kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kişisel Blog Yazıları #130

OKUYACAK BİR SÜRÜ KİTAP VAR…

Kütüphane raflarındaki kitaplara bakarken, “Okuyabileceğim baya kitap var burada” dedim içimden. O an sadece işim kitap okumak olsa dedim. Ama hiç sıkılmasam. Ben de hemen sıkılma diye bir durum var çünkü.

TEŞHİS KOYABİLEN DOKTORLAR LAZIM BİZE…

Şu devirde en önemli şeylerden biri de hastalığınızın ne olduğunu doktorların teşhis edebilmesi. Yoksa doktor doktor dolaşıyorsunuz. Çektiğiniz ağrılar, sıkıntılar da cabası.

TEPKİSİZ TOPLUM…

Murat Abi ile konuşuyorduk da. “Toplum her şeye tepkisiz” diyor. Herkes yaşam derdine düştü çünkü. Herkes geçinme derdinde.

NE SOKAK LEZZETLERİ ENES…

Enes Batur da sokak lezzetleri videolarına başlamış. Ya Enes, sokak lezzetleri videoları çekecek adam değilsin sen. Senden başka videolar görmeye alıştık biz. Titre ve kendine gel Enes.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #129   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #131

Cemil Meriç'in, kitaplar hakkında söylediği harika bir söz...

İnstagram’da dolaşırken Cemil Meriç’in kitaplar hakkında söylediği harika bir söze denk geldim. Bunu sizinle paylaşmak istedim. Diyor ki Cemil Meriç, “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim.” Tam bir kitap ve okuma aşığı kendisi. Bu yüzden çok saygı duyuyorum kendisine. İnsan bir şeye böyle tutku duyunca başkalarına da ilham oluyor doğal olarak.

Cumartesi, sade poğaça ve kitap okumak...

 

kitap okumak

Bugün cumartesi ve çalışmıyorum. Ama buna rağmen dün gece iyi uyuduğumu söyleyemem. Bazen böyle iyi uyuyamıyorum. Komşunun getirdiği sade poğaçalar vardı. Çayla beraber onlardan yedim. Atv’de, Bir Gece Masalı dizisinin tekrarı vardı. Biraz onu izledim poğaçaları yerken. Ondan sonra biraz kitap okudum. Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları kitabın adı. Sonra bloglara yorum yaptım. Gün akıp gidiyor böyle işte. Eski yazılarımdan birini okudum. Bazen beğeniyorum, bazen de hiç beğenmiyorum eski yazdıklarımı. Ama yine de silmiyorum. Boşver kalsın. Onların hepsi benim bebeklerim. Uzi’nin, Neon adlı şarkısını dinliyorum. Sesi, aynı Ben Fero’nun ki gibiydi. Gerçekten nerelerde bu Ben Fero? Ortalığı bir dağıttı ve kayboldu gitti arkadaş.

Hayatın kitap olmasın, hayatının bir bölümü kitap olsun...

 

kitap okumak

Hayatınız kitap okumak olmasın. Hayatınızın bir bölümü kitap okumak olsun. Kitap okumadığınız anlarda hayatı yaşayın. İzlediğim bir YouTube videosundan çıkardığım ders. Biz millet olarak her şeyi zirvede yaşamayı seviyoruz. O yüzden bir takım sorunlar baş gösteriyor böyle.

ÖNEMLİ OLAN…

Önemli olan YouTube’da kanal açmak değil. Önemli olan: Anlatacak bir konunun olması.

BU ÇİKOLATA HARİKA DOSTUM…

Eti’nin, Ahenk adındaki çikolatası. Çok beğendim. Bol çikolatalı. Çikolata krizlerine kesin çözüm.

DEVAMLI İŞ DEĞİŞTİRMEK Mİ?

Mert Başaran, iki/üç yılda bir iş değiştirmemiz gerektiğini söylüyor. Konforuna düşkün olan bizlerde nerede o yürek?

GEÇMEYEN SALGIN…

Yine salgın varmış. Herkes yatak döşek yatıyor. Herkesin söylediği tek şey var: Haftalarca geçmiyor.

DENGE…

Evet, nostalji yapmak lazım ama takılıp kalmamak da lazım. Hayatta her zaman dengeli olacaksın.

HOCAM, ÖNERİLERİN TEHLİKELİ Mİ?

Canan Hoca iyi hoş da. Bazı önerileri gerçekten tehlikeli olabilir mi? Bir hasta dava açmış hocaya. Aklımda deli sorular.

BİR ANDA SEVGİ, BİR ANDA NEFRET…

Bir oyunu çok seviyorsam deli gibi oynuyorum ve sonrasında hemen sıkılıyorum. Aylarca bir daha yüzüne bakmıyorum.

ANKARA SİMİDİ…

Ankara simidini öve öve bitiremiyorlar. Gün gelir Ankara’ya yolumuz düşerse denenecekler listesinde.

KARNE GÜNÜ…

Dün karne günüydü. Öğrenciler karne aldılar. Hey gidi okul günleri hey. Tekrar o günlere dönmek vardı.

KABULLENMEK…

İnsan hayatındaki bazı şeyleri kabullenmeli. Olmuyorsa olmuyordur. Bunu söylemek kolay işte ama uygulaması zor.

TARAFSIZ YORUMCU…

Nihat Kahveci’yi seviyorum. Yorumlarında takım ayrımı yapmadan tarafsız konuşuyor.

SONUNDA TAKILDIK…

Galatasaray deplasmanda Hatayspor ile 1-1 berabere kaldı. Zaten top oynamıyorduk. Bir yerde takılacağımız belliydi.

 Fil Hamdi…

 Biraz dizi, biraz uyku, biraz da kitap okumak…

 

Her yerde gördüğüm kitap: İntermezzo...

İnstagram kitap bloglarında, kitapçılarda, her yerde bu kitabı görüyorum. İntermezzo. İki erkek kardeşin hikayesini anlatıyormuş. Gerçek sevgiyi ve hayatta anlam arayışını konu alıyormuş. Kitabın konusunu beğendim. Okunacaklar listemde çoktan yerini aldı. Bugün ekmek almaya gitmişken yeni çıkan Nefes gazetesinden de alayım dedim. Baktım market kapalı. Diğer markete de gitmeye vaktim yoktu. Kaldı hafta sonuna. YouTube’da 2025 için kitap listesi hazırlayan bir kıza denk geldim. Tuğla kitaplardan da listeye aldı. Tam 11 tane. Benim için bitirmesi günler alsa da tuğla gibi kalın kitapları okumak hoşuma gider. Hele de konusunu sevmişsem. En son tuğla kitap olarak İstanbul Hatırası’nı bitirdim. 632 sayfaydı. 1000 sayfa ve üzeri bir kitabı okumadığım yıllar olmuştur ama.

Okuduğum kadar, okumadığım kader...

İstanbul Hatırası kitabını bitirdikten sonra hemen yeni bir kitaba başlamak istemedim. Birkaç gün ara verdim. Sonra yeni kitaba başlayacağım. Gazeteci Murat Yetkin kendi YouTube kanalında kitap önermiş. Önerdiği kitaplar arasında Ahmet Ümit’in yeni çıkan kitabı Yırtıcı Kuşlar Zamanı da var. Tam bir Ahmet Ümit hayranıymış kendisi. Bir yılda 100 kitap okuyanlar var. Benim için imkansız bir hedef. Ben bir hedef koymuyorum. Çünkü koyduğum hedefe ulaşamayınca moralim bozuluyor. O yüzden okuduğum kadar, okumadığım kader düşüncesindeyim. İnsan çok sevdiği şeylere de ara vermeli. Kitap okumak gibi mesela. Bir kitap bitince ara vermeli. Hedeflerinin peşinden koşmadığı, rutin mecburiyetlerin olmadığı bir gün ayırmalı kendine.

Kitap okuyanlar dejavuyu böyle yaşıyor olabilirler mi?

Pansiyon Huzur kitabını okumaya başladığımı yazmıştım. Ama adı gibi pansiyonda hiç huzur yok. Garibanlık var, açlık var, fakirlik var. Biraz sarsıcı bir kitap. Show TV’de Kalpazan adında bir dizi var. Adam sahte para basıyor. Bizimkiler izliyorlar diziyi. Adamı zorla sahte para basmaya itmişler. Zorla namussuz yapmışlar yani. Hani Şener Şen’in bir filmi vardı. Namuslu adında. Tıpkı onun gibi. Türkiye’de hiçbir şey değişmiyor. Sadece yıllar değişiyor. Yoksa ekonomik krizler, enflasyon, liyakatsızlık hep aynı. Kısır bir döngü bu. Bunu anı daha önce yaşamıştım deriz ya hani. Dejavu oluruz. İşte o olayı belki de hiç yaşamadık. Belki de kitapta okuduğumuz bir sahneydi o. Beynimiz o sahneyi, gerçek hayatta yaşadığımızı sandı belki de. Olamaz mı?

Farklı yazarların kitaplarını okumak...

Her zaman farklı yazarlardan kitap okumaya çalışıyorum. Mesela bir yazarın kitabını ilk defa okudum ve de beğendim diyelim. Onun diğer kitaplarını okumaya devam etmiyorum. Başka bir yazardan okumaya devam ediyorum. Farklı yazarlar, farklı yazım tarzları demek çünkü. Bu aralar roman okumaktan sıkıldım. O yüzden Aziz Nesin’in Mahallenin Kısmeti adındaki hikaye kitabını aldım. Bir şiir sitesinde Tuna Kiremitçi’nin şiirine denk geldim. Sadece roman yazarı olarak biliyordum onu. Meğer şiir de yazıyormuş. Galiba yazmaya sevdalı olanların yolu bir defa da olsun şiirden geçiyor demek ki. Bir ara Vatan gazetesinde köşe yazarlığı da yapıyordu kendisi. O zamanlar yazılarını da takip ederdim. Gazete aldığım günlerdi. Hey gidi günler.

En çok kitabını okuduğum yazar Peyami Safa...

Akşam ezanı okuyor. Saat 17.52 geçiyor. Dışarısı soğuk ve hafiften rüzgarlı. Yine akşam olmakta. Tek tük yağmur attı ama sonradan durdu. İstanbul’da kuvvetli yağış bekleniyormuş. Bu havada en güzeli, vurup kafayı yatmak. Bu havalarda yatak çekiyor insanı. Ama ben bunu yapmadım. Bunun yerine kitap okudum. Peyami Safa’nın Mahşer kitabını sonunda bitirdim. Bu kitabı okuduğum için mutluyum. Bazı yerleri sıksa da. Okuma listeme baktım da. Bu zamana kadar en çok Peyami Safa kitaplarını okumuşum. Bu akşam Atv’de, Kardeşlerim var, onu izleriz. Bir yandan da Galatasaray deplasmanda Hatayspor ile oynayacak. Onu takip edeceğiz. Böyle de bir akşam olacak işte. İyi akşamlar millet. Güzel bir akşam olsun.

Tam benlik dediğim kitapların hiç de benlik çıkmaması...

Bazı kitapların kapağını okuyup, “Bu kitap tam benlik” diyorum. Ama kitabı okumaya başladığımda hiç de benlik olmadığını anlıyorum. İşte o konunun işleniş tarzı, ele alınışı çok önemli.

KEDİ DEĞİL VAŞAK YAVRUSU…

Bir tane ilimizde- şimdi neresi olduğunu hatırlamıyorum- bir tane kadının peşine vaşak yavrusu takılmış. Kadının evine kadar takip etmiş. Yaşlı kadın da onu kedi sanıp sütle beslemeye başlamış. Sonradan İl Sağlık Müdürlüğüne haber verilmiş. Vaşak yavrusunun sağlık durumu kontrol edilip doğaya salınmış. Yaşlı kadının sevgiyle, “Ben bakarım ona” demesi insanın yüreğini ısıtıyordu.

AKŞAMI KARŞILAMAK…

Murat Abinin fındık dükkanından çıkıp eve doğru gitmeye başladım. Artık akşam olmuş, dükkanlar birbir ışıklarını yakıyordu. Akşamı böyle karşılamak, dükkanların ışıklarını yakmasını izlemek benim için çok güzeldi.

Biraz dizi, biraz uyku, biraz da kitap okumak...

Star’da, Ömer dizisinin yeni bölümü varmış. Bizimkiler izliyorlardı. Ben biraz izledim. Sonra diğer odaya geçtim. Telefonda takıldım biraz. Sonra uyku bastı. Uyudum. 23.00 gibi uyandım.

Musullu Süleyman kitabını okumaya devam ettim. Birkaç sayfa anca okudum. Hiç okumamaktan iyidir değil mi?

Aslında Ömer dizisinden önce kanal D’de yeni bir dizi başlamış Veda Mektubu diye. Yine yaşanmış bir hikayeymiş. Onu açtılardı. Sonra Ömer’e geçmişler yine. Özet de olsa Ömer’i izlemek istemişler.

Gecenin tamamını bir diziye veremem ben. Diğer bloglara yorum bırakmam lazım. Aklıma konu gelirse bloğumda yazı yazmam lazım. Olmadı YouTube’da, daha sonra izle bölümüne kaydettiğim videoları izlerim. Geceyi öyle tamamlarım yani. Cümleten iyi geceler o zaman.

Kütüphaneden aldığım iki deneme kitabı...

Bu aralar deneme okumak istiyorum. Kütüphaneden aldığım üç kitaptan ikisi, bu nedenle deneme kitaplarıydı. Bir tanesi, Mustafa Kutlu’nun İlmihal Yahut Arzuhal kitabıydı. Diğeri ise Doğan Hızlan’ın, Çalıntı Kitap Deposu adlı kitabıydı. Bir tane de roman aldım. Peyami Safa’nın, Bir Akşamdı kitabı. Romanın konusundan kitabın arkasında bahsedilmişti. Orada bahsedilen konu hoşuma gidince de aldım ben de. Peyami Safa’nın en son aldığım kitabını beğenmemiştim. Kitabın ismini hatırlamıyorum şimdi. Ama çok bilinen bir eseri değildi. Gerçi bu eseri de çok bilinen bir eser değil. Bakalım beğenecek miyim.

MAÇLAR MI TATSIZ YOKSA BEN Mİ?

Katar’daki, Dünya Kupası devam  ediyor. Artık gruplarda son maçlar oynanıyor. Sanki maçların tadı yok gibi. Yoksa bana mı öyle geliyor? Dünya Kupalarında ilk defa bir kadın hakem maç yönetti bu arada. Bunu da tarihe bir not olarak düşelim.

ÇÖP ADAM DİZİSİ…

Çöp Adam dizisi nasıl bir dizidir arkadaş. İnsanın daha da psikolojisini bozar. Ben böyle saçma bir dizi görmedim. Gerçek hikayeden alınmadır diyor ya. Umarım dizinin ilk bölümündeki yaşananlar, gerçekte yaşanmamıştır.

PLATFORMLAR, SİNEMAYI BİTİRİR Mİ?

Recep İvedik 7, Disney Plus’ta yayınlanacak. Ata Demirer’in yeni filmi Bursa Bülbülü de Disney Plus’ta yayınlanacakmış. Böyle böyle sinema yok olup gider mi? Bence gitmez. Belki seyircisi düşer ama bitmez. Sinemanın tadı başka.

CAMİMİZİN YIKIMI…

Depremden hasar gören büyük camimizin yıkımı devam ediyor. Yarısı gitmiş, yarısı kalmış. Birkaç dakika durup yıkımını izledim. Yıkılan bir cami değil aslında, anılar. Hep bayram namazlarımızı o camide kılardık.

 

 

Sadece 10 sayfa kitap okumayla geçen pazar...

     Pazar olması nedeniyle çok kitap okurum diyordum ama olmadı. Bir hikaye anca okudum. O da 10 sayfaydı. Tatil günlerim için çok şeyler planlıyorum. “Çok kitap okuyacağım, film izleyeceğim” gibi. Ama bunları yapamadığımda da moralim bozuluyor. Tatil günümü boşa geçirdiğimi hissediyorum.

KOMİK SKEÇLERE DENK GELME ŞANSI…  

     Star’da, Çok Güzel Hareketler Bunlar 2’nin tekrarı vardı, onu izledik. İzlemediğim birkaç skeçe denk geldim. Güzel olan yanı da komik skeçlerdi. Geçen sene son programları izlememiştim. Artık komik değiller diye. Ama bu akşamdan sonra fikrim değişti. İzlemediğim programlara tekrar göz atacağım.

BENİM AKLIMDA ŞAİRLER DİYE KALMIŞ…

     “Yazmak için ilhamın gelmesini beklemeyin” sözüne hastayım. İlhamın gelmesini genelde şairler bekler diye kalmış aklımda. Yanlış da hatırlıyor da olabilirim bak.

 

    

 

Bir buçuk ayda bitirdiğim kitap...

     İnsanlar İçinde Bir İnsan kitabını sonunda bitirdim. Tam 720 sayfalık kitabı, bir buçuk ayda anca bitirebildim. Tamamı hikayelerden oluşan bir kitap. Sait Faik Hikaye Armağanını kazanan hikayeler yer alıyor kitapta. Hikayeye doydum diyebilirim. Yalçın Tosun’un, “Onat’ın Odası” hikayesi çarptı beni resmen. Bunun gibi beni çarpan birkaç tane daha hikayenin olduğunu söyleyebilirim. Hele sonu acı biten hikayeler. Yüreğimi dağlayanlar. Hayatta yolumu bulamadım daha ben. O yüzden hayatına yön vermek isteyen karakterlerin hikayeleri daha çok çekiyor beni.

KONUŞMASINA BAKARAK, “İYİ YÖNETİYOR” DERİM…

     Ekrem İmamoğlu, Fatih Altaylı’nın konuğuydu. Belediye başkanlığı nasıldır bilemem. Ama konuşmasını biliyor. Kendisini dinlettiriyor. Konuşmasına bakarak sadece, “Bu adam İstanbul’u çok iyi yönetiyor” derim. Öyle bir enerji veriyor. Tabi İstanbul’u nasıl yönettiğini 2024 seçimlerinde göreceğiz.

SİMİT İÇİN ANKARA YOLLARINA DÜŞMEK…

     Bizimkiler çarşıdan gelirken simit almışlar. Çayın yanında iyi gitti. Simit olunca yemek yemiyorum. Bir çay, bir simit yetiyor. Ankara simidi meşhurdu galiba. Yanlış mı söyledim yoksa? Bir gün yolum Ankara’ya düşerse yemek istiyorum. Belki de öyle bir zaman gelir ve sadece o simidi yemek için bile Ankara yollarına düşebilirim.

GÜZEL İKİLEMLERE ÖRNEK…

     Kız kardeşim arkadaşının düğününe gidecek. “Ne giyinsem, hangi ayakkabıyı giysem, hangi takıyı taksam?” düşüncesi sarmış durumda kendisini. Güzel ikilemler bunlar. Ben de çok ikilemde kalırım. Sadece elbise konusunda değil her şeyde. Elbise konusunda da kardeşime sorarım, “Sence olmuş mu?” diye.

     

Günde bir hikaye...

*Hiç kitap okumamaktansa günde bir hikaye okumaya çalışıyorum.

*Bugün akşam bi uyumuşum. İlaç gibi geldi. Kalktığımda saat sekiz olmuştu. Daha da kalkmak istemedim aslında. Acıkmışım. Yemek yerken Güldür Güldür’ü izledim. Yalayut İsmail skecini.

*Nazar boncuğu iyi değil diye duydum ama ne kadar doğru bilemiyorum.

*Çayın sıcak kalması için çaydanlığın altının kısık ateşte devamlı yanması. “Çay acır yapmayın” dedim bizimkilere.

*İzlemem veya okumam için biri bana bir şey attığında hemen izlemeye veya okumaya çalışıyorum. Yoksa arada kaynayıp gidiyor.

*Güncel olaylar üzerine yazmak istemiyorum bu aralar nedense.

*İş yerindekilerle kahve içmeye gidecektik bugün. Ama kimsenin canı istemedi. İptal oldu.

*Evde kedi besliyorsanız kapıları her zaman yavaş örtmeniz gerekir. Çünkü aniden kediniz peşinizden geliyor olabilir.

Kitap okumaya konsantre olamamamın nedeni bu olmasın...

     Pucca, sosyal medyayı çok kullanmasından dolayı artık kitap okumaya odaklanamadığını söyledi. Acaba ben de de kitap okumayı bir rutin haline getiremememdeki sorun bu olmasın.

BÖREK DEDİĞİN KIYMALI OLUR…    

     Böreklerin reklamı yapılıyor. Kaşarı uzuyor da uzuyor böyle. Ben sevmiyorum. Benim için börek demek, kıymalı börektir.

ÜZÜNTÜDEN ÖLEBİLİRLER…

     Filler, kalpleri kırıldığında üzüntüden ölebilirlermiş. Aynı filler gibi insanlar arasında da üzüntüden ölecek insanlar vardır bence. O kadar hassas ruhlu.

NORMALDE FISTIK, TATLILARDA CEVİZ…

     Normalde Antep fıstığını çok severim. Ama tatlılarda sevemiyorum. Normalde cevizi pek sevmem. Ama onu da tatlılarda seviyorum.

DEVASA BİR GÜNLÜK…

     Yeni bir sosyal medya düşünüyorum. Böyle fikir jimnastiği yapmayı severim arada. Mesela bir günlük olsa. Ve oraya her kullanıcı, bir gününü 50 kelime ile anlatsa. Ve her gün için sadece bir kere yazı yazma hakkı olsa. Nasıl olur?

Günde 5 sayfa kitap okuma hedefi...

      2022 yılı hedefleriyle ilgili bir yazı okuyordum. “Günde 5 sayfa kitap okumak” olarak belirlemiş hedeflerinden birini yazının sahibi.

     Okur okumaz, “Ulan ne kolay hedef be. İnsan günde 5 sayfa okuyamaz mı?” dedim.

     Ama böyle dediğime bakmayın.

     Gün oluyor bir sayfa bile okuyamıyorum.

     Ama ben yine de bu hedefi çok tuttum. Hiç okumamaktan iyidir.

BAKANLARIN FIRÇA ATMASI…

     Bakanların, öğretmen veya okul müdürü azarlamaları sıktı artık. Tamam, kızdığın bir şey olabilir.

     Ama bunu kameralar önünde yapmana gerek yok ki. Çekersin odaya. Neyi hatalı gördüysen söylersin.

     Fırça mı çekeceksin? Fırçanı da orada çekersin. Hem o insanı, o kadar milletin önünde rezil etmemiş olursun.

     Gururunu kırmazsın. Hem de ne istersen yine de söyler, istersen yine de fırçanı çekersin.

HAYATIMIN İPLERİ…

     Bazen hayatımın tüm iplerinin elimde olduğunu hissediyorum.

     Bazen de hayatıma karşı etkisiz eleman gibiyim.

     Ne yapsam, hayatımın üzerinde söz sahibi olamayacağımı düşünüyorum.

ŞİLİ’DEKİ UFO GÖRÜNTÜSÜ…

     2021 Eylül ayında, Şili’de çekilen ve ilk kez yayınlanan ufo görüntüleri gündem olmuş.

     Cisim sanki tamamen bakırdan yapılmış gibi ve bakır olması nedeniyle de parlıyor gibi geldi bana.

     Gün gelecek ve şu ufoların gizemi çözülecek mi? Kimisi casus uçak diyor.

     Kimileri de gerçekten ufo. Amerika’nın yaptığı ve dünyadan gizlediği bir uçak gibi bir şey de olabilir bunlar.

     Öyle bir dünyadayız ki. Her ihtimal gerçek olabilir.

 

Montaigne ve ben...

     Montaigne, her zaman yanından kitabı eksik etmezmiş. Ama bazı zamanlarda ise kitaplarının kapağını aylarca açmazmış. Buradan açıklıyorum: Ben, Montaigne’nin kafadanım. Bazen kitap okumaya çullanırım, bazense hayatım boyunca bir sayfa kitap okumamış gibi biri olurum, elimi kitaba sürmem.

ÜLKE ÇAPINDA REKLAM YAPTILAR YA…

     Fox’ta bahsettiğim maskeli yarışma vardı ya hani. Kostümlerinin acayipliği ayağına ülke çapında reklamı oldu. Bakalım program bu kadar reklamdan sonra reytinglerde de alıp yürüyecek mi?

BEKLENTİLERİMİZ VE HAYATIMIZ…

     Beklentilerimiz ve yaşadığımız hayatımız. Bunların arasındaki makas büyükse mutsuzluk ortaya çıkıyor. Ama burada önemli olan: Beklentilerimiz gerçekçi mi? Ben de kendime bu soruyu soruyorum arkadaşlar.

ÜLKE GÜNDEMİ DIŞINDA YAZMAK…

     Deep, yazılarının birinde, ülkenin içinde bulunduğu olumsuz koşulları yazı konusu yapmak istemediğini, daha farklı konulardan bahsetmek istediğini yazmış.

     Ağaç Ev Sohbetleri bölümü için yazmış bunu.

     O an ben de şunu düşündüm: “Ülke gündeminden farklı konularda yazabilir miyim? Ben böyle bir şeye kalkışsam nereye kadar yazabilirim?” diye sordum kendime.

     Ama net bir cevap alamadım kendimden.

YABANCI FİLM ÇOK, BANA UYAN YOK…

     Geçtiğimiz Cuma yılbaşı akşamıydı ya. Bu hafta tüm kanallar dizilerinin yeni bölümlerini yayınlamıyorlar.

     Bu akşam büyük kanalların çoğunluğunda yabancı filmler vardı. Ama bana hitap eden bir yabancı film yoktu.

KONUŞUYOR AMA BOŞ KONUŞUYORMUŞ…

     YouTube’da takip ettiğim bazı kanallar var. Kişisel gelişim üzerine konuşuyorlar. Ama boş konuşuyorlar gibi geliyor bana.

     Bugün onlardan birini dinlerken, “Ya ben bu adamı dinliyorum ama bu adam ne anlatıyor?” dedim. Hiçbir şey anlatmıyormuş.

Hedefim: En azından her ay, bir kitap okumuş olmak...

     Bazen her gün kitap okumuşumdur. Bazen ise aylarca elim gitmemiştir hiçbir kitaba. Ama bu durumdan hoşlanmamışımdır hiç. Bu nedenle yeni bir karar aldım. Hiç olmazsa ayda bir kitap bitirmek istiyorum bundan sonra. Aslında her gün düzenli okumak isterim. Ama zamanla sıkılıyorum nedense. Ondan sonra bir bırakıyorum okumayı. Bir daha canım ne zaman isterse. Hiç olmazsa ayda, bir kitap bitirerek okumaya uzun ara vermelerimin önüne geçmeyi planlıyorum.

ayda bir kitap okumak
foto kaynak: unsplash.com

AHMET ÜMİT’İN YENİ KİTABI: KAYIP TANRILAR ÜLKESİ…

     Ahmet Ümit’in yeni kitabı, Kayıp Tanrılar Ülkesi dün itibariyle çıkmış. Kendisi sevdiğim bir yazar olduğu için her yeni kitap haberi beni de sevindiriyor doğal olarak. 504 sayfaymış. Güzel. Çok sayfalı kitapları severim. Bakalım okuyucuda nasıl bir etki bırakacak bu kitap?

İlk defa kitaplarını okuyacağım 2 yazar...

     Uzun bir aradan sonra yolum yine kütüphaneye düştü. Her zaman ki gibi yine kendime 3 kitap aldım. Aldığım üç kitaptan ikisi, ilk defa okuyacağım yazarlara ait kitaplar. Tarık Tufan’dan Düşerken kitabı. Galiba bu son romanıydı kendisinin. Uzun zamandır kendisini çok okumak istiyordum. Hemen aldım onu. Bir diğeri, Ece Temelkuran’dan Muz Sesleri kitabı. Bu kitap ilk çıktığı dönemde çok ses getirmişti.

ilk defa okuyacağım yazarlar
foto kaynak: unsplash.com

İLK KİTABINI BEĞENDİĞİM İÇİN TEREDDÜT ETMEDEN ALDIM…

     Görünce onu da hemen aldım. Bakalım Temelkuran’ın yazı dünyası nasılmış. Ve son kitap: Mustafa Kutlu’nun, Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı kitabı. Daha önce Huzursuz Bacak kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. O nedenle bu kitabını da heyecanla aldım. Bakalım bu üç kitaptan en çok hangilerini beğeneceğim?