Kişisel Blog Yazıları #207

*Fatih Terim, YouTube kanalı açmış. Fatih Hocam, senin ne işin var YouTube’larda ya? Kanalımı takip edin ve beğenmeyi unutmayın mı diyeceksin hocam?

*Türkiye- Avustralya milli maçında forvette oynayan Kerem Aktürkoğlu’nun halini görmüşsünüzdür. Avustralya savunma oyuncularının yanında küçücük kalıyor. Ya biz Türkler neden hep böyle ufak boyluyuz? Neden boylu poslu bir millet değiliz?

*Elon Musk’ın serveti Tüm Türkiye’ye dağıtılsa kişi başına 500 bin TL düşüyormuş. “İyi paraymış” dedim. Bir arkadaş da, “O kadar büyük bir para değil, abartma” diyor. Boşuna demiyorlar zenginin parası fakirin çenesini yorar diye. Biz de boş boş konuştuk işte.

*Steven Spielberg’in yeni filmi, “İfşa Günü” hakkında çok iyi şeyler söyleniyor. O kadar çok film çekildi ki bu konu hakkında. Artık hiçbir uzaylı filmi beni şaşırtamazmış gibime geliyor. Hadi şaşırt beni Spielberg.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #206

Kişisel Blog Yazıları #206

Sabah 07.00’deki Türkiye- Avustralya, Dünya Kupası maçına kalktık.

Hava biraz yağmurlu gibiydi.

O yüzden dev ekranda maçı izlemeye gitmedim.

Ama bizim belediye de hava yağmurlu diye kapalı pazar yerine kurmuş dev ekranı.

Simit, poğaça ve çay da ücretsiz dağıtılmış.

Maçı TRT 1’de izledik. 2-0 yenildik. Ama iyi oldu. Böyle şok mağlubiyetler takımı kendine getirir.

Bir sonraki maç cumartesi günü, sabah 06.00’da, Paraguay ile. Bol gollü bir galibiyet bekliyorum ben o maçta.

Akşam kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. İlk bölümdeki o hızlı tempo yok.

Ama yine de izliyoruz işte. Başka da doğru dürüst izlenecek bir şey yok.

Gezmekten dönerken arabada satış yapan kirazcıya denk geldik.

Kilosu 100 liraymış.

Üç arkadaşın hepsi aldı. Ben de aldım onlar almışken. Gruptaki herkes alıp da sen almayınca olmuyor.

Arkadaşın fındık dükkanına gitmiştim. Baktım kapalı. Aradım.

Köye gitmiş. “Sonra görüşürüz o zaman” dedim.

Aslında telefon açmayabilirdim.

Dükkan kapalıysa çekip gidebilirdim.

Ama aradım ki, geldiğimi bilsin.

“Bu çocuk da ne zamandır beni ziyarete gelmiyor” demesin.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #205

Kişisel Blog Yazıları #205

*ABİ dizisinin sezon finalinin tekrarı vardı bugün. Çağla öldükten sonra diziye olan ilgim azalmıştı. Ama sezon finalini izledikten sonra dizi tekrar sardı beni. Şimdi yeni sezonu heyecanla bekliyorum. Dizinin son sahnesinde Doğan’ı, bir hücreye kapatılmış görüyoruz. Zincirlerle de bağlı. Eski zaman filmlerindeki gibi. Üstü başı perişan ve saçı sakalına karışmış. Topuklu bir ablamız, topuklarının sesisini duyurarak geliyor tok tok diye. Doğan, başını kaldırıp kadına bakıyor ve sahne orada bitiyor. Ablayı sadece topuklularla yürürken görüyoruz ama yüzünü göremiyoruz. Acaba Kenan İmirzalıoğlu’nun eşi Sinem Kobal mı? Çünkü diziye Sinem Kobal’ın gireceği konuşuluyordu. Belki de herhangi bir kadın oyuncuyla çekilmiştir ve hala yeni kadın başrol bulunamamıştır. Kim bilir.

*Yarın sabah saat 07.00’de, milli takımın Dünya Kupası’ndaki ilk maçı var, Avustralya ile. Her yerde sokaklara dev ekranlar kuruluyor. Bizim burada da belediye dev ekran kuracak. Yarın hava yağmurlu olmazsa gitmeyi düşünüyorum. Zaten hava yağmurlu olursa belediye de iptal eder. Öyle kapalı bir mekan yok burada. Bu arada ikram olarak gelenlere çay ve simit dağıtılacağı söyleniyor. Hizmet diye buna denir işte. Sabahın o saatinde sıcacık simit ve sıcacık çay, on numara olur. Evde izlemektense milletle beraber izlemek daha fazla sarar diye düşünüyorum. Peki siz gidecek misiniz maçı izlemeye?

*Bir tane bankadan kredi çekmek istedik. Sözde 100 bin lira kredi almak için başvurduk. Ama bana kredi çıka çıka 10 bin lira çıktı. Ulan küfür mü ediyorsunuz siz bana? Tabi bunu müşteri temsilcisine demedim. İçimden söyledim. Kıza bağırıp çağırsam ne olacak? Değişecek mi sanki? Kıza sorduk. 100 bin liraya kadar ifadesi varmış, 100 bin lira değilmiş. Kredi falan almadık tabi. Bu arada ilk defa bir çağrı merkeziyle görüntülü konuştum. Bir de prosedürler o kadar çok sürüyor ki. Artık sıkıntıdan patlama noktasına geldim. Telefonun şarjı bile bu sıkıntıya dayanamadı, şarjı bitti ve telefon kapandı. Kız, şak diye tekrar aradı ve kaldığımız yerden devam ettik. İşlemler uzayınca müşterilerin yaşadığı sıkıntıyı, bizzat deneyimlemiş oldum. Artık bu konuda müşterilere daha toleranslı olacağım ben de.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #206 

 

Kişisel Blog Yazıları #204

*Bir arkadaşa, iş bulma sitesinden bizim çağrı merkezinde çalışması için iş ilanı gönderilmiş. “Cesaret edemiyorum. Artık insanlara tahammülüm kalmadı” diyor. Kimin kaldı ki zaten. Sosyal medyada hayvancılıkla uğraşmaya başlayan bir kız, “İnsanlarla uğraşmaktansa hayvanlarla uğraşmayı tercih ederim” demiş. Haklı. İnsanlar olarak birbirimizden bıktık. Artık birbirimize nefes aldırmıyoruz çünkü. Kimseyle muhatap olmadan yaşama isteği var çoğumuzda.

*Akşam televizyonda bir şey yoktu. Kanal D’de, Daha 17 dizisinin tekrar bölümünü izledik biraz. Sonra Atv’ye, Var Mısın Yok Musun’a geçtik. Sanki birkaç bölüm sonra yayından kalkar gibi geldi bana Var Mısın Yok Musun. Bu sadece bir his tabi. Neler olacak göreceğiz.

* “A Milli futbol takımı için yapılan marşlarda neden devamlı saldırmak ve buna benzer ifadeler var. Savaşa gitmiyoruz ki, maç oynamaya gidiyoruz” diyordu bugün izlediğim bir YouTube videosunda biri. Hakikaten de öyle bak. Bu arada milli takım için marş yapmayan şarkıcı kalmadı herhalde. 15-20’yi bulmuştur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #205

 

Kişisel Blog Yazıları #203

Yorulmuşum. Uzandım. Uyumuşum. Telefonun alarm sesine uyandım. Kalkıp alarmını kapatana kadar susmadı telefon. “Bu ne inat kardeşim ya” dedim. Şimdi bu telefonu kalkıp duvara fırlatsam ne olacak? Yine ben zararlı çıkacağım. Durduk yere yeni telefon masrafı çıkacak. Gerçi yeni telefon da istiyorum. Bu şekilde mana etmiş de olurum diye de düşünmüş olabilirim bilinç altımda. Böyle bir çılgınlık yapmadım tabi. Sinirli bir vaziyette kalktım ve telefonu susturdum. “Yapacağın buydu işte, susmak” dedim. İnsan telefonla, telefonun alarmıyla kavga eder mi? Eder kardeşim eder. Şu devirde nelerle kavga etmiyoruz, neleri kafaya takmıyoruz ki? Özgür Özel bile yeni bir parti kurmaktan bahsediyor. Ortam ısınıyor. Şimdi partileme zamanı. Delicesine dans etmek ve her şeyi bir anlık da olsa unutma zamanı.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #204

Kişisel Blog Yazıları #202

*Kardeşimle yürüyüşten eve geldiğimizde bizimkiler kanal D’de Eşref Rüya dizisinin final bölümünü izliyorlardı. “Sonunu tam bağlayamamışlar” dedi babam. Zaten apar topar yapılan bir finalden ne beklenebilirdi ki?

*Hiç hesapta yokken gece bisiklete bindim. Gece bisiklete binmek benlik değil. Tedirgin oldum. Işık olmayan yerlerden geçiyorsun ya. Orada bir şey var mı göremiyorsun. Kedi, köpek, tümsek, taş falan filan işte.

*Bizim Mustafa anlatıyor. Atv, utv gibi motorlu araçlardan falan. Bu araçlarla hiç işim olmaz. Bunları kullanmak için bir gram olsun hevesim de yok. Ama Mustafa bu araçlara aşık. Tutkulu bir şekilde anlatıyor. İşte o tutkulu bir şekilde anlatması yok mu? Hiç anlamasam bile dinliyorum işte. Sırf o tutku yüzünden.

*Bazı şeyleri açıklamaya çalışmıyorum artık. Karşı taraf nasıl anlarsa anlasın. Artık uğraşacak, kendimi açıklayacak mecalim yok. Hem böyle daha iyi ya. En azından şimdilik. Negatif bir yan etkisini görmedim daha.

*Son dönemde yazdığım yazılara bakıyorum da. Güncelden daha çok, kendi hayatımdan yazmaya başlamışım. Yoksa ben gerçek bir kişisel blog olmaya mı başladım? Gündemden moralim bozuluyor çünkü. Mecburen kendi hayatımdan yazmak zorunda kalıyorum.

*Bu akşam biraz hava serin gibiydi. Ama yine de gidip dondurmacıda dondurma yedik. Üzerimde hırkayla, bu serin havada, dondurmacıda ne yapıyorum ben dedim. Şirinler denen, mavi dondurmadan aldım bu arada. Hiç mi hiç, beğenmedim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #203

Kişisel Blog Yazıları #201

Akşam 20.30’da arkadaşlarla dondurmaya yemeye gittik. Normalde dondurma yediğimiz yer kalabalık olmazdı. Ama bu akşam tüm masalar doluydu. Neyse ki şansımıza bir masa boştu. Bu akşam dolu olmasının nedeni de: Az ileride bir lise var. Mezuniyet töreni varmış. O yüzden doluymuş. Dondurmalarımızı yerken mezuniyette çalınan müzikleri duyuyorduk. Mezuniyet töreni olduğunu bilmesek düğün derdik. Düğünlerde ne çalınıyorsa, bildiğin onlar çalıyor. Dilara, Ankara’nın Bağları falan. Bir ara müziğin ritmine dayanamadım. “Kalkın gidelim, biz de oynayalım” dedim. Tabi gidemedik. Normal olarak öğrenciler ve aileleri girebiliyor. Mezuniyetten çıkıp dondurmacıya gelen birkaç öğrenciyi gördüm. Onlar adına ne mutlu. Hayatlarında bir dönem kapanıyor ve yeni bir dönem başlıyor. Umarım hepsinin hayallerindeki gibi bir yaşamları olur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #202

Kişisel Blog Yazıları #200

Brezilyalı ünlü bir medyum varmış. Kadının biri. Bu ablamız bir rüya görmüş. Gördüğü rüyanın kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 28 Haziran tarihinde oynanacak olan Dünya Kupası maçlarından birinde uzaylıların ortaya çıkacağını ve futbolcuları kaçıracağını iddia etmiş. Futbolcuları kaçırıp ne yapacaklar abi? Kendi liglerinde mi oynatacaklar? Olay bu yönüyle hayli ilginç. Ama ülke olarak bizim açımızdan daha da ilginç bir yönü var bu iddianın. Çünkü 28 Haziran tarihinde oynanacak maçlardan biri de Türkiye- ABD maçı. Hadi bakalım. Buyur buradan yak. Trump bu iddiayı ciddiye alırsa stada bir ordu yığar ve uzaylıları bekler. Maçtan çok o görüntüler ilgi çeker. Ama gerçekten hepimizde şöyle bir algı yok mu? Bu uzaylılar ilk olarak Amerika’da kendilerini gösterirler, orada ortaya çıkarlar. Sonra Amerikan Başkanı ile görüşürler. Hollywood efekti desenize.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #201

Kişisel Blog Yazıları #199

Bugün yoğun bir pazartesiydi. İşten sonra yürüyüşe çıktık. Bir dondurma yapıp geldik. Sohbet muhabbet sırasında da sevdiğim ve güvendiğim insanlar hakkında, duyduğumda ağzımı açık bırakan şeyler duydum. “Ulan siz de mi kötü insanlarsınız” dedim. Şu dünyada iyi insan kalmadı herhalde. Show TV’de, Güldür Güldür’ün tekrarını izledik. Gün bitti işte. Saat 23.40 geçiyor. Ne zamandır Yunus Emre’nin, Gel Gör Beni Aşk Neyledi ilahisini dinlemiyordum. Onu dinledim. Çocukluğumun ramazan aylarını hatırlatır bana her zaman bu ilahi. Bir de Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi vardır. Çocukken çok dinlerdik onu da. Güldür Güldür’de, Telefonun İcadı adlı skeci izledim. Komikti. Zaten bir Türk, dünyayı değiştiren olaylara nasıl yaklaşırdıdan yola çıkılarak yazılan her şey komik oluyor.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #200

Kişisel Blog Yazıları #198

Gecenin iki buçuğunda uyandırıldım. “Türkiye- Venezuela maçının son yarım saati, izleyeceksen gel” diyordu beni uyandıran ses. Sakin olun. Mistik bir şey yok. Bunu diyen kardeşimdi. Dünya Kupası hazırlık maçı vardı Amerika’da. Saat farkından dolayı maç, gecenin köründeydi. Kalktım. Son yarım saati izledim. Bir tane de muz gömdüm. Sonra da yattım. Türkiye’nin grup maçları hep sabahları olacak. Saat altıda ve yedide. Kahvaltıyı o saate çekmek lazım. Yapabilir miyim bilmiyorum. Bu aralar müşterilerin zırıltılarını hiç çekemiyorum. Artık kimsenin kimseye sabrı kalmadı. Bu her alanda belli ediyor kendini. Son bir not: Bir şeye çok emek veriyorsun ve karşılığını alamıyorsun ya. Moralin bozuluyor. Başlarım işine de, emeğine de, istikrarlı olursan başarılı olursun söylemlerine de diyorsun.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #199

Kişisel Blog Yazıları #197

Arkadaşlarla yürüyüş yaptık. Yürüyüşe başlamadan dondurma aldık. Oturup yiyeceğiz diye beklerken yürüyüşe başladık.

Yediğim dondurmadan bir şey anlamadım. Bir daha, önce dondurmamı yerim, sonra yürüyüşe başlarım.

Yanıma su da almamışım. Dondurma bitince su da içemedim. Nereden tutsan elinde kalan bir yürüyüş olmuş resmen.

Buranın millet bahçesine gittik. Biraz oturduk.

Arkadaşın biri, oradaki çocuklarla top oynadı. Diğer iki arkadaş, spor aletleriyle spor yaptı. Biz de diğer arkadaşla oradan buradan sohbet ettik.

Bi yarım saat takıldık herhalde. Sonra tekrar eve döndük.

Arkadaşın patpatı ile markete gittik. 10 şişe su aldık. Tanesi 5,75 liradan 690 lira tuttu. Bir kolide 12 tane var işte, oradan hesaplayın.

Evdeki çeşmeden su içilmiyor. Arıtıcı desen onun da suyun minerallerini öldürüyor diyorlar. Ulan biz nereden su içeceğiz? Mecbur marketten su aldık.

Eve geldiğimde bizimkiler kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izliyorlardı.

O kadar yol yürüdükten sonra insanın ayakları pişiyor. Soğuk suyla bir güzel yıkadım. Soğuk soğuk insan serinliyor be.

J.K. Rowling’in hayatını anlatan kısa bir video izledim YouTube’ta. Kadın neler yaşamış be. Buralara kolay gelmemiş.

Biraz da gündemden bir şeyler yazayım. Koç Holding’in sahibi Rahmi Koç’a, anlattığı fıkradan dolayı, halkın bir kesimini aşağıladığı gerekçesiyle soruşturma başlatılmış.

Sonradan Rahmi Koç özür mesajı yayınlamış. Bu mesaj, soruşturmanın akıbetini nasıl etkiler göreceğiz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #196  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #198

Kişisel Blog Yazıları #196

*Kanal D’de, Arka Sokaklar’ın sezon finalini izliyoruz. Sezon finali ama gelecek sezon devam edip etmeyeceği yine de belli değil. Eylül ayında karar verilecekmiş. O gün gelip, ne karar verilirse, o karara da kişisel blog yazıları serisinde yine yer veririz.

*Özgür Özel’in, İstiklal Partisi adında yeni bir parti kuracağı iddia ediliyor. Daha önceleri bu seçeneği pek gerçekçi görmüyordum ama şu andan sonra neden olmasın diyorum.

*İşimizin çok yoğun olduğu anlarda bir arkadaşım, “Şimdi istifa edeceğim bak. Bu nasıl yoğunluk?” diyor. İstifa etmek ya da etmemek. İşte bütün mesele bu.

*Çay içerken susamaya başladım bu aralar. Eskiden böyle olmazdı. Şimdi çayın yanında suyum da oluyor. Arada sudan da içiyorum. Türk kahvesinin yanında su olur ya, işte onun gibi.

*En son ABİ dizisinde denk geldim. Vefat eden kişinin ardından evinin kapısının önüne ayakkabıları konuyor. Bizim buralarda hiç böyle bir adet yok. Sizin oralar da var mı peki böyle bir adet?

*Kişisel blog yazıları için bir yazının daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler. Esen kalın efenim. Eski TRT spikerleri gibi bir kapanış oldu değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #197

Kişisel Blog Yazıları #195

Bugün yine yoğun bir iş günüydü. Konuşmaktan yorulduğum, iş hayatını sorguladığım ve iş bitince de koca bir ohh çektiğim bir gündü.

Birkaç gündür iş yerinde soğuk kahve muhabbeti geçiyordu. Ben de iş çıkışı markete gidip soğuk kahve aldım. Beğenmedim. Bir daha da almam sanırım. Evinde kahve makinesi olan arkadaşım, “Onlar çok tatlı olur, olmaz” dedi. Bu dediğini deneyerek gördüm.

Bugün hava yine sıcaktı. Akşam 20.30’dan sonra markete gittim. Üstümde tişört vardı sadece. Ama esmiyordu. Esmiyordu kelimesini yine çok kullanacağımız bir yazın başlangıcındayız millet. Herkes hazırlıklı olsun.

Bizimkiler biber kızartmışlar. Biberler de acıymış. Acıyı sevdiğim için yedim. Ama burnum akıp durdu.

Akşam Star’da, Sevdiğim Sensin dizisinin sezon finalini izledik. Diziler de birer birer sezon finali yapıyorlar. Akşamları ne izleyeceğiz biz?

Bu akşam otururken kardeşim bir anda durdu, “Hissettiniz mi?” dedi. “Yoo” dedim. “Sallandık” dedi. Ya çok küçük artçı depremdi ya da ona öyle geldi. Yaşadığımız depremlerden sonra en ufak bir şeyde böyle tedirgin oluyor işte.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #194  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #196

Kişisel Blog Yazıları #194

Bugün 3 Haziran. Hava baya sıcaktı. Özellikle öğleden sonra. Yaz geldi diyebilir miyiz artık sizce?

Kişisel blog yazıları serisine ilk defa denk geldiysen ve ilk defa okuyorsan ve eğer istersen yorumlarda bir merhaba diyebilirsin. Güzel bir giriş oldu değil mi?

Bugün yoğun bir iş günüydü. Bol bol konuştum. Çünkü işim bu. Çağrı merkezinin doğasında bu var. Ama devamlı konuş konuş, insanın da boğazı ağrıyor. Biz de insanız yani.

Akşam kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Sonunda o meşhur “İhtiyar”, kendisini gösterdi. Gösterdi ama neye yarar. Gelecek hafta dizinin son bölümü. Final yapıyor.

Reha Muhtar hayatını kaybetti. Çocukluğumun efsane haber sunucularından biriydi. Murat Kekilli ve Almanya’nın Der Spiegel dergisine haber bülteninde yaptığı giderler benim için hala unutulmazlar arasındadır.

Bir arkadaş kahve makinesi almış. 25 bin lira falan. Evinde mis gibi kahvesini yapıyor. Bizi de davet etti. Nereye gidiyorsun ya. İş/güç. Whatsapp grubunda gören bir diğer arkadaş da almaya niyetlendi. Böyle giderse kahve, çayı geçebilir.

Kişisel blog yazıları, kahveli bir şekilde bitti. Kahve makinem olsaydı şimdi bir kapiçino yapardım bak.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #193  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195

Kişisel Blog Yazıları #193

Kişisel blog yazıları serisi olmasa belki de bu akşam bir şey yazmazdım. Seri bozulmasın diye geldim. Hani bardak kırılır da seri bozulur ya, onun gibi olmasın diye buradayım.

Saat 23.40 geçiyor. Bu yazıdan sonra yatmayı düşünüyorum. Ama belki de bir dondurma patlatırım yatmadan önce. Soğuk soğuk iyi gider. Dediğim lafa bak, sanki dondurma sıcak yenen bir şey. Dolaba bakmam lazım. Dondurma stoğu bitti mi acaba?

Çok fena gök gürültüsü var. Bir anda ortalık aydınlanıyor. Fena bir yağmur geliyor.

Uzaylılar gelse ve Taksim’e inse. Bu ifade bugün bir YouTube videosunda geçiyordu. Bir tanesi de yorum olarak, “Tutuklanırlar” yazmış. Çok iyi yorumdu. Halkın huzurunu bozmaktan gözaltına alınırlardı.

“Para sayma makinesini hobi olarak alırdım” dedim geçenlerde. Nereden konu oraya geldi hatırlamıyorum da. Bir arkadaş da, “Eğlencelik satılan paraları alır, saydırır dururdun” dedi. Ee, tabi. Zenginlik için önce zihinsel olarak hazır olmak lazım değil mi?

Öyle böyle bu akşam da kişisel blog yazıları serisi için bir şeyler yazmış olduk. Cümleten iyi geceler.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #192    

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #194 

Kişisel Blog Yazıları #192

Bayramdan sonra işe başlamanın zorluğunu bugün tüm Türkiye olarak yaşadık. Ancak öğleden sonra kendime gelebildim.

Kanal D’de, Uzak Şehir dizisinin sezon finalini izledik. Bu sene ikinci sezonuymuş ya dizinin. Gelecek sene ne anlatacaklar bakalım senaristler?

A Milli takım hazırlık maçında Kuzey Makedonya’yı 4-0 yendi. 10 gün sonra başlayacak olan Dünya Kupası öncesi moral oldu bizler için. Maçı, Atv yayınladı.

Haziran ayında resmi tatil yok. Tatilsiz bir haziran ayı geçirmeye hazır mısınız?

Ayın 1’inde ne yaparsan, ayın tümü de öyle geçer derler. Şimdi ülke olarak ayın 1’inde, yani bugün çalıştık, o zaman bütün ay boyunca çalışacak mıyız?

Celal Şengör’ün zayıflama iğneleri ile kilo vermesinden sonra bir arkadaş da bu iğnelerden kullanmak istediğini söyledi. “Aman, kendi başına kullanma. Önce bir doktora git. Doktor kontrolünde yap şu işi. Sakata gelme” dedim. Sağlık hiçbir şeye benzemez.

Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümü çok işle ilgili oldu değil mi? Neyse, bugünlük de böyle bir yazı çıktı ortaya.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #191  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #193

 

 

Kişisel Blog Yazıları #191

Kanal D’de bu akşam başlayan “Daha 17” adlı diziyi izledik. Fragmanlarından tutmaz diye düşündüğüm dizi bence çok iyiydi. Reytinglerde ne yaptı yarın göreceğiz. Kişisel blog yazıları serisine dizi ile başladık. Benden bir haber ile devam edelim. Annem, salı günü kolosnoskopi olacak. O nedenle yarın sadece su ve vişneli meyve suyu içecek. Başka hiçbir şey yemek ve içmek yok. Açlığa nasıl dayanacak bakalım? Celal Şengör, zayıflama iğnesi ile tam 50 kilo vermiş. Bambaşka biri olmuş resmen ve işin garibi sesi de değişmiş. İlber Ortaylı görse ne derdi acaba? Kardeşim iş yerinde devamlı Mebrure’nin, “Değilim” şarkısını açıyormuş. Orada çalışan kız da, “Abla yine mi bu şarkı” diyormuş. Siz bu şarkıyı dinleyip, beğendiniz mi peki? Kişisel blog yazıları serisinde bir pazar yazısının daha sonuna geldik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190 

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #192