29 Mart 2018 Perşembe

Mim: Blog yazarlarını tanıma...


     Mim yazısı ile yine karşınızdayım. Bu mimin adı: Blog yazarlarını tanıma. Beni bu sefer Rehitu bloğunun yazarı Recep Hilmi Tufan mimlemiş. Kendisine buradan teşekkürü bir borç bilip mimi yanıtlamaya başlayalım.

·       Nerelisin?
Düzce’liyim. Başından beri hem de. O kadar ki bu soy ağacı sorgulamada bile Düzce’li görünüyorum. Başka yerden gelme gözükmüyor yani.

·       Burcun nedir?
Aslan burcuyum. Ama burcumun özelliklerini gösterdiğimi söyleyemem.

·       Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?
Yaşama dair yazıları okumayı çok severim. Bir de bloglarla ilgili yazıları.

·       En sevdiğin mevsim hangisi?
Belki klasik olacak ama her mevsimin güzelliği ayrı.

·       Yabancı dil biliyor musun?
Birkaç kalıp soru veya cevap dışında bir halt bildiğim yok. Derdimi anlatacak kadar bile bilmiyorum.

Blog mimi

Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
Kitap okuma, film izleme ve takip ettiğim Youtuberların son videolarını izleme.

·       En son hangi kitabı okudun?
Ahmet Ümit’ten Patasana kitabını okudum.

·       Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın?
Pişman olduğum şeyler elbette var. Ama buraya yazıp ne sizin ne de kendi canımı sıkmayayım.

·       Tuttuğun takım var mı?
Babadan Galatasaray’lıyım.

·       Yanından eksik etmediğin bazı şeyleri yazar mısın?
Telefon. Boş kaldığım her fırsatta gündeme ve bloğuma bakarım.

·       En sevdiğin içecek nedir?
İnce belli bardakta çay ve milli içeceğimiz ayran.

·       Bloğundan hiç para kazandın mı?
Yok be abi nerdee.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-person-clouds-apple-5190/

28 Mart 2018 Çarşamba

Oyunu geçemeyince ben, ben değilim abi...


     Oyunu geçemeyince ben, ben olmuyorum kardeşim. Bir noktadan sonra zıvanadan çıkıyorum. Elimdeki telefonun taksitinin bitmemesine rağmen duvara fırlatasım geliyor. Benim yeğen öyle yapıyor. Adam oyunu bir türlü geçemeyince tableti fırlatıyor. Ama benim o kadar özgürlüğüm yok ne yazık ki. Bu aralar oynadığım bir futbol oyunu var. Score diye. 

Oyunu geçemeyince

     Kaç gündür bir türlü geçemiyorum. “Sakin ol Cem. Bu sadece bir oyun. Oyunla oyun olma. Seni ele geçirmesine izin verme” diyorum ama olmuyor. An geliyor bıçak kemiğe dayanıyor. Ondan sonra oyuna bir hafta falan el sürmüyorum. Sinirlerimi bozmamak için. Daha önce işe yaramış bir hafta sonra o eli geçmiştim. Bakalım şimdi de işe yarayacak mı? Oyunu geçemeyince benim taktiğim bu abi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/field-grass-sport-foot-50713/

27 Mart 2018 Salı

İnstagram'a hikaye ekleme olayı baya iyi abi...


     İnstagram’a hikaye ekleme özelliği baya hoşuma gitti benim. Yaşadığımız çağda kimsenin sabrı yok. Hemen her şey bir anda olup bitsin istiyoruz. İşte bu hikaye özelliği bu arzumuzu karşılıyor. Pat pat geçiyor bir anda hikayeler. Şunu diyebilirim ki İnstagram’da ana sayfaya bakmaktansa hikayelere bakıp geçmek daha iyi gibi. Çoğunluk paylaştığı şeyi aynı zamanda hikaye de yapıyor.

İnstagram'a hikaye ekleme

     Hikayede gördüğüm şeyi paylaşımda da görünce, “Hikaye yaptın o zaman burada niye paylaştın?” diyorum. Amaç herkesin o paylaşımı bir şekilde görmesi. O nedenle hem hikaye yapıyor hem de normal paylaşım yapıyor. Bunu yapanlara söylüyorum. İtici oluyorsunuz be kardeşim. İnstagram’a hikaye ekleme özelliğinin hoşuma giden bir diğer yanı ise: Hikayeyi kaç kişinin ve kimlerin gördüğünü bilmek.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/access-application-business-cellphone-360438/

26 Mart 2018 Pazartesi

Facebook silme kampanyası boş muhabbet...


     Facebook silme kampanyası diye bir kampanya başladı birkaç gündür. Bilmem Amerikan seçimlerinde, Facebook propaganda amaçlı kullanılmış falan. Hatta öyle ki Elon Musk şirket hesaplarını silmiş. Hem de hesaplarını silmesini sağlayan da bir Türk’müş. O Türk’ü buldular mı bilmiyorum. Kimmiş bu bizden biri merak ediyor insan. Şimdi herkes harıl harıl Facebook hesaplarını silmeye başlamışlar. 

Facebook silme kampanyası

     Ben silmem arkadaş. Hadi bunu sildin. Ya Twitter, İnstagram ne olacak? Onlarda isim falan girmiyormuşun. Onlarda sorun falan olmazmış. Olur kardeşim olur. Bu olayı daha yeni öğrenmişiz. Daha kim bilir neler dönüyor daha bilmediğimiz. Eğer gerçekten böyle bir şeyden korunmak istiyorsan ne varsa tüm sosyal medya hesaplarını sileceksin. İşte o zaman için rahat eder. Yoksa tek Facebook’u silmekle bitmez bu iş.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/gold-iphone-6-with-note-pads-744464/

24 Mart 2018 Cumartesi

Ahmet Hakan ne yapacak?

     Ahmet Hakan, Hürriyet’te yazmaya devam edecek mi? Kaç gündür bu soru merak ediliyor. Biliyorsunuz Doğan grubu, gazete-televizyon ne varsa Demirören grubuna satıyor. Gazetenin yeni sahiplerinin bu konu hakkındaki düşüncesi şimdiden merak ediliyor. Sadece Hürriyet’teki geleceği değil söz konusu olan. Ayrıca Cnn Türk’te Tarafsız Bölge adında da bir programı var. Peki o ne olacak? 

     Herhalde Hürriyet’ten gönderip Cnn Türk’te program yaptırmaya devam ettirecek halleri yok. –Birde kanal D haberi sunuyor tabi- Ben olsam hem kanalda hem de gazete devam etmesini isterdim. İktidarın yanlışlarını da yazıyor çünkü. Hem de hakaret etmeden. Eleştiren biri olması her zaman iyidir. Diyelim ki yeni yönetim kendisini hem gazeteden hem de televizyondan gönderdi. Ahmet Hakan o zaman ne yapacak?

Ahmet Hakan

     Ahmet Hakan, Sözcü’de olur mu sizce? Ya da Cumhuriyet’te. Kendisinin biraz muhalif olduğunu düşünürsek. E bu iki gazete de muhalif. Ama ne bu iki gazete, ne de kendisi böyle bir şeyi kabul etmezler diye düşünüyorum. O zaman bu adam işsiz kaldı demektir. Ben yazılarını takip ediyorum. Kendine has bir yazı üslubu var. 

     Kendisine ait kişisel şeyler de yazıyor. Tıpkı bizim kişisel bloglarda olduğu gibi. Hayatını çok güzel kelimelerle ifade ediyor. Ben kişilerin hayatlarını okumayı seviyorum. Eğer o kişi çok da güzel yazıyorsa. Evren Günlüğü’nü çok sevdim bu nedenle. Hayatını o kadar iyi anlatmış ki. Bakalım Ahmet Hakan nasıl bir tavır alacak?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/action-adult-aperture-business-627602/

22 Mart 2018 Perşembe

Kandil simidi ve hatırlattığı güzel duygular...


     Kandil simidi ne güzeldir değil mi? Güzel günlerin başladığının göstergesidir. Mübarek kandil günleri başlamıştır artık. Biri biter biri başlar. Artık ramazan görünüyor demektir. Artık ramazan yakınlaşmış demektir. Bilirsiniz ki bu kandiller iftarı getirir, sahuru getirir, orucu getirir. Bin aydan daha hayırlı olan ramazanı getirir. 

Kandil simidi

     Ve kandillerin en sonuncusu da ramazan ayının içindedir, Kadir gecesi. Bu akşam yine televizyonlarda kandil özel yayını yapılır. Eller dualara açılır. Güzel akşamlardır bu akşamlar. Bu arada bol susamlı kandil simidini seviyorum ben. Susamsız olanı pek tercihim değil. Şükür Regaip kandiline erdik. Allah tekrar nasip etsin görmeyi. Siz blog arkadaşlarımın ve tüm Müslüman aleminin Regaip kandilimiz mübarek olsun.  

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/architecture-building-clouds-dome-459635/

21 Mart 2018 Çarşamba

Mehmet Bir Cihan Fatihi ilk izlenimim...

      Mehmet Bir Cihan Fatihi dün akşam itibariyle ilk bölümüyle kanal D ekranlarındaydı. Salı günleri izlediğimiz bir şey yok. Fragmanları hoşuma gitmişti. “Salı günleri bir şey izlemiyoruz. Bari buna bakalım” dedik. Kenan İmirzalıoğlu doğru seçim. Ama hareketleri ve konuşmaları bana Ertuğrul’u hatırlattı. Dizi çok durağandı. 

Mehmet Bir Cihan Fatihi

     Bir türlü dizinin içine giremedim. Mesela Diriliş Ertuğrul’un ilk bölümünü izlediğimde ortalarına doğru beni sarmıştı. Ama bunda böyle bir duyguya kapılmadım. Gelecek haftaki bölümü merakla beklemeye başlamadım yani. Çetin Tekindor yine rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Adama hangi rolü versen harika oynuyor. Gürkan Uygun’sa bıyıklar falan enteresan bir tip olmuş. Mehmet Bir Cihan Fatihi, benim için bir hayal kırıklığı oldu.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/brown-bigbus-istanbul-traveling-on-road-near-brown-dome-building-879478/

19 Mart 2018 Pazartesi

Arka Sokaklar, yeniden kendini izlettirmeyi başardı...


     Arka Sokaklar ilk başladığı zamandan beri baktığımız bir diziydi. Hatta hafta içi tekrarlarına bile zevkle bakardık. Ama bir zaman geldi ki sıktı artık. Biz de izlemeyi bıraktık. Ta ki son birkaç aya kadar. Cuma akşamları kanalları geziyoruz. İzleyecek doğru dürüst bir dizi yok. İzlenecek bir şey olmadığından yani mecburiyetten açtık bir akşam. 

     Ve o akşamdan beri her hafta cuma günü bakmaya tekrar başladık. Abi bu dizi kendisine baktırıyor. Dizi öylesine akıyor ki. Bu dizi 1000 bölüm yaparsa, şaşmam. Diziden Suat’ın ölerek çıkması çok kötü olmuş bence. Abi, Rıza Babanın eşinin yerine de başka bir oyuncu geldi. İlkinin yerini tutmasa da geldi işte.

Arka Sokaklar

     Arka Sokaklar senaristi, yönetmeni ya da yapımcısı ne düşündü bilemiyorum. Ama Suat’ın yerine başka biri gelebilirdi. Suat’ı oynayan oyuncu, bunca senenin kendisini çok yorduğunu söylemişti bir röportajında. Tamam, insanız. Bundan doğal ne olabilir ki? Ama onun yerine niye başka bir oyuncuyu getirmeyi düşünmediler. Bu konuda o dönemde bir açıklama yapıldı mı bilmiyorum. 

     O dönemde diziyi izlemediğim için de takip etmedim açıkçası. İnsan bir eksiklik hissediyor abi. Aslında bu sıkılıp bırakma olayını ben başka oyunculardan bekliyordum. Zafer Ergin, Şevket Çoruh ya da Özgür Ozan’dan. Onlardan böyle bir şey beklerken resmen dizinin demirbaşı oldular. Daha da bırakmayı düşünmezler herhalde.

     Arka Sokaklar başlamadan önce de bu saydığım isimler zaten dizilerde oynuyorlardı. Hep aranılan oyunculardı. “Bu işte fazla durmazlar. Sıkılırlar, başka proje yaparlar” diyordum. Ama durum bambaşka bir hal aldı. Efsanevi bir dizi ortaya çıktı. Bunca yıl geçmesine rağmen hala bir dizinin bu kadar popüler olması, bu kadar izlenebilir olması çok ilginç. İnsan bir bakmaya başladığı zaman kendini kaptırıveriyor. Bu çok önemli bir özellik. 

     Hüsnü, başkomiser olmuş bu arada. Tabi orada daha çok Mesut yakışırdı başkomiserliğe. Ama adam vukuatlarla dolu. Mantık olarak da onu başkomiser yapmazlardı zaten. O yüzden Hüsnü’nün başkomiser olması mantıklı geldi bana. Arka Sokaklar serüveni bakalım daha ne kadar sürecek?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/auto-automobile-blur-buildings-532001/

18 Mart 2018 Pazar

Kum dökme ağrısı ve acilde son bulması...


     Kum dökme rahatsızlığım bir daha nüksetti. Cuma gecesi Beyaz Show falan izledim, yattım. Gece 4 gibi uyandım. Aşırı idrar yapma isteği duyuyordum. Tuvalete gittim. Aşırı idrar yapma isteğim olmasına rağmen çok az idrara çıktım. Bi yarım saat sonra ise sağ tarafımda, kasıklarıma doğru bir ağrı başladı. İdrara az çıkma durumum devam ediyordu bu arada. Ağrı zamanla şiddetlenmeye başladı. Öyle bir an geldi ki, yerimde duramaz oldum. Daha önce de kum dökme rahatsızlığı yaşamıştım. Ama o zaman bu şekilde bir ağrım olmamıştı. Sadece az idrara çıkıyordum. Ama bu sefer ki bir başkaydı. Ağrısı çok kötü. Kum dökme nedeniyle bunların olduğunun farkındaydım tabi.

Kum dökme

     Kum dökme, böbrekteki taşların dökülmesi. Bunlar dökülürken de sizde dışarıdan bunları yaşıyorsunuz. Baktım olacak gibi değil. Sabah 6’da acile gittik. Takside giderken bile oturma oturamıyorum. Kafamı bir oraya, bir buraya koyuyorum. “Şimdi de acil kaynıyordur. Sırama sen geçtin, ben geçtin muhabbeti olmasa bari” dedim. Hiç beklediğim gibi değildi. Acil bomboştu. Girişi yaptık. Yatağa geçtim, doktoru bekliyorum. Doktor geldi. Genç bir kadın doktor. Ağrımın olduğunu söyledim. Daha önceden de bu durumu yaşadığımı ve doktorun 6 ay sonra kontrole gelmemi istediğini söyledim. Karnıma eliyle bastırdı. Şöyle bir durdu. Hareketlerinden çekingen bir tavır sezdim. “Herhalde bu yeni. İşimiz var artık” dedim. Kum dökme nedeniyle bende hala ağrı devam ediyor tabi.

     Kum dökme ile ilgili bakalım ne tedavi uygulayacak?” dedim. Önce bir serum taktırdı. Sonra kan alındı. Birde idrar verdim. Ağrım tam 40-45 dakikada ancak geçti. “Şükür dünya varmış” dedim. Bilmem kaçıncı defa daha, “Dünyada sağlık gibisi yok” dedim. 8:30 gibi serumum bitti. Doktor tahlillere bakmış. Kum dökme nedeniyle bu ağrının olduğunu söylemiş. Bana üç tane ilaç yazdı. Bir hafta sonra da üroloji doktoruna gitmemi istedi. Yazdığı ilaçlara gelince; Croxilex, Arveles ve Buscopan. Ha birde. Birde bol su içmemi istedi. Devamlı su içme önemli. Bol su içeceksin ki, rahat rahat kum dökme gerçekleşsin yani.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ambulance-architecture-building-business-263402/


16 Mart 2018 Cuma

Çiftlik Bank olayından sonra ne yapılmalı?


     İnternet üzerinden para kazanmak diye bir şey var artık. Bunu görmezden gelemeyiz. İnternetten gerçekten para kazananlar olunca da ister istemez insanlar buraya yöneliyor. Nasıl ki emniyette siber suçlar bölümü var. Maliye Bakanlığının da internet üzerinden yapılan bu ticareti denetleyen bir bölümü olması lazım. Gerçi vardır. Maliye bu konuda çok hassasdır. Ama o hassasiyet ilk başta böyle küçükten başlayan firmaları kapsamıyor gibi. 

     Çiftlik Bank olayını ne zamandır duyuyordum. İnternetten olsun, çevremden olsun. Adamların birde dükkanları vardı. Bunca olaydan sonra hala var mı bilmiyorum. Dükkan dediysem kasap gibi bir şey. Bir birimin görevi bu olmalı. İnternette böyle yeni yeni başlayan siteleri incelemek. İnceleyeceksin ki milleti katakulliye getirmesinler. 

     “Bizim millet katakulliye gelmeye hazır zaten” gibi bir savunma olamaz. Her şeye rağmen devlet kontrol etmeli. Paralar nereden geliyor, nereye gidiyor? Daha böyleleri küçükken izlemeye alacaksın ki kimsenin canı yanmasın. Çiftlik Bank olayı ilk değildi ve son da olmayacak. Devlet bunu düşünüp buna göre hareket etmeli. Ve hemen zaman kaybetmeden bu işlere bir el atmalı. 


Çiftlik Bank


     Bu Çiftlik Bank olayı yavaş yavaş gündeme gelmeye başladığında ilk olarak, “Sen banka ismini kullanamazsın arkadaş” dediler. İyi güzel de ilk başlardan beri kullanırken neredeydiniz? İnternet kontrolünüz altında olsa, daha ilk baştan buna müdahale etme şansınız olurdu. O yüzden hemen bu konuda siber suçlar gibi bir bölüm oluşturulmalı. 

     Bizim vatandaşımız böyle şeylere balıklama atlıyor mu? Evet, atlıyor. Bir arkadaşım, “Bizim millet yatarak para kazanmak istiyor. Kimse çalışmak istemiyor” dedi. Evet, bu da doğru. “Hemen parayı yatıralım, paramızı katlayalım” düşüncesi var bizim millette. Böyle olunca da hemen atlıyoruz böyle şeylere. 

     Bu gibi internet üzerinden yapılan işlemlerde ilk girenler ne kazanırsa kazanıyormuş. Ne zaman ki iş büyümeye başlıyor. Bütün millet hücum ediyor. İşte bu yatıranlar treni kaçırmış oluyorlarmış. Parayı vuranlar bu ilk başta, doğru dürüst kimsenin haberi yokken yatıranlarmış. Tıpkı Bitcoin gibi. Adam zamanında 3-5 liralık Bitcoin alıp atmış kenara. Sonradan paraya para dememiş. Çiftlik Bank olayını ilk duyduğumda merak edip de, “Nedir ne değildir?” diye hiç araştırmadım. Çünkü böyle şeylerle pek işim olmuyor.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/u-s-dollar-bills-pin-down-on-the-ground-164474/

13 Mart 2018 Salı

Gündemi Twitter'dan takip ediyorum abi..


     Haber sitelerinden gündemi takip etmek istiyorsun. Abidik gubidik haberler çıkıyor karşına. Hem birde, iki saat haberi okumak için durmadan sayfalara tıklamak zorunda kalıyorsun. Tam bir eziyet açıkçası. Artık ben de gündemi Twitter’dan takip ediyorum abi. O an ne konuşuluyorsa, gündemde ne varsa, gündemler bölümünde var. İşyerinde molaya çıktığımda direk açıyorum Twitter’ı. Gündemde ne olmuş ne bitmiş anında öğreniyorum. Yok tıklamam gerekiyormuş. Yok bunu yapmam gerekiyormuş. Hiç biriyle uğraşmıyorum. 

     Hem anında gündemi öğreniyorum. Hem de anında insanların o gündeme tepkilerini görebiliyorum. Yoksa ben Twitter’ı amacı dışında mı kullanıyorum nedir? Şimdilerde Ntv’de gece gündemini sunan Simge Fıstıkoğlu’da bir programa konuk olmuştu. Orada kalkar kalkmaz Twitter’dan gündeme baktığını söylemişti. Gerçi orada sosyal medyaya ne kadar bağımlı olduğumuzu anlatmak için söylemişti bunu. Sosyal medya bağımlısı olduk hepimiz. Ama bu şartlar içinde sosyal medyasız olmuyor. Sorun aşırı kullanmakta. Her şeyin fazlası olduğu gibi sosyal medyanın da fazlası zarar. 

Twitter


     Twitter’a girip gündemi öğrenmişken hem ana sayfada atılan tivitlere de bakıyorum. Her zaman olmasa da bazı zamanlar çok iyi tivitler atılıyor. Bende genelde mizahi tivitler atmak istiyorum ama olmuyor. Mizah gerçekten bir yetenek işi. Tekrar Twitter’a dönersek. Tamam, güzel. Gündemi oradan takip ediyorum. Ama son zamanlarda parayı bastıran da kendine orada yer etmeye başladı. Bu can sıkıcı. Yok bahis sitesi, yok şu sitesi. Twitter’ın tepesinde kendisine yer buluyor. 

     Artık firmalar reklamlarını insanların gözüne soka soka yapıyorlar resmen. “Ne yaparsanız yapın. Bizden kaçamazsınız. Sizi Twitter’da bile yakalarız. Hatta her zaman baktığınız Twitter gündeminde de sizi yakalarız” diyorlar adeta. Onlara karşı Twitter yönetimi bir şey yapar mı bilmiyorum. Ben oraya baktığında sadece gündemi görmek istiyorum. Bilmem hangi firmaların reklamlarını değil.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/tuned-on-gray-laptop-computer-163097/

12 Mart 2018 Pazartesi

İki kelimeyi bir araya getirip, derdini anlatamayan gençlerimiz var...

Ben çağrı merkezinde çalışıyorum. İşimiz gereği her yaştan insanla konuşuyoruz. Ve bu konuşmalarım sırasında fark ettiğim bir durumu sizlerle paylaşmak istiyorum. 90’lı ve 2000 doğumlu gençler arıyorlar bizi. Ve inanır mısınız? Kendilerini ifade edemiyorlar. Ne istediklerini iki kelime kurup anlatamıyorlar. Bazıları ise mailden bi haber. Yahu teknoloji çağındayız. Biz kod yazmaktan falan bahsederken daha mail nedir bilmeyen gençlerimiz var. 

   Eğitim kalitemiz o kadar düşük ki. Bu hayatın her alanında kendini gösteriyor. Bunu okuyan sizlerde hayatın içindesiniz. Eminim siz de karşılaşmışsınızdır bu dediğimle. Ama çok acı be. Gencecik insanlarımız kendilerini anlatamıyorlar. Yahu 1940 doğumlu amcalarımız, teyzelerimiz arıyorlar. İnanın kendilerini o kadar iyi ifade ediyorlar ki. Türkçe’mizi o kadar iyi konuşuyorlar ki. “İşte eğitim” diyorsunuz.

Kendini ifade edemeyen gençler

     Bir zamanlar öğretmenler not verirken ince eleyip sık dokurlarmış. Bugünkü gibi öyle lay lay lom sınıf geçmek nerdee. Ama şimdi böyle mi? Kendimden bir örnek vereyim. Ortaokul son sınıftayız. Bir arkadaşımızın tam 8 tane 1’i vardı. Ve o arkadaşımıza ne oldu dersiniz? O kadar 1’ine rağmen sınıfı geçti. Sınıfı nasıl geçti peki? Orası daha da acı. O zamanlar bir kanun çıkmıştı. Belki de yönetmelik. Tam hatırlamıyorum şimdi. Eğer bir öğrencinin sınıfta kalma durumu varsa, anne-babasına sorulacaktı. Anne-baba, “Geçsin” derse geçirilecek, “Kalsın” derse sınıfta kalacaktı. 

     Ya hangi anne-baba çocuğunun sınıfta kalmasını ister. Tabi ki, “Geçsin” dediler. Belki, “Kalsın” diyen anne-babalar olmuştur. Ben hiç duymadım. “İstisnalar kaideyi bozmaz” demişler zaten. Yine bir örnek daha vereyim size. Eğitimin bittiğinin göstergesi bu örnekler hep. Liseyi, Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Şimdi oraya harcadığım üç yılıma yanıyorum. 

    Orası ayrı bir konu neyse. Mezun olduğum arkadaşlarımdan biri çarpım tablosunu bilmiyordu. Liseden mezun olmuş, adam çarpım tablosunu bilmiyor. Ondan sonra bilmem ÖSS’de kaç kişi sıfır çekti diye haberler. Şimdi bu dediklerimi duyduğunuzda, bu sıfır çekme olayına hiç şaşırmazsınız herhalde.

       Yine ana konumuza dönersek. Ben bu konuda hakkında daha öncede bir yazı yazmıştım. Tekrar ediyorum orada yazdıklarımı. Türkçe ve Edebiyat derslerinde kendini ifade etme dersleri olmalı. Her derste bir veya birkaç kişi çıkıp bir konu hakkında sınıfa karşı konuşmalı. Ben ortaokul ve lise zamanı çok çekinirdim sınıfa karşı konuşmaktan. Genelde kaçardım konuşmaktan. Kimse pas geçilmemeli. Her öğrenci çıkıp konuşmalı. Kendini ifade etme yeteneğini kazanmalı. 

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/group-of-people-sitting-on-white-mat-on-grass-field-745045/

11 Mart 2018 Pazar

Din adına saçma sapan konuşanlara dur denmeli artık..


     Artık her gün haberlerde kendilerine hoca diyenlerin yaptığı saçma sapan açıklamalardan sıkıldım. Ya abi biri bunlara müdahale etmeyecek mi? Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı niye var? Din hakkında en doğru bilgilerin halka verilmesi için değil mi? Ulan diyanetten çok bunlar konuşuyor. 
     
Dini açıklamalar


     Diyanet, meydanı bunlara bırakmış. Diyanet bunlara yaptırım uygulamalı. Biri yanlış bir şey mi konuştu. Hemen onun hakkında işlem başlatılmalı. Ve hemen arkasından da bir açıklama yayınlanmalı. “Şu şu yayın organında, şu kişi tarafından bir açıklama yapılmış. Bu kişinin yaptığı açıklamanın İslam dininde hiçbir yeri yoktur. Vatandaşlarımız bu söylenenlere kulak vermesinler. Zaten ilgili kişi hakkında da işlem başlatılmıştır” denilmeli.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/silver-mosque-top-dome-ornament-908278/

10 Mart 2018 Cumartesi

Kanuni'ye, "Salak" denmesini hazmedemiyorum...

Kanuni Sultan Süleyman


     Ben sin-di-re-mi-yor-um abi. Ne amaçla söylenirse söylensin. Kimsenin Kanuni’ye salak deme hakkı yoktur. “İyi bir padişah değildi” dersin. “Liderlik kabiliyeti yoktu” dersin. “Coğrafyaya fazla önem vermiyordu” dersin. Ama salak demek olmuyor abi. Zaten videoyuyu izlerseniz, “Salak” dediğinde toplantı salonunda buz gibi bir hava esiyor. 

     Bir Türk büyüğüne bunu nasıl söylersin? İlber Ortaylı da söylüyor padişahların eksikliklerini. Ama hiçbir padişaha, “Salak” dediğini duymadım. Neymiş? Deney yapmışlar. Böyle diyerek basına yem atmışlar. Kardeşim bunun böyle olacağını bilmiyor musunuz? 

     Senin tanıttığın kitap ne kadar önemli olursa olsun. Basın bu kitaba senin istediğin gibi yer ayırmaz. Kanuni’ye böyle bir şey dersen, bunun haber olacağı belli. Bile bile lades demekten başka bir şey değil bu. Yani kitap tanıtımı için Kanuni ismini kullandılar. Celal Şengör neyse de Fatih Altaylı'dan bunu beklemezdim.


foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/beige-analog-gauge-697662/

9 Mart 2018 Cuma

Murat Bardakçı'yı sever misiniz?

Murat Bardakçı


     Murat Bardakçı bayadır televizyonlarda yoktu. Geçen çarşamba gecesi işten geldim. Kanalları gezerken Trt 1’de Pelin Çift’in programını gördüm. Baktım konuğu Murat Bardakçı. Program 02:30-03:00’e kadar sürdü. Programın genelinden zevk aldım. Birde şunu fark ettim. Murat Bardakçı tarihteki bazı ihtilaflı konularda beklediğim tarzda açıklamalar yapmadı. Duymak istediklerimi söylemedi. Modumda bir düşme oldu. Pelin Çift’te de bunu fark ettim. 

     Mesela Lozan’da gizli madde muhabbeti gibi. Söylenenlere o kadar inanmışız ki. Güvendiğimiz birinden bunları duyamadığımızda, hatta bunlar yalan yanlış şeyler olduğunu duyduğumuzda hüsrana uğruyoruz. “Tarih belgedir. Gizli madde olduğunu iddaa eden belgesini ortaya koysun” dedi. Bence de doğru dedi. Ben bu Murat Bardakçı’yı seviyorum abi. Tarihi bazılarına yaranmak için kullanmıyor. Neyse onu söylüyor. Kendisine inanıyor ve güveniyorum.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/grayscale-photography-of-pedestal-balustrade-161875/

8 Mart 2018 Perşembe

Kadınlar gününü boşuna kutlamayın...

Dünya kadınlar günü


     Yine kadınlar gününe özel gösteriler yapılacak. Yine pankartlar açılacak. Yine her kesimden kadına şiddeti kınayan açıklamalar yapılacak. Peki ya sonuç? Değişen hiçbir şey olmayacak. Yine kadına şiddet, yine kadın cinayetleri durmaksızın devam edecek. Hatta bugün bile, yani dünya kadınlar gününde bile kadına şiddet, kadın cinayetleri devam edecek. O yüzden bu gösteriler, bu açıklamalar boş be arkadaşlar. Bana icraat gösterin icraat. 

     Kadına şiddetin önlenmesi için ne yapılıyor? Cezalar gerçekten caydırıcı hale getiriliyor mu? Yeni nesil, kadınlara şiddet konusunda bilinçlendiriliyor mu? Şiddeti uygulayan adam bu şiddeti niye uygulamış, bu cinayeti neden işlemiş? Bu işin derinine iniliyor mu? Toplanan o verilere göre yeni politikalar oluşturuluyor mu? İşte bunlar yapılmaya başlandığı zaman kadınlar gününü gönül rahatlığıyla, huzurla kutlayabiliriz. Yoksa bana boşuna kadınlar gününü kutlamayın.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/woman-wearing-black-scoop-neck-top-735552/

5 Mart 2018 Pazartesi

Hastanede sıra beklemek ve adalet...

adalet


     Hastanede doktor sırası beklerken bilirsiniz, doktor kapısının önü ana-baba günüdür. Halbuki kapı önünde bu kalabalıklığa hiç gerek yoktur. Çünkü herkesin elinde sıra numarası vardır. Ama numarası olmasına rağmen yine de herkes kapının önünde bekler durur. Çünkü elinde sıra numarası olmasına rağmen kimseye güvenmez. Adaletsizlik olacağını bilir. Elinde sıra numarası olmasına rağmen başkası ondan önce içeriye girebilir. Girerler de. “Doktora kağıt imzalatacağım” yok, “İlaç yazdıracağım” gibi mazeretlerle içeriye giren olur. Kimse kimsenin hakkına saygı göstermez. Ondan sonra bu ülkede adalete niye güven yok. En ufak şeyde, doktor sırasında bile kimse kimseye güvenmezken büyük olaylarda insanlar nasıl adalete güvensin?

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/healthy-clinic-doctor-health-42273/

4 Mart 2018 Pazar

Patasana kitabını okumak için 5 neden...

Patasana



     Patasana kitabını neden okumalısın? İşte gerekçelerim.

     1-Ahmet Ümit deyince akla ne gelir? Polisiye… Cinayet. Bu kitabında da cinayet var arkadaşlar. Şunu söyleyeyim: Katili ben tahmin edemedim. “Katil bu muymuş lan?” dedim.

     2-“Roman okuyacağım ama aşk olsun istiyorum” diyenler. Tabi kitap bir aşk kitabı değil. Ama içinden aşk geçiyor beyler-bayanlar.

     3-Arkeoloji sevenler. Ben bu arkeoloji işlerini falan seviyorum. Sakın Ahmet Ümit’in, kitabı arkeolojiye boğduğunu sanmayın. Dozunda ve çok anlaşılır, bunu belirteyim. Bir arkeoloji grubu nasıl seçiliyor? Nasıl kazıya gidiyorlar? Kazıda neler yapıyorlar?

     4-Kitabın bir bölümünde, askeri timimizin dağlarda nasıl mücadele ettiği anlatılıyor.  

     5-İçinde birkaç tane yemek tarifi geçiyor. Yeni yemek adları duymak ve yemekler hakkında sohbetler okumak için.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-flower-247787/

3 Mart 2018 Cumartesi

Gülizar dizisi hoşuma gitti arkadaş...

Gülizar


     Gülizar’ın ilk tanıtımlarını gördüğümde, “Bu tutmaz” dedim. Neden dedim? Çünkü iki başrol oyuncusundan da hoşlanmıyordum. Farah Zeynel Abdullah. Nedense bu diziye kadar ondan hoşlanmazdım. Ve diğer başrol oyuncusu Ömer Berk Cankat. Adamın ismini daha yeni öğrendim. Bir ara Star’da bir dizisi vardı. Ama hiç bakmamıştım. 

     Erkek başrol olarak onu gördüğümde, “Buna kadar, bu rolü oynayacak başka bir adam mı kalmadı?” demiştim. Ama bu diziden sonra iki oyuncuya da sempatim oluştu. İkisi de harika oynuyorlar. Hele geçen haftaki bölümde -galiba altıncı bölümdü- birbirinden hoşlanan ve bunu dile getirememiş ve bunu daha birbirine söyleyemeden ayrılmak zorunda kalan bir çifti o kadar güzel oynadılar ki. “Aşk ne kadar güzel bir şey” dedirttiler insana. 
     
     En baştan bu iki başrol oyuncusundan hoşlanmasam da Çağan Irmak var. Onun yönetmenliği için izlenirdi zaten. İlk bölümüne bakılıp bir şans verilirdi. Ne kadar ön yargılı izlesem de izledikçe içine aldı beni bu dizi. Kısacası ben bu Gülizar dizisini sevdim arkadaş.



Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/couple-hands-forest-leaf-105881/
Blogger tarafından desteklenmektedir.