25 Mayıs 2018 Cuma

Mim - Ben Bunu Yazmam...


Mim – Ben Bunu Yazmam !!!
Melokina’nın Dünyası beni mimlemiş. Kendisine buradan sevgi ve saygı. Ya bu mim olayı iyi oluyor. Şu aralar konu sıkıntısı çekiyordum. Bu mim, tam onun üzerine denk geldi. Bayadır bilgisayarın tuşlarına dokunmuyordum. Başlayalım o zaman.

Neleri Severek Yazarım?
Her konuda yazıyorum. Aslında bu durum blog dünyasının sevdiği bir şey değil. Niş blog diye bir kavram var. Niş blogların, kişisel bloglara göre okunma şansları daha yüksek. Çünkü tek bir konuda yazıyorlar. Benim gibi daldan dala yazmıyorlar. Bir ara belli konularda yazayım dedim olmadı. Bende akışına bıraktım. 

Genelde güncel olaylar üzerine yazıyorum. Sosyal medya, hayatın içinden, kişisel, toplumsal olaylar vs. Mesela bir reklam hakkında da yazabiliyorum. Turkcell reklamını yazmıştım bir ara. Benim çok okunan yazılarımdan biridir. Çok okunan demişken. Ben size en çok okunan 5 yazımı söyleyeyim. Siz oradan neler hakkında yazdığımı çıkarın. Turkcell’i söyledik zaten. 

En çok okunan top 1’de, sosyal medya hakkında bir yazım var. Facebook ve İnstagram’da aynı gönderiyi paylaşmak başlıklı. 2’inci sırada Cemal Süreya hakkında bir yazı var. Bir ara edebiyata sarmıştım. Oradan kalma bir yazı. 3’üncü sırada Yaani arama motoru hakkında. 4’üncü sırada ilk masalı kim anlattı yazım var. Daldan dala yazdığımın kanıtı işte bunlar.

Mim- Ben Bunu Yazmam

Neleri Yazmam?
Şimdi düşünüyorum da öyle yazmam dediğim bir şey yok gibi. Konu olarak genelde her şeyi yazıyorum dediğim gibi. Bir şeyleri açıklayan bilgi yazılarını sevmiyorum. Mesela kişisel blog nedir gibi. Bu tür bilgi yazılarını yazarken de sıkılıyorum zaten. 

Bir haber görürüm ya da bir yazı okurum. Ya da sosyal medyada bir şeyler görürüm. İşte o an, “Bunun hakkında yazmalıyım” dediklerim hakkında yazarım. Yani hiçbir sınır olmadan, dilediğim gibi. Yukarıda da yazdım. Bir ara edebiyata sardım diye. Dedim ki bundan sonra tek bir konu üzerine yazayım. Edebiyat olsun dedim. İlk başlarda iyi gidiyordu ama sonradan sıkılmaya başladım. Sonra döndüm tekrar havadan sudan yazmaya. Yani işin özü: Bilgi içeren yazılar yazamıyorum arkadaş.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/grayscale-photo-of-a-man-wearing-sweater-785746/

20 Mayıs 2018 Pazar

Fatih Terim hatalarından ders çıkardı...


     Fatih Terim’in son milli takım macerası hiç iyi geçmedi. Sadece futboldaki başarısızlık olsa, onda bir sorun yok. Asıl sorun saha dışında yaşananlardı. Tanıdığımız, bildiğimiz Fatih Terim’in yapmayacağı şeyler yaptı. Hala neden olduğu belli olmayan Arda Turan olayı. Hala bunca zaman oldu. Hala ikisi de kavgalarının nedenini açıklamadılar. Dışardan görünen prim olayı. Ama ben hala inanmıyorum olayın primden ibaret olduğuna. 

     Bu olaydan sonra hem Arda Turan hem de Fatih Terim’e karşı toplumda bir tepki oluştu. Toplumda oluşturdukları ve herkes tarafından sevilen profilleri bir anda tersine döndü. Her ikisi de toplumda antipatik karşılanmaya başladı. Bunun dışında kebapçı falan olayları bardağı taşıran son damla oldu.

     Ve milli takımdan gönderildi. Bence çok yerinde bir karardı. Artık o saatten sonraki her gün, hem milli takıma hem de Terim’e zarar verecekti. Bu arada Galatasaray lige fırtına gibi girmişti. Tudor ile bu muhteşem başlangıcı kimse tahmin etmiyordu. Gelene geçene 3 atıyordu. Ta ki büyük maçlar başlayana kadar. Hiçbir büyük maçı kazanamadı. Buna rağmen küçük maçları kazanıp lige tutunmayı başardı. 

     Büyük maçlardaki bu sorun görmezden gelinip belki Tudor’a bir şans daha verilecekti ikinci yarı için. Ama kendini kaybeden açıklamaları, şımarıklığı Galatasaray’a yakışmayacak tarzdaydı. Deplasmanda Evkur Malatyaspor’a yenilmesi sabırları taşırdı ve takımdan gönderildi. Peki takımın başına kim gelecekti?

Fatih Terim

     Hemen akla boşta olan Fatih Terim geldi. Galatasaray taraftarı ikiye bölündü. Kimisi gelsin istiyordu kimisi de milli takımda yaşananlardan dolayı Terim’in gelmesini istemiyordu. Ben bile ikilemde kaldım, “Gelsin mi gelmesin mi?” diye. Ama her şeye rağmen Fatih Terim boşken de takımın başına başkası da getirilemezdi ki. İmza töreninde gördüğüm Terim, hatalarından ders aldığının ilk işaretlerini verdi. 

     Sanki birkaç ay önce olayların içindeki kişi o değildi. Son derece pozitifti. Basına karşı en başta. Arda sorusunda hiç onun hakkında kötü bir şey söylemedi. Anlaşılan o defteri çoktan kapatmıştı. Hayallerini açıkladı. Yapmak istediklerini. Karşımızda pamuk gibi bir Fatih Terim vardı. Ve o her zamanki bildiğimiz heyecanı geri gelmişti.

     “İşte bu” dedim. Beklediğimiz Terim buydu. İmza törenini neredeyse baştan sonuna izledim. Törenden sonra pozitif duygular içindeydim. Ha birde, “Nerede kalmıştık?” tiviti var. Bu Terim’in başka bir Terim olduğunun ilk kanıtıydı. Normalde sosyal medya ile fazla ilgisi olmazdı. Bunu toplantıda da dile getirdi. Ve bundan sonra daha aktif kullanacağını söyledi. Daha o törende Fatih Terim, son olaylardan sonra toplumdaki kendisine olan negatif düşünceyi bir anda değiştirdi. 

     Sezon boyunca da hiçbir tartışmaya müdahil olmadı. Sadece işine baktı. Eski asabiliğinden hiçbir eser yoktu. Bahsettiğim bu asabilik saha dışı olaylar içindi. Ama saha içindeki asabiliği, hırsından hiçbir eksik değildi. Ve bu şampiyonlukla beraber Fatih Terim toplumdaki saygınlığını yeniden kazanmıştır. Hatalarından ders alarak büyük bir hoca olduğunu yeniden göstermiştir.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/ball-blur-championship-close-up-209841/

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Nihat Hatipoğlu'na sorulan sorulardan insanlığımızın son hali...


     Nihat Hatipoğlu’na sorulan bir soru ile canınız sıkılıyor bir diğer soru ile gülümsüyorsunuz, içiniz açılıyor. Ya şu ülkede neler yaşanıyor. Dün Nihat hocayı izlerken bunları düşündüm. Bir tane adam kalktı. Neyi var neyi yok karısının üstüne yapmış. Oda adamı evden atmış. Bir diğeri, babası ölünce amcası onları evden atmış. Bu nasıl bir dünya ya? Biz insanoğlu ne kötü, ne çıkarcı mahluklarız. O iftar saatinde bunları duyunca moralim bozuldu. “Bu ne ya?” dedim. Bu, işin bir tarafı. Birde diğer tarafı var. Güzel tarafı. İnsanın içini açan tarafı. Bir çocuk kalkıyor. “Hocam matematik dersinde zorlanıyorum. Matematik dersinde kopya çeksem günah olur mu?” diyor.

Nihat Hatipoğlu

     Oradakilerin hepsinin yüzünde bir gülümseme belirdi. Tabi Nihat hocanında. “Benden fetva almaya çalışıyor” dedi gülerek. İşte insanın içini ısıtan görüntü bu. Tabi ki kopya çekme dedi. Ama kırmayarak, terslemeyerek. Ondan sonra küçük bir çocuk kalktı. Dua okudu, öğrendiği kadarıyla. Yine herkeste bir gülümseme. Tüm çocuklar heves ediyor kalkıp dua okumaya. Ne güzel bir ortam ya. O kötü kötü sorulardan sonra bu çocuklar inanın ilaç gibi geldi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/baby-children-cute-dress-264109/

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Wmaraci, niye üye olmayı zorunlu tutuyorsun?



Wmaraci

Sitem Google’da kaçıncı sırada öğrenmek için ben Wmaraci.com sitesini kullanıyordum. Daha önce sorgulama yapmak için iki hak veriyordu. Dün, “Tekrar sorgulama yapayım” dedim. “Sitem bakalım ne durumda?” diye. Baktım, sorgulama yapmaya izin vermiyor. Üyelik istiyor. Kardeşim niye illaki üyelik istiyorsun? Niye milleti üye olmak için zorluyorsun? Böyle yaparak antipatik olduğunun farkında değil misin? Bahsettiğim sorgulama ekranı burada.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/marketing-desk-office-tablet-106341/

13 Mayıs 2018 Pazar

Mim- Blog Muhasebesi...


     Blog muhasebesi mimi ile karşınızdayım. Bu mim, bir fırtına gibi bu aralar. Bu mimi yapmayan bir blog yok gibi neredeyse. Beni de bu mime Sevimli Kitaplar bloğunun sahibi Sevkoz davet etti. Buradan kendisine sonsuz sevgiler.

Soru: Blog alemine nasıl girdin?
Cevap : Daha blog nedir bilmediğim zamanlarda da yazıyordum. Ama evde, kendi defterime. Yazma hevesimden bahsedince lise arkadaşım Yaşar(Arslaner), “Sana bir blog açalım” dedi. İşte o zamandan beri blog aleminde yazıp çiziktiriyorum.

Soru: Hangi blog bana ilham oldu?
Cevap: Blogger’dan haberim olur olmaz blog açtım zaten. Blog açar açmaz ne kadar blog bulduysam okudum. Herkesin olduğu gibi benim de devamlı takip ettiğim bloglar var.

Soru: Bloğa yazdığım ilk yazım ile son yazım arasında fark var mı?
Cevap: Tarz olarak aynı. Ama yazı hazırlamada çağ atlamışım resmen. İlk yazılarımda etiket koymuyormuşum. Resim kullanmıyormuşum. Paragraflar çok bitişikmiş. Okumayı zorlaştırıyor doğal olarak.

Blog muhasebesi mimi


Soru: Yakın çevremdeki insanlar bloğumu biliyor mu?
Cevap: Bilmez mi. Herkes biliyor. “Birkaç reklama da biz tıklayalım para kazan” diyorlar hatta. Devamlı takip eden birkaç arkadaşım var.

Soru: Blog yazmak bana neler kattı?
Cevap: Artık her olaya bundan bir yazı konusu çıkar mı diye bakıyorum. Duygularını ifade etmek rahatlatıyor insanı ya. En iyi yanı bu galiba.

Soru: Kaç yazı ve sayfa görüntülenmem var?
Cevap: 759 yazı ve 261,755 görüntülenmem var.

Soru: Blog muhasebesini öğrenmek istediğim mahalle komşularım?
Cevap: Yapmayan kalmamış zaten 😊

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/man-notebook-notes-macbook-7063/

6 Mayıs 2018 Pazar

Blogda yorum yapmak yerine sadece, "Okudum" yazsak?




     İlla her okuduğumuz yazıya yorum yapmak zorunda mıyız? Ben belki o okuduğum yazıya yorum yapmak istemiyorum. Belki yazı hakkında yorum yapacağım ama aklıma yazmak için bir şey gelmedi. Ama yazısını okuduğum blog arkadaşıma da siteye gelip yazıyı okuduğumu göstermek istiyorum. Bu gibi durumlar için yorum kısmına sadece, “Okudum” yazsam nasıl olur? 

Blogda yorum yapma

     Hem ben sadece yorum yapmak için yorum yapmış olmayacağım, hem de yazısını okuduğum blog yazarına yazısını okuduğumu göstermiş olacağım. Şimdi isterseniz bu yazı ile ilk denememizi yapalım. İçinden yorum yapmak gelen yorum yapsın yine. Yorum yapmak istemiyorsa sadece, “Okudum” yazsın. “Okudum” yazısını sadece yorum yapmakta sıkıntı çekenler yapmasın. İstisnasız yazıyı okuyan herkes yazsın. Blog yazarı da kimler okumuş görür böylece.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/black-laptop-computer-997723/

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Kanal D ana haber izlenir mi bundan sonra?


     Bu akşam kanal D habere baktım. Berbattı. Aynı Show tv gibi olmuş. Hemen üç tane siyasi haber verdi. Gerisi bıçaklama, öldürme falan filan. Resmen ziyan etmişler haber bültenini. Biliyorsunuz Ahmet Hakan bıraktı kanal D ana haberi. Daha doğrusu bıraktırıldı. Artık ana haberi Buket Aydın sunacak. Ntv’de gece haberlerini sunan hani. 

Kanal D ana haber

     Ben kendisini beğeniyorum. Ama her gün böyle kan ve gözyaşı haberini sunmayı nasıl kaldıracak, merak ediyorum. Ntv’yi bırakıp buraya geldiğine pişman olmasa bari kızcağız. Eski kanal D’den eser yoktu aga bu akşam. Muharrem İnce’yi sadece bir dakika ya gösterdiler ya göstermediler. Diğerler partiler hiç yok zaten. Bundan sonra kanal D haber izlenir mi, bilmem artık.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/administration-adult-anchor-anchorman-275496/

kanal D'nin logosu değişir mi?


     Biliyorsunuz ki kanal D, el değiştirdi. Bu aralar kanalda büyük değişiklikler oluyor. Baştan aşağıya yenileniyor diyebiliriz. Peki kanal D’nin logosu, bu değişimden payını düşeni alır mı? Kanal D’nin logosu ben bildim bileli aynı. Ben bu istikrar işlerine çok önem veriyorum. Bir kanal logosunu zırt pırt değiştirmemeli. Logoyu herkes görünce tanımalı. O kanal ile o logo özdeşleşmeli. 

kanal D

     Kanal D’nin logosu böyle bir logo. Bir zamanlar Star’ın logosu da öyleydi. Yeni gelen yönetim canım yılların logosunu değiştirdi. Yerine abidik gubidik bir logo yaptılar. Abi yenilik kanalın logosunu değiştirmekle olmaz. Yönetim anlayışında olur. Sen logoya ne dokunuyorsun. 

     Bırak aynı kalsın. Kanal D’de bir logo değişimi olabilir gibime geliyor. Çünkü bizde şekilcilik çok önemlidir. İçimizi değil, önce dışımızı yenileriz. Böylece bir yerlere mesaj verdiğimizi sanırız. Burada da aynısı olabilir. “Bakın biz geldik. Logomuzu bile değiştirdik” diyebilirler.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/art-blur-close-up-fingers-450273/

Murat Yıldırım niye gitsin ki abi?


     Kim Milyoner Olmak İster’de yine sunucu değişikliğine gidilecekmiş. Murat Yıldırım’ın nesi var abi? Kendisinden pek hazzetmem. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a. Adam güzel güzel programını sunuyor. Neyini beğenmiyorsunuz ki? Aslına bakarsanız bundan önceki sunucu Selçuk Yöntem’in de bir sorunu yoktu. Adam bu işi çok da severek yapıyordu. 

Murat Yıldırım

     Ne olduysa oldu cumburlop Selçuk Yöntem gitti, Murat Yıldırım geldi. O zaman da ben bu duruma karşı çıkmıştım. “Acaba Selçuk Yöntem bu program sunma işinden sıkıldı mı?” dedim. Yoo adam buradan ayrıldıktan sonra gidip Fox’da başka bir bilgi yarışmasına başladı. Yani bu ayrılma işinin adamın isteğiyle olmadığı aşikar. Murat Yıldırım da ayrılırsa bu ayrılmanın da kendi isteğiyle olmayacak gibi.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/midsection-of-man-holding-hands-over-white-background-256307/

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Tosun Paşa filmini yeniden çekmeyin sizde kardeşim...

      Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar, Kemal Sunal’ın Tosun Paşa filmini yeniden çekmek istemişler. Ertem Eğilmez’in oğlu Ferdi Eğilmez’den buna izin çıkmamış. Valla çok iyi yapmış izin vermemekle. Ben bu tarz filmlerin yeniden çekilmesine karşıyım. Ya zaten o efsane olmuş. Gönüllerde taht kurmuş. Kemal Sunal ile özdeşleşmiş. Varın siz yeni filmlerinizle isim yapın. 

Tosun Paşa

     Zaten yapıyorsunuz da. Cem Yılmaz’ın Arif Işık’ı var. Şahan Gökbakar’ın ise Recep İvedik’i. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. Bu karakterler sinema sektöründe var. Ben bu iki karakterin de başkaları tarafından yeniden çekilmesini istemem mesela. Her şey zamanında güzeldir ve onu ilk ortaya koyanla beraber kıymetlidir. Ben böyle düşünüyorum aga. Ya siz?

Foto kaynak: https://pixabay.com/tr/g%C3%BCn-bat%C4%B1m%C4%B1-sinema-g%C3%B6steri-filmi-3189813/

1 Mayıs 2018 Salı

İşçi bayramı, gerçekten nasıl bayram olur?


     Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı. Herkes- ben de dahil tabi- sosyal medyadan işçi bayramını kutlayan paylaşımlar yaptık. Ne de olsa bu bizim bayramımız. Ben, asgari ücretle çalışan bir işçiyim. Bu bayram daha mutlu olmamız sağlanabilirdi. İşçi olarak ne kadar rahat bir yaşam sürersem, bu bayramı o kadar zevkle kutlarım. Peki benim gibi asgari ücretli olanlar bu bayramı zevkle kutlayabiliyorlar mı? Hayır. Nedeni ne peki? 

     Asgari ücretten kesilen vergiler. Bakın daha dün emeklilere, iki bayram öncesi 1000 lira ikramiye vereceği açıklandı. Bu olması gereken bir şeydi. Geç bile kalındı. Tabi bu ikramiyenin seçime iki aydan az kala açıklanması, seçim yatırımı olduğunu düşündürüyor.
Öyle de olsa yine bizim milletin yararına. İşte asgari ücretliden kesilen verginin kaldırılması da bizi böylesine mutlu edecek. 

     Buna da el atmaları gerekiyor ülkeyi yönetenlerin. Asgari ücretten normal maaşımızdan kesinti oluyor. Oda yetmiyor. Eğer o ay mesai yaparsak ya da prim alırsak, onlardan da vergi kesintisi yapılıyor. Vergi dediğin adaletli olması gerekmiyor mu? Az kazanandan az, çok kazanandan çok olması lazım değil mi? 

1 Mayıs işçi bayramı

     Aldığımız kuş kadar bir para zaten. Birde vergi kesintileri olunca, elde avuçta bir şey kalmıyor. İnanın para aldığımız gibi bitiyor. Kredi var, kredi kartı var. Yetmedi telefon var, elektrik var, su var. Neyse ki kış sona geliyor. Yakacak derdinden kurtuluyoruz.

     Fark ettiniz mi? Kendisine bayram verilen kesimler hayatlarından hiç memnun değiller. Mesela 23 Nisan. Çocuk bayramı. Ama çocuk işçi almış başını gitmiş. Çocuk istismarı desen ayyuka çıkmış. E işçiler desen, deminden beri anlatıyorum. İşçilerin sorunları sadece vergi değil tabi. Bazıları sigortasız çalıştırılıyor. Ve daha neler neler. Biz yine iyiyiz bir açıdan. Yine de şükür. 

     İnsanlık, insanlığı sömürüyor be. Bu düzen değişmeli. İnsanlık, insanlığı düşünmeli. Ama insan, “Böyle gelmiş böyle gider” demekten de kendini alamıyor. Biz yine asgari ücrete talim. Yine ay sonunu zor getireceğiz. Bu yazıyı okuyanlar arasında benim yaşım kadar çalışma hayatı olan ve o yılları asgari ücretle yaşamaya çalışmış büyüklerim vardır. Onların söyleyecekleri benden daha kıymetli olacaktır bu konuda, eminim.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/construction-wall-house-door-64609/


Blogger tarafından desteklenmektedir.