Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orhan Pamuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kişisel Blog Yazıları #177

*Kişisel blog yazıları serisinin bu yazısına Orhan Pamuk’tan bir haberle başlıyorum. Yeni kitabı 15 Haziran 2026 tarihinde çıkacakmış. Ama deneme mi yoksa roman mı olduğu daha belli değilmiş. Denemeyi falan geç ya. Roman istiyoruz roman.

*Esra Erol’un sunacağı Var Mısın Yok Musun, Kurban Bayramı’nın ikinci günü başlıyormuş. Atv’de başlayacak olan yarışma bakalım reytinglerde ne yapacak?

*Mahkeme kararıyla CHP’nin başına tekrar Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Endişeyle izliyoruz işte olanları.

*Türk Dil Kurumu’ndan ödül alan ilk şarkıcı Tarkan’mış. Bunu ilk defa duydum. Şarkılarında deyim ve atasözlerine yer verdiği için bu ödülü almış. Örnek olarak Dilli Düdük şarkısı. Evet, hatırlar gibiyim. Bazıları sadece deyim ve atasözlerinden şarkı yapıyor diye eleştirmişlerdi onu.

*Yakın zamanda kaybettiğimiz İlber Ortaylı’nın doğum günüymüş bugün. Sen de gittin be hocam.

*Ankara’da 85 yaşındaki bekar bir kadın evlenmiş. “Kızlara tavsiyem: Umudunuzu kaybetmeyin kızlar” demiş. Her zaman dediğim gibi: Umut hiç bitmez.

*Kişisel blog yazıları serisinin bu bölümünde bolca konulara değinmiş olduk. Umarım bir çırpıda ve severek okumuşsunuzdur.

*Önceki yazı: Kişisel Blog Yazıları #176  

*Sonraki yazı: Kişisel Blog Yazıları #178

Tıraştan sonra Melih Gökçek'e benzeyen Orhan Pamuk...

Gündem o kadar yoğun akıyor ki, gözden kaçırmış olabilirsiniz. Orhan Pamuk, her zaman ki berberine tıraşa gitmiş. Tıraştan sonra berberi, Orhan Pamuk’un fotoğrafını çekip, sosyal medyaya koymuş. Ondan sonra sosyal medyada bu fotoğraf patlamış. Çünkü tıraştan sonra Orhan Pamuk, Melih Gökçek’e çok benzemiş. “Yok canımm, Olamazzz!” nidaları arasında fotoğrafa dikkatle baktım. Gerçekten öyle. Bıyıksız Melih Gökçek resmen. Bir de bıyık olsaymış resmen Melih Gökçek olacakmış. Onedio sitesi bu fotoğrafla ilgili yapılan birkaç yoruma yer vermiş sitesinde. Benim en çok hoşuma giden yorum ise, “Tıraştan önce Orhan Pamuk olan biri tıraştan sonra nasıl Melih Gökçek olur anlamıyorum” yorumu oldu. Hadi siz de bakın fotoğrafa. Yoksa bizler mi çok abartıyoruz. Not: Başım ağrımasın diye fotoğrafı yazıya eklemedim. Bir tık yapıp, fotoğrafa bakıp gelin hadi. Ben bekliyorum.

Oğuz Atay'a hayran olan ünlü yazar...

 

Oğuz Atay
foto kaynak: milliyet.com.tr

     Oğuz Atay’a hayran olan ve şu anda hepimizin tanıdığı ünlü yazar Orhan Pamuk’tur. Buna şaşırdım bak. Çünkü Orhan Pamuk’un pek burnundan kıl aldırmaz hali var gibi.

Orhan Pamuk'tan tasvir etme örnekleri...

     Romanlarda, hikayelerde ya da herhangi bir yazıda, güzel kurulmuş cümleler gördüğümde onları not ederim. Onları ara sıra yeniden okumak için. Hem zevkli okumalar için, hem de daha iyi yazabilmek için. Romanda ya da hikayede en önemli şey, tasvir etmek. Neyi anlatıyorsanız, onu çok iyi nakledebilmek okuyucuya. Sanki bir filmi izlermiş hissi yaratmak, satırlarınızla. Bunu en iyi şekilde büyük yazarlar yapabilirler. O yüzden büyük yazar oluyorlar ya. Bazen bazı olayları, durumları ifade etmekte zorlanırım. Kitap okuma eksikliği ve bunun sonucunda kelime hazinemin yetersiz olmasından kaynaklanıyor bu durum. Bu nedenle bir şeyi çok iyi tasvir etmiş cümleler görünce, onları not ederim.
Orhan Pamuk

                                               YENİ TAŞINILAN EVİ TASVİR ETMEK
     Not etmenin tam bir alışkanlık haline geldiğini söyleyemem. Ama bu alışkanlığı kazanmaya çalışıyorum. Not ettiğim bu tasvirlerden birkaç örnek vermek istiyorum size. Cevdet Bey ve Oğulları kitabından bir örnekle başlayayım. Aile yeni bir eve taşınmıştır. İşte o yeni ev, Orhan Pamuk tarafından nasıl tasvir edilmiş bir bakın: “Ön bahçede kestane ve ıhlamur ağaçları vardı. Üst katın pencereleri soğuğa rağmen açılmıştı. Yan balkonun korkuluğuna beyaz bir kumaş bağlanmıştı: Bu sakaya su için verilen işaretti. Bacadan ince ve mavi bir duman çıkıyor, rüzgarda hemen dağılıyordu. Arka bahçenin çıplak ağaçları sallanıyordu. Yan duvarın dibinde bir kedi yürüyordu”. Bu satırları okuyunca, zihnimde bir fotoğraf canlandı benim. Ya sizin?
                                       YAZAR OLMAYA ÇALIŞAN BİRİNİ ANLATMAK
     Yine Cevdet Bey ve Oğulları romanından devam edelim isterseniz, örnek vermeye. Şimdi vereceğim örnek, bizim gibi yazar olmak isteyen, Cevdet Bey’in oğlu Refik’ten. Refik, babadan kalma mesleği yapmak istemez. Yazar olmak istemektedir. Hikaye toplayabilmek için de, çok konuşkan bir karakter olmamasına rağmen, etrafındakilerle konuşmaya çalışır. Bir yazarın, halka değmesi gerektiğine inanır. Karşılaştığı insanlarla, bu inancı çerçevesinde muhabbet etmeye çalışır. İşte Orhan Pamuk, bunu anlatır. “Refik bu sefer yaptığı programa uygun bir biçimde, halkla yakınlıklar kurması, yeni şeyler öğrenmesi gerektiğini düşünerek: ‘İşler nasıl usta?’ dedi. Ben kaç cümle ile olayı anlatmaya çalıştım. Ama bakın, Orhan Pamuk, ne kadar da kısa ve öz bir şekilde anlatmış.  Peki sizler, hoşunuza giden cümleleri, sözleri not eder misiniz?

Foto kaynak:Pixabay.com


Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com

Okuduğum Orhan Pamuk kitaplarını beğendim mi?

      Ben şu ana kadar Orhan Pamuk'un sadece iki kitabını okudum. Hatta 1,5 kitabını da okudum diyebiliriz. Çünkü ikinci okuduğum kitabı Masumiyet Müzesi'ni yarıda bıraktım. Oysa kapak fotografı beni heyecanlandırmıştı. Kapak fotoğrafında eski model bir araba ve içinde de kızlı erkekli bir grup vardı. "Eskiyi anlatıyorsa otomatikman güzeldir" dedim. Ben nedense eskileri seviyorum. Hani her zaman, "Nerde o eski bayramlar" diyen bi grup var ya. İşte ben o gruptanım. Bu yüzden eskileri anlatan kitapları da çok severim. İşte bu duygularla bi heves okumaya başlamıştım kitabı. Sonuç: tam bir hayal kırıklığıydı benim için. Kitap tam eski Türk filmleri gibi. Ama bir yerden sonra gitmiyor. Bi kaç kere zorladım da. Yine gitmedi. Böylelikle Masumiyet Müzesi de yarıda bıraktığım kitaplar listesindeki yerini almış oldu.

     CEVDET BEY VE OĞULLARI 
                 ÖYLE MİYDİ?
      Peki neden hayal kırıklığına uğradım. Çünkü daha önce Cevdet Bey ve Oğulları kitabını okumuştum. Ve çok beğenmiştim. O kitapta eskileri anlatıyordu. O kitapta aradığım lezzeti bulmuştum. İşte aldığım bu lezzet büyük heves etmemi sağladı. Cevdet Bey ve Oğulları yazıldığı dönemi çok iyi yaşatan bir kitap. Buram buram kitabın anlattığı yerlerin kokusunu alıyorsunuz. Bunu hissediyorsunuz. Bu kitabı sevmemin diğer bir nedeni de: bir aileyi anlatması. Şu dünyadaki en güzel şey ailedir. İnsan kendini ailede bulur. İşte bu aile ortamını iyi yansıtabilmek de maharet ister. Orhan Pamuk maharetini sergilemiş bu kitapta. "İşte aile bu" diyorsunuz. Kitabın anlattığı dönemde bir ailede yaşanabilecek her şey vardı kitapta. Sahiciydi, gerçekçiydi. Yapaylık hemen kendini ele veriyor zaten.
        CEVDET BEY VE OĞULLARI
        KİTABINI LİSEDE OKUMAYA
                 BAŞLAMIŞTIM
      Lise zamanı hiç kitap okudunuz mu? Ben okulun kütüphanesini çok severdim. Küçüktü. Ve her nefes alışta kitap kokusunu çekiyordunuz ciğerlerinize. Bir de doğru dürüst yeni kitap olmazdı. Hep eski basımlar. Eski basımlar daha değerli benim gözümde. Çünkü kaç kişinin elinden geçmiş, yıpranmış. Kim bilir, kaç kişi okurken ne hayaller kurmuş. Sararmış ve bükülmüş yapraklar. Kapakların eskimişliği. İşte böyle bir kütüphaneden, böyle bir kitap almıştım. O kitap, Cevdet Bey ve Oğulları'ydı. Ama nedense kitabın tamamını okuyamamıştım. İşte lise dönemimden yıllar yıllar sonra okudum. Yine bi kütüphaneden aldım. Ama bu sefer halk kütüphanesinden. Kitabı okumadan önce evirdim, çevirdim. Lise yıllarımı tekrar andım. "Keşke o günlere dönebilsem" dedim içimden. Lisedeki kitap kadar eskimiş, yıpranmış değildi. Ve böylelikle lisede yarım bıraktığım kitabı yıllar sonra tamamladım. İşte benim açımdan okuduğum iki Orhan Pamuk kitabı.

Foto kaynak : pixabay.com

Blog linki : yasamdanyazilar.blogspot.com

Yaşar Kemal bilinmeyenler...

            Bir büyük usta, Yaşar Kemal hayata gözlerini yumdu. Ama sanat adamları ölmezler. Eserleriyle hep yaşarlar. Yaşar Kemal’de böyle olacak. Artık aramızda eserleriyle yaşayacak,nefes alacak. Yaşar Kemal deyince benim aklıma İnce Memed romanı gelir. Artık o romanla özdeşleşmiştir. Peki Yaşar Kemal deyince bunun dışında aklımıza ne gelmesi gerekiyor? İşte onları da sizler için derledim.

            1)Yazarın gerçek adı Yaşar Kemal değildir. Bunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Sanki gerçek isminin Yaşar Kemal olduğundan yüzde yüz eminmişim gibi. Kemal Sadık Göğçeli gerçek ismi. Ne kadar da yabancı geliyor değil mi?
            2)Yaşar Kemal neden büyük yazar? Hani çok kullandığımız o umut kelimesi var ya. İşte onu Türkçe’ye kazandıran kişi olduğu için. Türkçe’ye kalıcı bir şekilde imzasını attığı için.
            3)Yaşar Kemal’in Teneke adında bir romanı olduğunu yeni öğrendim. İlk fırsatta okuyacağım. Ve işte o Teneke isimli roman operaya uyarlanmış. Fabbio Vacchi yapmış bu işi. La Scalada galanın yapıldığı yer olarak tarihe geçmiş. Tarihe geçen bir başka ayrıntı ise, Yaşar Kemal’in o sahnede büyük alkış alması.
            4)Sizi anlayacak biri ya da birilerinin olması gerçekten önemlidir. Onların yanında kendimizi huzurlu hissederiz. Bu dünyada Yaşar Kemal’i de anlayan kişi de, Nihal Atsız’mış.
            5)Aslında Orhan Pamuk’tan önce Nobel’i kendisi alacakmış. Ama bir türlü kısmet olmamış. Ama Nobel’le de adı çok anılmış. Bu kadar çok adının Nobel’le anılıp, Nobel’i alamamasından sonra bu durumuyla da tanınır olmuş.
            Bu yazıyla amacım, Yaşar Kemal’i biraz daha yakından tanımanızdı. Umarım başarılı olabilmişimdir.

            Foto kaynak:http://www.sitebuilderreport.com/stock-up#q=book&page=2

            
           Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com