*Kişisel blog yazıları serisinin hafta sonu yazısından merhaba. Nasıl gitti pazar günü? Yani tatil gününüz. Haftanın yorgunluğunu ve stresini atabildiniz mi? Ben mi? İnanın anlayamadım. Stresi mi attım mı? Yoksa daha da mı stres yüklendim, bilemedim.
*Benim
bilgisayar çok ağırlaştı. Galiba yavaştan beni yenile der gibi gibi.
*Bizim
buranın otobüs fiyatlarına zam geldi. 50 liradan bir anda 70 liraya
çıkarttılar. Fiyatlar uçuyor resmen. Zamanında 5-10 lira artış yaparlardı tepki
çekmeyelim diye. Ortam öyle bir ortam oldu ki. Bir anda 20 lira zam
yapabiliyorlar artık.
*Kafede
içtiğimiz çay fiyatlarını da söyleyeyim: Geleceğe not olsun. Normal bardakta
çay 50 lira, fincan da çay 70 lira. Artık eskisi gibi fiyatları çok
önemsemiyorum. Ne kadarsa parası, parayı verip çıkıyorum. Bir bardak çay 50
lira olur mu normalde? Olmaması lazım ama ortam enflasyonist bir ortam. Kafe
sahibi de, “Benim de giderlerim arttı. Ben ne yapayım?” kardeşim diyor. Adama
ne diyebilirsin ki?
*Hani
bir söz vardır ya. Krizi, fırsata çevirin diye. Bu sözü söyleyenlere
sesleniyorum: Hadi buyrun. Ne yapalım da krizi, fırsata çevirelim. Yol
gösterin. Altın mı alalım? Bitcoin’e mi dalalım? Gümüş alıp, unutalım mı?
*Okuduğum
köşe yazısında, 90’lar müziklerinin bu kadar çok dinlenmesinin nedeni olarak,
bugünden kaçmak istememiz olarak gösteriliyordu. Peki ya sizce? 90’lar bizim
için bir kaçış noktası mı?
*Güller
ve Günahlar dizisinde Berrak karakterini oynayan Oya Unustası’nın ilk dizisi,
İzmir Çetesi diye bir diziymiş. O dizide, Kadir İnanır’ın kızını oynuyormuş.
Oyunculuk dünyasına Kadir İnanır gibi bir devle adım atmış yani.
*Dün
arkadaşla marketten alışveriş yaparken, arkadaşım, hemen kasanın yanındaki
raftan bir markanın Dubai çikolatasını aldı. “Sen de ister misin?” dedi.
“Tamam, bana da al” dedim. Uzun süre sonra yine Dubai çikolatası yedim.
Özlemişim resmen. Şimdi marka adını vermeyelim. Reklama falan girer derler,
başımıza bir sorun çıkmasın.
*Dün
arkadaşla pideciye gittik. İkişer lahmacun söyledik. Birini yiyemedim ben.
Arkadaşa dedim, “Sen yer misin?” diye. O da, “Senin yüzünden ben de iki tane
söyledim. Neden söylediysem. Zar zor yiyorum benimkini” dedi. “Ne biliyim lan.
Kendimi çok aç hissettim. O yüzden iki tane söyledim. İnsanın gözü doyacak
işte” dedim. Neyse, paket yaptırdım. Eve getirdim. Akşam yedik. Ziyan olmasına
gönlüm razı gelmezdi.
*Bizim
bir komşu. Artık evde yoğurt yapamadığını ve bu nedenle marketten yoğurt almaya
başladığını söylemiş. Öyle bir noktadayız ki. Artık kimse bir şeylerle uğraşmak
ve emek vermek istemiyor. Komşumuz özelinde söylemiyorum. O biraz rahatsız.
Eskisi gibi yoğurt yapmakla uğraşamayabilir. Yani artık sağlıklı beslenme falan
çoğu kişinin umrunda değil. Karın doyurmak değil mi mesele. Doyuralım gitsin
işte düşüncesinde çoğunluk. Bence böyle tabi. Peki sence? Yoksa ben mi
abartıyorum?
*Bugün
okuduğum bir kişisel blog yazısında köfteyi çok sevdiği yemeklerden biri olarak
yazmış arkadaşımız. Şimdi kendisinden izin almadığım için ismini yazmıyorum.
Evet, ben de köfteyi severim. Ama ızgara köfteyi. Evde yapılan köfteler asla ızgaranın
yerini tutmuyor. İlle de ızgara köfte.
*Bir
arkadaşım bazı konularda yapay zekaya danıştığını söylüyor. “Yapay zekanın her
söylediğine güvenme. Bazen yalan yanlış bilgiler veriyor” diyerek uyarıyorum
onu. Hele ilk başlarda doğru bir şey söylediği yoktu. Baya kendini geliştirdi
yapay zeka. Çok büyük ilerleme kaydetti. Ama yine de çok önemli konularda yapay
zekadan alınan bilgilerle hareket etmemek lazım. O bilgileri teyit ettikten
sonra kullanmak lazım.
*Kafede
arkadaşla oturmuş bir şeyler içerken önümüzde bir işe alıma şahit olduk. Yeni
işe başlayacak bir kız, -personel müdürüydü herhalde- bir yetkiliden bilgi
alıyordu. Şöyle yapacaksın falan diye. Kafedeki düzeni anlatıyordu. “Gelen
müşterilere hoş geldin” falan diyeceksin diyordu. Onlar konuşurken gelen
müşterilere, müdürle beraber işe yeni başlayacak kız da, “Hoş geldiniz”
diyordu. Heyecanını yüzünden okuyabiliyordum. Umarım bu kafede çalışmaktan
mutlu olur. Güzel bir iş ortamı olur. En azından daha iyi bir iş bulana kadar.
*Kişisel
blog yazıları serisinin pazar günkü yazısı da bitti. Ama seri devam edecek.
Görüşürüz.
*Önceki
yazı: Kişisel Blog Yazıları #135
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder