31 Ağustos 2018 Cuma

İnanılmaz Aile 2 filmini izlediniz mi?

     İnanılmaz Aile filmini hatırlayanlarınız var mı? Bundan 12-13 yıl önce falan ilk filmi vizyona girmişti. Sinemaya gidip izlemedim. Kanal D’de yayınlanmıştı, tvde ilk kez. O zaman izlemiş ve beğenmiştim. Daha sonra tekrarları da yayınlandı. Denk geldiğimde de baktım. İşte bu güzel animasyonun ikincisi vizyona girmiş. ABD’den sonra Türkiye’de gişede birinci sıraya yerleşmiş. 590 bin seyirciye ulaşmış ilk haftasında. 

İnanılmaz Aile 2

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/two-white-and-red-admission-tickets-1353368/

     Filmin fragmanını izledim. Ailemiz bir kişi daha büyümüş. Küçük bebeğimizin de süper güçleri var tabi. Yaz ayında sinemaya gitmek için iyi bir film. Animasyonları her zaman sevmişimdir. Gerçi animasyonunda cılkını çıkardılar. Böyle kaliteli filmler olursa izleniyor işte. Ben daha gidemedim ama siz, İnanılmaz Aile 2 filmine gittiniz mi?


Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=VoSCerhEk1Q


30 Ağustos 2018 Perşembe

Ali Koç'un mahzun görüntüsü ne anlatıyor?


     Ali Koç, dün Twitter’da birinci sıradaydı. Neden birinci sıradaydı peki? Dün sözleşme imzalıyormuş Fenerbahçe. Transfer ettiği yeni futbolcularla. Gazetecilerin olduğu yerden izliyormuş imza törenini. Ama mahsun, ama üzüntülü. İşte bu görüntüsü Fenerbahçe’lileri harekete geçirmiş. “Yanındayız Ali Koç” diye destek tivitleri atılmış. Taraftarların, başkanlarının yanında olması çok güzel. Ama taraftarlar başından beri bir şeyi atladılar. Başkan seçilmesi ile her şeyin bir anda düzeleceğini sandılar. Ama önemli olan kulübü nasıl yöneteceğiydi. Ve şu ana kadar iyi bir yönetim gösterdiğini söylemek mümkün değil. 
Ali Koç

     Ben kendisinin başkanlık döneminde dersine çok iyi çalıştığını düşünmüştüm. Tüm planları hazır gibiydi. Başkan olacak. Adım adım tüm planlar hayata geçirilecekti. Futbol yönetimini işin ehillerine verecekti. Ama hiç de böyle olmadı. Comolli gibi ismini ilk defa duyduğumuz birini getirdi. Bilmem kaç yıldır da çalışmıyormuş. Sonra Cocu’yu getirdi. Genelde Hollanda’lı teknik direktörlerin Türkiye’de başarılı olamadığı istatistiğini göz önünde bulundurdu mu bu seçimi yaparken, bilmiyorum. Şu ana kadar görünen, hem Comolli hem de Cocu, yanlış tercihler. Ve takım son iki haftadır yenildi. Oysa ne güzel başlamıştı bu hikaye. O görüntüsü, hayal kırıklığının dışa vurumuydu. Bundan sonrası ne olur? Zaman gösterecek. Bekleyip, göreceğiz. Belki de Ali Koç, buradan daha da güçlenip çıkacak.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-kicks-soccer-ball-in-field-918798/

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Tatil modundan tam çıkacakken, yeniden tatil oldu...


     Kurban Bayramı tatili ilaç gibi gelmişti. Çünkü bu tatil öncesi o kadar yoğun çalışıyorduk ki. Kafamızı kaşıyacak vaktimiz yoktu. Üstüne üstlük birde mesai yapıyorduk. Çağrı merkezi sektörü böyle. Uzun bir tatilin ardından işe odaklanmak zor oluyor. Bunun bile bir sendromu var. Hatta o sendromunda adını okumuştum. Ama aklımda kalmamış. Bugün o uzun tatilden sonra çalışmaya başladığımızın üçüncü günüydü. Tam çalışmaya ısınmıştık ki. Kapımızı bir tatil daha çaldı. 30 Ağustos Zafer bayramı. Yarın da tatiliz.  

tatil yapmak

     Yarına büyük planlarım var. Mesela kitap okumak gibi. Hem de ne kitap. Küçük Prens. Sonunda bu kitabı okuma fırsatım yakaladım. Zaten az sayfa. Yarın bitiririm onu. Çok heyecanlıyım. Ne anlatmış ki bu kitap bu kadar meşhur olmuş? Birde ben gireceğim onun dünyasına. Bakalım benim en sevdiğim kitaplar arasına girebilecek mi? Arkadaşım Zeynep, A101’den almış. Panama yayınları. Çevirisi ne kadar iyi olur, bilemem. Ama şu an çevirisine bakacak durumum yok. 

     Bu aralar klasikleri okuma merakı sardı beni. Klasik olarak ne varsa hepsini ama hepsini okumak istiyorum. Bizim Mustafa’da da Otomatik Portakal varmış. Şu kitap bitsin. İlk fırsatta onu alacağım. Oda çok merak ettiğim kitaplardan biri. Anlayacağınız moraller iyi. Yarın tatilim. Bugün çok zor kalkmıştım yataktan. Yarın onun acısını çıkarmak istiyorum. Yazımın sonuna gelirken hepimizin 30 Ağustos Zafer bayramını kutluyorum. Nice Zafer bayramlarına.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/sea-beach-holiday-vacation-6526/

28 Ağustos 2018 Salı

Ben aşkı yalnız sana yakıştığı için severim...


     Odamdayım. Yalnız başıma. Gülben Ergen dinliyorum. “Ben aşkı yalnız sana yakıştığı için severim. Bana da yaşattığın için sevgilim çok teşekkür ederim” diyor şarkısında. Hüzün doluyor içime. Birbirini çok seven ama bir şekilde ayrılmış sevgililer geliyor aklıma. Yıllar geçse de unutulmayan sevdalar. Yıllar sonra bile hatırlanan sevgililer. 

aşk

     “Belki de çoktan evlenmiştir. Belki de çocukları da olmuştur” düşüncesi. Ve bu düşünceye eşlik eden bir damla gözyaşı. “Bu onun kokusuydu. Bu bizim şarkımızdı. İşte şurası. Devamlı buluştuğumuz yerdi”. O koku da, o şarkı da ve o yeri gördüğünde hep içinin cız etmesi. “Bunca zaman oldu. Neden hala oradan geçerken, hala o geliyor aklıma? Neden orası benim için alelade bir sokak olamıyor? Neden?” Hiç zorlama kendini. Bu geçmeyecek bir kalp ağrısı.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-in-red-white-and-blue-check-long-sleeve-shirt-beside-woman-in-black-and-white-stripes-shirt-hugging-each-other-while-sitting-on-a-concrete-surface-168426/

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Beyaz, O Ses Türkiye'de jürilik yapabilir mi?


     Beyaz’ın müziğe olan ilgisini biliyoruz. Programında türkü gecesi bile yapmışlığı vardır. Hatta daha da ileri gidip şarkı söylemişliği de. Eski zamanlarda Hani Benim Recebim şarkısını söylemişti. Son zamanda Ayla Çelik ile düet yaptı. Ve o şarkı listeleri alt-üst etti. Bu kişi Beyaz’da olsa, bu kadar müziğe ilgi duyması ve düet yapması, O Ses Türkiye’de jüri üyesi olması için yeterli midir? Bakın, ben kendisini severim. Eyvallah, müziği çok sever. Bunu her fırsatta gösterir. Ama her şeye rağmen, o yarışmada jürilik yapacak bir müzik birikiminin olduğunu düşünmüyorum. Acun, kendisinin yerine programı sunması için getirseydi, bak o zaman hiç söyleyecek sözüm olmazdı. Ama jürilik başka bir şey. Bu yazdıklarımı Acun bilmiyor mu? O zaman nasıl jürilik teklifinde bulunabilir. 

Beyaz

     Yarışmada kendisini seçecek olanlara ne verebilir ki Beyaz? Benim yaptığım gibi eleştiriler için, “Bir program başlasın, bir beni görün, öyle değerlendirin” demiş. Ben ilk başta böyle bir teklif olduğunda, direk red edeceğini düşünürdüm. “Ben kim, jürilik kim?” diyerek. Şimdi merakla ilk programı bekliyorum. Nasıl bir jürilik performansı gösterecek? Büyük bir özgüven ile söylediği, “Beni bir görün” sözünden sonra, nasıl bir Beyaz’ı göreceğiz? Müzik adına bilmediğimiz ne hünerleri var ki böyle söylüyor? Tabi bunlar merakı daha da artıyor. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yazının hemen altındaki yorumlar bölümünden yorumunuzu yapabilirsiniz. Ve bu tarz televizyon ile ilgili yazılarımı beğenip beğenmediğinizi de ayrıca belirtebilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/audience-band-christians-church-213207/

26 Ağustos 2018 Pazar

Cem Yımaz'ın, etten duvar olayının gerçekleri ne?


     Cem Yılmaz konsere gitmiş. Konserde korumalar kimseyi yanına yaklaştırmamış. Hatta çocukları bile. Magazinlerde çok yer aldı bu haber. Bende izlediğimde, “Bu ne ya. Cem Yılmaz’a hiç yakışmamış” dedim. Tamam, yoğun ilgiden sıkılıyor olabilirsin. Ama bu kadarı da biraz fazla. Hadi büyükleri geç. Bari çocukların fotoğraf isteğini geri çevirmeseydi. Daha sonra Twitter’dan açıklama yapmış. O kişiler koruma değilmiş. Konser alanının görevlileriymiş. Konserin başlayacak olmasından dolayı da kimseyi yanına yaklaştırmamışlar. Orada bir toplanma olmasın diye. Yani bu yaşananlar onluk bir durum değilmiş. 

Cem Yılmaz

     Zaten koruma muhabbetinden bi kıllanmıştım. Çünkü bugüne kadar kendisinin korumasının hatta korumalarının olduğunu görmedim. Ben, Cem Yılmaz’ın, hele ki böyle bir mekanda, hayranlarını yanına sokmamak için özel bir çaba sarfedeceğini hiç zannetmiyorum. Daha da ileri gidip argo söyleyecek olursak, o kadar burnu büyüklük yapacağını hiç düşünmüyorum. Bu konuda siz ne söylemek istersiniz? Hemen aşağıdaki yorum bölümünden yorumunuzu bırakabilirsiniz. İyi pazarlar herkese.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/people-at-theater-713149/

25 Ağustos 2018 Cumartesi

Azledilme nedir?


Azledilme nedir?

     Trump’ın azledilmesi gündemde bu aralar. Televizyonlar bir yandan, sosyal medya bir yandan bu haberle çalkalanıp duruyor. Peki azledilme nedir? Azledilme: Görevden alma demektir. Yani Trump, başkanlık koltuğunu bırakacak demek. Eğer böyle bir şey olursa bu haber dünyada çok iyi karşılanacak düşünüyorum. Çünkü Trump’ın arasının açık olmadığı ülke kalmadı neredeyse. Yorumlarınızı hemen aşağıdan yapabilirsiniz. 

Foto kaynak: https://images.pexels.com/photos/532820/pexels-photo-532820.jpeg?auto=compress&cs=tinysrgb&dpr=2&h=750&w=1260

24 Ağustos 2018 Cuma

Akbank 70.yıl reklamı...


     Akbank 70.yıl reklamını izlediniz mi? Ben bu 70.yıl reklamına hayran kaldım. Reklamın sloganı: Yetmişiz. Reklamı izlemediyseniz, “Ne demek yani yetmişiz?” diyebilirsiniz. Ama reklamı izlerken o kadar oturuyor ki yerine. “Ne kadar da yerinde düşünmüşler” diyorsunuz. Reklam önce pamuk çiftçilerini gösteriyor. Çocuklar pamuk tarlasında koşturuyorlar. Büyüklerse pamuk çuvallarını yüklüyorlar. Daha sonra Akbank’tan üç tane gencin çıktığını görüyoruz. Hepsinde de bir ciddiyet. Ta ki arabalarına bininceye kadar. Arabaya biner binmez sevinç çığlıkları atıyorlar. Çünkü fikirlerini hayata geçirmek için gerekli kaynağı bulmuşlar. Gençlerin o hallerini izlemek, ayrı bir güzellik. 

Akbank 70.yıl reklamı

Foto kaynak: https://images.pexels.com/photos/862730/pexels-photo-862730.jpeg?auto=compress&cs=tinysrgb&dpr=2&h=750&w=1260

     Daha sonra ülkemizin projeleriyle ilgili verdiği destekten bahsediyor. Yine, “Yetmişiz” diyerek. O anda büyük rüzgar pervanelerin tepesinde çalışan işçileri görüyoruz. Daha sonra sanata ve sanatçıya verilen desteği gösteriyor. Gösteriye hazırlık yapan bir sanatçıyı görüyoruz. Sonra da yağmur altında caz festivaline giden bir çifti. Sonra esnafa sıra geliyor. Bir banka çalışanının etrafını sarmış esnaflar. Hep beraber gülüyorlar. “Nice canım okullara, içindeki güzelim yarınlara yetmişiz” derken, okulu boya yapan büyükleri ve önlükleri üzerlerinde oyun oynayan öğrencileri görüyoruz. 

     Karda, üzerini palto ve şapka ile örtmüş, zor bir halde banka şubesine ulaşan bir müşterisini görüyoruz. İşte tam burada da, “Yüzlerce şubeye ulaşıp, ülkenin dört bir yanına yetmişiz” deniyor. Akbank’ın teknolojiyi yakaladığı da, “İnternetin mega, ciga, terabaytlarına yetmişiz” denilerek vurgulanıyor. Ve reklamın finalinde söylenen harika söz: “Her şey ülkemiz için demişiz, bu topraklarda kendi kendimize yetmişiz. Ama en önemlisi, umarız ki, gönüllere girebilmişiz, kalplere yetmişiz”. 


                                       Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=7V3g9JkAy2I

     Ve en sonunda, tüm bu saydığımız anları tekrar görüyoruz hızlı bir şekilde. “Akbank, yetmişiz” denilip ekranda 70 rakamı ve yanında iz ile birlikte, 70’iz yazısı çıkıyor. Ve reklam böylece son buluyor. Reklamı izlediğinizde sizde benim gibi aynı duygularda olacak mısınız bakalım? Bu arada Akbank ile ilgili ek bir bilgi de vereyim. Akbank’ın açılımını hiç merak ettiniz mi? Bankanın adı daha önce, “Adana- Kayseri Bankası”dır. Daha sonra baş harfleri birleştirilerek, Akbank ismi ortaya çıkar. Yorumlarınızı hemen alt bölümdeki yorum bölümünden yapabilirsiniz.




23 Ağustos 2018 Perşembe

İddaa mı iddia mı?


     Blog yazılarımı yazarken bende bu ikilemde kalıyordum. İddaa mı iddia mı diye. Ben çoğunlukla İddaa olarak yazıyordum. Bu şekilde kullanmamın sebebi ise: Hani bu iddaa oyunu var ya, ondan. Bir aralar bende sarmıştım bu oyuna. Sarmıştım derken deli divanesi de olmamıştım. Oynuyorduk işte. Maç programına bakarken ya da maç programını alırken hep gazetede iddaa olarak geçerdi. 

iddaa mı iddia mı

     Beynim devamlı böyle göre göre iddaa’yı doğru olarak algılamış. Bu nedenle yazılarımda hep iddaa olarak yazdım. Ama internetten araştırma yaptığımda durumun hiç de öyle olmadığını gördüm. Doğru yazılışı iddia olarak geçiyormuş. Telaffuz ederken de yine iddia olarak telaffuz etmeliymişiz. Sizde benim gibi bu kelimeyi yanlış mı kullanıyordunuz? Hemen aşağıdaki yorumlar bölümünden yorumunuzu bırakabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/alphabet-black-and-white-business-child-279013/

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Dinlenilmesi gereken film müzikleri...


     Dinlenilmesi gereken film müzikleri ile karşınızdayım. Bu müzikleri, filmlerini izlemeden dinlediğinizde sevebilir misiniz, bilmiyorum. Ama bu filmleri izlediyseniz, bu müzikleri unutamazsınız. Tıpkı benim gibi. Bu müzikler, unutulmaz filmlerin müzikleri olduğu için çoğunuzun bu müzikleri bildiğini düşünüyorum. Bilenler yeniden zevkle dinleyeceklerdir. Bilmeyenleri ise bir müzik ziyafeti bekliyor. O zaman başlayalım mı?

Film müzikleri

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/background-blur-business-close-up-583843/

     GELECEĞE DÖNÜŞ: Bu film benim çocukluğumun filmi. Bu filmi ne hayaller kurarak izlemiştim. Her saniyesine hayranlıkla bakmıştım. Müziğini nerede duysam tanırım. Ve arada açıp tekrar tekrar dinlerim. Bu müziği dinleyince filmden aklıma gelen sahneyi de anlatayım. Sanırım üçüncü ve son bölümdü. Filmimizin kahramanı Marti’nin, havalı kaykayı ile kendini kovalayanlardan kaçıp kurtulduğu sahne. Yazısını yazarken bir yandan müziğini de dinliyorum. İyi ki bu filme zamanında tanıklık etmişim.


Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=-XTOS7cBBRc


     HARRY POTTER: Harry, Hermione ve Ron’un o muhteşem dostluğu. Ve her bölümde ayrı bir macera. Ve her bölümde favorimiz haline gelen başka başka yardımcı karakterler. Böyle bir listede, olmazsa olmazdı. Müzik başlar başlamaz adeta sizi, sihirle dolu bir dünyaya davet ediyor. Bu arada Harry Potter çocuk filmi deyip burun kıvıranlara sesleniyorum. Bu ön yargınızı bir kenara bırakıp öyle izleyin bu seriyi.


Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=7FnMjDcxfvY


     YILDIZLARARASI: Ben bu filmi geç izledim. Meğersem ne kadar da harika bir filmi geç izlediğimin farkına vardım, filmi izledikten sonra. Çoğu sahnesinde dondum kaldım. Ben böyle bir film izlemedim. Etkisinden günlerce kurtulamadım. Şu anda müziğini dinlerken bile çok etkileniyorum. Böyle bir film yok. Böyle bir müzik yok. Eğer uzaya, karadeliklere karşı ilginiz varsa ve bu filmi hala izlemediyseniz çok şey kaçırdınız demektir. Hemen her şeyi bir kenara bırakın. Şu bayram gününde hemen eve kapanın ve bu filmi izleyin.


Video kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=JTn8mjV30iE


     Bunlar benim seçtiklerimdi. Bu listede aynı zamanda izlediğim filmlerin müziklerini listeledim. Bunların dışında kalan ve sizin çok beğendiğiniz film müziklerini hemen aşağıdan yorum bölümünden yazabilirsiniz. Bizi bilmediğimiz, duymadığımız harika film müzikleriyle tanıştırın yorumlarınızla. Ayrıca izleyiciler bölümünden de beni takibe alabilirsiniz.  Ve son olarak. Bu üç film müziğinden en çok hangisini seviyorsunuz?


21 Ağustos 2018 Salı

Elon Musk, İnstagram hesabını neden sildi?


     Elon Musk, 8 milyon takipçisi olan İnstagram hesabını sildi. Ve şu ana kadar da neden sildiğine dair de bir açıklama yapmış değil. Musk, şu aralar kariyerinin en zor dönemlerinden geçtiğini açıkladı. Tesla’nın hisselerinin düşmesinin yanı sıra özel hayatında da çalkantılı günler geçiriyor. 

Elon Musk

     Musk’ın sevgilisi Grimes ile rap şarkıcısı Azealia Banks, iddialara göre 12 Ağustos’ta Musk’un evinde buluşurlar. Amaç: Yeni bir müzik projesidir. Ama Grimes ile bu yeni girişim hakkında konuşamazlar. Çünkü Musk, Banks’ın iddiasına göre kullandığı uyuşturucu bir maddenin etkisindedir. Bu uyuşturucu madde nedir bilen yok. Dolayısıyla Grimes kafasını kaldırıp proje hakkında bir şey konuşamaz. 

     Daha sonra bu iddia için Musk’tan yalanlama gelir. Banks’ı hayatında hiç görmediğini söyler. Ortalık bunlarla çalkalanırken Musk ile Grimes de ilişkilerine son verirler. Ve ayrıca İnstagram’dan da birbirlerini takipten çıkarırlar. Tüm bu olaylardan sonra da Musk, İnstagram hesabını siler. Hesabını silmesi pek anlaşılmayan bir durum değil açıkçası. Adam hayatında şu an dibi görmüş durumda. Her şeye rağmen hesabını niye sildiği konusunda da açıklaması merakla bekleniyor.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/close-up-of-illuminated-text-against-black-background-258083/

20 Ağustos 2018 Pazartesi

İlk Türk filmi nedir?


     Dün, hafta sonu diye bir gazete alayım dedim. Gazetelerin hafta sonu ekleri güzel oluyor çünkü. Baktım gazetelere. Hangi gazeteler var-yok diye. Büyük gazetelerden Sabah vardı. Bende onu aldım. Geçtim odaya. Başladım sayfalarını çevirmeye. İlk önce Sabah Pazar’dan başladım okumaya. İlgimi çeken haberlerden biri, ilk Türk filmi ile ilgili olandı. İlk Türk filmi, 14 Kasım 1914’te çekilmiş. Filmin adı da: Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı

     Buradaki asıl amaç, ilk Türk filmini çekmek değilmiş. Buradaki amaç: O abideyi yıkarak Ruslara bir mesaj vermek. Bu mesajı nasıl daha güçlü bir şekilde verirsin? Tabi ki filmle. O yüzden bu film çekilmiş. Yani anlayacağınız Ruslara mesaj vereceğiz diye, İlk Türk filmi çekilmiş.

     Ve bu filmin çekildiği 14 Kasım 1914 tarihi sinemamızın kuruluş yılı olarak tarihe geçmiş. Haberde asıl konu edilen ilk Türk filmi nedir, değildi. Asıl konu edilen, böyle bir filmin gerçekten çekilip çekilmediğiydi. Sinemamızda birde böyle bir tartışma varmış. Bu tartışmayı konu edinmiş haber. Bu filmi izleyen yok. Bu filmin herhangi bir kopyası günümüze ulaşmamış. Buda şüphe uyandırmış. 

İlk Türk filmi nedir?

     Yoksa böyle bir film hiç olmadı mı sorusu zihinleri kurcalamaya başlamış. Ama Üsküdar Üniversitesi’nden Doç. Dr. İ. Arda Odabaşı’nın Osmanlı arşivinden bulduğu bir belge, bu filmin üzerindeki kuşkuları kaldırmış. Bulduğu belge, o zamanki bir gazete nüshası. Sinema Haberleri diye bir gazete varmış. Devire bakın ki, sadece sinema haberleri üzerine bir gazete çıkıyor.

     O gazetede filmin, Sirkeci’de, filmi çeken Fuat Uzkınay’ın da ortağı olduğu Ali Efendi Sineması’nda gösterildiği yazıyormuş. Olayın daha da netleşmesi için birkaç sorunun daha cevaplanması gerektiğini düşünüyorum. Rus Abidesi’ni kim ve neden yaptı? Rus Abidesi, Ruslar tarafından, 93 Harbi’nden sonra ölen Rus askerleri anısına yapılmış. 

     Pazar gününü bu tam sayfa sinema haberi ile güzel bir şekilde geçirdim. Ve bu yeni öğrendiğim bilgiyi sizlerle de paylaşmak istedim. Umarım sizde okurken zevk almışsınızdır. Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. Hemen aşağıdan yorumunuzu bırakabilirsiniz. Bu tip bilgi yazılarını devamını isterseniz de bunu da belirtebilirsiniz. İzleyiciler bölümünden de beni takibe alabilirsiniz.
    
Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/food-sweet-snack-tasty-37329/

19 Ağustos 2018 Pazar

Son ana kadar yazan bir yazar: Güngör Uras...


Güngör Uras

     Güngör Uras hayatını kaybetmiş. Kendisi sevdiğim bir ekonomi yazarıydı. Devamlı yazılarını takip ettiğimi söyleyemem. Denk geldikçe okurdum yazılarını. Ama daha çok Ntv’deki ekonomi programlarına bakmışlığım vardır. Hatta bir keresinde canlı yayını bir lokantadan yapmışlardı. Oradaki lokantacının ve yemeğe gelenlerin görüşlerini almışlardı. Taziye mesajlarından birinde son ana kadar kalemini bırakmadığı söyleniyordu. Bende böyle olmak isterim. Belki ünlü bir yazar olamayacağım. Belki de yazı hayatım bu blog ile sınırlı kalacak. Her iki şekilde de ömrümün son anına kadar yazmak isterim. Çetin Altan da son anına kadar yazmış. Hatta dünyanın en çok köşe yazısı yazan, yazarlardan olduğu söyleniyor. Bende böyle anılmak isterim. Yorumlarınızı hemen alttaki yorum bölümünden bırakabilirsiniz. Ayrıca İzleyiciler bölümünden de beni takibe alabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/person-uses-pen-on-book-1061576/

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Sunay Akın anlatımları yapmacık mı?

     Sunay Akın deyince aklınıza ne gelir? Benim aklıma ilk etapta oyuncak müzesi gelir. Hemen arkasından da şairliği. Oyuncak Müzesi şairliğinin çok çok önüne geçti. Ve de anlattığı hikayeleri. Aslında anlattıklarına hikaye demek doğru mu bilmiyorum. Çünkü anlattığı her şey gerçek. Aslında anlattıkları internette olan bilgiler. Ama kendine has o anlatma tarzı var ya. O çok ilgi çekiyor işte. O anlatma tarzında siz ne görüyorsunuz? Ben sanata, şiire, çocuklara, insanlara aşık bir insan görüyorum. Onun için bir iş değil yaptıkları. Sahneden aşağı indiğinde de yine aynı Sunay Akın. Onun için bir yaşam şekli olmuş. 

Sunay Akın anlatımları

     Bazıları o anlatma tarzıyla alay geçiyorlar. Bile bile ilgi çekmek için yaptıklarını söylüyorlar. Ya şu insanoğlu. Yapılan her şeyde, söylenen her şeyde menfaat arıyoruz. Hayata o açıdan bakar olmuşuz. O zaman da herkesi kendimiz gibi görüyoruz. Böyle görünce de işini severek yapan birinde bile menfaat arıyoruz. Ben Sunay Akın’ı seviyorum. Ülkemizde birini seviyorsan onun aksayan yanlarını görmezden gelme gibi de bir huyumuz var. Bunu da düşünerek, tüm objektifliğimle değerlendiriyorum anlatma tarzını. Objektif açıdan baktığımda da anlatma tarzında hiçbir yapaylık görmüyorum. İçinden geldiği gibi anlatıyor. Tüm içtenliğiyle, tüm heyecanıyla. Kısacası benim anlatma tarzıyla ilgili hiçbir sıkıntım yok.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/photo-of-a-boy-reading-book-1250722/

17 Ağustos 2018 Cuma

Sahte Can Yücel şiirlerinin sayısı 50 olmuş...


     Can Yücel’e ait olmayıp da onun şiiri gibi gösterilen şiirler dolaşıyormuş internet sitelerinde. Hatta o kadar ki bu sahte Can Yücel şiirlerinin sayısı 50’yi bulmuş. Kim, neden böyle bir şey yapsın ki? Amaçları nedir? Sahte şiirlere baktım. Bağlanmayacaksın şiirini de gördüm. Sevmiştim bu şiiri. Meğer bu da sahteymiş. Ama kim yazdıysa iyi yazmış. Acaba Can Yücel yaşasa ve görseydi bu sahte şiirlerini ne derdi? Bu soruyu ya eşine ya Nebil Özgentürk’e- ki onun belgeselini yapmıştır- ya da Sunay Akın’a soracaksın. 

Can Yücel

     Bir site, sahte şiir olaylarından sonra bir taktik bulmuş. Mesela bir şiiri okudunuz. Eğer o şiir sahte ise hemen şiirin altına sahte olduğuna dair not düşüyor. Bence çok güzel bir uygulama olmuş. Birkaç bilgi de vereyim bu yazı bahanesiyle. Kendisi içkiyi çok severmiş. Hatta kaldığı cezaevinde içki bile yapmışlar. Hatta o kadar ki, Nebil Özgentürk belgesel için onun masasında röportaj yaparken yine önünde bir bira var. Sesi çok kalın ve tam olarak anlayamadım ben konuşmalarını. Bunda kameranın biraz uzaktan çekim yapması da var. Bir karış sakalı var. 

     Yazar veya şair olmanın koşullarından biri midir şu sakallar? Yanlış anlaşılmasın. Ben eleştirmiyorum bu söylediklerimle. Sadece gözüme takılanları yazıyorum. Yorumlarınızı hemen aşağıdaki yorum bölümüne yapabilirsiniz. İsterseniz de beni İzleyiciler kısmından takibe alabilirsiniz.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pile-of-covered-books-159751/

16 Ağustos 2018 Perşembe

Samsung hangi ülkenin markasıdır?


     Samsung hangi ülkenin markasıdır? Son birkaç gündür en çok arananlar kısmında bu soru soruluyormuş. Ben bu sorunun cevabını daha önce duydum. Cevabı duyduğumda da şaşırmıştım. Çünkü hep böyle telefonları falan Amerika yapar. Kafamda da, “Bunu kesin Amerika yapmıştır” düşüncesi hakimdi. Ya bir teknoloji programını izlerken ya bir arkadaş ortamında ya da internetten haber okurken öğrendim. Samsung, Güney Kore’li bir şirketmiş. 

     “Bunlar bu kadar teknolojide ileri miydiler ya?” diye sormuştum kendime. Daha önce bilmeyenlerde de bir şaşırma olmuştur. Bize nasıl anlayış pompaladılarsa. Her şeyi Amerika yapmıştır düşüncesi var çoğunluğumuzda. Şirketin kuruluş tarihi de baya eskiymiş. Ben İphone gibi fazla mazisi olmayan bir şirket zannediyordum. 1938 yılında kurulmuş. Bu arada ek bir bilgi vereyim. İphone ne zaman çıktı diyenler için. İphone’un ilk tanıtım tarihi 29 Haziran 2007. Topu topu 11 yıllık bir geçmişi var. Ama şu anda Samsung ile dünyayı sallıyorlar. 

     Samsung deyince sizin aklınıza ne geliyor? Benim aklıma sadece telefon geliyor. J7’ler, bilmem Note kaçlar. Ama sadece telefon sektöründe değiller. Peki Samsung’un ürettiği markalar nelerdir derseniz. Televizyonu var, akıllı ev aletleri var, buzdolabı var. Şu zamana kadar ne televizyonunu ne de buzdolabını kullanmışlığımız vardır. Telefonunu kullandık sadece. Samsung Grand Neo ve Samsung Galaxy S3 mini. 

Samsung hangi ülkenin markasıdır?


     Bir zamanlar en çok satan ve bilinen telefonlar arasında Samsung falan yoktu. Bir zamanlar Nokia vardı Nokia. Hani Nokia’nın kendine has sesi vardı ya. Onu bilmeyen yoktu. Şimdiki gençler bilirler mi bilmem. Android çıktı, Nokia’da battı gitti. İşte Samsung o zamanki Nokia’nın yerini aldı. Nokia dönemini yaşayanlar da yorum yapsınlar. Bakalım bana katılıyorlar mı?

      Nokia’dan bahsettik madem. Onun da ülkesini söyleyelim. Nokia hangi ülkenin malı derseniz. Finlandiya. Bunu duyduğumda da şaşırmıştım. “Finlandiya ne alaka?” demiştim. Güney Kore ve Finlandiya. Telefon dünyasına şirketleriyle damga vurmuş iki ülke. Gün gelip bizim telefon markamızda dünya çapında bir yer edinir umarım. Hemen aşağıdaki yorum bölümünden yorumlarınızı yapabilirsiniz. Biraz daha aşağı daha inerseniz de İzleyiciler bölümü var. Oradan da beni takibe alabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/pink-candies-and-white-smartphone-6153/

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Pucca : Blogdan Hürriyet gazetesi köşe yazarlığına...


     
Pucca


     İnternette dolanırken Pucca’nın bloğuna denk geldim. İsmini çok duymama rağmen hiç bloğunu görmemiştim. Bloğunu inceledim. Ve birkaç yazısını da okudum. 2008 yılında yazmaya başlamış. Ve o yıl tam 177 yazı yayınlamış. Yazılarını okuduğumu söylemiştim. Ayrıca genel olarak sayfalar arasında gezindim. Her yazısı dağlar kadar. Bilmem kaç kelime. Yaşadığı günlük olayları detaylı ve ilgi çekici bir şekilde yazmış. Kendini okutuyor. Argo ve küfür gırla. Ama bu onun tarzı, çok belli. İşte detaylarını verdiğim bu blog sayesinde adını duyuruyor. Kitap yazıyor. Kitabı filme çekiliyor. Murat Boz ve Büşra Pekin’in başrollerini oynadığı Hadi İnşallah filmi, işte onun kitabından. Sonra da Hürriyet gazetesinde yazmaya başlıyor. Her blogcunun rüyası. Darısı bizim başımıza. Bloğa şuradan bakabilirsiniz. Bakalım siz bloğunu ve yazılarını nasıl değerlendireceksiniz? Yorumlarını hemen aşağıdaki yorum kısmına yapabilirsiniz. Hadi yoruma. İzleyiciler kısmından da bloğumu takibe alabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/laptop-notebook-working-internet-3054/

14 Ağustos 2018 Salı

21 günde blog yazma alışkanlığı kazanılır mı?


     
blog yazmak


     Bir şeyi alışkanlık haline getirmek istiyorsanız o şeyi 21 gün boyunca yapmanız gerekiyormuş. Peki bunu bloğa uyarlasak mesela. 21 gün boyunca blog yazsak, blog yazma alışkanlığı kazanmış olur muyuz? Her gün yazı yazabilenleriniz var mı aranızda? Deeptone yazıyor olabilir sanki. Bu 21 gün olayına bende çok yaklaşmıştım. Ama tam 21 gün üst üste yazı giremedim bloğa. Çok istiyorum. Bir hevesle başlıyorum. “Her gün blogda yazı yazacağım” diyorum. Ama biz blogcuların en büyük sorunu ile yüzleşiyorum o zaman. Yazacak konu bulmak. Yazacak konu bulmanın kişisel blog ya da niş blog olmakla da bir alakası yok. Kişisel blogsun. Bir dünya yazacak şey bulursun. Ama öyle olmuyor işte. Kişisel blogda olsan. Daldan dala da yazsan. Her gün yazacak konu bulamıyorsun. Blog yazma alışkanlığı kazanmaya ne dersiniz? Bugünden itibaren 21 gün üst üste bloglarımıza yazı girelim mi? Bunu yapabilir miyiz sizce? Yorum kısmından yorumlarınızı bırakabilirsiniz. Ayrıca bu yazı hoşunuza gittiyse bu yazıyı sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak herkesin haberdar olmasını sağlayabilirsiniz.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/fashion-legs-notebook-working-5279/

12 Ağustos 2018 Pazar

Günde 100 sayfa kitap okuyabilir misiniz?


                               kitap okumak
     
     Günde 100 sayfa kitap okuyabilir misiniz? Ya da okuyor musunuz? Kitap blogları muhakkak okuyordur. Ama ya bizler? Bir edebiyat sitesinde bununla ilgili bir yazı gördüm. Adam bunu alışkanlık haline getirmiş. İmrenerek okudum. Günde 100 sayfa kitap okumak düşüncesi bile beni heyecanlandırıyor. Ama gelin görün ki bunu yapmak zor. İşten eve yorgun argın geliyorsun. Bırak 100 sayfayı, 20 sayfa okusan öp de başına koy. Bak bu 100 sayfa okuma işini hafta sonları yapabiliyorum. Mesela bugün. Geçen haftadan beri İblis kitabını okuyorum. Hafta içi hiç bakamadım. Bugün tatildim. Bir 100 sayfa daha okudum. Zaten kitabın da artık son 100 sayfası. Yarın yorgun olmazsam 100 sayfa okuyup kitabı bitirmek istiyorum. Günde 100 sayfa kitap okumak hakkında sizin görüşleriniz nedir? Hemen aşağıdan yorumlar bölümüne yazabilirsiniz.


Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/photo-of-black-sunglasses-beside-ceramic-mug-1013481/
Blogger tarafından desteklenmektedir.