan o görüntünün keyfini sadece kendim yaşamam. “Hemen fotoğrafını çekip paylaşım yapmalıyım” telaşına düşmeden. Bu arada merak edenlere bir not düşeyim. Gökyüzünün sabahki güzel görüntüsünü çekmedim ve paylaşmadım. Çekseydim bile o güzelliği bir fotoğraf karesi anlatamazdı. O an orada olup, o ana tanıklık etmeniz lazımdı.  Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-iphone-5s-showing-instagram-163184/

Tiyatrocu olmak...

Resim
      Tiyatrocu olmak isterdim bir zamanlar. Hangi mesleği yapacağım konusunda kararsız olduğum zamanlardı. Gerçi şimdi de hala neye yeteneğim var bulamadım ya. Hayatımızı idame ettirmek için çalışıyoruz işte. Bizim belediyede tiyatro kursları vardı. Bir ara gittim başvurdum. İsmimi ve telefon numaramı aldılar. Kurs başladığında arayacaklardı sözde. Ama hiç ses seda çıkmadı. O günden sonra da hiç tiyatro meselesiyle ilgilenmedim. Tiyatroya yeteneğim olduğunu düşünmüyorum. Ama yeteneğim olmasa bile, hiç olmazsa bir tiyatro oyununda oynamam gerektiğini düşünüyorum. Tiyatronun tozunu yutmalıyım yani. Gelecek planlarım arasına aldım bunu. O deneyimi yaşamak istiyorum. Gerçi o kadar insanın karşısında heyecanlanmadan nasıl oynarım? Ama diğer yandan da o kadar kişinin seni izlemesi insana cazip geliyor. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/people-at-theater-713149/

Kısa blog yazıları hoşunuza gidiyor mu?

Resim
      Kısa blog yazıları hakkında birkaç kelam etmek istedim. Blog yazmaya ilk başladığımda hiç kelime sayısına, uzunluğuna-kısalığına dikkat etmezdim. Sonraları blog hakkında daha fazla yazı okuyup, daha fazla bilgi edinince, en az 300 kelime yazmam gerektiğini öğrendim. Bir süre 300 kelime ile devam ettim. Ama sonraları devamını getiremedim. Her konu hakkında 300 kelime yazmak gerçekten göründüğü gibi kolay değil. Bende karar aldım. En 100 kelime olmak kaydıyla yazabildiğim kadar yazacaktım. Ve sonunda 100 kelimede karar kıldım. Artık 100 kelime yazıyorum. Peki kısa yazılar sizin hoşunuza gidiyor mu? Ya da benim yazdığım kısa yazıları beğeniyor musunuz? 100 kelime ile yazı eksik mi kalıyor? Yoksa tam kıvamında mı oluyor? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/notebook-macbook-pro-designer-technology-34199/ 

Blogda yorum yapma kriterim ne?

Resim
      Blogda yorum yapma konusundaki kriterimi yazacağım bugün. Ben diğer bloglara hangi şartlarda yorum bırakıyorum? Neye göre bırakıyorum? Şimdi arkadaşlar! Sabahtan akşama iş güç uğraşıp duruyoruz. Akşam eve gelince bütün blogları tarama gibi bir imkanım olmuyor. Bir ara öyle tüm blogları takip etmeyi ve yorum bırakmayı denedim. İnsanın baya bir vaktini alıyor. O yüzden Blogger’daki okuma listesine bakıyorum. İlgimi çeken başlıklar oluyorsa o yazıyı okuyorum. Genelde bu tip okumalarımda yorum bırakmıyorum. Ama biri benim yazıma yorum bırakmışsa. Muhakkak o kişinin bloğuna giderim ve yorumumu yaparım. Çünkü adam gelmiş, yazımı okumuş yetmemiş birde yorum bırakmış. Ben o kişinin bloğuna yorum bırakmayı bir görev bilirim kendime.  Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/iphone-notebook-pen-working-34586/

Ufo gören masum köylü olamadım...

Resim
     Ufo gören masum köylü sözünü ilk defa Cem Yılmaz’ın Gora filminde duymuştum. Ve duyar duymaz da çok hoşuma gitmişti. O masum köylüyü de göremedim, ufoyu görüp masum köylü de olamadım. Bu ufo görüntüleri falan her zaman dikkatimi çekmiştir. Hele öyle tür programlara denk gelirsem, izlemeden bırakmam. Özellikle yaz geceleri gökyüzüne bakarım. “Bakarsın ufo falan görürüm” diye. Ama hiç bugüne kadar denk gelmedim. Bizim Düzce taraflarına pek uğramıyorlar herhalde. Gökyüzüne bakarken böyle yanıp sönen cisimler görünce hemen heyecanlanırdım. “Lan bu ufo olmasın yoksa?” diye. Ama hep uçak, helikopter falan çıkardı. Peki sizin aranızdan hiç ufo gören oldu mu? Ufo görmek nasıl bir duygu? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-aged-boy-facial-expression-334029/

Sevgili günlük #7...

Resim
            Sevgili günlük , bir pazar gecesinden daha merhaba. Yine bir haftayı geride bıraktım. Ve yarın, yeni bir haftaya daha başlayacağım. Yeni bir hafta, yine iş demek. Bende pazartesi sendromu olduğu için moral motivasyon olarak durumumun pek de iyi olduğunu söyleyemem. Geçen hafta neler yaşadım? Onlardan bahsedeyim size.      Şu kadar senedir çağrı merkezinde çalışıyorum. İlk defa sesim kısıldı. Çağrı sırasında öyle bağırarak konuşan bir yapım da yok aslında. İşyeri doktoru soğuk algınlığından dolayı sesimin kısıldığını söyledi. Ve bana bir antibiyotik, bir ağız spreyi bir de suya atıp içtiğimiz tabletten verdi. Çok şükür iki günde düzeldi. Ses kısıklığı çok kötü. Neredeyse işaret diliyle anlaşacaktım miletle.       Sevgili günlük , uzun bir aradan sonra bir kitabı yarıda bıraktım. Murat Menteş’in, Ruhi Mücerret kitabını. 100 sayfa okudum. “Yok artık. Daha fazla katlanamayacağım” dedim ve kitabı okumayı bıraktım. 100 yaşında bir adam var. Devamlı, “Hala niye

Altyazılı film izlemek bana göre değil...

Resim
      Altyazılı film izlemek bana göre değil. Alışmamışım. Genlerimde yok. Zamanında Cnbc-e diye bir kanal vardı. Onda izlediğim yabancı diziler vardı. Bin Bang Theory ve bir komedi dizisi daha. Ama onun adını hatırlamıyorum. İşte o dizileri altyazı ile izliyordum mecburen. Bazen sinemalarda altyazılı filmler geliyor. Hele birde üstüne para verip asla izlemem. Çok izlemek istediğim bir film olsa bile. Hatta çok sevdiğim bir devam filmi olsa bile. Ben Türkçe dublaj izlemeyi seviyorum. Sevdiğim karakterleri alıştığım seslerinden duymak isterim. Dublajsız duyduğumda garipsiyorum açıkçası. Benim fazla yabancı dizi izleme gibi bir alışkanlığım yok. O yüzden bu altyazılı izleme durumuna yabancıyım. Dublajlı olsun, benim olsun. Foto kaynak: https://pixabay.com/tr/film-y%C3%B6netmen-clap-filmi-sinema-2545676/

Başka bir ağa bağlanma kardeşim...

Resim
      Başka bir ağa bağlanma sevgili kardeşim. Haberlerde izliyoruz, gazetelerde okuyoruz. Başka bir ağa bağlanıyoruz yok virüs bulaşıyor. Yok başka bir şey oluyor. Daha önce arkadaşlarla bir mekana gittiğimizde hemen oranın wifi şifresini sorardık. Kendi internetimizden yemeyeceğiz ya. Ama bu haberleri duyduktan sonra gittiğim hiçbir yerde oranın kablosuz ağına bağlanmıyorum. İnternetim bitmiş olsa bile. Haa çok mu internete ihtiyacım oldu. Bizim arkadaşların telefonundan giriyorum internete.  Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-agreement-beard-beverage-541522/

Kitap okuma hakkında bir anı...

Resim
      Kitap okuma hakkında lise yıllarımdaki bir anıyı anlatacağım sizlere. Bizim bir edebiyat hocası vardı. Konu nerden döndü dolaştı üniversitedeki kitap okuma olayına geldi hatırlamıyorum. Kendisi ve arkadaşları zaten edebiyatçı oldukları için çokça kitap okurlarmış haliyle. Ama tıp öğrencileri onlardan daha fazla kitap okurlarmış. Üstelik onlar edebiyat okudukları halde. Şaşırırlarmış. Kalın kalın ders kitaplarından fırsat bulup da nasıl kitap okuyorlar diye. O zaman anlattığında biz de şaşırmıştık. Gerçi hala da şaşırıyorum ya. Bu ne kitap okuma aşkıdır öyle. İmrenmemek elde değil. Bende istiyorum şöyle sabaha kadar bir kitabı okuyup bitirmeyi. Ama hemen sıkılıyorum ya. O yüzden bana göre değil öyle sabahlara kadar okumak. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/beverage-book-brown-cafe-531876/

İnstagram mı, blog mu?

Resim
      İnstagram ile bloğu karşılaştırmak nerden aklıma geldi? Bu sabah bir fotoğraf çektim ve o an içimden geçenleri yazıp paylaştım. Akşam olduğunda tahminimden fazla beğeni aldı. Bu kadar beğeni almak için ne yaptım peki? Hiçbir şey. Fotoğraf çektim, bir cümle yazdım ve paylaştım. Şip şak, oldu bitti. Ben blogda bir yazı için en az bir saatimi harcarken İnstagram’da en fazla beş dakikamı aldı bir paylaşım. Şimdi böyle pratik bir uygulama varken adam tutup da niye blog açsın abi? Acayip pratik. Blogger’ın da böyle bir mobil uygulaması olması lazım. Bu pratiklik benim çok hoşuma gitti. Ama bu benim tarzım değil. Ben blogcuyum arkadaş.  Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/lg-smartphone-instagram-social-media-35177/

Gökhan Tekin, bloğunda benim yazıma yer vermiş...

Resim
      Gökhan Tekin , sadece beni yazmamış tabi. 2017 yılında kendine göre dikkatini çeken blog yazılarından bir derleme yapmış. Bu derleme yazısında, benim de bir yazıma yer vermiş. “Adsense reklamı almak para kazandırıyor mu?” yazım listede kendine yer bulmuş. Böyle popüler ve kendini kanıtlamış bloglarda kendine yer bulmak, bir Blogger açısından bence önemli. Demek ki havaya yazmıyormuşuz. Öyle kaliteli içerikler yazdığımı söyleyemem. Birkaç yazım vardır sadece kaliteli olarak nitelendirebileceğim. Kalitelinden kastım da bilgi içeren yazılar. Biliyorsunuz, Google’da bilgi veren yazıların ilk sıralarda çıkma olasılığı yüksek. Buda daha fazla ziyaretçi çekmek demek. Ama benim blog, adı üstünde kişisel. Yani biri Google’dan bir bilgi arayıp benim bloğa gelmez. Ama olsun. Ben böyle de mutluyum. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/hands-woman-apple-desk-6538/

Facebook'un en iyi yönleri neler?

Resim
      Facebook’un en iyi yönleri hakkında bir yazı olacak bu. Ama bu iyi yönler, bana göre iyi yönleri. Öncelikle şu doğum günü bildirimleri. Her arkadaşının doğum gününü hatırlama gibi bir şansın yok. Ama sağ olsun Facebook var. Bakıyorum bir arkadaşının doğum günüymüş. Ya Facebook’tan ya da gidip bizzat kutluyorum. İnsana büyük moral oluyor hatırlanmak. Bunun dışındaki beğendiğim yanı, son günlerde devamlı gelen bildirimlerle ilgili. Şu arkadaşınla bir yıl önce tanışmıştın. Bilmem kaç yıl önce tanışmıştın falan gibi. Bu da çok güzel bir özelliği. Ondan sonra bir yıl önce bunu paylaşmıştın falan. Ha bunların bir diğeri olan videolarına bakıp saatler geçirmeyi de şurada yazmıştım zaten. Ee millet. Siz ne diyorsunuz? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/background-blur-chat-colors-433617/

4,5 g ye geçmek niye istemiyorum?

Resim
      4,5 g ye geçmek şu an planlarım arasında yok. Nasıl olsun? 4,5 g interneti su gibi içiyormuş. Ben şu an 3 g kullanıyorum da yetmiyor. Ay ortasında bitiyor. Ay başına kadar internetsiz bir hal oluyorum. Artık öyle uzun uzun takılmıyorum nette. Hemen girip blog, Facebook, İnstagram falan bakıp çıkıyorum. Bu yeni politikam sayesinde 3 g ancak ucu ucuna yetiyor. Turkcell de devamlı mesaj atıyor. Turkcell şubelerinden ücretsiz 4,5 g sim kartımı alabilirmişim. Kardeşim kusura bakma. Ücretsiz de versen beni cezbetmiyor. Yani ben bu tür pazarlama oyunlarına gelmem 😊  Ne zaman ki, “Teknolojik olarak 4,5 g simine geçmeniz lazım. Yoksa internet kullanamazsınız” denir. O zaman paşa paşa 4,5 g sim kartını alırım 😀 Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apps-business-cellphone-cellular-telephone-533446/

Notlarım #10...

Resim
Notlarım bölümü kısa kısa notlarla devam ediyor. * Ruhi Mücerret kitabına başladım. İlk 40 sayfa bitti. Şimdilik beni sarmadı. * Ayla filmi Oscar’a aday film listelerine bile girememiş. Ayla filminden umudum vardı. Oscar yine başka bir bahara kaldı. *Bu akşam Beyaz Show var. Konukları; Mustafa Ceceli, Özge Özpirinçci, Buğra Gülsoy ve Tümer Metin. İyi bir karma gibi. Bakalım bu akşam nasıl bir program olacak? * Ruhi Çenet , 4’üncü boyutu anlatmış. Ama ben anlayamadım. Ondan daha sade bir şekilde izah etmesini beklerdim. Bu arada kendisi kaza yapmış. Ama önemli bir şeyi yokmuş. Buradan, “Geçmiş olsun” diyorum kendisine. *Türk İş asgari ücret olarak 1.893 lira talep etmiş. İşveren ise, “Bu Türkiye şartlarıyla uyuşan bir teklif değil” demiş. Türk İş de biliyor bunu kabul etmeyeceklerini. 100 lira zam olursa öpüp başımıza koyalım. *Normalde ben Süper Fm dinlerim. Ama birkaç gündür Pal Fm dinliyorum. Her akşam neredeyse aynı saatte hep aynı şarkıla

Yıldızlararası filminin bilimsel incelemesi...

Resim
      Yıldızlararası filmiyle ilgiyle okuyacağınız bu yazı filmden bilgiler içermektedir. Eğer filmi izlemediyseniz ve izlemek gibi bir düşünceniz varsa bu yazıyı okumamanızı tavsiye ederim. Ne zamandan beri bu filmi izlemek aklımdaydı. Ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Sonunda izledim. Ve çok beğendim. Zaten şu kara delikler, yıldızlar, uzay falan her zaman ilgimi çekmiştir. O yüzden filmi çok dikkatlice ve her saniyesini ilgiyle izledim. Film uzun ama ilginiz varsa sizi yormuyor.      Filmi izledikten sonra aklımda soru işaretleri oluştu. O yüzden filmle ilgili yorumları okuma ihtiyacı hissettim. Bu ihtiyacımı karşılayan öyle bir yazı ile karşılaştım ki. Bu arada film yorumu derken sinemasal açıdan değil bilimsel açıdan. Mesela filmin sonunda 5’inci boyut geçiyor. Nedir bu 5’inci boyut? Yine filmin sonunda Cooper kara deliğin içine giriyor. Ve orası 5’inci boyut. Ve o 5’inci boyuttan geçmişini görüyor ve hatta müdahale ediyor. Ve bunun gibi tonlarca soru. Bu soruların hep

Bitcoin ile maaş verecek şirket açıklandı...

Resim
      Bitcoin ile maaş vermeye hazırlanan şirket Japonya’dan. Çalışanlarının maaşlarının bir kısmını kripto para ile verecek. Bu şekilde maaş almak istemeyen olursa, ona yine para ile ödeme yapılacak. İşveren ile çalışanın iki taraflı onayı ile bu işlemin gerçekleştirileceği için yasal açıdan bir problem oluşturmayacağı düşünülüyor. Şirketin bu yönde adım atmasının gerekçesi olarak, bu uygulamanın benimsenmesi gösteriliyor. GMO İnternet Group şirketi ilk ödemenin 2018’in mart ayında başlayacağını duyurdu. Şunu da belirteyim: Maaşlarının 100 bin yenlik kısmı bu şekilde ödenecek. Dolar olarak hesaplandığında yaklaşık 870 Dolar gibi bir tutar ediyor. Ek bir bilgi daha. Bitcoin , Chicago’da borsada işlem görmeye başlamış. Bu fırtına devam edecek gibi görünüyor. Siz ne dersiniz? Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-coins-315788/

Enes Batur Altın Kelebek alan ilk Youtuber....

Resim
      Enes Batur Altın Kelebek ödül töreninde en iyi Youtuber ödülünü aldı. Ödül törenin ortasına kadar baktım. Ama sonuna kadar izlemedim. Cem Davran program sırasında ilk defa en iyi Youtuber ödülünün verileceğini söyledi. Benim aklıma belirli birkaç kişi geldi zaten. Enes Batur, Barış Özcan, Ruhi Çenet ve Orkun Işıtmak. Ama bunların arasından en fazla abone sayısına sahip olan Enes Batur’du. “Muhtemelen o alır” dedim. Dediğim gibi de oldu. Bundan sonraki yıllarda sırasıyla bu dediklerim alacak. Bu en iyi Youtuber ödülünü kim düşündüyse iyi düşünmüş. Yalnız diğer adayları da görseydik iyi olurdu. Ödül töreninde çok saçma yapmışlar. Daha önce adayları gösterirlerdi. Sonra ödülünü alacak olan alırdı.       Enes Batur Altın Kelebek ödülünü alacak bir Youtuber mu? İnstagram’da, 1ncicaps ödül törenindeki fotoğrafını paylaşmış. Onun altındaki yorumlara baktım. Çoğunlukla onun bu ödülü hak etmediğini söylüyorlardı. Kimisi, “Çocukca videolar yapıyor” diyor kimisi, “Takipçileri h

Facebook anketlerindeki tehlike...

Resim
      Facebook anketler var ya hani. Yaşlandığında nasıl görüneceksin gibi mesela. Bu anket furyası ilk çıktığında yapmıştım birkaç tanesini. Ama sonra baktım ki. Bu anketlerin yapıldığı site hiç de tanıdık değil. Mesela Onedio gibi bilindik bir iste olsa neyse. Ortam sahtekar, dolandırıcı kaynıyor. En iyisi bir daha bu şekilde anketlere katılmamak olduğunu düşündüm. Ve o günden sonra da bir daha yapmadım. İşte o anketlerle ilgili kanal D haberde bir haber gördüm. O anketlerin güvenilir olmadığından bahsediyordu. O anketleri yaptığınızda sizin adınıza başka sitelerde paylaşımlar yapılıyormuş. Bunun ne demek olduğunu bir düşünsenize. Sizin hesabınızdan Cumhurbaşkanına bir hareket mesajı paylaşıldığını düşünün. Ya da terör örgütü propagandası yapan bir paylaşım yapılmış olsa. Derdinizi kimseye anlatamazsınız. Ve kendinizi bir anda hakim karşısında bulursunuz. O yüzden sevgili arkadaşlarım! Bu anketler ne kadar ilgi çekici olsa da yapmayın. Böyle anketlere bende dayanamıyorum. Çok c

Forrest Gump filmini izledim...

Resim
      Forrest Gump konusu hakkında bende bugün internetten arama yaptım. Filmi izledikten sonra bir şeyler karalamak istedim. Bugün cumartesi. Bir haftalık gece vardiyasından sonra iki günlük offumu kullanıyorum. Bu off günlerimde artık film izlemeyi bir gelenek haline getirmeyi istiyorum. Şu anda popüler bir çok dizi var. Aslında onları da izleyebilirim. Ama onlara çok emek vermek lazım. Saatlerini o diziye ayırman lazım. Yok şu sezonu yok bu sezonu. Benim o kadar vaktim yok. Her akşam işten gelince yorgun oluyorum zaten. Ki her akşam da bir şeyler izleme modunda olmuyorum.      O nedenle artık filmlere yöneliyorum. Çünkü film iki saat içinde bitiyor. Bir sonraki güne sarkmıyor. Duygulanacaksan, sevineceksen, ne tür duygu durumunu yaşayacaksan yaşıyorsun işte. Filmlerin en sevdiğim yanı da bu. Normalde çok film izleyen bir yapım yoktur. Ne zaman televizyonda tvde ilk kez yayınlara denk gelirsem o zaman bakarım. Oda o film hakkında daha önce güzel şeyler duymuşsam. Ve oyuncular

Günde 1000 kelime yazmak...

Resim
      Günde 1000 kelime yazmak yazısını okuduktan sonra gaza geldim ve dün akşam bu yazıyı kaleme aldım. Bu akşam internette takılırken yine 1000 kelime yazmak mevzuulu yazıya rastladım. “Keşke bende 1000 kelime yazabilsem” dedim. Hevesle o yazıyı yeniden okudum. Ama ilk okuduğum zamanki yazıyı bulamadım. Yazıyı parça parça bölmüşler. Kesip biçmişler. Anlamsız yapmışlar yani.      Ama beni gaza getirecek birkaç paragrafını okumak fırsatım oldu. İşte o gazla şimdi oturmuş 1000 kelime yazma uğraşındayım. Her akşam yazmayı planlıyorum. Bakalım ne zaman kadar devam ettirebileceğim? Yazıda özellikle okuduğum bir paragraf bana acayip gaz verdi. “Misafirlikte uyandım 1000 kelime yazdım. Evde uyandım 1000 kelime yazdım”. Yani adam nerede olursa olsun kendini 1000 kelime yazmaya şartlamış.       Bu ne güzel bir irade ya. Artık bir noktadan sonra günde 1000 kelime yazmazsa eksiklik hissetmeye başlamış. Diş fırçalamak gibi sıradan bir şey olmuş her gün 1000 kelime yazmak. Ya şi

Whatsapp çöktü. Her gün çöküyor kerata...

Resim
      Whatsapp çöktü haberlerini görmekten artık gına geldi. Herhalde tüm haber sitelerinin hazırda beklettikleri görsel ve yazıları var. Bu gibi bir durum olursa, hemen o yazı ve görseli koyuyorlar herhalde 😊 Beyler bayanlar. Ben şu ana kadar çöken bir Whatsapp görmedim. Gerçekten çöken Whatsapp nasıl oluyor? 😉 Geçen gün yine son dakika haberi geçiyorlar. “Ulan neymiş bu çökme?” deyip açtım Whatsapp’ı. Yoo hayır. Bende bir şey yoktu. Çatır çutur mesajlaşıyordum 😋 Çatır çutur deyince aklınıza dakikada bilmem kaç kelime yazarak, baş döndürücü bir iletişim gelmesin. Öyle Whatsapp gruplarımız yok. Dur bir dakika var var. Ama oda işyeri grubu. Orada da kırk yılda bir paylaşım oluyor. Aha yine son dakika haberi. Yine çökmüş 😁 Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/apple-iphone-app-iphone-6-46924/

Eleştiriye gelememek...

Resim
            Eleştiriye gelememek … Çoğu insan hep eleştiriye açık olduğunu söyler. Yeter ki saygı çerçevesi içinde olsun diye de eklerler. Ama bence bu boş laf. Çünkü hiç kimse eleştirilmek istemiyor. Eleştiriyi kaldıramıyor. Eleştiri bizim yapımıza ters. Lafa gelince konuşuyoruz da. Uygulama tırt be kardeşim. Bu durumu her yerde görüyoruz. Toplum önünde olan insanlardan, çevremizdeki insanlara kadar. Eleştirdiğin insanlar hemen gönül koyarlar sana. Hani ben bunu seni geliştirmek için söyledim. Eksik yanlarını dile getirdim falan. Bunları kimsenin taktığı yok. Hemen arasına seninle mesafe koyar. Neden? Çünkü onu eleştirdin. O yüzden sevdiğim insanları eleştirmiyorum. Benim eleştirip aramın bozulmasındansa, gitsin, kendi kendine duvara toslasın daha iyi. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-angry-beautiful-blond-366063/

Bu hikayeyi sizde okumalısınız...

Resim
     Hıncal Uluç’un yazılarından birini okuyordum. Bu yazılarından birinde, arkadaşı Ece Aksoy’un çıkardığı hikaye kitabını yazmış. Çok beğenmiş. Elinden düşürmemiş. Ve o kitaptaki hikayelerden birine köşesinde yer vermiş. Hıncal’ın zevkine güvenirim. O yüzden okudum hikayeyi. Gerçekten iyi bir hikayeymiş. Bu hikayeyi sizlerin de okumasını istedim. Bakalım benim gibi sizin de hoşunuza gidecek mi? İlgili yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-reading-her-notes-258353/

Yazacak konu bulamayanlara 101 fikir...

Resim
     Blogda yazacak konu bulamıyorum. Bu nedenle internette araştırma yapıyorum. Neler yazabilirim diye. Bu araştırmalarım sırasında Mehmet Erbay’ın, blog konuları arayanlara 101 blog yazısı fikri yazısı ile karşılaştım. “101 tane mi? O kadar da olmaz. Bakalım neymiş bu konular?” dedim. Şunu söyleyebilirim. Bu zamana kadarki en kapsamlı blog yazısı fikirlerini barındıran blog yazısı bana göre. Çoğu blog yazısı önerisinde, “Bunu da yazarım, bunu hepten yazarım, gerçek lan bu niye benim aklıma gelmedi?” dedim. Diğer bloglarda da geldim blog konuları yazılarına. Ama onlarda görsel yoktu.      Bilmem kaç fikir alt alta sıralanmış. İnsan okurken sıkılıyor yav. Ama bunda öyle değil. Teması çok güzel. Okurken yormuyor. Hele bir yazı tipi var. Hayran kaldım. Bu yazı tipini kendi yazılarımda da kullanacağım. Yazı arasına çok güzel görseller eklemiş. Yazıyı okurken daha da bir zevk alıyor insan. Belki bu yazıdan daha önceden haberiniz olmuştur. Olanlar tekrar okusun. Ama haberi olmay

Bloglar hakkında yorumlarım #1...

Resim
     Blog Hocam temasını değiştirmiş. Yeni teması hoşuma gitmedi. Eski teması daha güzeldi. O turuncu ya da sarı menüsü hoşuma gidiyordu. Blog Hocam’ı ilk tanıdığımdan beri o temayı kullanıyordu. Artık o tema ile özdeşleşmişti. Bir ara Blog Hocam’ın yazılarından birine tıkladım. Baktım renksiz bir menü karşıladı beni. Telefondan girmiştim. Acaba mobil görünümünde mi bir problem falan var dedim. Ama yokmuş. Tema değişmiş. Keşke değiştirmeseydi. Temayı değiştirmesinin seo kaynaklı bir nedeni olabilir. Tabi Serdar Hocam daha iyisini bilir. Ne de olsa Blog Hocam      Gelelim Evren Günlüğü ’ne. Blog Yazarları Çalıştayı başladı, bitti. Ama hala kendisinden çalıştay ile ilgili bir yazı göremedik. En azından kendisinden küçük bir yazı beklerdim. “Çalıştayın bütün ayrıntıları ile yakında blogdayım” diye. Evren’den çalıştayı değerlendiren geniş geniş yazılar bekliyorum. Birde her konuşmacının baştan sona konuşmalarının videolarını. Eminim onların da kayıtlarını almıştır bir şekilde.