Kayıtlar

Ekim, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Neymiş bu ebola?..

Resim
          Takvimler 1976’yı gösterirken Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir virüs ortaya çıktı. İşte o virüs bu sıralarda dünyanın çeşitli yerlerinde can alıyor. O virüsün adı son zamanlarda adını sık duyduğumuz ebola. Dünya basını ebola yerine fearbola demeyi tercih ediyor.           Ebola, insanlarda ve hayvanlarda kanamalı ateş şeklinde ciddi hastalık formlarına yol açan virüstür. Televizyonlardan da takip ettiğiniz gibi ölümcül bir yapısı vardır. Belki size alınan tedbirler çok abartılı gelebilir. Uçaklardan insanların bir kabin içinde alınıp hastaneye götürülmesi…Hastaneye götüren görevlilerin tepeden tırnağa giyinmeleri ve kendilerini koruma altına almaları gibi. Ama bunlar gerçekten uygulanması gereken tedbirler. Çünkü ebola temas yoluyla çok kolay şekilde bulaşabiliyor. Ve salgın bir başladı mı ölüm oranları %90’lara kadar ulaşabiliyor. foto kaynak: unsplash.com            Ebola ismi nereden geliyor hiç merak ettiniz mi peki? Tıbbi bir terimle hiç ilgisi yok öncelikle on

Otomatik vites araba kullanmak

Resim
         Debriyaj olmadan araba kullanmak hayal mi? Hayır. Artık değil. Otomatik vites arabalarla bu mümkün. Otomatik vites arabalarda debriyaj pedalı yok. Sadece gaz ve fren pedalı var. Sağ tarafta gaz, sol tarafta da fren pedalı var. Sağ eliniz özgürlüğünüze kavuşsun istemez misiniz? Vites değiştirme gibi bir derdiniz olmayacak artık. O yüzden direksiyonu daha rahat kontrol edebileceksiniz. Teknoloji işte. Nelere kadir. Devamlı vites değiştirmekle uğraş dur. Artık bu dertler geride kalıyor. Otomatik vites arabalar size yeni özgürlükler sunuyor.          Buna en çok İstanbul’lular sevinecek gibi. Trafikte devamlı debriyaj-fren-gaz yapmaktan anaları ağlıyor. Eve kadar dur kalk dur kalk. İşte İstanbul trafiğinin özeti bu. Bu otomatik vitesli arabalar da sanki İstanbul için özel üretilmiş. Bu arabalar İstanbul trafiğini kurtarmayacak ama sizi kurtaracak. Yolda yaşadığınız stres, yorgunluk falan. Bunlara bir nebze de olsa çare olacak bir araç bu otomatik vitesli arabalar. foto kaynak

1930'larda çocuk olmak...

Resim
          Altan Öymen’in kitabını okumaya başladım. Bir Dönem Bir Çocuk’u. İlk sayfalarında çocukluğunun o tatlı, bitmek tükenmek bilmeyen yanlarını kaleme almış. Kimin çocukluğu olursa olsun. Hep öyle anlatıldığında hepimiz gibi bende kendi çocukluğuma giderim. Ve yine hepimiz gibi o günleri hasrete anarım.           Evlerine ilk radyo gelişini anlatmış Altan Öymen. Herkesin etrafına toplanıp pür dikkat radyoyu dinlemesini anlatmış. Kendi ailesinin radyo başında çekilmiş resmi olmadığı için temsili bir resim koymuş kitaba. Resimde herkes televizyon izler gibi toplanmış radyo başına. Şimdi bize bu durum ne kadar da sıradan geliyor değil mi? Alt tarafı radyo. foto kaynak: unsplash.com          İşte burada da dikkat etmemiz gereken bir durum çıkıyor ortaya. Olayları o zamanın şartlarına göre değerlendirme olayı. Şimdi yaşadığımız çağdan o zamanlara baktığımızda hep yanlışa düşüyoruz. Bu radyo örneği ufak bir örnek. Ama yakın tarihimizde ülkemizi derinden etkilemiş olaylara bakarken

Forma çıkarmaya sarı kart...

Resim
        Futbolcu gol atmış…Seviniyor…Taraftarına koşuyor sevincini paylaşmak için…Hakem hemen cart sarı kart…Neden?.. Diğer takım taraftarlarını tahrik etmiş…Kitapta öyle yazıyor…Ama gerçekten de tahrik etmiş mi?         Kimse kimseyi kandırmasın…Hepimiz neyin tahrik olup olmadığını çok iyi biliyoruz…Şunu da biliyoruz ki…Bir oyuncu formasını çıkarmadan da pekala tahrik edici hareketlerde bulunabilir…O zaman burada olay hakemin insiyatifine kalıyor demektir. foto kaynak: unsplash.com       Eğer tahrik yoksa bırak adam sevinsin…Zaten tahrik edecek oyuncu bellidir…Hiç formasını çıkarmayacak bir oyuncu…O an, o kadar dolmuştur ki…Sadece hırsından dolayı formasını çıkarmış olabilir…Sadece gol sevincini yaşamak için…Böyle durumları da mazur görmek gerekmez mi? Not: Arkadaşlar yazılarım hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerinizi bekliyorum...Şimdiden teşekkürler

Erken seçim...

Resim
          Olur olmadık yerde muhalefet partilerinin, ”Erken seçim” diye tutturmaları anlamsız olmuyor mu sizce de?.. Tabi ki muhalefet partilerinin erken seçim istemeleri kadar normal bir şey olamaz…Ama bu her zaman da olmaz diye düşünüyorum.           Şurda seçime ne kalmış ki erken seçim isteniyor…Bırakın zamanında yapılsın…Zaten seçimi erkene almak için de bir neden yok…İktidarın bir uygulamasından memnun olmayıp muhalefet hemen erken seçim istiyor…Böyle olmaz ki…Siz muhalefet partileri niye varsınız?.. Size göre çıkan yasada ya da yapılan uygulamada ne yanlışlık varsa çıkın anlatın bunu halka…İktidar yolu da iyi muhalefet yapmaktan geçmez mi? foto kaynak: unsplash.com          Muhalefet partilerimizin yaptıkları bir hatayı da burada anlatmadan geçemeyeceğim…Kendileri muhalefet yapmakla, iktidarın çıkardığı her yasaya iyi de olsa karşı çıkmayı aynı zannediyorlar…Tam da bu nokta da kaybetmeye başlıyorlar…Yaptıkları muhalefetin sırf bu nedenle samimiyetsiz olduğu düşüncesi oluşuyor

Kütüphane...

Resim
        Gazetede bir haber gördüm…Habere göre istediğiniz rengi, raf ölçülerini ve kitapları seçiyorsunuz 2 hafta sonra gelip kütüphanenizi kuruyorlar.         Her zaman kütüphaneli evlere imrenmişimdir…Hani bir de yazarlar olur ya…Evlerinin bir odaları baştan aşağı kitap doludur…Yazarın bir sandalyesi ve masası vardır…Bunun dışında adım atacak yer yoktur ya odada…İşte bu sahneye de çok imrenmişimdir…O yazarın koltuğunda ben de oturmak istemişimdir…Öyle bir odada nefes almak büyük bir hayat enerjisi verirdi bana. foto kaynak: unsplash.com        Olayın bir de farklı bir yönü var ki…Ben bir kitabı okuduğumda onunla işim bitmiştir…Yani bir kitabı saklamak gibi bir huyum yok…”Sıradaki kitap gelsin” derim…Hem böyleyim hem de kütüphaneyi severim…Zıt bir duygu çekişmesi olsa gerek.        Ama bir gün…Anlattığım kütüphaneleri evime kurduracak kadar bir maddi imkanım olursa…Kesinlikle bir kütüphane kurdurmak isterim…Bunaldığımda giderim kütüphaneme…Kitap kokusunu içime çekerim…Bu bi

Aspava...

Resim
           Bu akşam baktım Aspava’nın üst bölümünde final yazıyor…İçim cız etti…Bu program hemen bitmemeliydi…Güzel ve eğlenceli bir formatı vardı…Biraz daha sabır edilmeliydi diye düşünüyorum.            Aspava, Osmantan Erkır’ın yeni formatlı bir yarışmasıydı…İzlemeyenler ya da haberi olmayanlar varsa internetten bakabilirler…Her hafta farklı bir konuk geliyor…Yaşam hikayesinden kesitler anlatıyor…Oradaki oyuncular tarafından anında doğaçlama olarak sahneleniyordu…En başta bana olmaz gibi görünmüştü ama izlediğimde nasıl oluyormuş gördüm…Ve de güldüm. foto kaynak: unsplash.com            Emre Kınay’ın katıldığı program çok eğlenceli ve komik geçmişti…Programın sonunda Emre Kınay’da, ”Programa katılmaktan dolayı çok mutlu oldum…Böyle bir deneyim yaşattığın için Osmantan sana da teşekkür ederim” demişti.            Yayın saatine kurban gitmiş olabilir program…Pazar geceleri 23:45 gibi başlıyordu…Bir komedi programı için sizce uygun bir saat mi?.. Pazartesi sabahı okul var…İş va

Yazar olmak...

Resim
        Cevdet Bey ve Oğulları romanında Cevdet Bey’in oğlu Refik köylerin geliştirilmesi ile ilgili bir kitap yazıyordu…Arkadaşlarından biri de, ”Yazar oldun demek” diyordu...Ben de düşündüm sonra…Bir kitap yazmak yeter miydi yazar olmak için? foto kaynak: unsplash.com            Belki kendini yazar havasına sokmuş olursun ama o kadar işte…Övündüğünle kalırsın…Bir kitap yazmakla yazar olunmaz…Yazar dediğinin kitapları olacak en başta…Sadece kitabı değil…Bunun dışında yazarı takip eden bir kitle olacak…Bir okuyucu kitlesi…Tıpkı Elif Şafak gibi…Tıpkı Ahmet Ümit gibi…Ve daha bu değerli yazarlar gibi bir çokları örnek olarak verilebilir.         Yazar odur ki yeni kitabı çıkacağı zaman yer yerinden oynamalı…Gazeteler, televizyonlar ve internet siteleri ondan bahsetmeli…Röportajdan röportaja koşmalı…Tıpkı az önce ismini zikrettiğim yazarlar gibi.

Yabancı sınırlandırması kaldırılmalı...

Resim
         Bunca yıldır Futbol Federasyonu neden yabancı kuralında ısrar ediyor anlamak mümkün değil…Yıllardan beri bu kural var…Türk futbolunun ne halde olduğu belli…Demek ki iş yabancı kuralı ile olmuyor. foto kaynak: unsplash.com           Artık Federasyon’un yabancı serbestisi getirme zamanı gelmiştir…Hem de hiç kural olmadan…Basında kriter getirileceği konuşuluyor…Öncelikle ben yabancı serbestisini hiç kriter olmadan yaşama taraftarıyım…Başka ülkeler şu ya da bu şekilde kriter koymuş…Ama kendilerine göre…Biz de bu durumu yaşayalım ki…Nerelerde eksik gedik var görelim…Kriteri ondan sonra koyalım.

GS-FB derbisinin sosyal medyaya yansıması…

           Derbilerin ardından facebook,twitter ve diğer sanal ortamlarda yapılan paylaşımlara dikkati çekmek istiyorum…Bu paylaşımların çoğunda onur kırıcı,yaralayıcı,küçük düşürücü yazılar ve fotoğraflar var…Bunlara çok canım sıkılıyor.            Elbette ki sevincimizi yaşayacağız…Ama bunu karşı tarafı kırmadan yapmak asıl olan…Ben bir GS taraftarıyım…Dün akşam galip geldiğimiz için sevinçliyim…Ama bu sevincimi asla küçük düşürücü paylaşımlarda bulunarak gölgelemedim…Paylaşılan akıl dolu esprileri ben de beğendim…Paylaştıklarım da oldu.            Bunu sadece biz GS’lılara söylemiyorum tabi ki…FB’liler de galip geldikleri zaman onlar da aynı hassasiyetleri gözetmeliler…Öyle paylaşımlar görüyorum ki…FB’nin simgesi olan kanarya ile dalga geçmeler…Yok bizim simgemiz olan aslanı şekilden şekle sokmalar…Bunlar tek kelimeyle iğrenç…Birbirlerimizin önem verdikleri değerlerle dalga geçmek bu kadar kolay olmamalı.

Masa tenisi...

Resim
          Uzun zamandan beri ilk defa masa tenisi oynadım…Hem de Semih’le…Semih’te benim gibi bir zamanlar çok oynarmış…Avmde gezerken gördük…Masalar yeni gelmiş herhalde…Daha önce görmemiştik çünkü. foto kaynak: unsplash.com           Hemen geçtik masanın başına…İlk alışmak için oynadık bi 5 dakika…Sonra 3 maç yaptık…Semih,”turnuvada falan oynadım”diye atıp tutuyordu…Aldım havasını…2-1 yendim…Ama çok yorulduk…Terledik…Hamlamışız.           Lisede çok oynardım…O zamanki kankilerim Murat ve Suat ile birlikte…Onların ikisi biliyormuş…Ben o zamana kadar hiç oynamamıştım…Onların sayesinde öğrendim…Hep yeniliyordum onlara…Ne de olsa acemiydim…O lise zamanlarını o oyunlarımızı o kadar çok özlüyorum ki.

GS-FB derbisi...

           Akşam GS-FB maçı var ama benim içimde hiç heyecan yok…Akşam yine top oynanmayacak…Futbolcular kavga edecekler…Ya da gergin olacaklar…Gerginlikten doğru dürüst top oynayamayacaklar…Mehmet Demirkol,”Futbolun bayramı”olarak nitelendirir GS ve FB maçlarını…Ama biz bu bayramı yaşayamıyoruz…Bayramdan çok iki kanlı ailenin karşılaşması gibi oluyor bu maçlar…Evet evet aynen öyle…Durumu tam açıklayan cümle:Kan davalı iki aile gibi.            Bu her zamanki gibi durumlar…Her derbide yaşadığımız şeyler…Bir de milli takım nedeniyle moralimiz bozuk…Futbolumuz acayip bir düşüş içinde…Zaten çok da iyi değildik…Ama iş daha da kötüye gitmeye başladı…Olay bir zamanlar şeref golüne sevindiğimiz günlere dönüş sinyali veriyor…Benim yaşımdakiler bu durumlara alışık değil…Biz hep başarıları gördük…Belki bu yüzden şimdi içinde bulunduğumuz bu durum en çok da beni ve benim yaşımdakileri üzüyor.           Ben bir GS’lı olarak yazıyorum bunları…Artık ben FB derbilerinde kavgadan bıktım…Hele f

FB'ye 1 milyon üye...

       FB'nin son uygulaması gerçekten göz kamaştırıcı...Göz kamaştırıcılık daha ilk başta ismi ile başlıyor...FB'ye 1 milyon üye...FB kulübü reklam için kimle çalışıyorsa onları tebrik etmek lazım...İşlerini gerçekten iyi yapıyorlar...Çok çarpıcı bir slogan olduğunu kabul etmeliyiz...FB kurumsallaşma adına ve aynı zamanda sabit gelir oluşturma bakımından tarihi adımlar atıyor.        Bir taraftar olarak düşünüyorum da...Takımıma üye olmak...Resmi olarak onun bir parçası olmak çok heyecan verici...Üyelikle de kalmıyor FB...Bir de üyelik kartı var...Ben olsam kartımı çıkarıp çıkarıp bakardım..        Reklam filmi de yine bir reklamcılık başarısı...Zaten sosyal medyada en çok izlenen videolar arasına girmiş...Sosyal medya artık yaptığınız için başarılı olup olmadığına dair bir gösterge haline geldi...Burdan anlaşılyor ki...Reklam filmi FB taraftarından da onay almış...Ben de heyecanla önümüzdeki günlerdeki gelişmeleri izliyor olacağım.        Son olarak bir GS'lı olarak da

Durakta kitaplık...

Resim
         Bu akşam yine sobamızda kestane pişirdik...Daha doğrusu Pınar pişirdi...Ama bu kestaneler daha öncekiler kadar güzel değildi...Çiğdi...O kadar da Pınar'ın sobada pişirmesine rağmen...Kabuğu yanmaktan siyah olmuş...Ama içi çiğ...Herhalde bu da kestanenin pişmeyen çeşidinden. foto kaynak: unsplash.com          Nedense bir kaç gündür canım kitap okumak istemiyor...Hem de okuduğum kitabın bitmesine çok çok az kalmışken...Cevdet Bey ve Oğulları'nı bitirmeye çalışıyorum...Kitap hoşuma gitmediği için değil...Ara ara böyle bir sendrom var bende...Bazen de durmadan okumak isterim...Elime ne geçerse.          İstanbul'da Bağcılar Belediyesi yeni bir uygulama başlatmış...Duraklara kitaplık yapmışlar...İsteyen otobüs gelinceye kadar okuyor...İsteyen okumak için alıyor sonra geri getiriyor...Giden kitaplar geri gelmezse belediye eksilen kitapların yerine yenisini getiriyor...Bunlar güzel şeyler...İnsan bunları duydukça gelecek için ümitleniyor.

İlker Ayrık ile Çarkıfelek olmuyor...

   İlker Ayrık artık çarkıfeleği götüremiyor...Bu durum adeta bağırıyor artık...Olmadık yerlerde olmadık espriler yapıyor...Kimse de gülmüyor...Bu programı en baştan İlker Ayrık'a yaptırmak hataydı...Çünkü bu program Mehmet Ali Erbil ile özdeşleşmiş artık...Herkes İlker Ayrık ile Mehmet Ali Erbil'i kıyasladı...Sonuçta İlker Ayrık bu kıyaslamadan çıkamadı.   Bunun gibi bir durum daha vardı...Var Mısın Yok Musun...Acun'dan sonra kim sunduysa tutunamadı...Çünkü o programda Acun ile özdeşleşmişti...Programla sunucunun birlikte anıldığı bir programı başkasına sundurmak risktir...Ve gördük ki kimse de başarılı olamadı.   Aynı durum İlker Ayrık için de geçerli...Şimdi Ben Bilmem Eşim Biliri başkası sunmaya kalksa emin olun o da tutmaz...Çünkü o da İlker Ayrık ile özdeşleşmiş...Kanal baktı ki çarkıfelek ile olmayacak tekrar döndüler Ben Bilmem Eşim Bilir'e...Zararın neresinden dönersen kardır demişler.   Çarkıfelek'in reytingleri şu an çok da iyi değil...Kısa süre içeris

Buz Devri 4...

Resim
     Sabah bir uyandım...Saate baktım...Saat 11:00 olmuş...Bu saat olmuş Pınar hala yatıyor..."Hayırdır" dedim anneme...Yine migren atağı tutmuş...İşe gidememiş.      Öğlenleyin TRT 1'de Böyle Bitmesin dizisine baktık...Yine harika bir bölümdü...Bu bölümde konuk oyuncu olarak Var Mısın Yok Musun'daki Hakan oynuyordu...Oyunculuğu da kotarmış gördüm...Bir ara Amerikan dizisi izliyorum sandım...Özellikle Komiser Nisa karakterine hayran oldum...O kadar yapmacıksız ve içten oynuyor ki...Hatta oynamıyor...Sanki gerçek hayatta da kişiliği buymuş gibi. foto kaynak: unsplash.com      Turkcell reklamlarıyla fark yaratıyor...Spartaküs reklamı bir harikaydı...İnternette film izlerken yaşadığımız duraksamalar falan ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.      Sonra Hakan Altun'lu reklam filmi...Hakan Altun'un Telefon şarkısı slov bir şarkı...O şarkıyla reklam filminde aynı anda bir mizah ortaya konmuş...Çocuk elbise dolabını açıyor...Dolapta Hakan Altun... Müzisyenlerle bera

Rusya...

    Rusya dünyada ikinci bir güç olabilir mi?..Şimdilik hayır olarak verebiliriz cevabı...Ama Putin'in bunun için çabaları var...Bir şeyleri bekliyor gibi...Daha tam olarak eli kuvvetli değil galiba.     Bir de şu var ki Rusya'nın yükselişi Putin ile oldu...Gün gelip Putin olmadığında Rusya'nın hali ne olacak?..Rusya'da Putin gibi ikinci bir adam yok.

Hayatta ne yapmalı?..

Resim
   Pınar, ilaçlarını yazdırmak için sağlık ocağına gitti...İşyerinden izin almış.. "Geç geleceğini" söylemiş...Sağlık ocağından geldi...Yumurta kızarttı...Tabi yanına da çay...Çay da güzel olmuş hani...Tavşan kanı derler ya ondan...Aynen öyle...Nedense her zaman bu tadı tutturamıyoruz.    Pınar'da benim gibi Nilgün Belgün'ü açmış...Gözlerimi açtığımda...Programda herkes toplu olarak zumba dedikleri dansı yapıyorlardı...Daha doğrusu yapmaya çalışıyorlardı...Programlarımızda yapılan toplu danslar biraz acayip geliyor bana.    Cevdet Bey ve Oğulları kitabını okumaya devam ettim...Artık son 40 sayfam...Kitabın ana konusu, "Hayatta ne yapmalı?" sorusu üzerine kurulmuş...Tüm karakterlerin ayrı ayrı bu soruyu kendilerine sorduklarını görüyorsunuz...Bu soruyu hala biz de kendimize sormuyor muyuz?    Çarşıya çıkmıştım...Karnım da açtı...Girdim dönerciye...Yanında vazgeçilmez içeceği ayranla beraber dönerimi yedim...Hele bir de ateşte iyice kızarmış tarafları g

Niran Ünsal haklı mı?..

Resim
      Sabah 11:00'de uyandım...Her zaman yaptığım gibi ilk televizyonu açtım...Kanalları gezdim...Fox'ta durdum...Nilgün Belgün'ün programı vardı...Bu haftanın burçlar için nasıl geçeceği anlatılıyordu..."Bari bu dinleyeyim" diye bıraktım...Tam aslan burcuna geldi...Nilgün Belgün, "Biraz dedikodu yapalım" demez mi...Denemişim hep böyle oluyor...Hangi program olursa olsun tam aslana sıra geliyor...Ya reklama giriyorlar...Ya da başka bir şey oluyor...Burcumu dinleyemiyorum.       Sonradan, "İyi ki de magazine geçmişler" diyeceğimi nerden bilebilirdim ki. foto kaynak: unsplash.com       Programda magazinden sorumlu kişi İpek Durkal... O, konuları seçiyor...Yorumluyor...Yorumlatıyor...Konulara çok hakim...Gerçekçi, sıradan olmayan ve orijinal yorumları var...Tek kelime ile İpek Durkal'a hayran kaldım...İşini iyi yapan, severek yapan insanların enerjisi var İpek Durkal'da...Bu yönden Durkal'a imrendim.       Tartıştıkları konulardan

Bu çağın çocukları...

Resim
     Fındık kabuğu almak için dışarı çıkmıştım...Baktım Gülizar Ablam her zamanki yerinde...Evinin önünde oturuyor...Kocası Hayri Abi de yine her zamanki gibi bir aşağı bir yukarı geziniyor...Karşı komşumuzun her zamanki...Artık klasikleşmiş halleri bunlar.      Gülizar Abla hemen bana laf attı...Sadece bana değil...Yoldan geçen herkese laf atar...Hal hatır sorar...Muhabbet ister canı...Öyle bir kişiliği var.      Bana, "Fatih" diye seslendi...Buradakiler bir türlü benim adımı öğrenemediler...Hep, "Fatih" diyorlar bana...Artık alıştığım için hiç düzeltme gereği de duymadım. foto kaynak: unsplash.com      Bunu bir oğlu var...Cengiz...Bunun kredi kartını almış...400 lira çekmiş bankadan...Atmış cebe...Onu anlatıyor bana...Hayri Abi de hemen lafa karıştı..."Suç sende...Niye kredi kartı alıyorsun?" dedi...Sonra döndü bana, "Hadi bu kadın cahil...Okuma yazması yok...Banka nasıl verir bu kartı? "dedi.      "Bankalar" dedim..."Kim olur

Hayatın verdiği işaretler...

Resim
      Dünden devam edelim yazımıza...Ali'yle sarıldık...Askerden sonra ilk defa görüyordum Ali'yi...Ve de Düzce'de...Olmayacak gibi bir şeydi bu.       Yeni kiraladıkları evde spot lambasının duyu gibi bir parça eksikmiş...O parçayı bulmak için önce nişanlısı Derya'nın, "Neredeyse evin bütün mutfak eşyasını burdan aldım" dediği...Gaziantep Caddesinin girişindeki yeni açılmış bir milyoncuya gittik...Ama kapalıydı..."O zaman sizi Tahtakaleye götüreyim" dedim. foto kaynak:         Gaziantep Caddesinden yürümeye başladık...Ben de bu arada onlara rehberlik yaptım..."Burası Gaziantep Caddesi...Düzce'nin en büyük ikinci caddesi" dedim...Nedendir bilmem...Birilerine böyle tanıtım yaparken büyük zevk duyuyorum...Bu durum tur rehberi olmam için bir işaret olmasın...Hani derler ya..."Hayatın işaretlerini takip etmelisin" diye.        Hissediyorum...Bir şeye yeteneğim var...Ve o yeteneğimi fark ettiğimde ve yapmaya başladığımda çok mutl

Kime niyet, kime kısmet...

Resim
       Düzce'ye Semih ve Bilal ile görüşmeye gitmiştim...Ama nerden bilebilirdim ki Ali Bozdemir ile buluşacağımı...Hayat işte...Sürprizlerle dolu.        Otobüsten indim...Gittim avmnin önüne oturdum...Bizimkileri bekliyorum...Birden telefonum çaldı..."Heralde bizimkilerdir" dedim...Bir baktım ki ekranda Ali Bozdemir yazıyor.        "Şu anda Düzce'deyim" demez mi...İlk anda ne yapacağıma karar veremedim...Yine fobim depreşti...Bizimkilerle buluştuktan sonra durumu açıklar sonra Ali'yle buluşurum diye düşündüm...Telefonu öyle kapattık. foto kaynak: unsplash.com        Baktım bizimkiler gelmiyor..."Hem de çocuk buralara kadar gelmişken görüşmemek olmaz" diye düşündüm...Bizimkiler geldiklerinde beni bulamayacaklardı..."Nerdesin" diye aradıklarında "Durumu açıklarım" diye düşündüm...Aynen de öyle oldu...Aradım Ali'yi...Buluştuk.        Askerden sonra ilk defa Ali ile görüştük...Askerlik biteli 6 ay oldu...6 aydan sonra i

Yağmur...

Resim
        Yağmur üzerine yazdığım kaçıncı yazı bilmiyorum...Ama yazdığım son yazı olmayacak bunu biliyorum.          Pencereden yağan yağmura bakıp izlemek...Ruhuma huzur veriyor...Köyümüzdeki evimizde yer yer saç vardı...Yağmur yağmaya başlayınca saça vuran damlalar ses çıkartırlardı...O sesi duymak çok hoşuma giderdi...Şimdiki evimiz beton ve üzeri kiremit...Yağmur damlalarının sesi gelmiyor kulağıma. foto kaynak: unsplash.com          Bir de yağmur hani dolu dizgin yağar ya...Elinde şemsiye...Yağmur damlaları ardı ardına vurur ya şemsiyeye...Hem yağmurun tam ortasındasındır hem de yağmurdan ıslanmazsın...İşte bir de bu hoşuma gider.          Not: Bu yazımı 16.03.2013 tarihinde kaleme almışım...Arada böyle eski yazılarıma bakmak iyi geliyor...Hem bu aralar ülke olarak yaşanan olaylardan moralimiz bozuk...Hiç olmazsa biraz bunlardan sıyrılıp nefes alalım istedim.