şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kişisel Blog Yazıları #74: Biraz şiir, biraz televizyon, biraz da yapay zeka...

Ahmet Kutsi Tecer şiirlerinden birkaç tanesini okudum bugün. Çok hoşuma gitti şiirleri. Başbaşa, Besbelli, Ölü ve Selam Olsun şiirlerini beğendim. Bir de hani hepimizin bildiği bir şiir vardır. Orda Bir Köy Var Uzakta. İşte bu şiir de onunmuş.

Beyaz’la Joker, tutar mı?

Akşam kanal D’de, Beyaz’ın yeni başlayan yarışma programı Joker’i izledik. Beyaz’ın esprilerini özlemişim ama bu program devam etmez. Beyaz, bu yarışma programını sunmayı nasıl kabul etmiş, anlamıyorum. Eğer ben bir bilgi yarışması izleyeceksem, Kim Milyoner Olmak İster’i izlerim. Taklitleriyle zaman kaybetmem.

Bikini Giydir komutuna engel…

X’in yapay zekası bu sefer, fotoğraftaki kişilere bikini giydirmesi ile gündemde. Komut veriyorsun, fotoğraftaki kişiye bikini giydiriyor. İlk başta çok makarası yapıldı ama sonradan işin tadı kaçtı. Bikini giydir komutları, Türkiye’den erişime engellenmiş. Bence yerinde bir karar. İnsanların izni olmadan fotoğrafları üzerinde oynamalar yapmak hiç hoş değil, ahlaki değil ve de hukuki de değil.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #73: Sıradan bir cumartesi...             

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #75: Televizyon ve medya dünyasından notlarım...

Heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok...

 

heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok

Heybemde kelimesini daha önceden de biliyordum. Ama heybe kelimesini duyunca hemen aklıma Yılmaz Erdoğan’ın, Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak şiiri gelir. O şiirde, “Kusura bakma sevgilim/Heybemde sana benzeyecek kadar/Güzel bir şey yok” dizelerinde geçer bu kelime. Bu şiirin yeri ayrıdır ben de. Zamanında benim için özel bir insan vasıtasıyla dinlemiştim bu şiiri. Çok beğenmiştim. Ne zaman bu şiire denk gelsem hemen aklıma o kişi gelir. O kişi ile artık muhabbetimiz yok. Yollarımız ayrıldı çoktan. Bu şiirde, “Sana bakmak, Allah’a inanmaktır” dizesi de çok etkilemiştir beni. Şair burada ne anlatmak istemiş, anlayamamış ama bu dizeden çok etkilenmiştim. Daha önce bu şiiri bilmeyenlere öneririm.

Oktay Rıfat'ın Güve Yenikleri şiirini internette bulamadım...

 

Oktay Rıfat Güve Yenikleri

Sinek Isırıklarının Müellifi kitabını okuyorum. Kitapta Oktay Rıfat’ın Güve Yenikleri adında bir şiiri geçiyor. Kitaptaki karakterimiz Cemil bu şiiri okuyor. Google’da araştırdım, şiir sitelerine baktım. Şiir yok. Oktay Rıfat şiirleri diye arattım. Bir sitede 15-20 tane şiiri var sadece bahsettiğim bu şiiri yok. Nasıl olur anlamadım. İnternet aleminde bu şiiri nasıl olmaz?


Kim bu La Edri?


     Genelde İnstagram’da çok denk geliyorum. Güzel bir sözün ya da güzel bir şiirin sonunda La Edri yazıyor. Bu akşama kadar, “Herhalde yabancı bir yazar” diye düşündüm ve hakkında hiç araştırma yapmadım. 

     Ama bu akşam yine La Edri’ye denk gelince, “Kimmiş ki bu?” diyerek araştırdım Google’dan. Hiç umduğum gibi çıkmadı. Ben yabancı bir yazarın biyografisi ile karşılaşmayı düşünürken, kısacık bir bilgi karşıladı beni. 

La Edri kim?
foto kaynak: unsplash.com

     Öncelikle La Edri, Arapça bir kelimeymiş. Ve, “Bilinmeyen” anlamına geliyormuş. Hani bizdeki anonim gibi. Hani nasıl bazen güzel sözlerin sonunda anonim görüyoruz. O zaman diyoruz ki, “Hımm, demek kimin yazdığı belli değilmiş.” diye La Edri de işte bu anlama geliyormuş. 

     Son bir not daha: Edebiyata yeni başlamış acemi şairler olsun, yazarlar olsun daha kendine güvenemediklerinde, eserlerinin sonuna La Edri koyarlarmış. O yazarların yerine kendimizi koyalım. İlk başta bizde endişe ederdik kendi ismimizi yazmaktan. Lafı fazla uzattık. İşin özü: Sonunda, “La Edri kim?” sorusunun cevabını öğrenmiş oldum.

Beni sarhoş etme İstanbul...


     Beni sarhoş etme İstanbul. Şiirin adının bu olduğunu zannediyordum. Meğer değilmiş. Şiirin adı: Üstüme varma İstanbul. Ümit Yaşar Oğuzcan yazmış. Benim şairim. Sevdiğim birkaç şairden biridir kendisi.

     İşyerinden arkadaşım Tuğba’nın bir İnstagram hesabı var. Adı: Nill_alyaa. Beğendiği şiirleri, kendi sesinden, güzel bir müzik eşliğinde okuyor.

     Seslendirdikleri arasında en beğendiğim şiiri bu oldu. O kadar duygu dolu seslendirmiş ki. Şiirlerini sizlerin de dinlemesini istedim.
Şiir seslendirmek duygu işi. Dinleyen kişi etkilenmeli. Şiirin anlatmak istediğini, dinleyene verebilmelisin. Şiire uygun bir fon müziği de olmazsa olmaz.

     Güzel ve hisli okuyan, adeta şiiri okurken yaşayan biri olmalı okuyan. Ve o şiire göre de, ona uygun bir fon müziği. Hepsi birbirini tamamlamalı.

     İşte bu dediklerimi Tuğba yapıyor. Bakalım siz en çok hangi şiirini beğeneceksiniz?



Sahte Can Yücel şiirlerinin sayısı 50 olmuş...


     Can Yücel’e ait olmayıp da onun şiiri gibi gösterilen şiirler dolaşıyormuş internet sitelerinde. Hatta o kadar ki bu sahte Can Yücel şiirlerinin sayısı 50’yi bulmuş. Kim, neden böyle bir şey yapsın ki? Amaçları nedir? Sahte şiirlere baktım. Bağlanmayacaksın şiirini de gördüm. Sevmiştim bu şiiri. Meğer bu da sahteymiş. Ama kim yazdıysa iyi yazmış. Acaba Can Yücel yaşasa ve görseydi bu sahte şiirlerini ne derdi? Bu soruyu ya eşine ya Nebil Özgentürk’e- ki onun belgeselini yapmıştır- ya da Sunay Akın’a soracaksın. 

Can Yücel

     Bir site, sahte şiir olaylarından sonra bir taktik bulmuş. Mesela bir şiiri okudunuz. Eğer o şiir sahte ise hemen şiirin altına sahte olduğuna dair not düşüyor. Bence çok güzel bir uygulama olmuş. Birkaç bilgi de vereyim bu yazı bahanesiyle. Kendisi içkiyi çok severmiş. Hatta kaldığı cezaevinde içki bile yapmışlar. Hatta o kadar ki, Nebil Özgentürk belgesel için onun masasında röportaj yaparken yine önünde bir bira var. Sesi çok kalın ve tam olarak anlayamadım ben konuşmalarını. Bunda kameranın biraz uzaktan çekim yapması da var. Bir karış sakalı var. 

     Yazar veya şair olmanın koşullarından biri midir şu sakallar? Yanlış anlaşılmasın. Ben eleştirmiyorum bu söylediklerimle. Sadece gözüme takılanları yazıyorum. Yorumlarınızı hemen aşağıdaki yorum bölümüne yapabilirsiniz. İsterseniz de beni İzleyiciler kısmından takibe alabilirsiniz.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pile-of-covered-books-159751/

Şiir sokakta, gerçekten...

     Şiir sokakta akımını seviyorum ben. Bizim buralarda da görüyorum. Mutlu oluyorum. İstanbul’da bir belediye işi daha da ileri götürmüş. Hangi belediye olduğunu unuttum. Yoksa gururla yazardım o belediyenin ismini. Daha önce Cemal Süreya için yapılmış. Şimdilerde ise Nazım Hikmet için yapılıyor. Yürürken yere bir bakıyorsunuz, Nazım Hikmet şiirleri. Böyle haberleri seviyorum. Sanatla ilgili haberler her zaman hoşuma gitmiştir zaten. Mesela geceleri. Gece 01:20 gibi NTV’de Gece Gündüz programı başlar. Eğer o saatlere denk gelirsem, muhakkak onu açarım. Ben blog yazımı yazarken ya da bir şeyle uğraşırken, sanat haberlerini dinlemeyi severim. Sadece NTV’ye has değil tabi. Hangi kanalda kültür-sanat varsa orada takılı kalırım. Şiir sokakta, bunları hatırlattı bana.

Burası Türkiye

Belediye yol kazar
Ya su borusunu ya da doğalgaz borusunu patlatır
Su boşa akar, doğalgaz boşa yanar
Milli servet akar-yanar
Olan yine biz vatandaşa olur
Burası Türkiye der geçersin.
Zenginsen selam verilir
Fakirsen görmezden gelinir
İnsana değil paraya hürmet edilir
Burası Türkiye der geçersin.
Kumdan ev yapılır
Bunlar depremde peş peşe yıkılır
Altında binlerce insan kalır
Burası Türkiye der geçersin.

Burası Türkiye

Zayıflar ezilir
Güçlüler vezir edilir
İnsanca yaşamdan bahsedilir
Sadece acı acı gülersin.
Asgari ücret yerlerde
Vergisi zirvelerde
Zenginler köşklerde
Sen nasıl geçineceğim diye şaşarsın.
Uyuşturucu almış yürümüş
Gençler peşinde kul köle
Her sokak başında bir tanesi
Kendinden geçmiş bir halde yerde.
Her yer cinayet
Her yer kan
Ey güzel ülkem benim
Bu muydu senin için arzulanan?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/red-lighted-candle-220618/




Mutluluk...

            Gözlerini açtı. Birden üşüdüğünü hissetti. Yorgana daha sıkı sarıldı. Gözlerini kapattı. Bu sayede sanki ısınmaya konsantre oluyordu. “Hava da ne soğuk böyle”dedi. Sağ tarafına dönük yatıyordu. Sırt üstü döndü. Artık bir kere uyanmıştı. Daha uyuyamazdı. Gözlerini tekrar açtı. Gözlerini tavana dikmiş bakıyordu. Birden Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir şiirini hatırladı.

            O şiirde de anlatılan kişi,tavana bakıp ayrıldığı sevgilisini düşünüyordu. Gerçi onun sevgilisinden ayrıldığı bir yıldan fazla olmuştu. Eskisi kadar olmasa da hala onu düşünüyordu. Bunları düşünüp bir süre tavana bakıp durdu. Sonra kafasını pencere tarafına çevirdi. Dışarıda kar yağıyordu. O kadar şiddetli değildi ama. Hani derler ya, “Lapa lapa”diye. O şekilde değildi bu kar yağışı. Yavaş bir tempo tutturmuştu kendine.
            “Kar yağışı izlemek ne güzel” dedi içinden. Evlerinin yanında küçük bir bahçeleri vardı. O bahçede de bir ağaç. Dut ağacı. Yaz ayı en büyük keyiflerinden biriydi. Ağaçtan dutları alıp alıp ağzına atmak. Ağaç,evlerine o kadar yakındı ki. Ağacın dalları balkonlarına kadar geliyordu.
            Balkonlarında yaz ayları hem oturuyorlar hem de dallardan dut topluyorlardı. “Herhalde doğayla iç içe olmak bu olsa gerek” diye düşündü. İşte o dut ağacı şimdi karlar altındaydı. Ağacın bazı dallarında karlar çokca birikmişken, bazılarında ise bir çizgi halini almışlardı. Bir yandan hafif hafif yağan kar, bir yandan da ağacın o karla bütünleşmiş hali. Tam kartpostallık bir görüntü oluşturmuşlardı. “Belki de mutluluk yaşadığım bu andır” dedi.

Foto kaynak:http://www.sitebuilderreport.com/stock-up#q=man&page=2

            
Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com.tr

Şiir ezberleme...

     Blog yazarı olarak devamlı yeni içerik girmek zorundayım.Bu da yeni konular demek.İş sadece konu bulmakla da bitmiyor.Bir de onu en iyi şekilde anlatabilmek var.Burda da kelime dağarcığınız devreye giriyor.Kelime dağarcığınız ne kadar genişse o kadar iyi anlatabiliyorsunuz elinizdeki konuyu.Hem yazarken zorluk çekmiyorsunuz.Hem de sizi okuyan takipçileriniz daha lezzetli yazılar okuyor.
     Kelime dağarcığını geliştirebilmek için yapılabilecek en önemli ve size en katkı sağlayabilecek egzersiz kitap okumaktır.Ne kadar çok kitap okursanız o kadar kelime dağarcığınız gelişiyor ve genişliyor.Çok olmasa da ben de kitap okuyorum elimden geldiğince.Kendimi geliştirmek için.Çünkü gelişme,”Hiçbir zaman bitmez”derler bilirsiniz.Gerçekten de öyle.Her yeni kitap farklı bir yazı stili ve yeni kelimelerdir.
     Okumanın dışında şiir ezberlemenin de kelime dağarcığını geliştiriyor.Ben de bunun üzerine şiir ezberlemeye başlama kararı aldım.İlk hangi şiiri ezberlesem derken bana izlediğim bir reklam yardımcı oldu.Korkmaz markasının reklamıydı.Ve hala da kanallarda dönüyor.Reklamda bir kadının masa kurması anlatılıyordu.Edip Cansever’in Masa da masaymış ha şiirinden ilham alınarak bir reklam metni hazırlanmış.Seslendirmeyi de Selçuk Yöntem yapıyor.Bu şiiri daha öncesinden de biliyordum.Selçuk Yöntem’in okuyuşuna hayran kaldım.”ilk bu şiiri ezberlemeliyim”dedim kendi kendime ve başladım.Siz ilk hangi şiiri ezberlemiştiniz?Hatırlıyor musunuz?Ya da şimdi ezberlemek istesiniz hangi şiiri ezberlemek isterdiniz?

Foto kaynak :http://www.sitebuilderreport.com/stock-up

Blog    linki:yasamdanyazilar.blogspot.com