günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kişisel Blog Yazıları #287: Mini Günlük (9-12 Ekim 2026)

09.10.2026

*Show TV’de, Kızılcık Şerbeti’ni izledik. Ünal ailesi, şirketi batırdı. Şimdi fakir mi olacaklar yani? Zenginlikten fakirliğe düşmek de insanı psikolojik olarak sarsar be. Peki ya sizce?

*Galatasaray bu akşam evinde zor zahmet Kasımpaşa’yı 3-1 yendi. Salı akşamı Barselona ile oynayacağız. 4-5 tane gol yemeden bitirsek bari maçı. 2-0/3-0 yenilmeye razıyım ben.

*Trump, Elon Musk’a ödül vermiş. Ayrıca Elon Musk’ı bugünün Tesla’sı olarak tanımlamış. Bunların araları bozuk değil miydi? Ne ara barıştılar da hatta Trump, ödül bile verdi? Bir dargın, bir barışık ilişki onlarınkisi.

10.10.2026

*Kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izledik. Bu sene nasıl devam ettirecekler diye düşünüyordum ama biraz izleyince yine gideri var ve izlenir.

*Bizim burada panayır varmış. Ona gittik. Panayır deyince öyle çok şey de beklemeyin. Bizim burada kurulan salı pazarının aynısı. Giysi, ayakkabı ve tencere falan var işte. Değişen bir şey yok. Panayırla alakası olmayan panayır işte. Bir tane gözlemeci, bir tane köfteci, bir tane de süt mısırcı vardı. Şöyle 10-15 tane yiyecek yeri olur normalde ama nerde. Lunapark konusuna hiç girmiyorum. Çünkü yok.

*Gün geçmiyor ki ABD Başkanı Trump’tan gündem olacak bir açıklama daha duymayalım. Bu sefer de karşısında oturanlara, “Buraya çıkıp en aptalca şeyleri söyleyebilirim ama siz yine de alkışlıyorsunuz” demiş. Ya ne olacaktı başka? Gerçekten bunu eleştirmek için mi söylüyor yoksa gerçekten bu duruma şaşırdığı için mi söylüyor ya da karşısındakileri aşağılamak için mi söylüyor? Peki ya sizce?

*Geçen gün tek başıma  kafeye gittim. Kahvemi içtim çıktım. Ama sıkıldım. İnsan yanında biri olmadan, sohbet muhabbet etmeden, kendi başına durunca da sıkılıyor. Telefona da bak bak nereye kadar? Yani her zaman, her şeyi kendin yapmak da güzel olmuyor be.

11.10.2026

*Kanal D’de, Daha 17 dizisini izledik. Diziye yeni bir karakter katıldı. Zengin ve maddi açıdan da çok güçlü bir adam. Bakalım dizi bundan sonra senaryo olarak nereye evrilecek?

*Kardeşimle otobüsle gelirken en arka tarafta kızlı erkekli gençler vardı. Baya makara yaptılar. Bir tane kız, çocuğa dedi ki, “İnstagramdan istek göndermişsin kabul edeyim mi?” Bu sorunun ardından hemen başka bir kız atladı oradan, “At hırsızlarını kabul etmiyoruz kanka, sen de etme” dedi. Hepsi koptu gülmekten.

12.10.2026

*Bir pazartesi sendromundan daha sağ çıktık. Artık haftanın geri kalanı çorap söküğü gibi geçer değil mi? Geçer deyin de içime su serpin millet.

*Kanal D’de, Uzak Şehir dizisini izledik. Alya, Cihan’a, “Başka biriyle evleneceğim” dedi. Hani birbirlerini çok seviyordu bunlar. Bir zaman sonra çiftlerin bu hale gelmesi üzücü be. Sadece dizi için demiyorum. Gerçek hayatta da böyle. Ayrılmayı bilmiyoruz millet olarak. Birbirimizin canına okuyoruz ayrılırken.

*Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında yine sunucu değişmiş. Oktay Kaynarca diziye başladığı için sunuculuğu bırakmış. Onun yerine aynı zamanda Atv ana haberi de sunan Cem Öğretir gelmiş. Bence doğru seçim olmamış. Tabi şimdilik. İlk bölümden sonra daha netleşir kafamızda görüşümüz. Ayrıca da büyük ödülü 5 milyondan 10 milyona çıkarmışlar. Bu iyi olmuş işte. Enflasyona göre artıyorlar ödülü de.

 

İçtiğim kahvenin parasını ödemeyi unuttum

Bugün bizim buradaki Şok markete alışverişe gittim. İçtiğim kahve ile yediğim patatesli böreğin parasını vermeyi unutmuşum. Markette kahve makinesi var. Sütlü çikolata yaptım ve bir tane patatesli börek aldım. Ama aldığın bu şeylerin kaydı kuydu olmuyor. Kasaya gidince söylüyorsun. Ama kasada söylemeyi unuttum. Elimde poşetlerle eve dönerken aklıma geldi. Tekrar geri dönmedim. Çünkü yorulmuştum. Neyse yarın akşam iş dönüşü hallederim.

Kişisel Blog Yazıları #194

Bugün 3 Haziran. Hava baya sıcaktı. Özellikle öğleden sonra. Yaz geldi diyebilir miyiz artık sizce?

Kişisel blog yazıları serisine ilk defa denk geldiysen ve ilk defa okuyorsan ve eğer istersen yorumlarda bir merhaba diyebilirsin. Güzel bir giriş oldu değil mi?

Bugün yoğun bir iş günüydü. Bol bol konuştum. Çünkü işim bu. Çağrı merkezinin doğasında bu var. Ama devamlı konuş konuş, insanın da boğazı ağrıyor. Biz de insanız yani.

Akşam kanal D’de, Eşref Rüya dizisini izledik. Sonunda o meşhur “İhtiyar”, kendisini gösterdi. Gösterdi ama neye yarar. Gelecek hafta dizinin son bölümü. Final yapıyor.

Reha Muhtar hayatını kaybetti. Çocukluğumun efsane haber sunucularından biriydi. Murat Kekilli ve Almanya’nın Der Spiegel dergisine haber bülteninde yaptığı giderler benim için hala unutulmazlar arasındadır.

Bir arkadaş kahve makinesi almış. 25 bin lira falan. Evinde mis gibi kahvesini yapıyor. Bizi de davet etti. Nereye gidiyorsun ya. İş/güç. Whatsapp grubunda gören bir diğer arkadaş da almaya niyetlendi. Böyle giderse kahve, çayı geçebilir.

Kişisel blog yazıları, kahveli bir şekilde bitti. Kahve makinem olsaydı şimdi bir kapiçino yapardım bak.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #193  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #195

Kişisel Blog Yazıları #191

Kanal D’de bu akşam başlayan “Daha 17” adlı diziyi izledik. Fragmanlarından tutmaz diye düşündüğüm dizi bence çok iyiydi. Reytinglerde ne yaptı yarın göreceğiz. Kişisel blog yazıları serisine dizi ile başladık. Benden bir haber ile devam edelim. Annem, salı günü kolosnoskopi olacak. O nedenle yarın sadece su ve vişneli meyve suyu içecek. Başka hiçbir şey yemek ve içmek yok. Açlığa nasıl dayanacak bakalım? Celal Şengör, zayıflama iğnesi ile tam 50 kilo vermiş. Bambaşka biri olmuş resmen ve işin garibi sesi de değişmiş. İlber Ortaylı görse ne derdi acaba? Kardeşim iş yerinde devamlı Mebrure’nin, “Değilim” şarkısını açıyormuş. Orada çalışan kız da, “Abla yine mi bu şarkı” diyormuş. Siz bu şarkıyı dinleyip, beğendiniz mi peki? Kişisel blog yazıları serisinde bir pazar yazısının daha sonuna geldik. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190 

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #192

Kişisel Blog Yazıları #190

Bizimkiler şehriye çorbası yapıyorlar. Favori çorbam değildir ama yine de yerim. Ya da içerim mi demeliydim? Çorba içilir mi, yenir mi? Kafamda deli sorular. Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde kafamda deli sorular olacak bol bol, dikkat! Yıllar sonra bisiklete bindim. Hala sürebiliyorum. İnsan, bisiklet sürmeyi unutabilir mi gerçi? Böyle bir şey var mıdır? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana ikinci soru. Kanye West dün İstanbul’da konser vermiş. Tahminen 120 bin kişi izlemiş. Bu adamın, bu kadar seveni varmış mı Türkiye’de? Ben şok. Atanan genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel başkanlığı koltuğuna oturmuş. Bu adam bu koltuğu bir daha bırakır mı? Bu da kafamda deli sorular oldu mu sana üçüncü soru. Yarın iş başlıyor. Bayram tatili sonrası işe başlamak gerçekten mental olarak zorluyor beni. Kişisel blog yazıları yazıldı ve mental olarak biraz da toparlanıldı. Yani yazmak iyi geldi. Görüşürüz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #189  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #191

Kişisel Blog Yazıları #189

*Sabah 09.31 geçiyor ve dışarısı mis gibi, hava güneşli. Güne böyle başlamanın değeri paha biçilemez. Kişisel blog yazıları için yeni bir yazı yazmak da paha biçilemez. O zaman yazalım.

*Üst üste roman okuyunca sıkılıyorum. Acaba ayda sadece bir roman okusam mı diye düşünüyorum.

*İnstagram, Whatsapp ve X, tamamen ücretli olsa para verip kullanmaya devam eder misiniz? Ben ilk olarak kullanmam diyorum ama sonra düşününce uygulamalar olmazsa internetin manası olmayacağı için mecbur ödeme yapardım diyorum.

*Tempolu yürümenin daha sağlıklı olduğunu söylüyor uzmanlar. Ama tempolu yürümeyi de ben sevmiyorum. Yavaş yürümem lazım. O zaman yürüdüğümü hissediyorum. Öteki türlü bir yere yetişecekmiş, acelem varmış gibi yürümek zevk vermiyor bana.

*Gerçekten yatırım dünyası hakkında çok şey öğrenmeye başladığında paramı nerede değerlendirsem daha karlı olurum diye düşünmekten sıkıntı basıyor insanı. Paran var mı derdin var. Şaka şaka. Üç beş kuruşumuz var. Ne kadar kazanç elde edebiliriz diye bakıyoruz işte.

*Bir kız arkadaş küçükken kara kalem resim yapıyormuş. Sonradan üstüne düşmeyince kalmış öyle. Şimdiye devam etseydi kim bilir nerelere gelirdi? Böyle yetenekli insanlara her zaman hayranlıkla bakmışımdır. Doğuştan yetenekliler işte. Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısından görüşmek üzere.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #188  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #190 

Kişisel Blog Yazıları #188

Kurban Bayramının üçüncü günü. Saat 21.30’u gösteriyor. Kişisel blog yazıları için yine buradayım. Bizimkiler Atv’de, Var Mısın Yok Musun’u izliyor. Şimdiden işe başlama stresi sardı beni. Benim gibi bu stresi şimdiden yaşamaya başlayanlar var mı aranızda? Bugün de 5-10 sayfa kitap okudum. Önemli olan sayfa sayısı değildi, zincir oluşturmaktı. O zincir, dün ve bugün oluşmuş oldu. Önemli olan bundan sonra da her gün devam ettirebilmek. Hala hayır diyemiyorum. Ben ne zaman hayır diyebileceğim? Kendimi insafsızca eleştiriyorum: “Senden bir şey olmaz bu gidişle” diyorum. Moral motivasyonum ne varsa düştü. Kendimle ilgili başka bir şey: Sanki farklı düşünmeye başladım gibi. Bazı konularda olgunlaştım gibi. Ama bu sadece bir his. Somut bir olayda test etmedim bu durumu. Son yazıma baktım da sadece 10 kişi okumuş. Normalde 20-25 kişi okuyor zaten. Ama yine de yazılarım eskisi gibi beğenilmiyor mu sorusu kafamı kurcalıyor böyle az okunma gördüğümde. Sonuçta okunmak için yazıyoruz değil mi? Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısını da böyle endişelerle bitirmiş oluyorum.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #187  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #189

Kişisel Blog Yazıları #186

Çay güzel olmuş. Bir bardak daha istedim ev sahibinden. Bayram ziyaretinde sohbetin yanına çay da güzel gitti. Kişisel blog yazıları için yazacak konu çıkmıştı işte. Karşı evden çoluk çocuk sesleri geliyordu. Az sonra arabalarına binip gittiler. Herhalde onlar da bayram ziyaretine gidiyorlardı. İçimizden biri, “Ohh be, kafamız dinlendi çocuklar gidince” dedi. Arada hiç birimiz konuşmazken komşuların birinden gelen oynak oyun havalarını duyuyorduk. Tam bayramlık müziklerdi işte. Masadakiler kurban eti doğramaktan yorgun düşmüşlerdi. Gözlerinden uyku akıyordu. Bir tanesi, “Üzerime et kokusu sindi, çıkmıyor” dedi. Bir yandan da ana/kız kıyafet bakıyorlardı telefondan. Üniversite mezuniyet töreni için. Aşağı kattan diğer komşunun sesi geliyordu. “Demek ayakkabıları kaçıran sendin” diyerek köpekten ayakkabısını aldı. Gerçekten bu köpeklerin ayakkabı merakı nedir ya? İçimizden biri, “Ona oynayabileceği bir oyuncak al” dedi. Bu öneriye küfür etmese bari dedim içimden. Ama neyse ki bir şey demedi. Hayat, böyle sıradan anların içindeydi işte. İkinci bardak çayımı bitirirken aklımdan geçen buydu. Kişisel blog yazıları, hayatın içinden yazılarla devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #185  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #187

Kişisel Blog Yazıları #185

Akşam 21.30 gibi yatmıştım. Uyandığımda saat 00.30’u gösteriyordu. Kalktım. Biraz televizyona baktım. Kılıçdaroğlu demokrasiden bahsediyordu. Sinirden güldüm ve televizyonu kapattım. En iyisi kişisel blog yazıları serisine yeni bir yazmak dedim. Bugün Kurban Bayramı. Bayramımız mübarek olsun. Kurban kesenlerimiz varsa aramızda Allah kabul etsin. Sabah herkese bayram mesajı attım. Arkadaşlardan biri, “Uygun vakitte bir araya gelelim. Eskileri yad edelim” demiş. Yaşlılar gibi konuşmuş. Tamam, yaşımız 40 olabilir ama daha yaşlanmadık. Ama yine de eski tarz konuşmaları severim böyle. “Çoluk çocuk nasıllar mirim?” derlerdi ya. Hoşuma gider bu tarz muhabbetler. Ben zaten genel olarak eskileri severim. Bir zamanlar Beyoğlu’na takım elbisesiz çıkılmazmış ya. Bu tür adetleri severim. Evde herkes uyuyor ve bir ben ayaktayım. Bak şimdi bu durumu da severim. Herkes uyurken ayakta olmayı. Bu kadar ayakta olmak yeter o zaman. Şimdi benim için de yatma vakti. Kişisel blog yazıları serisi yeni yazılarıyla kısmetse bayramda da devam edecek efenim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #184  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #186

Kişisel Blog Yazıları #184

*Teyzeoğulları bize oturmaya geldiler. Gelirken de pasta ve kurabiye getirmişler. Çayın yanında iyi gitti.

*Disiplin üzerine bir söz okudum. O sözden kendim bir söz ürettim. “Disiplinli olmak bir anda başarı getirmez ama bir gün getirir”

*ABD’nin ordu ufo ihbarcısı ölümünden önce bir uzaylı ile telepatik bağlantısı olduğunu iddia etmiş. Ben de bunu İnstagram’da paylaştım. Arkadaşlardan biri yorum olarak, “Ama kafamız nasıl güzel” demiş. Çok iyi ve mizahi bir yorumdu gerçekten.

*Özgür Özel, yüzde 60 ile seçimleri kazanabileceklerini iddia etmiş. Evet, kendisine güvenmesi güzel. Ama ben katılmıyorum. Kazansa bile ucu ucuna kazanır.

*YouTube’da, İlayda Bilek’in bir videosunu izledim. Videoda, “Başarmak için kendine deli gibi inan” diyordu. Kendisi her şeyi böyle başarmış çünkü. Düşündüm ben de, “Bir insan kendine deli gibi inanabilir mi? Ben de bunu yapabilir miyim?” diye. Hemen cevap veremedim. Bunun üzerine düşünmem, kafa yormam lazım biraz. Peki ya siz? Kendinize deli gibi inanabilir misiniz?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #183

Kişisel Blog Yazıları #183

*Kişisel blog yazıları serisi tüm hızıyla devam ediyor. Siz okumaya devam ettikçe de seri devam edecek. Seri hakkındaki görüş ve önerilerinize her zaman açığım millet.

*Güne patates kızartması ile başladım. Yanında da çay. İyi gitti. Gece vardiyasındayım. Gece saat 12 olur mu millet?

*Bir arkadaşım dün otobüs yolculuğu yapmış ve kek vermişler. “Hani kek kalkmıştı?” dedim. Yok, kalkmamış. Keki yiyince keyfi yerine gelmiş bizim arkadaşın. Verdiği paranın karşılığını aldığını hissetmiş. Otobüste kek, gelenektir abi, ben anlamam. Her zaman verilmeli vatandaşa.

*Kemal Kılıçdaroğlu, CHP genel merkezinde yaşananlardan dolayı çok üzgünmüş. Muhakkak öyledir. İnandık, inandık.

*Pilli Bebek diye bir müzik grubu varmış. Zehirli Velvet’in yazısında okudum. Sakarya adlı enstrümantal şarkılarını dinledim. Hoşuma gitti.

*Bilgi Üniversitesi kapatılmıştı. Birkaç gün sonra tekrar açılmış. Niye kapanmıştı, niye açıldı? Kafamda deli sorular.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısı için son not: Bir tane dondurmacı da gördüm. El açması baklava siparişi alınır diyor bayram için. Sizce güvenilir olur mu?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #182  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #184

 

Kişisel Blog Yazıları #182

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısını neden gecenin on ikisine bıraktım da gün içerisinde yazmadım ben ya. Neyse hemen başlayayım yazıya. Arkadaş bizi kahveye çağırdı. “Biz geç kahvaltı yapıyoruz, brunch, gelemiyoruz, size afiyet olsun” diyerek bu teklifi geri çevirmek zorunda kaldım. Çünkü geç uyandık. Yoksa bedava olan bir kahveyi asla kaçırmazdım. Bedava olan bir kahveyi kaçırmak ya da kaçırmamak, işte bütün mesele bu sevgili dostlar. Bu seferlik kaçırdım işte. Ülke olarak da dengeyi, ayarı, ölçüyü –nasıl adlandırırsanız artık- kaçırdık. Zorla CHP genel merkezine girildi, kapılar kırıldı falan. Genel merkez savaş alanına döndü. Bu görüntüler bu güzel ülkeme yakışmadı. Ne pazarın tadı kaldı, ne de yaklaşan bayramın. Tekrar kendi gündemime dönüyorum: Geç kahvaltımızı yaparken Atv’de, ABİ dizisinin tekrarı başladı. İzleyememiştim ben. Yeni bölümün yayınlandığı akşam 19 Mayıs için düzenlenen fener alayına gitmiştik. Dizinin başından beri var olan tüm soruların cevapları ortaya çıktı. Peki şimdi dizi nasıl devam edecek? Merakla gelecek bölümü bekliyorum. Kişisel blog yazıları serisinde bir gün daha bitti.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #181  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #183

Kişisel Blog Yazıları #181

Kişisel blog yazıları için yeni bir yazı yazmadan kesinlikle güne başlayamam. Şaka şaka. Nerede o günler? İş/güç var. Ancak akşamları yazabiliyorum yazıları. Sabah kahvaltıda beni bir sürpriz bekliyordu. Bizimkiler acuka yapmış. Bu sefer, güzel de olmuş. Çünkü her zaman tadı tutmayabiliyor. Çayın yanında da iyi gitti. Kardeşim Star’da, İstanbullu Gelin dizisinin tekrarını açmış. Sabah sabah hiç de bu diziyi çekemem. Diğer kanallara baktım. İzlenecek bir şey de yok. Sabahları hayat kurtaracak bir program, dizi, film falan bir şey lazım. Bizim çocukluğumuzda böyle miydi be? Çizgi filmler olurdu her kanalda. Seç beğen al. O zamanlar böyle çizgi film kanalları da yoktu. Kanal D, Show falan çizgi film yayınlarlardı. Hey gidi günler. İşe başladık. Sessiz sakin gidiyordu. Herhalde bugün rahat geçecek derken çağrılar bir gelmeye başladı. Çayımı içemedim, çayım soğudu. Sıcak çay, benim kırmızı çizgimdir. Çay soğuduğu zaman bir şeye benzemez. Çay gurusu gibi konuştum ama değil mi? Burası Türkiye. Bu ülkede yaşayıp da çay gurusu olmayan insan var mı ya? Gerçi son birkaç yılda kahve de baya atak yaptı şimdi inkar edemem. Adım başı kahveci açıldı neredeyse. Nusret bile kapiçino deyip sosyal medyadan paylaştı. Tamam da bu yazıyı nereye bağlayacağız şimdi? Hah, buldum. Siz hangi kahveyi seviyorsunuz? Benim tercihim kapiçino. Nusret dedi diye değil, yanlış anlaşılmasın. Kişisel blog yazıları serisinin bu yazılık da sonuna geldik ama benim de canım kahve çekti. Hadi kahve içmeye o zaman. 

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #180  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #182

 

Kişisel Blog Yazıları #180

Kişisel blog yazıları serisinin yeni yazısı için herkes toplandı mı? Tamamsak başlıyorum o zaman. Evet, bugün cumartesi olabilir ama ben çalıştım. Hem de baya güzel çalıştım. Hem de baya yoğun çalıştım. Hem de o kadar çok konuştum ki boğazım bile ağrıdı. Cumartesi gününün sonuna geldik ama bir de bana sorun. Küçük Emrah’a bağladım resmen. İşin şakası bir yana bugün gerçekten yoğundu. Akşam yemeğinde bizimkiler makarna yapmışlar. Güzel olmuş. Yanında yoğurt ile beraber güzel gitti. Haberler desen her zaman ki gibi moral bozucu. CHP’nin başına tekrar Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçeceğini kim bilebilirdi ki? Hayat resmen sürprizlerle dolu. Not: Sürprizler her zaman sevindirici olmayabilir. Kesin bilgi, yayabilirsiniz. Bizim burada yeni bir avm açılmış bugün. Millet akın akın gitmiş yeni açılan avm’ye. Daha tam kapasite değilmiş. Daha inşaat halinde olan yerler varmış. Bizim arkadaşın biri gitmiş, görmüş ve bana söyledi. Olay yerinden bildirdi yani. Yeni bir yer açılmaya görsün hemen izdiham oluyor. Milletimiz yeni açılan mekanları, avm’leri, kafeleri vs. seviyor. Yarın pazar ve fena planlarım var. Mesela doya doya uyumak. Böyle dediğime bakmayın. Uyunmuyor. Yarın arkadaşla buluşur, çay/kahve içeriz belki. Kişisel blog yazıları burada bitmiştir. Tabi ki devamı gelecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #179  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #181

Kişisel Blog Yazıları #179

Akşam işten geldikten sonra direk yatmıştım. Hem de yemek falan da yemeden. Kalktığımda saat 21.30 olmuştu. Bizimkilerin yanına gittim. Show TV’de, Kızılcık Şerbeti dizisinin sezon finalini izliyorlardı. Ben de koltuğa geçip diziyi izlemeye başladım. Annem, “Yemek yiyecek misin? Bir şeyler hazırlayayım mı?” dedi. “Yok anacım, gerek yok” dedim. Çayın yanında bisküvi yiyorlardı. Gittim kendime bir bardak çay koydum. Çayla beraber bisküvi yedim. Dizi reklam arasına girdi. Tekrar odama döndüm ve tekrar yatağıma yattım. Ama bu sefer uykum gelmedi. Kalktım. Sosyal medyada neler var, neler yok onlara baktım biraz. Sonra telefonu kenara bırakıp yatağa uzandım ve düşündüm. Blogda yazacak yeni konular bulmalıydım. Kişisel blog yazıları serisi bir şekilde devam etmeliydi. Uyuyup kalmışım.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #178  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #180

Kişisel Blog Yazıları #169

Kişisel blog yazıları serisinin hiçbir kişi ve kurumla ilgisi yoktur. Şaka şaka. Yüzde yüz benimle ilgisi var. Şimdi yazımız şöyle başlıyor: Yatağımda uzanmış dinleniyorum. Kendime bir sessizlik molası verdim. Yeni akım da bu galiba. Sıkça karşıma çıkmaya başladı YouTube videolarında. Hiçbir şey yapmadan duruyorsun öyle. Sessizlikle baş başasın. Öylece tavana bakarken uyurum belki de. Diğer odadan bizimkiler çağırıyorlar. Çay yapmışlar. Sessizlik molam bozuldu işte. Neyse, hazır çay varken içilir, bu fırsat kaçırılmaz. Sessizlik molasını sonra da yaparım. Çayımdan birkaç yudum alıp, bizimkilerle biraz sohbet edip, çayımı alıp odama geliyorum. Kanal D’de, Güller ve Günahlar dizisini izliyorlar. Eskisi gibi sevmiyorum artık bu diziyi. O yüzden çayımı alıp, odama geldim. YouTube’tan video izlerim daha iyi. Ya da blogda yazı yazarım. Blog demişken. Birkaç gündür bloglarda da fazla yazı yazılmıyor. Ama normali bu ya. Havalar ısınınca eskisi gibi bloglara yazı girilmiyor. Ama kişisel blog yazıları serisine bir aksilik olmazsa yaz ayında da yazı girilmeye devam edilecek efenim.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #168   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #170

Kişisel Blog Yazıları #167

Kişisel blog yazıları ile haftayı kapatmaya hazır mıyız? Ama asıl önemli olan haftayı kapatmak değil. Hafta sonunu nasıl değerlendireceğimiz. İlla bir şeyler mi yapmalı yoksa evde mi oturmalı? İşte cevap bekleyen soru bu.

Bu akşam Kızılcık Şerbeti dizisini izlerken biraz çekirdek çitledim. Dizide her zaman olduğu gibi yine ortalık karışıktı.

Blog arkadaşlarımın yazılarını okudum sonra. En son da geldim yazımı yazıyorum işte. Standart bir akşam yani.

Kızılcık Şerbeti’nin özeti bitinceye kadar Atv’de, Buz Devri 2 filmini izledik biraz. Buz Devri’ni ilk izlediğim dönemlerime dönmek isterdim bu arada.

Bazen yaşadığım hayat üzerine çok düşünüyorum. En ince ayrıntısına kadar. Bazen de, “Niye bu kadar çok üzerine düşünüyorsun ki? Yaşa gitsin” diyorum.  

Oya Aydoğan’ın hayatını kaybedeli 10 yıl olmuş ya. Sanki dün gibi. Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Resmen ışık hızında akıyor zaman.

Kişisel blog yazıları serisinde haftayı bu yazı ile kapattık. Hafta biter ama seri bitmez, yazmak bitmez, değil mi?

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166   

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #168

 

Kişisel Blog Yazıları #166

*Kişisel blog yazıları yazmak ya da yazmamak. İşte bütün mesele bu. Şaka şaka. Yazmamak gibi bir durum yok. Bütün meselemiz sadece yazmak. O zaman yazalım.

*Kardeşim, lahmacun almış gelmiş. Lahmacunun içi, sanki pideye konulması gereken iç gibiydi. Ama yine de öyle böyle yedik. Yine de iyi gitti. Yanında da ayran.

*Bizimkiler solunum testine gitmişler. Testi yapan kadın söylenip duruyormuş. “Bugün ne yoğunluk var böyle. Bir dinlenemedim” diye. Kabul edelim, kendi işlerimizde çalışırken bizler de böyle söyleniyoruz.

*Bizim bir kız arkadaş var. Her sabah işe, “Bugün istifa edeceğim” diye başlıyor. Böyle demesine bakmayın. İki yıl oldu işe başlayalı ama hala çalışıyor. Böyle söylenenler de hep uzun süreli çalışıyorlar nedense. Ters etki mi yapıyor nedir?

*Geçen haberlerde gördüm. Türlünün içine katılan malzemeler ne kadar pahalandı diye haber yapmışlar. Patlıcan, patates falan. Haberi izlerken fark ettim ki bayadır biz de türlü yemiyoruz. Bizimkilere söyleyeyim de yapsınlar da yiyelim.

*Kişisel blog yazıları bu akşamlık da bitti. Ama biliyorsunuz ki, devam edecek.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #167

Kişisel Blog Yazıları #165

Kişisel blog yazıları için dün akşam yeni bir yazı giremedim. Şimdi de yeni bir yazıya başlamak zor geliyor. Bir günlük ara verdim ama sanki aylardır yazmıyor gibiyim. Nereden başlayacağımı da bilemedim bir an. Hani elini, ayağını nereye koyacağını bilemediğin anlar olur ya. Hah, onun gibi işte. Neyse, yavaş yavaş yazıya geçelim. Bu kadar giriş yeter.

Birkaç gün önce sıcak oldu diye kombiyi kapatmıştık. Bugün hava yine bozdu ve soğudu. Bu akşam tekrar kombiyi açmak durumunda kaldık. Ne zaman artık kış bitti ve kombiyi kapatıyoruz diyeceğiz bilemiyorum.

Star’da, Sevdiğim Sensin dizisini izledik. Bu diziler sezon finaline girdiğinde yazın ne izleyeceğiz onu da bilemiyorum. Televizyon kanallarında para yok. Artık eskisi gibi yaz dizileri de yapmıyorlar. Maliyetler herkesi vurmuş durumda.

Bir arkadaşım dün gece bir çılgınlık yapıp gece üçte yatmış. Bugün, “Zombi gibiyim. Neden böyle bir şey yaptım deyip” duruyordu. Survivor izlemiş. Ben hiç sevemedim şu Survivor’u ya.

Gerçek Survivor’dan bugünlük de bu kadar. Kişisel blog yazıları serisinde, hayatın içinden yazılar okumaya devam edeceksiniz.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #164  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #166 

Kişisel Blog Yazıları #164

Kişisel blog yazıları için neyse ki saat gece yarısı 12’yi vurmadan bilgisayar başına oturabildim. Saatlerimiz 23.18 gösteriyor. O zaman yazı gelsin.

Bugün nedense kafamı bir türlü toparlayamadım, çağrılara doğru düzgün odaklanamadım. Öyle böyle akşamı yaptım.

Atv’de, ABİ dizisini izledik. Yine heyecanlı bir bölümdü. Doğan, sonunda abisi Sinan’ın kızını buldu. Kim olduğunu söylemiyorum ki ipucu olmasın.

Bu akşam haberlerde gördüm. Eğer beden işinde çalışıyorsanız akşamları bulmaca çözmeli, kitap okumalıymışsınız. Gün boyu beden çalıştığı için akşam beyni çalıştırmak gerekiyormuş. Bu sayede iyi bir şekilde dinlenebilirmişiz. Eğer bizim gibi gün boyu bilgisayar başında oturup çalışıyorsak da akşamları yürüyüş yapmalıymışız, egzersiz yapmalıymışız. Yani akşamları, işimizin tam tersi şeyi yaparak dinlenebilirmişiz.

Baktım bu akşam kardeşim, emeklilikten bahsediyor. Ne emekliliği dedim. “65-70 yaşına kadar çalışıp emekli olabileceğini mi düşünüyorsun sen?” dedim. O da, “Daha dün çocuktuk. Bak şimdi 40 yaşına geldik. Günler çok çabuk geçiyor” dedi. Mantıklı konuştu şimdi bak. Ama yine de 65-70 yaş, çok geç. Bireysel emeklilik hiç olmazsa 56 yaşında. Umutlar bireysel emeklilikte.

Kişisel blog yazıları serisini bu akşam umutlu bir şekilde bitiriyoruz o zaman.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #163  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #165